
Benim Burada Ne İşim Var? İran Günlükleri Part 1
3 Aralık 2023 · 41 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Hepinize selamlar uzun bir aradan sonra yeniden karşınızdayım. Bugün sizlere İran seyahatimin ilk kısmını anlatacağım. Coğrafyası, insanı, tarihiyle bambaşka bir ülke olan İran'da, ilk günlerde yaşadığım zorlukları bu bölümde anlattım. İlk zamanlar benim burda ne işim var derken, sonradan nasıl en sevdiğim ülke oldu, cevabı bu ve daha sonraki bölümlerde! Hepinize şimdiden iyi seyirler dilerim!
#gezi #seyahat #iran #irantatili #iranseyahati #dünyaturu seyahatpodcast #seyahatsohbet #sırtçantamdakihikayeler
Instagram adresim; https://www.instagram.com/yagmur_aratt/
#sırtçantamdakihikayeler #yagmurarat #yagmuraratpodcast
#İranKeşfi #PersYolculuğu #YezdİsfahanKaşan #İranKültürü #GeziPodcasti #DünyaTurunda #KeşfetmeninKeyfi #KültürYolculuğu #YolHikayeleri #GezginRuh #PodcastMacerası #KültürelGezi #DünyaGezgini #YolArkadaşı #GezginNotları
Transkript
Hepinize selamlar. Sırt Çantamdaki Hikayeler podcastının yeni bölümüne hoş geldiniz.
Uzun bir zaman oldu. Instagram'dan bildiğiniz üzere İran'daydım ve 5 hafta boyunca İran'ı kuzeyden güneye gezdim.
Oradayken podcast yayını yapamadım.
Aslında yapabilirim diye düşünüyordum ben.
Ama gittiğimde arkadaşlarım ülke içerisindeyken herhangi bir siyasi ya da politik bir şey paylaşmamam gerektiğini söylediler.
Aslında bana göre çok siyasi olmayan şeyler oraya göre siyasi olduğu için dedim ki en iyisi ben burada yapmayayım.
Burada güzel güzel seyahatimi yaşayayım, deneyimleyeyim.
Sonra Türkiye'ye dönünce yaparım.
dedim ve hemen geldim podcast'ın başına oturdum.
Bugün size İran günlüklerimi anlatacağım.
Beş hafta kalmama rağmen sanki bir yıl kalmış gibi hissediyorum.
İran'da çok fazla şey yaşadım ve yaşadığım şeylerin yoğunluğu da çok yüksekti.
Bence bu yüzden biraz böyle hissediyorum.
O yüzden üç ya da dört parti ayıracağım.
Şimdilik bilmiyorum ama bugün ilk parti anlatacağım size.
İran'ın ilk günleri biraz zorlayıcı başladı.
Yani içindeyken sık sık benim burada ne işim var dedim.
Ama sonunda aslında ne işimin olduğunu anladım ve İran şu an en sevdiğim ülkeler listesinde başlarda.
Gelin size burada ne işim var derken nasıl en sevdiğim ülkelerden birisi oldu bundan bahsedeyim.
Öncelikle İran seyahatimi...
İran'ı gidiş hikayemden almak istiyorum.
Nereden çıktı bu İran seyahati?
Ya ben aslında uzun zamandır çok istiyordum İran'a gitmek.
Ve yıllar yıllar önce de sürekli İran planı yaparken buluyordum.
Çünkü merak ediyordum.
Yani böyle yanı başımızda ama o kadar da tanımadığımız bir ülke gibi geliyordu bana.
Ama her plan yaptığımda da bir aksilik çıktı.
Örneğin bir keresinde Nisan ayında İran'a gitmeyi planlıyordum.
Mayıs'ta da Norveç seyahatim vardı.
Norveç vizesine de çok önceden başvurmuştum.
Hani hemen başvurayım, pasaportumu alayım o arada da İran'a gideyim diye.
Vizeye bir buçuk ay önceden başvurmama rağmen pasaportunu gidiş tarihimden bir gün önce teslim ettiler.
Ve pasaportum olmadığı için yani olup da konsoloslukta olduğu için İran'a gidememiştim.
Yani İran'a gitmek isterken hep böyle çeşit çeşit aksilikler yaşadım.
Şu an İran'da kalmış biri olarak diyorum ki iyi ki de o dönem gitmemişim.
Çünkü şu anki yağmur olarak gitmek çok daha güzel ve özeldi.
Daha kendi geliştirmiş ve daha bilgili bir yağmur olarak gitmek.
Bence gerçekten daha güzel oldu.
Bir de Gürcistan'dayken 3 kere cross surfing yaptım.
Ve bunların ikisi de İranlıydı.
Orada böyle İran'dan konuşurken ya ben de çok gitmek istiyorum aslında ama bir türlü denk gelmedi falan derken dedim ki ben neden gitmiyorum ki yani gidebilirim şu an hani denk getirebilirim yani hani niye erteliyorum.
Ve ben Gürcistan'da kafaya koydum İran'a gitmeyi.
Gitmeden önceki tek korkum şuydu.
