
Hepinize selamlar, bu bölümde neden hep alışılmışın dışında ve ilginç ülkelere seyahat ediyorum bundan bahsedeceğim. Seyahatlere gelin bir de bu açıdan bakalım. Yeniliklere ve deneyimlere yer açmak için ilhama mı ihtiyacınız var, o zaman bu bölüm tam sizlik. Şimdiden iyi seyirler dilerim. Beni instagram ve youtube'dan takip etmeyi unutmayın.
Transkript
Hepinize selamlar.
Sırtçantamdaki Hikayeler Podcast'inin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bugün sizlerle neden hep alışılmışın dışındaki ülkeleri seviyorum, bunu konuşacağım.
Çünkü bu soru benim en çok aldığım soru.
Genelde bana şey diyorlar, neden Avrupa'ya gitmiyorsun?
Ne işin var öyle ülkelerde diyorlar.
Arkadaş çevremde diyor, Instagram'dan, YouTube'dan da herkes söylüyor.
Hatta ailem en çok söylüyor bunu.
Aslında bunun kısa bir cevabı var ama ben bunu bu bölümde uzun yoldan anlatacağım.
Kısa cevabını da en sonunda söyleyeceğim size.
O zaman hazırsanız başlayalım.
İlk olarak bu soruya verebileceğim cevap yenilik duygusu.
İlk bölümde bahsetmiştim zaten.
Ben seyahat etmeye Avrupa'dan başladım.
Bir bilet aldım ve İnterrail yolculuğu yaptım.
Ve bu yolculukta yaklaşık 5-6 tane Avrupa ülkesini gezdim.
Yani çok güzeldi evet.
Ama bir noktadan sonra Avrupa ülkeleri benim için çok aynılaşmaya başladı.
Yani elbette mimarisi farklı, yemek kültürü farklı ama...
Genel bir sıradanlığını hissettim.
Sonra bundan tabii birkaç yıl sonra Hindistan'a tek yön bir bilet aldım.
Ve Hindistan'a gittiğimde o kadar farklı hissettim ki.
Sanki böyle bir film sahnesinin içindeymişim gibi hissettim.
Yani o an orası benim için gerçek olamayacak.
gibi bir yerdi. Ve bu duygu uzun zamandır yaşamadığım bir duyguydu o zamanlar.
Ve o yolculukta şey hissettim.
Yani biz sanki böyle küçücük bir yerde yaşıyoruz.
Fanus'ta. Ve ben o Fanus'tan çıkmışım.
Başka bir gezegene seyahat etmişim gibi hissettim.
Gerçekten Hindistan yolculuğu benim için çok etkileyiciydi.
Çünkü farklı bir kültüre yaptığım ilk yolculuktu.
Ve ben bu yenilik duygusunu çok sevdim.
Yeni tatlar, yeni kokular, yeni insanlar ve Çok başka bir coğrafya.
Ve bu yenilik duygusu beni bambaşka coğrafyalara, bambaşka kıtalara götürdü.
Sonra ben bu yenilik duygusunun yanında lokal hayatı, Ya mesela Avrupa'ya, Amerika'ya gitmesek de oranın kültürünü biliyoruz.
Çünkü filmlerden, kitaplardan, işte medyadan çok fazla duyduğumuz ve aşina olduğumuz yerler.
Ama benim gittiğim insanların ilginç diye tabir ettiği ülkeler var ya işte Pakistan, İran, Kenya, ne bileyim Guatemala gibi ülkelerle alakalı çok fazla bir bilgi yok.
Ve bu ülkelere çok fazla insan gitmiyor.
Yani bu da beni meraklandırıyor.
Çünkü çok bir şey bilmiyoruz.
Ve bildiklerimizin de çoğu yanlışmış.
Yani gezdikçe bunu keşfettim.
İşte çok fazla kişinin gitmemesi, çok fazla bilginin olmaması beni bu ülkelere çeken başka bir faktör oluyor.
Ve gidince de oradaki lokal hayatı görmek istiyorum.
