
Hepinize selamlar, Sırt Çantamdaki Hikayeler podcastinin ikinci bölümüne hoş geldiniz. Bu bölümde, pis sokakları, başıboş inekleri, ilginç geleneklere sahip olan Hindistan seyahatimde neler yaşadığımı anlattım. Bir ülkenin benim hayata ve seyahate bakış açımı nasıl değiştirdiğinden, dışarda kaos yaşanırken nasıl içsel süreçlerden geçtiğimden bahsettim ve komik bir bölüm oldu bence. Pek bilinmeyen yanlarıyla Hindistan'a bir yolculuk yapmak isterseniz, sizleri bu podcaste davet ediyorum ve keyifli dinlemeler diliyorum! Bana instagramdan ulaşabilirsiniz; https://www.instagram.com/yagmur_aratt/
Transkript
Sırt çantamdaki iki yerler podcast'ın ikinci bölümüne hoş geldiniz.
Öncelikle büyük bir teşekkürle açmak istiyorum bölümü.
İlk bölümden çok güzel dönüşler aldım.
O yüzden çok çok mutlu oldum.
Ve eğer Spotify verilerini yanlış okumuyorsam daha ilk bölümden hemen listeye girmeyi başarmışız.
O yüzden büyük bir teşekkürle açmak istedim bölümü.
Geçen gün arkadaşıma bu podcast serimden bahsediyordum ve yeni bölüm için hangi ülkeden mi başlasam diye düşünüyordum biraz da sesli olarak.
Ve ardından kendimi Hindistan anılarından söz ederken buldum ve dedim tamam bu bölümde Hindistan'ı anlatacağım.
Hindistan benim seyahate ve hayata bakış açımı çok değiştiren bir ülke.
O yüzden bendeki yeri gerçekten çok özel.
Bir arkadaşıma şöyle tanımlamıştım Hindistan'a gidip geldikten sonra.
Dünya üzerinde var olduğuna inanmadığım bir ülke.
Çünkü gerçekten Hindistan'a gittiğimde ve orada yaşadığımda burası dünyada değil, burası Mars'ta olabilir ama dünyada değil kesinlikle dediğimi hatırlıyorum.
Ve daha çok zıtlıklar ülkesi olarak tanımlıyorum.
Yani bu tanımı birçok kişiden duymuşsunuzdur ama ben bu zıtlıkları birebir görüp yaşadığım için de bu da Hindistan için kullandığım kelimelerden bir tanesi.
Neyse şimdi Hindistan'a gitme sürecimden bahsedersem ilk başta nasıl gelişti Hindistan kararı bundan bahsedeyim.
Bir önceki bölümde bahsetmiştim.
Ben Avrupa yolculuğuna gitmiştim İnterrail'le ve oradan döndükten sonra da yine burada çalışırken sık sık Avrupa'ya gidip geldim.
Ama bir yerden sonra Avrupa'nın bir ülkesiyle başka bir ülkesinin çok bir farkın olmadığını gördüm.
Yani tabii ki de yemekleri, kültürü, iklimi, coğrafyası bambaşkaydı.
Avrupa'nın bir standartı vardı ve bambaşka bir ülkeye gitmek istiyordum.
Daha farklı hissettiğim, daha farklı şeyler gördüğüm bir ülkeye gitmek istiyordum.
Ve bir gün uyandım, dedim ki ben Hindistan'a gitmek istiyorum.
Yani tabii ki de bu böyle birden gelişmemiştir.
Bence bilinçaltımda okuduklarım, gördüklerim, gidenlerden falan etkilenmişimdir.
Ama gerçekten bir gün uyanıp ben Hindistan'a gitmek istiyorum dedim.
Sonra bilet aldım ve bilet aldıktan sonra bir yerde çalışmaya başladım.
Eski işime geri dönmek istemiyordum ya da beyaz yaka tarzında bir işte çalışmak istemiyordum.
Çünkü 2-3 ay çalışıp gidecektim ve 2-3 ay kimse beni işe almazdı.
O yüzden bir kafede çalışmaya başladım ben.
Kafede Caddebostan'da bir kafeydi ve gerçekten çok ilginçti.
Bence Hindistan yolculuğum orada başladı.
Çünkü orada gördüğüm insanlar da çok farklıydı.
Ötesel insanlar geliyordu oraya.
Daha böyle işte yeni iPhone'larından konuşuyorlardı.
Yeni çantalarından konuşuyorlardı.
Ya da işte yeni iPhone için Amerika'ya gitmek istediklerinden falan konuşuyorlardı.
O zamanlar daha kolaydı bu arada.
iPhone almak için Amerika'ya gitmek 2016 senesinin yazı falandı.
Ben oradaki insanları gözlemlemeyi de çok sevdim.
Ve hatta oradaki gözlemlerimi Hindistan'da çok çok kullanmıştım.
Neyse ben işte 2-3 ay çalıştım.
Ve sonra gidiş vaktim geldi.
Uçağa binerken yine böyle çok heyecanlı hissediyordum kendimi.
Bambaşka bir yere gittiğimi biliyordum.
Ama bu kadarını hiç tahmin etmemiştim yani.
Hayalimin ötesinde bir başkalıktaki bir ülkeye gittiğimi.