Acaba protestolar yeniden canlanır mı?
Biliyorsunuz geçen yıl Ekim ayında Mahsa Amini başörtüsü takmadığı için gözaltına alınmıştı ve polisler tarafından dövülerek öldürülmüştü.
Bu olaydan sonra da İran'da büyük protestolar başladı ve aylarca sürdü.
Ve devlet bu protestoları kontrol edemedikçe daha da vahşileşti ve çok fazla insan idam edildi.
Ve İran'da konuştuğum insanların hepsi, arkadaşlarımın hepsi Ekim ayında bu protestoların yeniden olabileceğini düşünüyorlardı.
Ben o yüzden biletimi Ekim ayının ortalarında almayı düşünüyordum.
İlk haftalar beklerim neler oluyor İran'da, olaylar ne durumda.
Ona göre gidip gitmeme kararını alırım diyordum.
Ekim ayının ilk günlerinde de bir şey olmadı.
Ve ben biletimi aldım.
Ve ben biletimi aldıktan iki gün sonra da savaş başladı.
Ve savaşın ilk söylentileri siz de biliyorsunuzdur.
İran'ın Hamas'ın arkasında olduğu ve İran'ın da savaşa katılacağı, İsrail'le savaşacağı yönünde söylentiler vardı.
Ben bundan dolayı da iki hafta sonra İran'a gideceğim.
Ve böyle hani ne yapacağımı bilmediğim bir noktadaydım seyahat öncesi.
Biraz gergindi yani benim için.
Sonra dedim ki... Bekleyeyim hani ben zaten biletimi aldım bu arada iptal edilemez bir bilet aldım.
Dedim ki son güne kadar bekleyeyim hani bir şey olursa gitmem yani ama bir şey olmazsa da giderim.
Bu arada İran'a gitmem konusunda işte ailem arkadaşlarım da çok tedirgindi.
Yani bu olayların çok dışında hani İran deyince hiçbir olaylar olmasa bile neden gidiyorsun oraya güvenli değil orası ne yapacaksın orada tek başına falan gibi tepkiler veriyordu.
Ben de böyle güvenli değil diyen insanlara sen gittin ben ne gördün nesi güvenli değil beni bilgilendir falan diyordum.
Ama bunları söyleyen insanların hiçbiri İran'a gitmemişti.
Sadece işte medyadan duyduğu kadar biliyordu.
Aslında ben de bu yüzden gitmek istiyordum zaten.
Çünkü İran böyle yanı başımızda ama kapalı bir kutu gibi.
Bir şeyleri medyadan biliyoruz ama içinde ne oluyor çok da bilmiyoruz.
Onun dışında tarih çok ilginç.
Coğrafyası çok ilginç.
Yakın tarihi çok ilginç.
Hani devrimden sonra, devrimden önceki hali.
Yani kısacası beni oraya çeken çok şey vardı ve bunları kendim deneyimlemek istedim.
Bütün bunlar hakkında kendi yorumum olsun istedim.
İşte bu sebeplerden gitmek istedim.
Gitmeden önce bir post paylaştım ve o postun altındaki yorumları okuyabilirsiniz.
Ya aslında o postun altındaki yorumları okursanız benim İran'a gideceğim dediğimde aldığım genel tepkiler bunlardı.
Ne işim var orada? Orası iyi bir ülke değil.
Kendi bir ülkede iyi falan diye çok fazla yorum aldım ama İran çok farklı bir yer.
İşte İran'ın insanları çok farklı, İran coğrafyası, tarihi çok farklı.
Gidilmeye değer diyen de çok az insan vardı.
Yani genelde de bu insanlar gitmiş insanlar oluyordu.
Neyse ben bu arada gitmeden önce...
İran'da couchsurfing yapmak istedim.
Couchsurfing'i artık biliyorsunuzdur ama yine bilmeyenler için bir cümleyle açıklayacağım.
İnsanların gezginleri evinde ağırladığı ve gezginlerin de ücretsiz bir şekilde lokal insanlarda kaldığı böylece kültür paylaşımı yapabildiği bir uygulama.
Ben yıllardır bunu kullanıyorum zaten ama...
İran'da özellikle bunu kullanmak istemiştim.
Çünkü İran'da görmek istediğim şey hani o halk nasıl yaşıyor?
İranlılar nasıl yaşıyor?
Tamam dışarıda kurallara uyuyorlar ama evin içinde hayatları nasıl?
En çok gözlemlemek istediğim şey buydu.
O yüzden ben bütün seyahatin boyunca korsörfing yaptım ve bunları hep önceden ayarlamıştım.
Ben Tahran için iki kişiyle konuştum.
Kalacağım kişiler Meysan ve ailesiydi.
Bir de Şahap'la konuşmuştum.
Şahap'ta da böyle son iki gün falan kalmayı planlıyordum.
Ben havaalanındayken Şahap yazdı.
Nasılsın? Uçağın kaçta?
Nasıl geleceksin? diye. Ben de işte uçağım şu saatte.
Hani orada metro varmış.
Onu kullanacağım büyük ihtimalle dedim.
