
Sri Lanka'da Gece Yarısı Otostop Macerası, Sürpriz Sonlu
13 Ağustos 2023 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Hepinize selamlar, sizleri bu bölümde, Sri Lanka seyahatimde gece yarısı karanlıkta yolun ortasında kaldığım ve sonrasında yaşadığım ilginç deneyimden bahsedeceğim. Aynı zamanda bölümü dinlerken Sri Lanka'nın muhteşem doğasını, çayını, yemeklerini, tatlısını, insanlarını ve kültürünü keşfedeceksiniz. En sevdiğim seyahat anılarından biri olan Sri Lanka seyahat anımı ve maceramı merak ediyorsanız, sizleri bu podcast'e bekliyorum. Şimdiden iyi dinlemeler dilerim. Bana instagram üzerinden ulaşabilirsiniz; https://www.instagram.com/yagmur_aratt/
Transkript
Hepinize selamlar.
Sırt çantamdaki iki yerler podcast'ın üçüncü bölümüne hoş geldiniz.
Ben biraz karışığım bu aralar.
Bu içsel karışıklığım günlük hayatımda çok etkiliyor ve bugün terapim vardı.
Terapistim tüm odama sadece bu içsel karışıklığımı aktarmamam gerektiğini ve beni iyi hissettiren şeyler yapmam gerektiğini hatırlattı.
Ben de hemen podcast kaydını açtım.
Son dönemlerde bana çok iyi geliyor.
Yani en sevdiğim sosyal medya platformu diyebilirim podcast için.
Burada dertleşiyor olmam, anılarımı paylaşıyor olmam gerçekten beni çok iyi hissettiriyor.
Böyle duygusal bir açılış yapmak istedim nedense.
Bugün sizlere Sri Lanka'yı anlatmak istiyorum.
Aslında Sri Lanka nasıl bir ülkedirden çok, Sri Lanka'da gezerken neler hissettiğimden ve dünyanın bir ucunda da aile olabileceği hissinden bahsedeceğim size.
Şunu da parantez olarak ekleyeyim.
Aslında tarihsel bir sıralamayla gitmek istemiyorum.
Zaten nereyi nasıl gezdiğimden çok yaşadığım duyguları aktarıyorum.
Ama bu iki bölüm öyle oldu gibi.
Yani ben Hindistan'dan sonra gerçekten de Sri Lanka'ya geçmiştim.
Gezdiğim ülkelerin sıralamasından çok...
Hissettiğim duygular üzerinden bir akışa girmek istiyorum podcast'e.
Bunu da böyle bir parantez olarak eklemek istedim.
Şimdi ben Hindistan'da ATM'de yattığım günün devamında Sri Lanka'ya vardım.
Hindistan'ın en uç noktasına gitmiştim Madurai'ye.
Bunu bir önceki bölümde anlatmıştım zaten.
Oradan Sri Lanka, Kolomba'ya uçtum ve...
Bir buçuk saat falan sürdü yanlış hatırlamıyorsam.
Ve zaten böyle şeyle uçtum.
Pervaneli uçakla uçtum.
Çok komik bir yolculuktu ve ben o zamanlar uçaktan korkuyordum.
Gerçekten korkunç bir yolculuktu.
Bol türbülanslı, böyle hiç uçuş güvenliği olmayan bir seyahattı benim için.
Neyse iner inmez ilk hissettiğim şey...
Burası Hindistan'dan daha temiz hissiydi.
Yani bir Avrupa ya da Türkiye'den daha temiz demiyorum ama Hindistan'dan daha temiz bir ülkeye geldiğim için mutlu olmuştum.
Ve Hindistan'ı çok benzetmiştim.
Yani ana hatlarıyla Hindistan'a benzeyen küçük bir ada ülkesi Sri Lanka.
Eski adı da Seylan'mış.
Hatta bu seylençayı da oradan geliyormuş.
Başında şunu söylemem gerekiyor bence.
Eğer Hindistan gibi bir ülkeye gitmek istiyorsanız o gibi bence Sri Lanka kültür olarak da benziyor.
Ama işte dediğim gibi biraz daha temiz, biraz daha küçük, biraz daha az kalabalık mesela.
Neyse ben ilk Kolomba'ya indim Sri Lanka'nın başkenti ve coachsurfingden birisiyle yazışmıştım.
Yazıştığım kişinin de hosteli varmış.
Hani şu an çok yoğun bir sezon değil.