Ya oradaki insanlar nasıl yaşıyor?
Neler yapıyor? Bunları gözlemlemek istiyorum.
Dünya gerçekten çok büyük bir yer.
Ve biz küçücük bir yerde yaşıyoruz.
Yani çok az bir alan kaplıyoruz.
fazla önemsiyoruz, dertlerimizi fazla büyütüyoruz.
Ama böyle dünyanın bambaşka yerlerindeki insanları gördükçe, insanların dertlerini duydukça, hani o dertler bana çok gerçekçi geliyor.
Mesela benim dertlerim ya da bizim dertlerimiz çok da önemsenmeyecekmiş gibi geliyor.
Yani kimsenin dertlerini kıyaslamıyorum ama gerçekten başka coğrafyalarda bambaşka şeylerle karşılaşıyorsunuz.
Ve şeyi seviyorum, insanların hayata nasıl baktığını görmek ya da hayatta...
Nasıl başa çıktığını görmek.
Bunları seviyorum çünkü orada bambaşka yaşam koşulları var.
Ve bu yaşam koşullarında o hayatı nasıl yaşıyorlar ya da nasıl tutunuyorlar hayata ya da mutluluk onlar için ne demek?
Bunları gözlemlemeyi seviyorum.
Hani bunları çok fazla bilmiyoruz ya medyada da işte bir Avrupalının hayata bakışına ortalama tabii ki de bu insandan insana göre değişir ama ortalama biliyoruz ya da bir Amerikalı'nın.
Ama mesela Sri Lanka'da yaşayan ya da Vietnam'da yaşayan insanların genel olarak hayat...
hayatı nasıl baktığını, kültürlerini, felsefelerini çok bilmiyoruz ya.
Bu da beni oralara gitmeye iten ikinci bir duygu oluyor.
Diğer bir cevaba gelecek olursak ki bu cevap benim için çok anlamlı.
Ben hayatı bir deneyim olarak görüyorum ve bir deneyim olarak yaşıyorum, yaşamak istiyorum.
Ve alışılmışın dışında ülkelere gitmek, yeni ülkeler görmek, yeni deneyimlere olanak sunuyor.
Kahramanın Sonsuz Yolculuğu diye bir kitap var.
Joseph Campbell'ın. Belki okumuşsunuzdur.
Ben çok seviyorum o kitabı.
Orada mesela şey der, insanlar hepimizin aradığı şeyin hayatın anlamı olduğunu söylüyor.
Ama aslında aradığımız şey hayatın anlamı değil.
Aradığımız şey canlı olma, yaşıyor hissetme duygusu diyor.
İngilizce'de derler ya being alive diye.
Aslında being alive bunu daha iyi tanımlıyormuş gibi hissediyorum.
Ve sonra şöyle devam ediyor.
Fiziksel düzlemdeki yaşam deneyimlerimizle en içteki varlığımız gerçekliğimizle birleşecek ve canlı olma coşkusunu hissedeceğiz diyor.
Bu cümleyi neden bu kadar çok seviyorum biliyor musunuz?
Çünkü bu cümle tam olarak benim neden seyahat ettim.
Dimin özeti gibi bir cümle.
Ben işte üniversiteden mezun olduktan sonra işe başladım.
Hepimizin o rutin dediği ya da döngü dediği şeyi keşfettim.
Ve dedim ki hayatı böyle yaşamak istemiyorum.
Çünkü çok aynılaşıyor her şey ve haftanın başından haftanın sonunu görebiliyorsunuz.
Ve bu benim yaşamak istediğim hayat değil diye düşündüm.
Şimdi de seyahatlerimde şey hissediyorum.
Hep aynı yerlere gidersem o zaman da kendi içinde bir rutine dönüşmeyecek mi seyahatlerimde?
Aslında başka bir yol seçtim.
Ama o başka yolda da rutinini oluşturabilirsin ya.
Aslında bundan kaçmak istiyorum.
Çünkü o rutin çok aynı, çok sıradan ve o canlı olma duygusundan çok eksik.