Gidiyordum aslında. Bundan habersizdim.
İlk uçağa bindim ve yine ucuz uçak bileti aldığım için çok aktarmalı ve çok zorlu bir yolculuktu benim için.
Ve ilk uzun uçuşumdu bu benim.
Neyse sabaha karşı indim.
Ve ilk hissettiğim bir nem bulutunun yüzüme çarpmasıydı.
Uçaktan iner inmez o nemi gerçekten bütün vücudumda hissettim.
Sonra immigration'a gittim.
Orada birkaç kağıt doldurdum.
Ve sonra Hindistan'a giriş yaptım.
Havaalanından çıktığımda gerçekten çok yorgun, çok aç, çok uykusuzdum ama inanılmaz heyecanlıydım.
Çünkü Hindistan'daydım.
Yani uzun zamandır hayalini kurdum, çalıştım, plan yaptım.
Ülkenin içerisindeydim.
Ve böyle etrafıma bir bakayım dedim.
Şöyle bir kafamı kaldırdım.
3-4 kişinin...
Bana doğru koştuğunu gördüm.
Madame Tuktuk, Madame Beryogo falan diye böyle bayağı üstüme koştuklarını gördüm.
Ve çekiştirmeye başladılar beni.
Ama gerçekten çekiştiriyorlar.
Dokunuyorlar falan vücuduma.
Ben böyle hani bir dakika falan diyorum ama bir tık böyle kibarım.
Yani nazik bir şekilde söylüyorum.
Çünkü o zamanlar daha Hindistan'da sert olmam gerektiğini öğrenmemişim.
Neyse yok yok falan dedim.
İşte uzaklaştırdım onları.
Ve bir tane işte arabaya bindim.
Kalacağım yere doğru gittim.
Arabanın içindeyken Hindistan'ı heyecanlı gözlerle izliyordum.
Ve bir tuktuk gördüm.
Tuktuk'ta 3 tekerlekli motoru düşünün.
Arkasına da böyle oturacak yer yapmışlar.
Motor taksi gibi ama böyle 3 kişiyi 5 kişiyi taşıyabiliyor.
Hindistan'a gitmeden önce çok gördüğüm bir şeydi tuktuk.
Ve galiba onu görünce Hindistan'da olduğunu daha da iyi anladım.
Ve o yüzden heyecanlandım.
Sonra kalacağım yere gittim.
İnanılmaz yorgundum ve jetlag olduğum için hemen uyudum.
Böyle bir 6-7 saat uyuduktan sonra gözlerimi açtım ve akşam olmuştu.
Sonra ilk bol baharatlı Hint yemeğimi yedim.
Gerçekten hayatımda yediğim en baharatlı yemekti.
Yani o ana kadar benim burada yediğim yemeklerin hiçbirisi baharatlı değilmiş.
Onu fark ettim. Ama çok midem bozulmadı.
Ben gitmeden önce doktora gitmiştim ve Hindistan'da olası rahatsızlıklar üzerine bilgi almıştım.
Doktora dediğim de bu arada Karaköy'de seyahat sağlık merkezi var.
Oraya gidiyorsunuz.
İşte orada gittiğiniz ülkeyle ilgili size bilgi veriyorlar.
Gerekirse de aşı yapıyorlar.
Orada işte demiştim mide koruyucu al istersen.
Çok baharatlı yiyorlar falan diye.
Ben yanıma almıştım ama hiç kullanmadım.
O kadar etkilenmedim. Çünkü şöyle de bir şey oldu böyle bir parantez gireyim.
Ben aslında Hindistan'a giderken uçakta dedim ki Yağmur tamam çok zor bir yola gidiyorsun.
Yani gittiğin önceki seyahatlerden çok daha farklı olacak.
Ve kötü düşünmeni istemiyorum.
O yüzden böyle hasta olmayacağına inanırsan hani psikolojini sağlam tutarsan bence bağışıklığın da yükselir diyerek böyle kendimi biraz işledim.
Biraz saçma gelebilir size ama gerçekten bence psikolojinin özellikle hastalıkta çok etkisi olduğunu düşünüyorum.
O yüzden hep böyle modumu yüksek tuttum.
Ve iki ay boyunca hiç hastalanmadım.
Bu benim için büyük bir zafer.
Bir yerde hastalanmamak değil.
Hindistan'a gidip orada hastalanmamak gerçekten çok büyük bir olay.
Bunu birazdan anlayacaksınız anlattıkça.
Tabii o baharatlı yemekleri yiyince biraz bağırsaklarımın hareketlendiğini hissettim.
Ama bir şey olmadı ve ben çok yorgundum.
Yeniden uyudum. Ve ertesi gün Hindistan'ı gezmeye başladım.
Delhi'yi gezerken ilk hissettiğim şey kokuydu.
Gerçekten yoğun kokular ülkesi diye de adlandırabiliriz bence Hindistan'ı.
Çünkü her şey çok kokuyor.
Yani her şeyin kokusu da çok yoğun.
Zaten çok baharat yiyorlar.
Onlar kokuyor. İnsanların vücutları kokuyor.
Yani baharatları yedikleri için terlediklerinde o baharatlar çıkıyor.