Hostelimde boş yer var istersen seni hostelimde ağırlayayım dedi.
Benim için muhteşem bir teklifti ve hemen kabul ettim.
Gittiğim günde cadılar bayramıydı ve hostelin terasında bir parti vardı.
Beni oraya davet ettiler ve ben hostele vardığımda herkes terastaki parti için hazırlık yapıyordu.
Ben de biraz üstümü değiştirdim, duş aldım, dinlendim ve sonrasında partiye hazırlandım.
Çok tatlı bir partiydi.
Zaten hostel de çok büyük değildi.
Çok keyifli geçti ilk gecen.
Sonra ben biraz Kolombo'yu gezmeye başladım.
Açıkçası Sri Lanka'yı gördükten sonra Kolombo'yu o kadar beğenmedim.
Çünkü biliyorsunuz ki büyük şehirler her zaman büyük, kalabalık.
Ve o ülkenin ruhunu o büyük şehirlerde çok fazla bulamıyorsunuz.
Ben bir hafta boyunca o hostelde kaldım.
O hostelde kalırken hem Kolombo'yu gezdim hem de Sri Lanka ile ilgili planlar yaptım.
Sonra hostelin sahibi bana dedi ki sen coach surfingi biliyorsun, workawayi biliyor musun dedi.
Ben de evet biliyorum ve sıklıkla kullanıyorum.
Hani gönüllü işlerde çalışmayı çok seviyorum dedim.
O da bana dedi ki benim kendi de başka bir hostelim var.
Oraya işte Workaway'den birkaç kişi arıyoruz.
Eğer oraya gidersen çalışmak ister misin dedi.
Benim de bir sonraki rotam kendiydi.
Kendi de Sri Lanka'nın eski başkenti ve gerçekten böyle tarihi çok güzel küçücük bir yer.
Ben de dedim ki tamam yani hemen gidebilirim.
Sonra ertesi gün planlarımı yaptım ve diğer günde yola çıktım.
Sri Lanka'da yaptığım en güzel şeylerden birisi tren yolculuklarıydı.
Tren istasyonuna gittim.
İstasyonda tren bileti alırken bana 3 seçenek gösterdiler.
Ve ben de tabii ki de en ucuzunu seçmiştim.
Yaklaşık 4-5 saat sürdü sanırım yolculuğum ve 2 dolar ödedim.
Ve bileti aldıktan sonra bir baktım ki oturma yeri yazmıyor.
Sonra bu biletin mantığını anladım.
Bilette yer yok ve metrobüs gibi yer kapıyorsunuz.
Çok komik bir andı benim için.
Tren yaklaşınca böyle herkes itişmeye falan başladı.
Ben de hemen cam kenarında güzel bir yer kapmıştım.
Onca yıl metrobüs tecrübemden sonra bence bu benim için çok da zor olmamıştı.
Neyse çok güzel bir yolculuğa başladım.
Yani bu kadar güzel olacağını gerçekten tahmin etmiyordum.
Böyle yağmur ormanlarının içinden geçtik ve o kadar güzel manzaralar gördüm ki o an Sri Lanka'yı çok seveceğimi anlamıştım zaten.
Çünkü yemyeşil bir ülke.
Özellikle ülkenin kıyı şeritleri dışında orta bölgeleri yemyeşil.
Ve ben gittiğimde yağışlı bir sezon değildi.
Ama sık sık yağmur yağıyordu yağışlı sezon olmasa da.
Ve o tren yolculuğunda da bir noktadan sonra yağmur yağdı.
Bütün camlar açıktı ve içeriye dolan o toprak kokusu o kadar güzeldi ki çok büyülü anlar yaşıyordum.
Sonra ayağa kalkıp camdan elimi çıkarttım ve yağmuru aynı zamanda rüzgarı böyle elimde hissetmiştim.
Eğer bu anlattıklarımı gözünüzde canlandırabiliyorsanız bence kesinlikle Sri Lanka'ya giderseniz tren yolculuğu yapın.
İnanılmaz keyif alacaksınız yani buna garanti verebilirim.
Neyse ben 4-5 saat yolculuktan sonra kendiye vardım.
İstasyondayken kalacağım yere baktım ve yaklaşık 1 kilometre falandı.
Top taşımaya binmek istemiyordum.
Top taşıma olup olmadığını da bilmiyordum ama o zaman yürümek de istemiyordum.
Çünkü yağmur hala dinmemişti.