Havaalanı çok uzak. 50-60 kilometre uzakta.
Metro da böyle çok sık çalışmıyor.
Hani gelmen biraz zor olacak.
Seni almamı ister misin? dedi.
Ben de böyle biraz çekinerek aslında seni rahatsız etmek istemiyorum.
Ama hani gelirsen hayır demem dedim.
Tamam dedi ben havaalanında olacağım.
Dedim ki benim internetim yok birbirimizi nasıl bulacağız?
Ben dedi seni bulurum. Sen büyük ihtimalle şu terminalden ineceksin.
Ben de onun kapısında bekleyeceğim.
Tamam dedim ben de. Böyle biraz daha rahatlamıştım.
Çünkü indikten sonra o stresi yaşamak biraz kötü yani.
Zaten para birimini bilmiyorsun.
Para değiştireceksin. Metroyu bulacaksın.
Metro durakları biraz karışık.
Zaten 2-3 tane metro hattı var.
Şahab beni bu stresten kurtardı.
Sonra ben de işte uçağıma gittim.
Uçak yolculuğum çok keyifliydi.
Uçakta Yola Devam diye bir film izledim.
İran filmi. Panah Panay'ın filmi.
Cafer Panay'ın oğlu.
Ya bu arada mesela o film izlerken de şunu hatırladım.
Benim ilk sinema tutkum İran filmleriyle başladı.
Ya ben aslında sinemanın nasıl bir şey olduğunu da galiba İran filmlerinden öğrendim.
Bir gün üniversitede hocam bana bir film önerdi.
Eli hakkında.
O da Asker Faradi'nin.
Ve ben o filmi izleyince evet dedim ya demek ki sinema böyle bir şeymiş.
Mesela orada çok spoiler vermeden kısacık bahsedeceğim.
Bir kaos ortamı var ve o kaosu işte dalga sesleriyle, havanın karamsarlığıyla anlatıyor.
Ve sonrasında da İran filmlerine olan merakım çok artmıştı.
Öyle öyle ben işte Avrupa sineması izlemeye başladım.
Bağımsız filmler izlemeye başladım falan.
O yüzden İran sinemasının yeri de bende ayrıdır.
Neyse işte yolda o filmi izledim.
Bu arada izlemenizi tavsiye ediyorum.
Mubi'de var. Hava da çok güzeldi böyle güneşliyle.
Güzel bir yolculuk yaptım ve böyle yeni ülkenin heyecanını hissettim içimde.
Yolculuğum kısa sürdü. 3,5 saat civarındaydı.
İndiğimde hava kararmıştı.
İran'a inince normalde şeriat gereği başınızı kapatmanız gerekiyor.
Böyle tam kapalı değil.
Saçınızın önleri biraz dışarıda olabilir.
Ama genel olarak saçınızın tepesi kapalı olması gerekiyor.
Ve kıyafetleriniz de uzun olması gerekiyor.
Uçaktan inerken yarım yamalak şalımla saçımı kapattım.
Ve böyle heyecanla heyecanla yürüyorum pasaport kontrol noktasına doğru.
Pasaporttan geçtim. Pasaport memuru çok tatlıydı.
Normalde böyle pasaport polislere hep çatı kaşlığı, asık suratlı olur.
Böyle kadın çok tatlı bir kadındı.
Gülümse de ülkemize hoş geldiniz falan dedi.
Sonra internete bağlanmaya çalıştım.
Şağba yazmaya çalışıyorum.
Aynı zamanda anneme falan haber vereceğim.
İnternete bağlanıyorum. Ama giremiyorum.
WhatsApp çalışmıyor.
Ben de o anki telaşla herhalde dedim çekmiyor.
Hani bağlanmıyor çünkü. Neyse sonra çantamı aldım hemen orada Şağab'ı gördüm ve hemen el salladım.
O da bana böyle gülümseyip el salladı.
Şağab 50 yaşlarında radyoloji uzmanlığı yapmış yıllarca ve emekli olmuş bir adam.
Yanında da Sara diye bir arkadaşı vardı.
Mesela ben onu çok sonradan anladım yani arabayı binince anladım.
İlk defa tanışıyoruz ya büyük ihtimalle kendimi kötü hissetmeyeyim diye bir tane kadın arkadaşıyla birlikte gelmiş beni almaya.
Böyle İran'daki insanların bu tarz çok ince düşünceleri...
Neyse biz işte aşağıya otoparka indik, arabaya bindik ve yola koyulduk.
Orada da şeyi fark ettim.
Normalde Sara başörtüsü takmıyordu.
Ben de hani protestolardan sonra İran ne kadar değiştiği gözlemlemek de çok istiyordum.
Çünkü eskiden biliyorsunuz bu başörtü konusu çok sıkıydı.
Ama protestolardan sonra İran'ın çok değiştiğini duymuştum.
Bunu ilk gözlemlediğim yer mesela Sara...
Havaalanında takmıyordu.
Arabaya binince hemen başörtüsünü taktı.
Ben de şaşırdım.
Havaalanında polisler var orada takmıyordu.