Sonra sokaklar kokuyor.
Yağlar kokuyor. İnekler var her yerde ve inekler dışarıya işiyor, sıçıyor, bunlar kokuyor falan.
Yoğun bir koku hissettim ben.
Sonra çok kalabalıktı.
Yani gezmek istediğim yerlere gittiğimde hep böyle bir kalabalıkların içinden sıyrılmaya çalışıyordum.
Ve insanlar pat, küt, çarpıyor, geçiyor falan.
Daha önce hiç görmediğim bir kalabalıkla karşılaştım.
Sonra maymunları ilk defa gördüm.
O güzeldi benim için.
Çünkü ben maymun çok seviyorum.
Ve küçükken hep bir maymunun olmasını istemiştim.
Belki de bu Charlie'yi izlediğimiz için o dönemler.
O yüzdendir bilmiyorum. Maymunları böyle gözlemledim, izledim.
Tabii oradaki maymunlar böyle çok seveceğim maymunlar değil.
Genelde sizden bir şey çalmak için yanınıza geliyor.
O yüzden böyle uzaktan izlemeyi tercih ettim.
Yolda yürürken bir adam gördüm.
Önümde yürüyordu. Birden bu pantolonu indirdi ve işemeye başladı sokağa.
Sonra başka insanlar da gördüm böyle.
Yani çok bu normal bir şeymiş aslında sokağa işemek.
Yani normal bir şeymiş değil tabii ki ama orada karşılaşılabilecek bir şey olduğunu anladım ben.
Ve inanılmaz bir korna sesi var.
Herkes kornaya basıyor.
Herkes kornaya basıyor ve dünyanın en yoğun trafiğine sahip yerlerden birisi dahi.
O yüzden çok fazla trafik var.
Ve mesela o trafiğin arasında inekler var.
İnekler giriyor. Kimse bir şey yapmıyor.
İneğin gitmesini bekliyorlar falan.
Ve gitmeden önce de bildiğim bir şeyle karşılaştım.
Hindistan'ın pis olduğuyla karşılaştım.
Yani temizlik algısının kesinlikle bizle aynı olmadığını.
Fark ettim ve ben bunları hani bir şehri gezerken böyle yürürken hep bunları hissediyorum.
İşte bir yandan koku geliyor bir yandan korna sesi geliyor bir yandan ineği görüyorum.
Bir yandan adam böyle çıkartıp işiyor falan.
Sonra ben akşam yemeği yemek için derhide bir restorana oturdum ve kocaman bir it çektim.
Dedim ki tamam Yağmur sen farklı bir yerdesin.
Yani tahmin ettiğinden çok daha farklı bir ülkedesin.
Hani bunu bir... Bil yani bunu bir öğren dedim.
Sonra Delhi'den sonra benim bu yolculuklarımı Jaipur, Agra ve Varanasi takip etti.
Ve yaklaşık böyle bir iki hafta buralarda gezindim ama inanılmaz zordu.
Yani neden derseniz çünkü Hindistan'ı tanımaya başlamıştım.
Aslında orada cebelleştiğim birçok sorun vardı.
Mesela en basiti su mevzusu.
Biraz önce söyledim ya gitmeden önce doktora gitmiştim diye.
Doktor demişti kesinlikle orada hiçbir şekilde musluk suyunu zaten içme ama dişini bile fırçalama demişti.
Yanlışlıkla yutarsın bir şey olur diye.
Ben o yüzden çok dikkat ediyordum ama bir şey öğrendim.
Mesela hep gidiyorum marketten kapalı su alıyorum ve onu içiyorum ya.
Bazı yerlerde para verdiğin halde o kapalı suyu açıktan doldurup sana satan insanlar varmış yani böyle şeyler varmış.
Dedim ki nereden bileceğim ben onun öyle olup olmadığını.
Bilemezsin falan diyorlar.
O zaman diyorum bana bu bilgiyi niye verdiniz?
Yani niye böyle kaygı yüklüyorsunuz bana?
Neyse sürekli böyle su içerken hani bir tedirginim kokuyor mu ediyor mu falan diyor.
Çünkü bunlardan dolayı ölen insanlar var.
Yani hani abartılacak da bence bir konu.
Sonra tuktuk ve dolandırılma maceralarım.
Yani dolandırılmaya çalışma maceralarım oldu.
Yani tuktuka fiyat soruyorum.
Ne kadar diyorum. Mesela Hintli bir kadın 30 rupi veriyor.
Bana diyor ki 300 diyor.
Ha tamam diyorum. Okey ben binmeyeceğim o zaman.
Gidiyorum. Tamam tamam 200 diyor.
Yok canım tamam binmeyeceğim.
Takip ediyor. Hadi 100 olsun diyor.
Ve binmek istemediğimde de bayağı böyle ben bir kilometre yürüyorsam o da beni bir kilometre takip ediyor.
Ve ben böyle ilk başta inanılmaz sinirlenmiştim bu duruma.
Çünkü hiçbir şeyin fiyatını bilmiyorum ya.
Bir de şöyle bir olay var.
Ben çalışıp gittim.
Ve yine çok az parayla gittim.
Çok az param olduğu için ne kadar az harcarsam o kadar çok kalırım mantığı vardı bende.