Bunu aslında bazen insanlara anlatmak için şöyle örnek veriyorum.
Mesela yazın ormana gittiniz ve buz gibi bir dere suyu gördünüz.
Mesela o dere suyunu atlamak hepimiz isteriz ya ama...
Yapmadan önce ya üşeniriz ya çekiniriz.
Böyle bazı konfor alanlarımız olur ya.
Ama mesela o suya atlayınca böyle yaşıyor hissederiz.
İlk başta böyle donarız ve vücudumuz gerçekten soğuktan acır.
Ama sonra bir keyif hissederiz.
Böyle güleriz, işte bağırırız.
Ne bileyim böyle çocuk gibi eğleniriz ya.
Tam olarak aslında yaşıyor hissetme duygusu derken bundan bahsediyorum.
Bu yeni ülkelerde, farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerde tam olarak bunu hissederiz.
Yani bir yemek yerken ya da bir ortama girdiğimde ne bileyim her şey bana çok garip geliyor ve kendimi istemsizce kahkaha atarken buluyorum.
O suya atlamış gibi.
Ve benim için bu duygu gerçekten çok kıymetli.
Neden ilginç ülkeleri seviyorum sorusunun diğer bir cevabı ise hayatta bir gözlemci olduğum için.
Flaneur diye bir kavram var.
Belki duymuşsunuzdur.
Fransızcadan türeyen bir kelime ve kent gözlemcisi demek.
Ben bu kelimeyi duyunca gerçekten çok mutlu olmuştum.
Yani bunu tanımlayan bir kelime mi var demiştim.
O zamanlar gerçekten tam bir kent gözlemcisiydim.
O zamanlar seyahat etmiyordum.
Şeyi çok seviyordum.
Bir parka gidip oturmak ve insanları izlemek.
Ya da seyahate gittiğimde, o zamanlar kısa seyahatlere gidiyordum çalıştığım için, işte havaalanlarında oturup insanları izlemek ya da tren garlarında ve hayal etmek.
Mesela o insanlar nasıl yaşıyor ya da nereye gidiyor, işte nasıl bir hayatları var.
Gezerken de bunu yapıyorum ve farklı ülkelerde...
Bu daha farklılaşıyor.
Bu yılın başında Bali'ye gitmiştim.
Ve bir arkadaşımla buluştuk.
Bir restorana oturduk. Çok güzel bir restoran.
Sonra Balili bir kadın bize servis yapıyor.
Bali'nin kültürü de çok farklı.
Yani Endonezya'dan çok daha farklı bir yer Bali.
Böyle kadın servis yaparken şeyi düşündüm.
Acaba nasıl bir hayatı var?
Şimdi buradan çıkacak, eve gidecek.
Ne yaşıyor? Evli mi?
Çocuğu var mı? Nasıl bir hayatta yaşıyor?
Burada çalışıyor.
Balili olmak nasıl bir şey?
Bunları düşünüyordum ve arkadaşımla paylaştım.
Nereden geliyor aklına bunlar?
Benim hiç aklıma gelmez öyle şeyler dedi.
Aslında oradaki şey o kadının öznel hayatından çok burada yaşayan bir insanın hayatı nasıl?
Bu duygu. Gittiğim yerlerde uzun kaldım.
Olmamın nedeni de bu. Yani benim için sadece turistik yerleri görmek değil, o hayatı gözlemlemek ya da lokal hayatın içine girmemin sebebi de tam olarak bu.
Aslında bu cevapların hepsi bir bütün.
Yani böyle birbirine bağlanıyor bir noktada.
Sonuncu cevabım ise, başta demiştim ya aslında kısa bir cevabı var ama ben uzun yoldan anlatacağım size diye.
O kısa cevabı da şu.
Gezgin olduğum için insanlar bazen...
Gezgin kavramıyla gezen kavramını karıştırıyor.
Bence büyük bir ayrımı var.
Birçok insan geziyor.
Bence gezgin olmak biraz daha şöyle bir şey.