İstasyonun karşısında küçük bir pastane gördüm ve oraya gittim.
Sri Lanka'da en sevdiğim şeylerden birisi de siyah çay içmekti.
Çünkü Hindistan'da hep böyle baharatlı ve sütlü çaylar içmiştim.
Sri Lanka'da da bizim içtiğimiz siyah çayları içiyorlar ve üretiyorlar.
Ama onlar mesela servis ederken şeker koyuyorlar içine.
Birkaç kere şekerle içtikten sonra artık sipariş verirken no sugar demeyi öğrenmiştim.
Ve güzel bir çay içtim.
Biraz ısınmış oldum. Bir de Sri Lanka'nın tatlıları çok güzeldi ve inanılmaz ucuzdu.
Biraz da tatlı yedim.
Sonra Sri Lankalı amcaya gideceğim yeri gösterdim ve otobüs var mı diye sordum.
Sonra bana bir tane otobüs gösterdi ve hani koş dedi kalkacak falan dedi.
Ben de hemen o otobüse bindim.
İşte çantam kapıdan sığmadı böyle biraz itiş kakış bindim ve otobüsün içindeki tek turist bendim.
Ve böyle teyzeler o kadar ilginç bakıyorlardı ki bana.
Yani senin burada ne işin var?
Hani buraya niye geldin?
Ne yapıyorsun burada der gibi bakıyorlardı.
İçimden biraz onlara hak verdim ve dedim ki benim gerçekten burada ne işim var.
Ama biraz bu seyahat zaten ne işim olup olmadığını bilmediğim için sadece hislerimle gittiğim bir seyahatti ya.
İçimden onu hatırlattım kendime.
Sonra hostele gittim, hemen tanıştım.
İşte ertesi gün başla dediler bana gönüllü işlerde.
Gönüllü işlerde şöyle oluyor.
Aslında ilk bölümde anlatmıştım ama ilk defa dinleyenler için kısacık bahsedeyim.
Yaklaşık 2 saat ile 4 saat arasında günlük oranın işlerini yapıyorsunuz.
Bazen bu resepsiyonda durma olabiliyor.
Bazen check out yapanların yataklarını düzeltmek olabiliyor.
Böyle oraya yardım ediyorsunuz ve o hostelde ücretsiz kalıyorsunuz.
Aynı zamanda bazıları yemek de veriyor.
2 hafta boyunca burada çalıştım.
Çok küçük bir hosteldi zaten.
Çok da geleni gideni yoktu.
Dediğim gibi bir de böyle çok yoğun bir dönem değildi.
Ve biraz dinlendim. Çünkü Hindistan'da çok yorulmuştum.
Önceki bölümde anlattığım gibi o yorgunluğumu bilirsiniz.
Biraz burada sakin vakit geçirmek istedim ve kendide bir göl vardı.
Her gün oraya yürüyüş yapıyordum.
Hostele çok yakındı.
O gölün kenarında oturup düşünüyordum.
Biraz ruhumu dinlendiriyordum, vücudumu dinlendiriyordum.
Ve bu iki hafta bana çok iyi geldi.
Sonra yeniden yola koyulmalıyım hissi geldi bana ve hemen plan yaptım.
İlk olarak Nuvara Elia diye bir yer var.
Orada böyle çay tarlaları var.
Ve çay tarlalarını görmek istedim.
Biraz Sri Lanka'nın iç kesimini görmek istedim.
Oraya bakarken bir tane doğa içinde aile işletmesi buldum.
Ve görür görmez böyle oraya karşı çok iyi hissettim.
Ve dedim ki buraya gitmeliyim.
Ama böyle tam bir merkezde değil.
Yani arada bir yerde. Oraya tren bileti bulamayınca otogara gittim.
Otogarda da şoföre gösterdim.
Muavine gösterdim. Hatta 3-5 kere falan gösterdim.
Sonra biz yola çıktık.
Böyle Sri Lankalı teyzeler, dayılar şakalaşıyor.
Küçük bir yerel otobüs gibi düşünebilirsiniz gittiğim aracı.
Ve hafif karanlık çöktü.
Karanlık çökünce ben biraz ürperdim.
Çünkü gece genelde bir yere gitmeyi sevmiyorum.
Ama öyle denk geldi. Yani tahmin ettiğimden çok daha uzun sürmüştü bu yolculuk.
Beni indirdi adam ve burası dedi.