Şimdi niye takıyor diye geçirdim.
Sonra o da benim galiba yüzümden anladı o şaşkınlığımı.
Dedi ki geçen hafta araba kullanırken başörtüsü takmadığım için iki kere uyarı mesajı aldım.
Bir daha alırsam arabamı çekecekler falan dedi.
Ben kendimi nasıl arabanın içinde görebiliyorlar ki dedim.
İşte bu ışıklara, trafik lambalarına kameralar koymuşlar ve özellikle bunu insanlar araba kullanırken başörtüsü takıyor mu takmıyor mu diye koymuşlar ve fotoğrafını çekiyorlarmış.
Ve direkt plakadan tespit edip mesaj gönderiyorlarmış.
Benim başörtüsüyle ilgili öğrendiğim ilk şey buydu ve bu bana biraz korkunç geldi.
Neyse ben de başörtümü taktım çünkü benim yüzümden ceza almalarını istemediğim için.
İşte biz böyle biraz sohbet etmeye başladık.
İran hakkında, Türkiye hakkında.
Şahap zaten Türkiye'ye çok fazla gelmiş.
Türkleri çok seviyor. Türkiye'yi de çok iyi biliyor.
Ben de böyle İran'la ilgili heyecanımı paylaştım.
Ve şey sordum. Yani ben gelirken herkes çok tedirgindi.
Hani savaş başlayacak diyorlardı.
Siz ne düşünüyorsunuz? İran'daki insanların savaş hakkında ne düşündüğünü merak ettim.
Çünkü bu benim için çok önemliydi.
Hani medyada hep konuşulur, dışarıda farklı konuşulur ama içeride başka yaşanır ya.
Onlar dedi ki merak etme dedi.
Hani İran devleti dedi çok sert konuşsa da hiçbir şey olmayacaktır büyük ihtimalle dedi.
İran böyle bir savaşa girmeyi şu an düşünmez falan dedi.
Bu beni biraz rahatlattı.
Biz yaklaşık bir saate yakın bir yolculuk yaptık sohbet ede ede.
Ve sonra beni diğer koçumun evine bıraktılar.
Bu arada Şahap'la Meysamlar çok yakın oturuyormuş.
Bu biraz benim şansıma denk çıktı.
Ben bu arada hani koçuma da haber veremedim ben indim geliyorum diye.
Ben hemen gittim elimi yüzümü yıkadım.
Oturdum onlarla sohbet etmeye koyuldum ve bana hemen çay ikram ettiler.
Meysam 40'lu yaşlarında mühendis birisi.
Tina onun eşi, o da mühendis.
Ve Parmesi adlı da 12 yaşında bir çocukları var.
Kocaman evleri var.
Ve her yerde halılar var.
İran eviyle alakalı ilk gözlemim bu oldu.
Neyse biraz sohbet ettikten sonra dedim ki hani Wi-Fi'niz var mı ben aileme haber vereceğim.
Wi-Fi'ye girdim yine bağlanmıyor.
Allah Allah diyorum ne oldu?
Sonra dedim ki kahretsin VPN, VPN'e ihtiyacın var.
Bunu nasıl unuttum? Aslında biliyordum da yani gitmeden önce de VPN bakmıştım ama o yol telaşıyla tamamen unutmuşum.
İran'da Facebook, Instagram, WhatsApp gibi sosyal medyalara erişim yasağı var.
Devlet yasaklamış bunları ve VPN olmadan giremiyorsunuz.
Sonra ben Meysa'ma sordum hani...
Ne kullanacağız VPN ben bilmiyorum hani ne tavsiye edersiniz falan dedim.
Ya ben de gerçekten VPN'i çok bilmiyorum.
Hani biz de de çok nadir kullanıyoruz ya bazen kısıtladıklarında.
O da böyle birkaç şey önerdi ama benim telefon Apple olduğu için.
Her VPN çalışmıyor bende.
İran'ın da Apple'la ayrı bir savaşı var.
Hatta şunu öğrendim.
Telefon iPhone kaç dediler.
Ben de 13 Pro dedim. Ha iyi bari dediler.
14 ve 15'ler İran'da yasak.
Hiçbir şekilde kullanamıyorsun dediler.
İlk günüm ya. Duydum her şey o yasak, bu yasak, şu yasak oldu.
Neyse bir tane böyle çat pat bir VPN buldum.
WhatsApp'a giriyorum ama internet de böyle çok çekmiyor.
Anneme yazdım. Anne ben vardım iyiyim arkadaşlarıma yazdı.
Ama böyle internet çok yavaş çok kötü.
Hani ben internetten mi yavaş olduğunu ya da VPN'den mi yavaş olduğunu hiç anlamadım.
Zaten böyle çok yorgunum uzun bir yolculuk yapmışım.
Biz ben biraz sohbet ettik.
Neyse ben sonra çok yorulduğum için odama gittim.
Bana böyle bir oda ayırmışlar ve yer yatağı yapmışlar.
Ben de bu yer yatağını çok severim ve böyle İran kültürüyle direkt özleştirdiğim bir şey.