O yüzden böyle bir hesap yapmıştım.
Yani günlük atıyorum 10 dolara aşmayayım gibi.
Ama orada hiçbir şeyin fiyatını bilmediğim için hani kazıklanıyor muyum?
Doğru fiyat mı veriyorum?
Ne oluyor? Bu beni çok germişti.
Ve dediğim gibi tuk tuk.
Çular takip ediyor. Mesela istasyondan bir kilometre hostelim.
Yok diyorum ben yürüyeceğim.
Madam, madam tuk tuk.
Madam, madam falan diye böyle takip ediyor.
Dönüyorum artık hani şey diyorum.
Hayır ben istemiyorum, istemiyorum falan diyorum.
Kibar bir şekilde söyleyince anlamıyorlar.
Biraz daha sesimi yükseltiyorum mesela.
O zaman da böyle Hintlilerin bir hareketi var ya kafalarını böyle sağa sola sallıyorlar.
Öyle yapıyor. Bakıyor suratıma böyle mazlumlarda yani.
Ama ben çıldırıyorum yani orada.
Neyse yemek mevzuları da aynı şekilde.
Kötü şeyler yersem ölebilirim yani.
Ama yemek mevzusuna şu kadar zorlanmadım.
Çünkü böyle aşırı sokak yemeği ve çok pis olan yerlerden yemedim.
Bir tık daha böyle iyi gördüğüm yerlerden yedim.
Ama iyi gördüğüm dediğim hani yine elimle falan yediğim yemekler de oldu.
Ama böyle çok kaygılanmak da istemedim bu konuda.
Ve bir de şöyle bir konu vardı.
Ben bu seyahatinin bir kısmını arkadaşımla yaptım.
Yani neden birlikte çıktık bilmiyorum.
Çok önceden sözleştiğimiz bir konuydu.
Ama benim için çok zor bir süreçti arkadaşımla seyahat etmek.
Çünkü böyle ilk başlarda iletişimi bir kaybettik.
Ve gerçekten bana çok yük oldu.
Yani şöyle ben bu savaşları veriyorum.
Bir de onun yükünü de alıyorum gibi hissettim.
Ve ondan sonra erkek arkadaşlarım hariç hiç kimseyle seyahat etmedim zaten.
Neyse. İlk bir iki hafta böyle şeyler yaşadım.
Ve dedim ki hadi Varanasi'ye gideyim.
Hatırlamıyorum ama galiba bir 10 saatlik yolculuk yaptım.
Yani gece bindim. Sabah indiğim bir yolculuktu.
Yatakta trenle gitmiştim.
Ve böyle uyku sersemi uyandım.
Tren garından çıkmak için böyle içeriden yürüdüm.
Ve bir tane inek geldi.
Benim önümde durdu. Ve böyle işedi istasyonun içine.
Sonra gitti ben. Herkes bakıyor.
Hiç kimse bir şey yapmıyor.
Diyorum ki bir tek ben mi garipsiyorum?
Yani ben nasıl bir simülasyonun içindeyim?
Neredeyim falan diyorum böyle kendi kendime.
Bir de uyku sersemiyim ya hani gerçek miydi bu?
Oldu mu olmadı falan.
Komik komik bir ülke.
Gerçekten çok komik bir ülke.
Ama benim böyle biraz da sinirim bozuyor.
Yine tuktukçu takıldı peşime.
Allah'ım diyorum hani git şuradan falan.
Sonra gözümün önünde şey oldu.
Bir tane inek bir kadını kovalıyordu ve turist bir kadını kovalıyordu.
Ve insanlar böyle şey ineğe de vurmuyor şimdi tamam mı şey yapıyorlar böyle.
İneğin ilgisini başka bir yere çekmeye çalışıyorlar falan.
Dedim yani Varanasi'ye hoş geldim gerçekten.
Hindistan'da sıradan bir gün şeklinde giriş yaptım Varanasi'ye.
Neyse hostele gittim böyle eşyalarımı falan bıraktım.
Bu arada hostelde yer yoktu aynı fiyata bana oda verdi.
Odada şöyle hani hiçbir şey yok bembeyaz duvarlar küflü nemli böyle rutubetli falan bir oda tuvalet var tuvaletin olması daha da kötü çünkü odada böyle çok güzel korkmuyor ben camı
falan açtım eşyalarımı falan bıraktım ve dedim ki Biraz dolaşayım.
İlk olarak Ganj Nehri'nin kenarına gittim.
Ganj Nehri de çok kutsal bir yer ve işte ilk doğanları oraya sokuyorlar direkt.
Yaşlılar ya da hastalar orada yıkanıyor hani şifalı olduğunu düşündükleri için.
Ölülerin külleri oraya atılıyor.
Orada Moksha diye bir seviye var ona varıldığı düşünülüyor.
Hani Hindistan'da biliyorsunuz reenkarnasyon var ve reenkarni durumu aslında sürekli geri gelme durumu.
Ama eğer Varanasi'de ölürseniz ve külleriniz Varanasi'de dökülürse rolünüz tekrar bu dünyaya gelmiyor ve huzura varıyor gibi bir inanç var.