Neresi diyorum. Çünkü yolun ortası ve kapkaranlık.
Burası burası falan diyor.
Emin misin falan diyorum.
Evet evet burası diyor.
Yani resmen beni kovdu zaten hani inmekten başka bir seçeneğim yoktu.
İndim ve gerçekten çok daha karanlık yani inince ne kadar karanlık olduğunu anladım.
Ve böyle sağıma soluma bakıyorum hiçbir şey yok diyorum ki Allah'ım neden indim keşke inmeseydim falan.
Böyle biraz yürüdüm.
Sonra dedim ki sakin ol yavrum şu an stres yapıyorsun.
Stres yaptığında sağlıklı düşünemezsin.
İlk başta bir sakin ol dedim.
Yolun karşı tarafında ileride küçük bir ışık gördüm.
Oraya doğru yürüdüm. Sri Lanka'da şeyler var.
Hani Antalya'da olur ya böyle yol kenarlarında gözlemeci teyzeler gibi.
Sri Lanka'da da böyle bir sürü yer var.
Hani arabalar geçerken bir şeyler atıştırsın falan diye.
Ama çok lokal. Böyle derme çatma bir yer.
Gittim. Ev içinde amca var.
Ve beni görünce şaşırdı.
Ben de o adresi gösterdim.
Hani bunu biliyor musunuz? Bu burada mı falan.
Böyle kafasını iki yana salladı.
Bu arada şu detayı eklemeliyim.
Sri Lanka'da erkekler böyle uzun bir kumaşı düşünün.
Onu beline sarıyorlar ve etek gibi yapıyorlar ve öyle giyiyorlar.
İnanılmaz tatlılar.
Çok yakışıyor bence onlara.
Ve amca böyle elini beline koydu.
İşte ne yapabiliriz falan gibi düşündü.
Sonra geç otur dedi bana.
Ben geçtim oturdum çünkü yapacak hiçbir şeyim yoktu.
Ve o amcanın orada olması bana çok güven verdi açıkçası.
Hani numara var mı ben arayıp konuşayım gibi bir şey söyledi.
Ama benim sim kartım yoktu.
Amcadan şey rica ettim hani siz arayabilir misiniz lütfen lütfen diye.
O da cebinden çıkarttığı eski telefonundan tuşladı.
Sonra kontürü yoktu ve mahcup bir gülümseme yaptı bana ve ellerini ikiye açtı yine.
Tamam dedim ben de. Ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum o noktada ama o kadar stresli değilim.
Böyle içime sakin bir enerji çökmüştü.
Ve dedim ki bana bir çay verir misin amca benim bir çay içmem lazım.
Sonra benim yeniden kafam çalışmaya başlayacak.
O arada ben çayımı içerken ne yapsam ne yapabilirim falan diye düşünüyordum.
Ve amca bana dedi ki gel gel falan dedi böyle çok heyecanlı.
Efendim dedim bak dedi bu çift.
İngilizce biliyor. Seni gideceğin yere bırakacak dedi.
Adresi gösterdim onlara dedi.
O kadar mutlu oldum ki o an.
Çünkü benim için gitmiş başkalarıyla konuşmuş.
Oraya mola vermek için gelen insanları tek tek sormuş.
Ve sonunda birisini kabul ettirebilmiş beni.
Çok sevindim.
Giderken sarıldım hatta amcaya.
Ve o çiftin yanına gittim.
Arabamız burada geçebilirsin dedi.
Sonra arabaya bindim ve arka tarafta oturuyordum ben.
Bana dönüp ben Yaşar'a bu da nişanlı Nipuna dedi.
Biz seni gideceğin yere sağ salim götüreceğiz sakın korkma falan dedi.
Ben de teşekkür ettim onlara.
Zaten böyle tanışır tanışmaz bir güvenmiştim onlara.
Sonra Yaşar'a dedi ki kalacağın yerin geceliğine kadar aslında biz de burada kalabiliriz.
İşte söyledim ve onlara da uygun geldi.
Yarın sabah birlikte kahvaltı yaparız dedik.
Sonra ben odama gittim.
Yani şey hatırlıyorum hani o ilk indiğim o minibüsten ilk indiğim anı hatırlıyorum.
O korku dolu kapkaranlık ve gerçekten çok stresli bir andı benim için.
Sonunda güvenli bir yere varmanın rahatlığını yaşamıştım odaya girdiğimde.
Oh dedim ya bugün de ölmedim yoldayım.