Böyle hemen yer yatağımı yaptım işte.
Dişlerimi falan fırçaladım.
Sonra uyudum. Zaten hani yatağa girer girmez hemen uyudum.
İkinci gün sabah uyandım.
Uykumu almış ve dinlenmiş bir şekilde.
Sonra içeriden sesler duydum.
Meysan beni beklemiş ve gitmemiş.
Neyse kalktım yatağımı topladım.
Birlikte kahvaltı yaptık Meysam'la.
İşte biraz birbirimizi tanımaya çalıştık sohbet ettik falan.
Dedi ki hani ben işe gitmedim seni bekledim.
Sen para bozduracaksın ve hani birlikte gidelim daha kolay olur falan dedi.
Ben de hani bilseydim daha erken kalkardım dedim.
Çünkü bana söylememişti hani seni bekleyeceğim.
Yok yok dedi ben zaten özellikle söylemedim sana hani dinlen diye.
Biz kahvaltı yaptık dışarı çıktık.
Meysam arabayla beni şey exchange ofise götürdü.
Ve ben ilk... Tahran trafiği ile karşılaştım.
Ya böyle inanılmaz kötü bir trafik.
Yani İstanbul trafiğini öpüp başına koyarsın.
O derece kötü bir trafik.
Çünkü sadece trafiğin sıkışıklığı, arabaların çokluğu değil.
İnsanlar çok çılgın araba kullanıyor.
Böyle mesela iki şeritli yol var.
Orada üç araba o kadar yakın ki birbirine ve kimse bakmıyor sağına soluna.
Sinyal denen bir şey asla kullanmıyorlar.
Tak diye dönüyorlar falan.
Bir böyle bir kaos geldi bana, yüklendi.
İşte Meysam'la da onun hakkında konuştuk.
Hani dedim ki siz her gün nasıl bu trafikle başa çıkıyorsunuz?
İşte dedi biz alıştık. Neyse para bozdurmaya gittik.
Sonra... İlk girdiğimiz ofis bozmak istemedi.
Ya ben de hiçbir şey anlamadım.
Hani niye bozmak istemiyorlar falan ama sürekli de böyle soru sorup mevsimi de darlamak istemiyorum.
Dedi ki diğer ofise gidelim.
Tamam dedim. Ben onun dediklerini yapıyorum.
Orada böyle kendi aralarında konuşuyorlar.
Benden ne oluyor? Bir sağa bakıyorum, bir sola bakıyorum falan.
Para sayma makinesine paraları koydu.
Tok tok tok tok tok nasıl böyle paralar sayılıyor ve tonlarla para verdiler bana.
Oysa ki ben sadece 100 dolar bozdurdum ve diyorum ki...
Meysan bu ne? Ben nasıl taşıyacağım diyorum bu paraları.
O da böyle bir şey diyemiyor, gülüyor falan.
Sonra neyse ben o tomarla paraları çantama koydum.
Ama ilk defa bu kadar çok para taşıyorum ya yanımda.
Yani çok para değil aslında.
Fiziki olarak çok para ya böyle...
O bir güvensiz hissettirdi beni.
Çantamda bu kadar çok parayla dolaşıyorum diye.
Sonra sim kartı aradık.
Bulamadık bir türlü. Neyse bir yerde bulduk.
Aslında normalde basit şeylerdir ya bunlar.
Exchange ofise gidersin.
Paranı verirsin. Exchange'ini alırsın.
Ya da işte bir tane telefoncuya girersin.
Sim kartı alırsın falan. Sim kart süreci bile hani oraya bakıyoruz.
Yok işte başka bir yere soruyoruz.
Yok internetten bakıp arıyoruz falan.
Ya bunların gerçekten...
Orada zor olup olmadığını da bilmiyorum şimdi.
Çünkü biz mi bulamadık?
Belki hani Meysam bulamadı.
Hani öyle bir şey de olabilir. Neyse biz bunların hepsini hallettik.
Haritaya bakıyorum nereye gitsem diye.
Meysam da bunu fark etmiş olacak ki.
Dedi ki Gülistan Palası'ya gidebilirsin bugün.
Orası merkezde dedi. Ben seni de taksiye bırakacağım dedi.
İran'da da paylaşımlı taksiler var.
Bir taksiye dört kişi biniyorsunuz ve dolmuş gibi.
Beni onlara bıraktı ama ben şimdi parayı hiç anlamadım.
Hani kuyruğuna onu bile bilmiyorum.
Gördüm ki yani kaç para vereceğim Meysam.
Meysam böyle çıkarttı bana işte.
Dedi ki bunu vereceksin sen dedi.
Tamam dedim ben de. Bindim taksiye gidiyoruz.
Cafer Panay'ın bir tane filmi var Taksi Tahran.
Gerçekten o filmin bir sahnesinin içindeymişim gibi hissettim.
Sonra beni bir yerde indirdi taksi.
Dedi ki şuradan yürüyeceksin.
Yani el işaretleriyle konuşuyor bu arada.
