
İran’da Gördüğüm En Tuhaf Gelenek - Sessizlik Kuleleri
27 Şubat 2025 · 9 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
İran’ın çöl şehri Yezd’de, binlerce yıl boyunca ölülerin gökyüzüne bırakıldığı mistik bir gelenek vardı… Sessizlik Kuleleri! Zerdüştler, toprağı ve suyu kirletmemek için ölülerini gömmek yerine, yüksek kulelere bırakıyordu. Akbabalar ruhları göğe taşıyor, bedenler doğaya karışıyordu. İşte bu bölümde sizi; Zerdüştlerin ölüm ritüelleri ve inançları, 1500 yıldır sönmeyen ateşin hikayesine ve Sessizlik Kuleleri’nin tarihi ve anlamına götüreceğim.
💡 Farklı kültürlerin ölüm anlayışı seni de şaşırtıyor mu?
📩 Düşüncelerini paylaş ve bölümü arkadaşlarınla paylaşmayı unutma!
Beni diğer sosyal medya hesaplarımdan takip etmek isterseniz;
https://www.instagram.com/yagmur_aratt/
https://www.youtube.com/@YagmurArat
#sırtçantamdakihikayeler #yagmurarat #yagmuraratpodcast
#GeziPodcasti #DünyaTurunda #KeşfetmeninKeyfi #KültürYolculuğu #YolHikayeleri #GezginRuh #PodcastMacerası #KültürelGezi #DünyaGezgini #YolArkadaşı #GezginNotları #Seyahatpodcast #tarihpodcast #İran, #yezd #Zerdüşt, #SessizlikKuleleri, #cenazeritüeli, #eski gelenekler, #antropoloji, #mistikhikayeler, #kültür, #seyahat, #farklı inanışlar
Transkript
Hepinize selamlar.
Sırtçantamdaki Hikayeler Podcast'inin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bugün sizi İran'a dünyadaki en ilginç geleneklerden birisine götüreceğim.
Nedir bu? Zerdüşlerin sessizlik kuleleri.
Şimdi düşünün ki İran'ın bir çölündesiniz ve bu çölün ortasında kocaman bir kule var.
Siz bu kulenin tepesine çıkıyorsunuz ve karşınızda uçsuz bucaksız bir manzara.
Sonra birden akvabı sesi duyuyorsunuz ve burada eski...
Peki ama Zerdüşler bunu neden yapıyordu?
İşte bu bölümde sizi Zerdüşlerin mistik dünyasına götüreceğim ve ateşin hiç sönmediği tapınaklardan ölüleri akbabalara yem ettikleri sessizlik kulelerine doğru bir yolculuğa çıkacağız.
O zaman hazırsanız başlıyorum.
Şimdi öncelikle isterseniz şuradan başlayalım.
Kim bu Zerdüşler? ve nasıl bir inanç sistemine sahip.
Zerduşluk dünyanın ilk tek tanrılı dinlerinden bir tanesi.
Milahtan önce 1000-1500 yıllarında Pers topraklarında ortaya çıkmış.
Aslında şimdiki İran ve doğusu diyebiliriz.
Zerduşların tanrısı Ağramaz'da ışığın ve bilgeliğin temsilcisi kabul ediliyor.
Aynı zamanda Zerduşluk'ta şöyle bir şey var.
Ağramaz'da ışığı ve iyiliği temsil ederken Ahriman'da kötülüğü ve karanlığı temsil ediyor.
Yani insanların iyilik ve kötülük arasında seçim yapabileceği bir din üzerinde kurulmuş ve kendinden sonra gelen dinleri de bu anlamda etkilemiş Zerduşluk.
İslam'daki ya da Hristiyanlıktaki cennet, cehennem ya da tanrı şeytan gibi burada da iyilik ve kötülük var.
Aynı zamanda Zerdüşlük'te dört element kutsal.
Bunlar ateş, toprak, hava ve su.
Ateş bilgeliğin ve tanrının ışığını temsil ediyor.
Toprak doğurganlığı ve saflığı, su arınmanın ve yaşamın kaynağını, havada nefesin ve ruhun saflığını temsil ediyor.