Çok güzel insanlarla tanıştım.
İnsanlar bana çok yardımcı oldu.
Hani hep insanların aklına kötü şeyler gelir ya böyle şeylerde.
Benim başıma güzel şeyler gelmişti.
Neyse derin bir uyku çektim ben.
Uzunca uyudum ve sabah kalktım.
Sonra Yaşaro ve Nipuna ile kahvaltı yaparken planın ne dediler.
Hani burada kalmaya devam mı edeceksin yoksa gezmeye mi devam edeceksin diye sordular.
Ben de burada kalmak istemiyorum çünkü çok zor oldu buraya gelişim ve çok her şeyin ortasındaydı.
Biraz kendimi güvensiz hissetmiştim.
Onlar dedi ki biz de gezeceğiz.
Gel o zaman birlikte gidelim.
Ben de okey dedim. Biz kahvaltımızı yaptıktan sonra toplandık.
Arabaya bindik ve dediler ki ileride bir tane şelale var.
Onun da ilerisinde bir tane manastır var.
Biz orayı görmek istiyoruz.
Sen de görmek ister misin dediler.
Ben de tabii ki de dedim.
Sonrasında da beni bir tren istasyonuna bırakırsanız ben oradan giderim dedim.
Bir önceki gün biz biraz konuşmuştuk hani nerelisin ne yapıyorsun diye.
Ben de neden burada olduğunu, neden bu yola çıktığımdan bahsetmiştim onlara ve çok etkilenmişlerdi.
Arabada biraz daha derin sohbet etme fırsatımız oldu.
Ben kendimle alakalı kısımları anlattıktan sonra onlara sordum.
Hani siz ne yapıyorsunuz?
Böyle tatile mi geldiniz?
Yaşar'a da dedi ki ben normalde Colombo'da oturuyorum.
Nişanlım da kendi de oturuyor.
Çok sık görüşemiyoruz. O yüzden böyle bir tatil planladık.
İki haftalık bir tatile çıktık.
Şu anda böyle 4-5 günümüz kaldı dediler.
Ve 10 yıldır nişanlı olduğunu öğrendim.
Görürsünüz gerçekten o kadar tatlı bir çiftler ki.
Çok güzel İngilizce konuşuyorlar zaten böyle.
Biraz kırık bir aksanla konuşuyorlar.
Ve olur ya insanların iyilikleri yüzüne yansımış olur.
Öylelerdi. Neyse biz şelaleye gittik.
Şelale de küçücük bir şelaleydi aslında.
Ondan sonra manastıra gittik.
Tam manastıra girdiğimizde bulutlar geldi ve bir sis çöktü.
Çok böyle gizemli kıldı o manastırı.
Biz böyle buraları gezerken daha çok konuştuk.
Onlar çok soru sordu.
Türkiye'yi çok merak etti.
Ben onlara sordum.
Sri Lanka hayatıyla alakalı, onların hayatıyla alakalı ve birbirimizi gerçekten çok sevdik.
Derinde bir iletişim yakaladık orada.
Ondan sonra arabaya doğru geçerken dedim ki ben dün olanlardan sonra çok fazla geceye kalmak istemiyorum.
Beni bir tren istasyonuna bırakabilir misiniz?
Sonra tamam hani hadi arabaya geç dediler.
Çok iyi hatırlıyorum. Yaşaro bana döndü ve dedi ki Yağmur biz seni çok sevdik.
Ve biz 4-5 gün sonra Kolomba'ya döneceğiz.
Senin için de uygunsa birlikte gezebiliriz.
Sana Sri Lanka'yı gösterebiliriz.
Birlikte gezdikten sonra da seni Kolomba'ya bırakırız dediler.
Ve o an gerçekten çok mutlu olmuştum.
Çünkü onları çok sevdim.
Onlarla sohbet etmek ve onlarla Sri Lanka'yı gezmek benim için muhteşem bir fikirdi.
Ama uzun zamandır görüşemiyorlar.
Çift olarak çıkmışlar ve baltalar mıyım diye düşündüm biraz onların seyahatini.
Sonra baktım onlar teklif etti ve onlar çok istiyor.
Ben de tamam dedilerle çok mutlu oldular.
Biz o gece arabada keyifli sohbet ederek başka bir yere vardık ve orada kaldık.
Ertesi gün uyandık ve kahvaltı yapmaya gittik.