Ben de o yüzden böyle Ganj Nehri'nin kenarında biraz nehri izledim ve ilginç gerçekten küçücük çocukları sokuyorlardı.
Yaşlılar yıkanıyordu, inekler giriyor mesela inekler yıkanıyor, iş yiyor, sıçıyor falan.
Sonra işte kadınlar çamaşır yıkıyor.
Küller dökülüyor falan.
Böyle ilginç bir manzaraydı benim için.
Gerçekten ben 2-3 saat falan galiba orada Gange Nehri'ni izledim.
Ondan sonra bu arada ben Nehri'ni izlerken sürekli yanıma birileri geliyor.
Bir şeyler satmaya çalışıyor.
Sürekli varanası da çok vardı.
Neden bilmiyorum ama ot satmaya çalışıyorlar.
Hint kenevri. Sonra ben biraz rahatsız oldum.
Yürüdüm. Uzaktan baktım ki bir sis bulutu var.
Böyle dumanlar var. Ve oraya doğru yürüdüm.
Orası da ölülerin yakıldığı yermiş.
Ve benim eskiden ölüm korkum çok vardı.
Ve bir cenazeye gittiğimde o yıkama işlemleri ya da gömülme işlemlerini çok görmek istemiyordum.
Yani hala çok böyle görmek istemiyorum.
Ve o an şöyle bir şey oldu.
İnsanlar oturuyor, bir şey izliyor ve birisi yakılıyor.
Ben de oturdum.
Yani aslında bu duygulardan hep kaçardım ama orada kaçmak istemedim.
Bilmiyorum ve...
Huzursuz da hissetmedim kendimi.
Daha böyle tuhaf bir enerjiyle, daha dingin bir enerjiyle oturdum.
Ve yanılmıyorsam yaklaşık bir saat karşımdaki kişinin yakılmasını izledim.
Ama böyle şey koymuşlar, odunları koymuşlar.
Ortada insan var, üstüne de odunlar koymuşlar.
Kafa tasını falan görüyorum böyle.
İnanılmaz ilginç bir deneyimdi ve çok şey sorguladım.
Yaşam... Ve ölümü çok sorguladım.
Sonra ben biraz böyle tuhaf hissettim ve hostele gittim.
Hostelde bir çocukla karşılaştım.
İsrail'li bir çocuk. Ve şey diyor işte ben Hindistan'ı çok seviyorum.
Muhteşem bir ülke. Yedinci gelişim dedi ya.
Yedinci gelişim. Ben de böyle hani neyi seviyorsun?
Hani ben daha karşılaşamadım orada şeylerle.
Söyle de ben de bileyim falan diyorum.
Bir şey diyor çok farklı bir ülke.
Bunu yaşaman lazım. Anlayamazsın falan.
Okey dedim. Bu sabah dedi bir tane...
Otobüs kazası olmuş ve çok insan ölmüş.
O yüzden çok kişiyi yakmışlar.
Ve gerçekten o gün inanılmaz sisliydi.
Onu da öyle deyince ben böyle biraz daha kötü hissettim.
Yani sürekli birileri ölüyor, sürekli bir cenaze ortamı gibi hissettim galiba.
Ben o gün hostelde kaldım.
Ertesi gün yine gezmeye devam ettim.
Sadular var orada. Görmüşsünüzdür böyle ermiş kişiler.
Daha çok böyle ot içiyorlar.
Sadece duruyorlar. Bir şeyler verirseniz yiyorlar.
Ama onun dışında hani kendileri bir şey yiyip içmiyorlar falan.
Onları görüyorum. Çok ilginç geliyor.
Sürekli böyle yanıma birileri geliyor.
Bir şeyler satıyor ya da bir yerleri davet ediyor.
Hindistan'a giderseniz hani böyle şeyler çok göreceksiniz.
Sonra ben akşam bir serüveniye katıldım.
İsmi Ağırtı diye bir ateş seromonisi ve hava koşulu ne olursa olsun her gün belirli bir saatte Varanasi'de Ganj'ın kenarında yapılan bir seromoni.
Neyse o seromoni izledim ve gerçekten çok etkilendim.
İlginç bir seromoniydi benim için.
Ondan sonra bir tapınağa gittim.
Bana bir tapınak tavsiye etmişlerdi.
Tapınakta bir tane adam beni yanına çağırdı ve işte dua etti yani kutsadı beni.
Ben de böyle teşekkür ettim falan ama ben böyle hani daha çekingen bakıyorum etrafa.
Sonra para istedi benden ama nasıl bağırıyor paramı ver paramı ver falan diye.
Ben inanılmaz sinir oldum ya artık ben çok sinir oldum.
Vermeyeceğim falan dedim baba kötü şeyler söyledi.
Büyük ihtimalle lanetledi beni.
Sonradan tuk tuka bindim hostele gittim ve odaya gittim.
Çok kötü hissettim.
Yani gerçekten çok kötü hissettim ve birden...
Bir ağlamaya başladım ama nasıl bağırarak ağlıyorum böyle görseniz gerçekten çok ilginç bir manzaraydı.
Ne yapıyorum ya ben burada diyorum yani keyif almıyorum hani ne oluyor yani burada şu an niye buradayım diyorum böyle.