Benim İran'a gitmeden önce Zerdüşlük'le ilgili bildiğim tüm bilgiler bunlardı.
Daha fazlasını öğrenmek için Yezd'e doğru yola koyuldum.
Yezd, İran'ın en mistik şehirlerinden bir tanesi.
Yani gerek bu zerdüş geleneklerinden olsun, gerek çölün ortasında yer almasından.
Bence İran'ın en farklı, en güzel şehirlerinden bir tanesi.
Benim buraya gitme motivasyonum da tabii ki de zerdüşlerin bu geleneklerini gözlemlemek, sessizlik kulelerini ve ateş tapınaklarını görmekti.
Neyse ilk gün ben şehir merkezindeki zerdüş tapınağına gittim.
Zerdüş Ateş Tapınağı diye geçiyor aslında burası.
Girdim içeri. Bahçesinde kocaman bir havuz vardı ve karşısında tapınak binası.
Ve binanın tam tepesinde de Ağramazda'yı temsil eden bir heykel vardı.
Böyle kanatlarını açmış bir şekilde.
Neyse binanın içerisine girdim.
Aslında bir tapınağa göre gayet sadeydi.
Duvarda bir takım resimler yer alıyordu.
Bunlar daha çok Zerdüşlü'nün tarihini ve ayinlerini gösteren resimlerdi.
Ben bu resimlere bakarak böyle yavaş...
Yavaş yavaş yürüdüm ve sonra karşımda kocaman bir ateş belirdi.
Tabii bu ateş ortada değildi.
Cam mekanın içerisindeydi.
Ve bu ateşin 1500 yıldır sönmediğini öğrendim.
Ve dedim ki peki nasıl sönmüyor bu ateş 1500 yıldır?
Sürekli bu ateşi harlıyorlar.
Tabii sen ben giremiyoruz.
Yani herkes giremiyor. Ruhani lider giriyor.
Ve nasıl giriyor biliyor musunuz?
Öncelikle bir maske takıyor.
Çünkü nefesinin ateşi kirletmemesi lazım.
söylemiştim ya ateş kutsallarından bir tanesi ve Avramazda'nın evrendeki ışığını temsil ediyor.
Bu yüzden asla kirlenmemeli.
İşte ben ilk gün bu tapınakta epey bir vakit geçirdim.
Çünkü birçok oda vardı.
İşte evlilik törenlerini gösteriyorlar.
Cenaze törenlerini gösteriyorlar.
Sonra dedim ki sessizlik kulelerine gideyim.
Ama sessizlik kuleleri şehrin merkezinde değil.
O günde saat böyle 3'e 4'e geliyordu ve daha fazla vakit geçirmek istediğim için ertesi gün.
bıraktım. Ve ertesi gün sabah erkenden kalkıp şehrin dışındaki sessizlik kulelerine gittim.
Eskiden bu sessizlik kuleleri uçsuz bucaksız bölgelerdeymiş.
Ama şu anki yapılaşmadan dolayı yani çok da şehir dışında değildi aslında.
Taksiyle bir 10 dakika mesafede gittim buraya.
Neyse biletimi aldım.
Girdim içeri ve oradaki bilgilendirici yazıları okumaya başladım.
Eski zamanlarda bu bölgede zerduşlar yaşarken ölülerini şehrin ucra noktalarına Sessizi kulelerine getiriyorlarmış.
Ama şöyle düşünün.
Yani o zamanlarda...
Ölüleri sırtlanıyorlar, çölün ortasından kilometrelerce yürüyorlar ve bu alana varıyorlar.
Yani aslında günlerce süren bir ritüel bu.
Neyse ben yürümeye başladım bu alanın içerisinde ve küçük küçük yapılar dikkatimi çekti.
Gittim işte onların önündeki yazıyı okudum.
Bu yapılar da cenazelerin hazırlandığı yerlermiş.
Mesela bir tanesinde ölüyü yıkıyorlar, temizliyorlar.
Diğerinde cenaze sahiplerinin dua ettiği bir tapınak var.
Yani küçük bir tapınak. Tabii hepsi şu an harabe ama içlerine girebiliyorsunuz.
İnanılmaz etkileyici oralarda yürümek ve o zamanları düşününce gerçekten insanın tüyleri diken diken alıyor.