Kimse İngilizce bilmiyor. Bir tane teyze gördü, anladı benim böyle hani bilmediğimi, yabancı olduğumu.
Dedi ki ben de oraya gidiyorum.
Gel falan yaptı böyle eliyle.
Biz böyle teyzeyle yürüyoruz ama hiç konuşamıyoruz.
Çünkü hiç İngilizce bilmiyor.
Ben sadece şey diyorum Türkiye, Turkey falan diyorum.
Öyle hani Türk olduğumu anlatabildim.
Sonra... Ben gittim işte Güristan Palası'nın oraya.
Dedim ki müzeye girmeden önce şöyle bir kahve içeyim, bir çay içeyim, bir şeyler yiyeyim dedim.
Ve etrafı gezmeye başladım.
Ama nasıl bir kaos.
Zaten yani Tahran'ın en kaos caddelerinden birisiymiş.
Böyle bizim Eminönü gibi tamam mı?
İşte orada Grand Pazar var.
Orayı falan geziyorum.
Her şey farsça ama sayılar da farsça ve fiyatlar da farsça yazıyor.
Hiçbir şey anlamıyorum ben.
Bir yere oturacağım, oturacak bir yer bulamadım.
Hava böyle çok sıcak.
Gittiğimde de Ekim ayının ortalarıydı.
Ve İran inanılmaz sıcaktı.
Ben bir yandan böyle şalımı takıyorum.
O şal da böyle terleten bir kumaştanmış.
Ben hiç tabii böyle şeyler düşünmedim.
O böyle inanılmaz bunaltıyor beni.
Zaten uzun kollu giydiğim için de çok bunaldım.
Sağıma bakıyorum soluma bakıyorum hiçbir şey anlamıyorum.
Çantamda tomarla para var.
Ama bilmiyorum yani hani paranın değerini bilmiyorum.
Böyle bir... Kötü hissettim.
Sonra dedim ki tamam yavrum bir dur, bir sakin ol.
Şu banka bir otur. Orada bir banka oturdum.
İnternetten biraz böyle Google'a falan baktım kur oranlarına.
Sonra Google'daki kur oranıyla benim bozdurduğum kur oranı farklı.
Yani Google'dan hesapladığımda 100 dolar bambaşka bir fiyat çıkıyor.
Her şey böyle iyice karman çorman oldu.
Ve bu bende iyice kaygı yarattı.
Dedim ki yani benim burada ne işim var?
Allah aşkına şu banka oturmuşum.
Ve benim burada ne işim var?
Ve bu kaygı mideme vurdu.
Ve ben böyle çok iyi hissetmedim.
Tamam Yağmur bir sakinleş.
Bir sakin ol. Hani istersen eve git şu an.
Çünkü dışarıda olmak sana iyi gelmiyor.
Kaygını daha da arttırıyor.
Sonra bir tane uygulama vardı bana onu söylemişlerdi snap diye.
Bu arada İran'a giderseniz kesinlikle bu uygulamayı kullanın.
Bu taksi uygulaması ve İran'da taksiler inanılmaz ucuz.
Yani 1 dolar hani maksimum 5 hafta boyunca maksimum 2 dolar ödedim.
O da 40-50 dakikalık.
En yoğun trafikli bir yolculukta.
Neyse ben snap uygulamasını indirdim ve eve gitmeye çalışıyorum.
Bulunduğum yerden de hani koçumun evi çok uzak.
Uygulamaya girdim. İngilizce tercih ettim ama hani İngilizce seçenek olarak oraya konulmuş ama hani her şey farsça.
Böyle şeyi bulamıyorum.
Mesela hani caddenin ismini yazacağım ama farsça yazamadığım için nereye gideceğimi yazamıyorum.
Sonra haritadan tek tek böyle kendim konum ekledim.
Taksi çağırdım.
Yüklenme sayfası açılıyor.
Dönüyor, dönüyor, dönüyor. yüklenmiyor.
Allah Allah diyorum internet kötü ondan mı çalışmıyor uygulama?
Sonra ben yine Meysa'ma yazdım.
Bu uygulama niye çalışmıyor? Dedi ki VPN'ini kapatman lazım dedi.
Bazı uygulamaları kullanman için VPN kullanman gerekiyor.
Bazılarını da özellikle kapatman gerekiyor.
Ben taksi çağırdım.
E taksici beni aradı.
Diyor ki işte Farsça bir şeyler söylüyor.
Ben diyorum ki no Farsi, no Farsi, English, English, location, location falan dedim.
Anlasın diye de böyle tek kelimelik cümlelerle kendimi ifade ediyorum.
Tamam dedi, benim dedi numaram şu dedi.
Plaka numarasını söylüyor.
Ben bir baktım plakalara.
Onlar da farsça. Tamam dedim ben de.
Sonra adam beni bir şekilde buldu.
Ben bindim oh dedim.
Tamam taksiye bindim. Şu an güvenli bir şekilde eve gideceğim.
Bu arada tahmin ettiğimden çok daha uzun bir yolculuk yaptık.
Çünkü çok trafik vardı.
Gündüz saati bile Tahran'da böyle çok yoğun bir trafik var.