Bu arada tabii hani hem yemeklerini öğreniyorum Sri Lanka'nın.
Hem böyle aklıma gelince her şeyi sorabiliyorum.
Parayı da satın almak istesem alamayacağım bir deneyim yaşıyorum.
İnanılmaz mutluyum. Kahvaltımızı yaptık.
Ben hemen böyle hesabı ödemek istedim.
Onlar da hemen şey dedi. Bu bizden olsun.
Akşam yemeğini sen ödersin.
Peki dedim ben de.
Bu arada şeyin de farkına varmıştım.
Sri Lanka'daki insanların durumu pek iyi değil.
Yani genel olarak insanların ekonomik durumu kötü.
Buna rağmen benim için bir şeyler yapmak istiyorlar.
Ve bu beni gerçekten çok mutlu etmişti.
Yani insanların o saf iyiliğini görebilmiştim orada.
Ve yer yer çok duygusallaşmıştım.
Sonra arabaya bindik dediler ki seni muhteşem bir yere götüreceğiz ve bayılacaksın.
Ben de hemen merak ettim nereye gidiyoruz.
Dediler ki söylemeyeceğiz. Sonu sürprizdi.
Ben de tamam dedim.
Yoldayken onlara neden 10 yıldır?
Nişanlı olduklarını sordum.
Onlar da paraları olmadığı için düğün yapamadıklarından bahsettiler.
Öyle dedikten sonra benim aklımdan da hani niye ki düğün yapmak bu kadar önemli bir şey mi?
Aslında evlenebilirsiniz hani birbirinizi seviyorsunuz gibi bir soru geldi.
Hatta bunu onlara da söyledim.
Onlar da hani Sri Lanka'da düğünün çok önemli olduğunu, düğün yapmadan evlenirlerse insanların çok yanlış şeyler düşünebileceğinden falan bahsettiler.
Ben de oradaki kültürün bu konuda baskıcı olduğunu anladım.
Neyse yolda böyle işte sohbet ederek gittik.
Ormanın içinde durduk.
Hatta böyle orman yolunun kenarına park ettik.
Yürüyoruz buradan sonrasını dediler.
Sonra yürürken çalılar bacağıma takılıyor.
İşte yağmurluğuma takılıyor.
Dedim ki nereye gidiyoruz?
Onlar da göreceksin sadece bizi takip et dediler.
Sonra ben de yürümeye devam ettim.
Orada da yağmur başladı.
Böyle yürürken biraz o çalıların sıklığı arttı.
Hani göremiyorum önümü falan.
Biraz gerildim hani bunaldım da.
Yağmur buraya gel buraya diye bir ses duydum.
Bir baktım ve hayatımda gördüğüm belki de en güzel manzarayı gördüm.
Kocaman bir köprü ve etrafı yemyeşil.
Ama böyle tarihi bir köprü.
O kadar güzel bir yer ki dedim ki Allah'ım ben nereye geldim?
Çok mutlu oldum ve yağmur da hızını arttırmıştı oradayken.
Yani böyle çocuk gibi hissettim kendimi ve köprünün üstüne çıktım.
Ellerimi açtım ve koştum.
Böyle oynadım, dans ettim.
İnanılmaz mutlu olmuştum çünkü...
Bir yandan yağmur yağıyor, bir yandan ben böyle dünyanın en güzel yerindeyim, sevdiğim insanlar var yanımda.
O anları şu an anlatırken tekrar yaşıyorum gerçekten.
Arkadaşlarım da benim bu halimi uzaktan görüp böyle gülüyorlardı bana.
Sonra uzaktan yağmur gel tren geçecek, treni izleyelim dediler.
Biz böyle kenara geçtik ve o tren yolundan, çok geniş bir yol bu arada, o trenin geçişini izledik.
Ve orada şey düşündüm hani acaba trenin içinde olmak mı daha iyi bir manzara yoksa dışında olmak mı?
Bence dışında olmaktı.
Ve sonra yeniden böyle devam ettim.
Orada baya bir vakit geçirdim ben.
Ne duygu hissettim diye sorarsanız yolun olasılıklarıydı, ihtimalleriydi.
İki gün önce kapkaranlıkta kalmışken ve çok çaresizken şu an dünyanın en mutlu insanı bendim.
Ve yol beni nerelere getirmişti, hangi insanlarla tanıştırmıştı.
Ve inanılmaz deneyimler yaşatıyordu.
Gerçekten bu beni böyle çok etkileyen bir şeydi seyahatteyken.