Hatta şöyle bir şey oldu annemlere mesaj attım anne ne yapıyorsunuz falan diye.
Sadece hostelde internetim oluyordu ve hosteldeyken yazabiliyordum.
Annem de şey yazmış iyiyiz kızım işte çay yaptım börek yaptım börek yiyoruz babanla falan.
O an böyle gerçekten o kadar içim gitti ki.
Yani Türkiye'deki hayatımı anımsadım.
Hani çok konforlu. Mesela şu an Kadıköy'de olsam en güzel yemekler yiyeceğim.
İşte bilindik deneyimler yaşayacağım.
Tiyatroya gideceğim, oraya gideceğim.
Arkadaşlarımla takılacağım falan.
O an böyle orada gerçekten çok kötü hissetmiştim.
Bu arada şöyle oluyor.
Ben işte annemi mesela yaşıyorum.
Ağlamaya devam ediyorum. Ağlıyorum mesela yatıyorum.
Çarşaf falan baharat kokuyum.
Böyle gülmeye başlarım sonra tekrar ağlıyorum.
Gerçekten ilginçti yani.
Sonra biraz böyle yüzümü yıkadım kendime geldim ve bir arkadaşıma yazdım.
Çok yakın bir arkadaşım değildi aslında ama o konuda galiba güvendim ona.
Olur ya bazen bazı konularda bazı insanlara güvenirsiniz.
Ben ona yazdım ve dedim ki böyle böyle yani ben dönmek istemiyorum ama buradaki enerjimi de değiştirmek istiyorum.
Çok kötü şeyler yaşadım yani çok zor deneyimler yaşadım falan dedi.
Arkadaşım da bana dedi ki mekan değiştir sana dedi.
Orada belli ki o enerji seni çok yıpratmış mekan değiştir iyi geleceğini düşünüyorum ben dedi.
Ben ertesi sabah hemen kalktım tren istasyonuna gittim ve Mumbai'ye bilet aldım.
Mumbai'de böyle güneyde ve yaklaşık 30 saat falan sürüyor tren yolculuğu.
O tren yolculuğu galiba hayatımda hiç bitmeyen bir tren yolculuğuydu.
Yani bu bütün sorgulamaları çok derinden yaşadığım bir yolculuktu.
O trende binlerce insan gördüm galiba.
Hindistan'a giderseniz kesinlikle trenle yolculuk yapın bu arada.
Gözlem yapmak için bence çok iyi bir yer.
Yani diyorum ki mesela hani o insanla benim farkım ne?
O böyle bir yerde doğmuş, böyle bir coğrafyada doğmuş ve buradan hiç çıkamayacak.
Ve Hindistan'da biliyorsunuz kas sistemi de var.
Ve belirli bir kastaysan diğerine geçemiyorsun.
En aşağıdaki bir kastaysan mesela işte çöp topluyorsun.
İnsanların yapmak istemediği işleri yapıyorsun.
Ve böyle doğuyorsun yani.
Hani bunu değiştirebilecek hiçbir şeyin yok.
Sonra mesela anne baba ve çocuktan oluşan bir aile oturuyordu karşımda.
Çok fakirler belli.
Ama inanılmaz mutlulardı ya.
Ben o mutlu enerjisini...
Çok hissettim yani böyle sürekli şakalaşıyorlardı.
İşte babası çocukla oynuyordu.
Sürekli böyle çocuğu güldürmeye çalışıyordu.
Annesi çok mutluydu falan.
Ve birbirlerini de çok seviyorlardı.
Böyle bir sürü şey gördüm ve çok derin şeyler sorguladım.
İşte yaşama, ölümü, bu hayatı, varoluşu.
Her şeyi böyle o tren yolculuğunda gerçekten ağır sorguladım.
Sonra ben Mumbai'ye vardım.
Ve vardığım andan itibaren gerçekten enerjim o kadar değişti ki.
Coach Surfing'den birisini ayarlamıştım ben.
Ve kaldığım adam da çok tatlı bir adamdı.
Hemen bana Mumbai'yi gezdirdi.
Çok güzel yemekler yedik.
Çok güzel tatlılar yedik.
Güzel yerleri keşfettik.
Çok keyifliydi yani onunla seyahatimiz.
Ve galiba şöyle bir şey oldu.
Ben Hindistan'a teslim olmaya başladım.
Yani o iki haftalık yolculuğumda çok önyargılarım.
İşte o kendi güvenli alanımı koruma kaygılarım falan çok yoğundu.
Yani o noktadan sonra o Varanasi'de o gece ağladıktan sonra tamam ya dedim Hindistan bana ne göstermek istiyorsan göster.
Ben buradayım karşındayım ve hazırım dedim.
Gerçekten öyle olunca çok şey değişti.
Yani bu seyahatim çok keyifli bir hale geldi.
Çok kaygılanmadım.
Çünkü ben o kaygıyı yapsam da yapmasam da olacağı varsa olacak ya zaten.
Tabii ki de hani küçük önlemlerimi aldım yine işte su konusunda olsun ya da gece tek başına yürümeme konusunda olsun falan.
Ama bunun dışında bir kaygı yapmadım.
Galiba ilk gittiğimde çok yoğun bir kaygı vardı ve ön yargı vardı bence.