Neyse ben taksiden indikten sonra eve geldim.
Ve önce kendime güzel bir çay yaptım.
Dedim ki Yağmur şu an çok fazla stres altındasın.
Bir dur halledeceksin her şeyi.
Öncelikle bir sorunlarını sıra...
Basitleştir. Sonra tek tek çözmeye bak dedim.
Bilgisayarımı açtım. Sonra tomar tomar paralarımı önüme çıkarttım.
Ve en büyük sorunum olan parayı anlamaya çalıştım ilk başta.
Meysam'a yazdım. Dedim ki Meysam 1 dolar ne kadar yapıyor?
O da dedi ki Google'daki oran yanlış.
1 dolar 50 bin toman yapıyor dedi.
Ben de 50 bin toman kaç riyal yapıyor dedim.
O da dedi ki 500 bin riyal yapıyor.
İran'ın resmi para birimi riyal.
Ama biz sokakta bir sıfır atıp toman diyoruz dedi.
Ben de direkt şey düşündüm.
Tamam şimdi tomanı tümeni karıştırma Yağmur.
1 dolar 500 bin riyal.
Hani bunu aklında tut. Çünkü elimdeki para riyal.
Sonra dedim gezerken hani yemene içmene ne kadar harcıyorsun.
Onlara da yavaş yavaş alışırsın.
Sonra ikinci sorunum gezi planımdı.
Ben normalde 4-5 gün kalmayı planlıyordum Tahran'da.
Ama ilk gün böyle gezemeyince işte parayı anlamayınca stres yapınca.
Bu süre bana çok yetersiz geldi.
Yani Tahran'ı gezemeyeceğim gibi.
hissettim. Sonra dedim ki bir dakika ya Yağmur bir sakin ol.
Senin dönüş biletin bile yok ve çok esneksin.
Hani 4-5 gün kalmazsın da 1-2 hafta kalırsın.
Ne kadar yeterse o kadar kalırsın.
Sonra hemen seyahat planımı değiştirdim.
Zaten Şahap demişti ben müsaitim.
Hani ben de istediğin kadar kalabilirsin demişti.
Onu 3-4 gün uzattım.
Diğer seyahat planlarımı değiştirdim.
Buna da bir tık attım.
3. sıkıntım internetti.
Coast Surfing'de daha önce iletişim kurdum.
Bir arkadaşıma yazdım. Dedim ki ben VPN'i anlamadım.
Hani sen hangi VPN kullanıyorsun?
O da bana bir tane VPN tavsiye etti.
Birkaç kurulumu varmış onu gösterdi.
Biraz daha iyi çalışır oldu internetim.
Hani Türkiye'deki gibi çalışır olmadı ama ilk zamanki gibi de kötü değildi.
Buna da tık attım ve biraz rahatlattı bunlar beni.
Aslında güzel bir stres yönetimi yaptım orada.
Sorunlarımı tek tek yazdım ve basitleştirdim.
Sonra bir de şöyle bir şey oldu.
Ben 2021 yılında...
İran'a gitmek istemiştim yine.
Ama pandeminin etkileri hala devam ediyordu.
İran'daki durumu öğrenmek için Kostörfik'ten birilerine yazayım dedim ve Muhammed'i buldum orada.
Orada işte kendimi tanıttım.
İran'a gelmek istediğimden bahsettim.
O da İran'daki durumdan bahsetmişti ve gidememiştim.
Sonra aklıma birden Muhammed geldi.
Numarasını vermişti zaten bana.
Hemen WhatsApp'tan mesaj attım.
Dedim ki Muhammed ben Yağmur beni hatırladın mı?
Yıllar önce geleceğim demiştim ve şu an Tahran'dayım.
O da çok mutlu oldu. Nasılsın dedi işte nasıl gidiyorsa hayatın.
Dedim valla bugün ilk günüm ama bana biraz karışık geldi.
İşte parayı daha yeni anlayabildim.
Ondan sonra işte VPN internet olayını yeni yeni çözüyorum falan dedim.
O da dedi ki haklısın İran'a gelen tüm gezginler bu sorunları yaşıyor.
Ben de Muhammed'e dedim ki ya yapabilecek miyim emin değilim çünkü bunların hepsi bende kaygı yarattı dedim.
O da yani Yağmur saçma ama daha ilk günündesin İran'a gelen her gezgin bunu yaşıyor ama bir şekilde alışıyor ve aşıyor.
Ayrıca dedim sen tecrübeli bir gezginsin yıllardır geziyorsun birçok ülkede bulundun ve bütün challenge'ları tek tek aştın bunu da çok rahatlıkla aşacaksın dedi.
Orada böyle bir şimşek etkisi yarattı bende ve dedim ki evet ya ben 7 yıldır geziyorum ve dünyanın birçok yerinde birçok sorun yaşadım ve hepsini de tek tek aştım.
Ya o an içinde o soruna o kadar odaklanmışım ki geçmişimde yaşadığım tüm tecrübeleri silmişim aslında.