Ve o anlardan birisinin içindeydim.
Onu biliyordum. Ve sonuna kadar da yaşıyordum.
Neyse biz çok ıslandık.
Hadi dedi üstümüzü değiştirelim yoksa hasta olacağız.
Arabaya gittik. Üstümüzü değiştirdik.
Sonra küçük bir işletme bulduk.
Ben orada sıcacık bir çay içtim.
Sonra arabaya bindik.
Denediler ki biz Galle diye bir yer var.
Oraya gideceğiz. Orada benim amcamlar var onları görmek istiyoruz.
Hani sen de bizim misafir misin?
Yani sen de bizle kalacaksın orada.
Bu senin için okey mi dediler.
Ben de çok isterim dedim ama amcanı ve aileni hiç rahatsız etmek istemiyorum.
Ben başka bir yerde kalabilirim.
Hani yine birlikte gidelim.
Yine birlikte olalım ama ben başka bir yerde kalayım dedim.
Onlar da böyle bir şeye asla izin vermeyeceklerini...
Ve onlarla gelmem gerektiğini söylediler.
Ben de kabul ettim. Uzun bir yolculuk yaptık.
Ve bu uzun yolculuklarda çok güzel sohbetler ediyorduk.
Ve çok özlemiştim.
Böyle çok yakın hissettiğin insanlar olur ya.
Onlarla konuşmayı çok özlemiştim.
Onlar da hani sanki hep beni bekliyor gibilerdi.
Sanki hayatlarında bir eksik var ve o benmişim en azından o günlerde gibi hissettiriyorlardı bana.
Ondan sonra neyse biz böyle uzun bir seyahat yaptık ve amcasının evine vardık.
Sabahın erken saatlerinde vardık.
Ev çok kalabalıktı.
Amcası, yengesi, kuzenleri, onların çocukları, koşturan küçük çocuklar falan.
Böyle hani bizim akrabalarımız da çok kalabalıktır.
Öyle hissettim. Akrabamın evine gidiyormuş gibi hissettim.
Hemen bana banyoya gösterdiler.
Bir duş aldım. Sonra hepimiz uyuyacaktık.
Zaten böyle sabaha karşı varmıştık.
Bana amcasıyla yengesinin yatağını verdiler.
Ben de dedim ki böyle bir şeyi katiyen kabul edemem.
Yani gerçekten hani her şeyi kabul ettim ama bunu katiyen kabul edemem.
Sonra dediler ki hani biz diğer şeyi katiyen kabul edemeyiz.
Yani seni başka hiçbir yerde yatıramayız.
Burada yatacaksın. Ben artık ağlayacak noktaya geldim.
Dedim ki lütfen daha fazla yapmayın.
Hani çok mahcup oluyorum.
En azından başka bir yerde yatayım ki hani rahat olayım.
Yani rahat kalayım sizde.
Kesinlikle bırakmadılar ve beni o yatağa yatırdılar.
Ondan sonra işte biz böyle iki gün boyunca amcası, yengisi, küçük çocuklarıyla muhteşem bir gün geçirdik.
Hatta bir tane de babaanne vardı.
O da çok yaşlıydı, dişleri yoktu.
Onunla böyle biraz sohbet ettik.
Hani çok merak ediyorlardı beni.
Bir de şimdi biz onlara göre daha beyazız ya.
Ben özellikle hani çok beyazım.
Böyle... Küçük çocuklar çok merak ediyordu.
Sürekli koluma falan dokunuyorlardı.
Bana ilgili sorular soruyorlardı.
Hani ne yapıyorsun burada? Ne iş yapıyorsun?
Evli değil misin? Niye işte kocan yokken geziyorsun?
Kötü niyetli değil. Sadece onlara çok farklı geldiği için onlar da bulmuşken soruyorlardı.
Herkes çok tatlı, çok iyiydi.
Yani böyle bir ekmekleri bile olsa paylaşan insanlar olur ya.
Gerçekten bu tecrübeyi tam olarak orada yaşadım.
Çünkü dediğim gibi Sri Lanka'daki insanların ekonomik durumu çok kötü.
Ama her şeye rağmen benimle o bir ekmeğini paylaştılar.
O yolculuklarını paylaştılar.
Mesela şeyi düşündüm. Yaşaro ile Nipuna büyük ihtimalle böyle bir seyahat için belki bir yıl para biriktirdiler.