Neyse ben bu yapıları gezdikten sonra karşımda kuleyi gördüm ve başladım çıkmaya.
Kule de epey yüksek.
İlk olarak bir bölüm vardı.
Orası çocuklar için olan alanmış.
Sonra biraz daha çıktım.
Orası kadınlar için olanmış ve en üstü de erkekler için olanı.
Şimdi ölü yıkanıp hazırlandıktan sonra buraya çıkartılıyor ve bu kulenin ortasında böyle çember var.
Oraya konuluyor. Sonra insanlar geri çekiliyor ve başlıyorlar izlemeye.
İnsanlar gizlenince hemen buraya akbabalar geliyor, kartallar geliyor ve ölüyü yani aslında onlar...
Onlara göre leşi yiyorlar.
En son kemikleri kalıyor ve kemikleri de o çemberin ortasında kuyu gibi bir şey var oraya düşüyor.
Ben işte tam buradayken yani kulenin bu bölümündeyken şöyle bakarken aklıma gelen tek bir soru vardı.
Zerdüşler bunu neden yapıyor?
Çünkü şöyle ilk bölümde size anlatmıştım ya.
Ateş, toprak, hava ve su kutsalları.
O yüzden yakamıyorlar ölüleri.
Çünkü ateşin kirlenmesini istemiyorlar.
Gömemiyorlar çünkü toprak kirlenecek bu sefer de.
Ve akbabalara yedirip aslında doğaya karıştırıyorlar bu şekilde.
Akbaba bir ruhu yediğinde ruhun serbest kaldığına inanıyorlar.
Bu çok uzun yıllar devam etmiş bu gelenek.
Ama 1970'lerde İran hükümeti bunu yasaklamış ve artık Zerduşlar ölülerini gömüyorlar.
Hatta bu tapınağın karşısında zerduş mezarlığı vardı.
Şöyle yapıyorlar toprağa karışmaması için bedenin.
Betonla kaplıyorlar ve o şekilde mezara koyuyorlar.
Aslında yine toprağın kirlenmemesi için geleneklerini farklı şekillerde devam ettiriyorlar diyebiliriz.
Günümüzde Yez'de yaklaşık 25 bin zerduş yaşıyormuş.
İslamiyet'in bu bölgeye gelmesiyle birlikte çoğu zerduş Hindistan'a göç etmiş ve Hindistan'ın Mumbai bölgesi...
de de 70 bin küsur Zerduş yaşıyormuş.
Onlar da bu geleneklerine devam ediyorlarmış ama özellikle sanayileşmeden sonra sessizlik kulelerine hava kirliliğinden dolayı Akbabalar ve Kartallar gelmemeye başlamış.
Onlar da yine İran'daki gibi mezarlara koyuyorlarmış.
Ben Hindistan'a gidip orada yaşayan Zerduşları da görmek çok istiyorum.
Oradaki gelenekleri de incelemek istiyorum.
Yani göçten sonra gelenekleri değişmiş mi ya da İran'daki Zerduşlardan farkı ne diye.
Neyse gez benim gittiğim en mistik yerlerden birisiydi.
Zerdüşlerin bu geleneği benim duyduğum en ilginç cenaze ritüeli idi.
Ya aslında şunu da düşünüyorum.
Bunlar sadece gelenek değil.
İnsanların dünyayı algılama biçimi.
Ve bence bu çok değerli bir şey.
Gezerken beni en çok heyecanlandıran şey dünyanın bir ucundaki bambaşka gelenekler, bambaşka kültürler ve son zamanlarda antropolojiye çok ilgi duyuyorum.
Yani hep vardı antropoloji hayatımda ama son yıllarda seyahat felsefemin merkezi haline geldi.
Umarım beğenmişsinizdir bu hikayeyi.
Eğer beğendiyseniz bana yazın çünkü daha çok böyle bir bölüm gelebilir.
Son zamanlarda biraz arayı açtım ama çalışıyordum yani aslında nasıl içerikler yapabilirime odaklandım.
O yüzden oldu ama bundan sonra daha düzenli podcastler gelecek.
O zaman bölümü beğenmeyi ve arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın.
Bir sonraki bölümde... görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