O Hindistan'ın kaosundan keyif almaya başladım.
Bir gün otobüsle bir yere gittim mesela.
Uzun bir mesafeydi.
Ve otobüs mola verdi.
İhtiyaç molası gibi. Ama böyle hiçbir şey yok tamam.
Yol kenarında durdu.
Adamlar böyle yol kenarında işiyor falan.
Ben de mesela sadece eğleniyordum artık.
Mesela o Mumbai'de kaldığım...
Adamdan ayrılırken gerçekten ikimiz de çok üzüldük.
Böyle olur ya mesela küçükken bende çok oluyordu.
Bir akrabanın yanına gidiyordum çok sevdiğim.
İşte tatil için. Tatilden ayrılırken böyle bir yüreğimde böyle bir hüzün hissediyordum.
Gerçekten ondan ayrılırken de o hüzünü hissetmiştim.
Belki kısa zamanda çok yakın olduğumuz için bunu hissettim.
Sonra ben Goa'ya gittim.
Goa'da eski hippilerin yeri işte bu 60-70'lerde hippilerin bir kısmı Nepal'e gitmiş bir kısmı da Hindistan Goa'ya inmiş ve hala orada yaşayan hippiler var.
Ve şeyi fark ettim sahile indim böyle çok güzel gün batımını izliyorum günlüğümü yazıyorum falan.
Sağma bir baktım yine böyle bir inek oturmuş yanımda o da benle gün batımını izliyor ve o an şey olduğumu hissettim tamam ya ben adapte oldum galiba çünkü Çok normalleştirmiştim.
Hani o gördüğüm Hintliler gibi olmuştum.
Güney kısmı yani ikinci parti inanılmaz keyifliydi.
Ya zaten şöyle bir şey var.
Eğer Hindistan'a gidecekseniz kuzeyin kuzeyine ya da güneyin güneyine gidin.
Zaten pis bir ülke ya.
Şehir olunca kaos işte karmaşa trafik falan.
Ama kırsal kesim çok daha rahat.
Mesela o kadar pis değildi bence Goa falan.
Mesela Kuzey'de de ben Rishikesh'e gidemedim.
Rishikesh'e gitmek istiyorum bir dahaki gittiğimde.
Ve ben yaklaşık iki ayımı Hindistan'da geçirdim.
Ve gitmeden önce kendime şunu sordum.
Hindistan sana ne öğretti Yağmur?
Öncelikle hemen karar vermemeyi öğretti bana Hindistan.
Çünkü eğer Varanasi'de iki haftalık süreçten sonra ben yapamıyorum deyip de dönebilirdim ve dönmedim.
Bambaşka bir noktaya gitti seyahatim.
Ve artık bir yere alışma süresi tanıdım kendime.
Onun dışında görmek istemediğim şeylerden kaçmamayı öğretti bana.
Ben Varanasi'deyken işte o önü yakılmasını gördüm ve normalde mesela burada ondan hep kaçıyordum.
O gün... Onunla yüzleşmek de bana çok şey öğretti.
Korkularımla çok yüzleştim ben Hindistan'da.
Bulunduğum yerden bazı sorunlardan kaçıyordum.
Yani hayatla ilgili işte.
Mesela şu anda dünyada birçok insan açlıktan ölüyor ya.
Onu şu an düşünmüyoruz ya aslında.
Orada bu kaçtığım şeylerle daha yüzleştim ve düşünmeye başladım.
Yani bunu hayatım boyunca düşüneceğim belki ama en azından kaçmıyorum.
Bir şey olunca üstünü düşünüyorum.
Sonra Hindistan'ın bana öğrettiği en güzel şeylerden birisi de adaptasyon süreciydi.
Böyle birkaç hafta sonra mesela ben Hindistan'a adapte olabilmiştim.
Yani bu aslında seyahatlerimde çok bana yol gösterici bir şey oldu.
Çünkü ben biliyorum ki şu an Afrika'nın herhangi bir ülkesine gitsem de oraya adapte olacağım bir süre sonra.
Bir de adaptasyonun şöyle bir etkisi de vardı.
Mesela Hindistan temiz bir ülke değil.
Ben de yani çok titiz bir insan değilim ama temiz bir insanım.
Mesela orada temizliği çok önemsemedim.
Ve iyi ki de bunu yapmışım.
Çünkü çok titiz birisi olsaydım büyük ihtimalle ben Hindistan'da yapamazdım.
Gidemezdim Hindistan'a.
Orada kalamazdım.
Kesinlikle geri dönerdim.
Orada mesela o temizliğin beni sınırlandırmasına izin vermedim.
Yani sırf pis diye gitmemezlik yapsaydım bana öğreteceği binlerce şeyi göremeyecektim.
Ve giderken çok üzüldüm.
Yani vizemi iki aylık almıştım.
Keşke daha uzun kalsaydım çok dedim.
Çünkü Hindistan'ın bana daha gösterdiği binlerce şey vardı büyük ihtimalle.
Ben sadece bunları alabildim.
Ve gidişim çok komikti.
Ben oradan Sri Lanka'ya geçtim.
İşte Madurai diye bir yer var.
Sadece havaalanı için gittim oraya.