Çünkü araba kiralamışlar.
Yiyecek, içecek, gezecek paralarını ayırmışlar.
Bu onlar için çok para.
Bunu biliyorum. Yani bunu konuşmadık ama bunu hissettim.
Ve o yolculuklarını mesela benimle paylaşmak istediler.
İyi niyetli, gerçekten sevgiyle dolu insanlardı.
Ve ben amca, yenge, babaanneden oluşan kalabalık evde kalırken orada bir ailem varmış gibi hissettim.
Dünyanın bir ucunda aile kavramıyla karşılaştım.
Beni içlerine aldılar.
Hiç yabancı hissettirmediler mesela bana.
Ve o kadar sevgi dolu vardı ki bana karşı.
Dedim ki yani evet dünyanın bir ucunda da ailen olabiliyormuş.
Çünkü ben hep şey düşünüyordum.
İşte bir yere gidebilirim, gezebilirim, görebilirim.
Ama oradaki insanlarla o yakınlığı kuramayabilirim.
Çünkü kendi kültürümden, kendi geçmişimden kurduğum bağlar bambaşka.
Ama diğer ülkelerdeki insanlarla geçmişimiz de farklı ya.
Aynı duyguları belki yakalayamayabiliriz diye düşünüyordum.
Ama Sri Lanka'da bunu gördüm.
Biz orada 2-3 gün kaldıktan sonra Kolomba'ya döndük.
Beni yine havaalanına bıraktılar.
Ve ben bir gece ya da iki gece havaalanında yattım yine.
Ve sonra da Malezya'ya geçtim.
Bence inanılmaz.
Bir deneyim herkes için. Çünkü düşünsenize gece yarısı kapkaranlık bir yerde kalıyorsunuz.
Yolun ortasında yani.
Ve otostopta birisiyle tanışıyorsunuz.
Ve sonra onlar sizin aileniz oluyor.
Yani hep böyle kötü ihtimalleri aklımıza getiririz ya.
Bu iyinin de iyisi bir olaydı benim için.
Günümüze gelecek olursak Lipuna ile Yaşar'a evlendiler.
Çok güzel bir düğün yaptılar.
Hatta beni de düğününe çağırdılar ama ben Güney Amerika'daydım ve çok uzaktım.
Eğer gidebilme ihtimalim olsaydı gerçekten çok gitmek isterdim.
Ve şu an iki tane çocukları var.
Çok mutlular. Sadece şu an Sri Lanka'da ekonomik bir kriz yaşanıyor.
Ondan çok etkilendiler.
Sık sık konuşuyoruz.
Onlar benim her zaman ailem olacak.
Bunu biliyorum. Bir daha Sri Lanka'ya gitmek çok istiyorum.
Arkadaşlarımı görmek çok istiyorum.
Çocuklarını görmek çok istiyorum.
Tekrardan o Sri Lanka'nın büyüleyici doğasında çok dolaşmak istiyorum.
Aslında bu aralar bile gidebilirim biliyor musunuz?
Yani Ağustos yağmurlu sezon orada.
Ama böyle bu yağmurlu sezon geçtikten sonra bile gidebilirim.
Çünkü aklımda kanan bir ülkeydi Sri Lanka.
Böyle bir dünyanın bir ucuna uzanan bir ülke.
Arkadaşlık hikayesine götürmek istedim sizi bugün.
Bu hikayeyi anlatmak da bana çok iyi geldi.
Dediğim gibi birkaç gündür çok iyi hissetmiyorum kendimi.
Bu hikaye beni yeniden canlandırdı.
Umarım size de ilham olmuştur ve umut vermiştir.
Dünyanın bir ucunda çok güzel insanlar var.
Hep böyle seyahat ederken deriz ya ya orada başıma bir şey gelirse ya şöyle olursa ama hiç şey düşünmeyiz.
Çok güzel insanlar tanıyacağım, çok güzel şeyler olacak bunu düşünmeyiz.
Beynimiz hep böyle çok kötüsünü düşünür.
Yani kötü şeyler yok demeyeceğim çünkü öyle bir dünya yok.
Ama ikisi de var.
Benim Sri Lanka'da yaşadığım çok güzel bir anıydı.
Umarım size ilham almıştır.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Yine çok konuştum.
Umarım beğenirsiniz.
Bölümle ilgili yorumlarınızı bana yazarsanız çok mutlu olurum.
O zaman kendinize çok iyi bakın.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