Gittiği yerleri daha önyargısız gezen.
Daha egosuz olan.
Ne bileyim daha sorgulayan insan bence gezgin.
Yoksa herkes geziyor.
Yani gezip bir şeyler üretmek de gezgin yapmıyor bence.
O paylaşmak oluyor ki bence bu da çok değerli.
Ama her gezen de gezgin olmuyor.
Ya da her farklı ülkeye giden de gezgin olmuyor.
Çünkü görüyorum çoğu zaman başka yerlere gitmiş ama...
Büyük bir önyargıyla gitmiş ya da zaten o içeriği yapmak için oraya gitmiş.
Bu arada bunları onları eleştirmek için asla söylemiyorum.
Ama bence gezgin olmak daha felsefi bir yolculuk.
Yani en azından ben öyle düşünüyorum.
Neyse toparlayacak olursam aslında bunun en kuvvetli cevabı o benim için çok anlamlı dediğim bir madde vardı ya hayatı deneyim olarak yaşamak.
Aslında bu duygu beni hep...
farklı kültürlere götürüyor.
Bu deneyimler genelde farklılıklardan ortaya çıkıyor.
Ve o farklılıklar, bu yeni deneyimler bana çok şey öğretiyor.
Beni gerçekten büyütüyor ve bazı şeylerin farkına vardırıyor.
Aslında bu sadece seyahat için değil.
Yani bir yerden bir yere gitmek bunun en somut cevabı belki ama siz de her ne yapıyorsanız bu hayatta bence yeniliklere yer açın.
Yani en azından bu bölüm size Yeniliklere yer açmak için ilham olsun istiyorum.
Bu arada şeyi de söyleyeyim.
Yani bu her yeni deneyim hep güzel hisler barındırmıyor.
Hep coşku, hep heyecan, hep mutluluk değil tabii ki de.
Zorlu duygular da içeriyor.
Ve seyahatlerde bunu çok hissedebilirsiniz.
Ama bence onlar da bu yaşıyor hissetme duygusuna dahil.
Mesela şey düşünün bir koşucu.
koşuyor ve koştukça bacakları ağrıyor ama o acı da o yaşıyor hissetme duygusuna dahil değil mi?
Yani ben o acıyı da...
O zorlu duyguları da seviyorum.
Yani hayat sadece güzelliklerden ya da iyi duygulardan oluşmuyor.
Keşke öyle olsaydı.
Ama zorlu duygular da var bu hayatta ve onları iterek hayatımızdan uzaklaştıramayız.
Yani böyle bir şey mümkün değil.
Yani üzüntü olmasın hayatımda.
Hayır istemiyorum desek de üzülüyoruz.
Ve bu duyguları da kabul etmemiz gerekiyor.
Bu bölümü yapmamın asıl amacı buydu.
Yani size bunu hatırlatmak.
Çünkü ben seyahatlerimde bunu sık sık hatırlıyorum.
Hep yeni bir... ortamdayım.
Hep yeniliklerin içerisindeyim.
Ama ben Türkiye'ye dönünce, ailemin yanına gidince yani daha standart bir hayat yaşayınca, bir iki aylığına da olsa hemen böyle bu duygu gidiyor.
O yüzden bu bölümle size bunu hatırlatmak istedim.
Ben bu arada hala Pakistan'dayım.
Kuzeyden Pakistan'ın başkentine geldim.
İslamabad'dayım şu an. Ve güneye ineceğim buradan.
Pakistan'da bu yenilik duygusunu hissettiğim bir ülke oldu.
O yüzden Pakistan'da biraz Daha zamanım var sanırım.
Yani bir ay daha kalacağım burada gibi duruyor.
Bakalım göreceğiz zamanla.
Dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Eğer bölümü beğendiyseniz Spotify'dan ya da Apple Podcast'tan beğenmeyi, yorum yapmayı, arkadaşlarınıza paylaşmayı unutmayın.
Destekleriniz benim için gerçekten çok değerli.
O zaman bir sonraki bölümde görüşmek üzere diyelim.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