Ben genelde o zamanlarda mesela uçuşum ertesi günse havaalanında falan yatıyordum.
Bir gittim havaalanına şey dediler kapatıyoruz sabah açacağız.
İlk defa gece kapanan havaalanını gördüm.
Çünkü çok küçük bir havaalanıymış.
International bir yerdeymiş.
Ve ben o gece geri dönmedim.
Çünkü geri dönmek de çok zordu ve çok pahalıydı.
Ben ATM'de yattım o gece.
Ve sabah bir Hintli çocuk beni uyandırdı.
Ve komik bir manzaraydı yani ben yerde yatıyorum matımı sermişim ATM'nin içinde.
Çocuk böyle kapıyı açmaya çalışıyor bana böyle garip garip bakıyor falan hani sen Hintli misin nesin hani hiç onlara da benzemiyorsun gibi.
Böyle çok ilginç bir adaptasyon sürecim olmuştu.
Yani ilk gün giderken ki kaygılarımı düşünün bir de son gün ATM'de yattığımı düşünün.
Gerçekten benim de hiç beklemediğim bir manzara olmuştu.
Bir de Hindistan için şey dedim ya seyahatlerimi ve hayata bakış açımı değiştiren bir ülke oldu.
Ben Hindistan'dan galiba en çok şunu kaptım.
Oturduğumuz yerden bir şeyleri yargılıyoruz ya mesela işte Hindistan'da şöyle bir olay olmuş.
Biz buradaki koşullarımızla yargılıyoruz onları.
Ama orada bambaşka dinamikler var.
Yani şu an size bunu kelimelerle ifade etmem gerçekten zor.
Yaşamanız ve görmeniz lazım bence.
Ama ben şunu öğrendim.
Hiçbir zaman tek bir şekilde insanları yargılamamam gerektiğini, bambaşka dinamiklerinde olabileceğini öğrendim.
Sonraki seyahatlerim de çok etkiledi Hindistan.
Yani konfor alanımdan çıkınca bambaşka şeyler yaşadım ve bambaşka bir yağmur oldum gerçekten.
Bazen insanları görüyorum işte aynı konfor alanına, işte Türkiye'de değil de ne bileyim Tayland'a taşıyor falan.
Bence biraz bu konfor alanımızdan ve sınırlarımızdan çıkmamız gerekiyor.
O zaman başka şeyler deneyimleyebiliyoruz.
O zaman başka şeyler yaşayabiliyoruz gerçekten.
Yoksa hep bir hayatın standartı olunca çok sabit geliyor bana.
Bilmiyorum yani benim seyahat etme amacım kesinlikle bu değil.
O yüzden Hindistan'dan başlamak çok güzeldi.
Konfor alanından çıkmayı öğretti bana Hindistan ve ondan çıkınca bambaşka deneyimler yaşayabileceğimi öğretti.
Ve bambaşka birisi olabileceğimi öğretti.
Çok farklı hisler hissettim orada.
Yani seyahat deyince insanların aklına hep tamam işte oraya gideceğim.
Çok eğleneceğim. İşte çok keyifli geçecek gibi geliyor.
Ama ben zor duyguların güzelliğini de fark ettim Hindistan'da.
Beni büyüten bir ülkeydi.
Şu an bu podcast'ın sonunda büyük ihtimalle Hindistan'da bilet alacağım.
Bu arada çok yükseldim.
Zaten bir süredir tekrar gitmek istiyorum ama işte pandemiden sonra Açıldı açılmadı oldu bu oldu falan derken bilet bakamadım henüz.
Ama belki bu yıl giderim.
Belki bir podcast kaydını orada yaparım.
Son olarak şöyle kapatayım podcastı.
Eğer tatil olarak düşünüyorsanız bence Hindistan'a gitmeyin.
Hazır değilseniz de gitmeyin.
Temizlik takıntınız varsa da gerçekten gitmeyin.
Çünkü zor bir ülke. Ama eğer kendinizi değiştirmek istiyorsanız bambaşka şeyler görmek istiyorsanız ve birçok şeye açıksanız bence kesinlikle gidin.
Benim için Hindistan'dan başlamak muhteşem bir deneyimdi.
Bir de orada o kadar zorluk yaşadıktan sonra diğer ülkeler bana çok kolay gelmeye başladı.
Ve dedim ki ben Hindistan'da yaptıysam her yerde yaparım.
Ki gerçekten öyle oldu.
Hiç o kadar zorlanmadım bir daha Hindistan'da zorlandığım kadar.
Biraz uzun bir bölüm oldu.
Umarım keyif almışsınızdır dinlerken.
Ama zaten Hindistan bir bölüme sığacak bir ülke değil bence.
Hatta Hindistan için bir podcast serisine bile başlanabilir.
Çok farklı bir ülke.
O zaman yavaştan bölümü kapatalım.
Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Umarım keyif almışsınızdır.
Yine bölümle ilgili bana yazarsanız gerçekten çok mutlu olurum.
Çünkü ben onları okuyunca bile böyle bir bağ kurduğumuzu hissediyorum.
Ve beni bambaşka yerlere götürüyor yorumlarınız.
O zaman daha sonraki bölümlerde görüşmek üzere diyelim.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