Muhammed'in o sözü böyle beni bir diriltti ve kaygılarımın yersiz olduğunun farkına vardım.
Bir de Muhammed şunu söyledi bana.
Yağmur dedi İran'a alışana kadar coachsurfing hangout açabilirsin dedi.
Coachsurfing'deki hangout da şöyle bir şey.
İşte orada bir etkinlik açıyorsunuz ve insanlar size rehberlik yapıyor.
İşte yemek yemeye götürüyor, restorana götürüyor, şehri gezdiriyor.
Dedi ki İran'daki insanlar gezdirmeyi çok sever zaten.
O yüzden hangout'tan bir sürü insan bulacağına eminim dedi.
Bu arada Muhammed ben yazdığımda Tahran'da değildi.
Yoksa ben gezdirirdim falan dedi.
Ben Muhammed'in tavsiyesine uydum ve...
Hangout açtım. Sonra cevap yazdı bana.
Meysamlar çok yakın oturduğu için dedi ki hadi gel bir parka gidelim, yemek yiyelim, biraz gezinelim dedi.
Ben de bilgisayar başında çok fazla sorun ve strese boğulmuşken dedim ki bir havam da içsin.
Tamam dedim hazırlanıp çıktım.
Bizim kaldığımız bölge Tahran Üniversitesi'ne çok yakındı.
Ve dedi ki burada bir tane lale parkı var dedi.
O günde çarşambaydı.
İran'da da resmi tatil Perşembe ve Cuma günleri.
Ve o gün çarşamba akşamıydı ya böyle Cuma gecesi gibiydi böyle park.
İlk başta parka gitmeden önce bir şeyler yiyelim dedi ve ilk aş çorbamı orada içtim.
Aş çorbası böyle nohutlu, mercimekli işte bazen erişte de koyuyorlar.
Bol baklaginli bir çorba.
Bizde ayran aşı çorbası var belki biliyorsunuzdur.
Benim anne tarafımın karşısı da o yüzden çok yaparlar.
Ben de çok severim ayran aşı çorbasını.
Ona çok benziyor.
Tabii ki de onun farklı bir versiyonu ama ona çok benziyor.
Çok sevdim aş çorbasını.
Bir de şey aldık.
Keşke bademcan aldık.
Bu da patlıcanlı bir yemek.
Zaten ben vejetaryen olduğum için seçeneklerim çok azdı.
Ve bu iki yediğim yemek seyahatimde de favorilerimden oldu.
Neyse işte yemeğimizi yedik.
Sonra böyle parkta dolandık.
Biraz sohbet etmeye başladık.
Şahapta çok gezmiş birisi.
Ve başına çok şey gelmiş iyi kötü.
Bunlardan bahsettik.
İşte coachsurfing deneyimlerinden bahsettik.
Ve coachsurfingden bahsederken dedi ki biliyor musun coachsurfing yasak dedi.
Ben de hani böyle zaten bir sürü yasakla karşılaşmışım ya ilk günlerde.
Dedim ki neden yasak?
İngiltere'den Amerika'dan casuslar geliyor ve coachsurfing kullanıyorlar.
Sonradan onların casus olduğu anlaşılınca coachsurfingde kaldığı insanlar da tek tek ifadeye çağrılıyor dedi.
Neyse ben bu bilgiye yine...
Yine biraz şaşırdım tabii.
Biz o parkın içinde yürümeye devam ediyoruz.
Bu arada demiştim ya hani üniversiteye çok yakın.
Parkın içinde de genelde üniversite öğrencileri var ve böyle tenis oynuyorlar, işte şarkı söylüyorlar falan.
Çok rahatlar. Orada bana şey, İran'da bazı bölgeleri serbest bırakıyorlar ve oradaki insanlara çok karışmıyorlar dedi.
Zaten mesela oradaki işte kadınlar şarkı söylüyordu.
Mesela normalde İran'da kadınların şarkı söylemesi de yasak.
Böyle oyun oynuyorlardı, birçok kadının işte başörtüsü yoktu falan.
Şey dedi, buraya çok karışmıyorlar çünkü buraya serbest bırakıyorlar ki bu insanlar meydanlara gelip protesto etmesinler diye.
Yani aslında devlet hani bu protestoların yeniden...
olmasından dolayı çok korktuğu için o bölgelerde halkı serbest bırakmış.
Belirli bölgelerde mesela eğer başörtüsü takmazsanız polis hemen gelip uyarıyor.
Ama belirli bölgelerde hiç polis bile gelmiyor.
Neyse ben o gün İran'la ilgili İlk ilginç bilgilerime edinmiş oldum.
Sonra eve döndüm ve bir baktım hangout'tan bir sürü insan yazmış bana.
Aa Yağmur hoş geldin, seni gezdirebilirim, yardımcı olabilirim tarzında.
Böyle biraz iyi hissettim.
Ve ertesi gün ben Müjde ile buluştum.
Müjde de benim Gürcistan'da tanıştığım anuşa vardı, bahsetmiştim.
Onun arkadaşı. Müjde geldi sabah beni aldı.
Böyle çok tatlı, çok sakin bir kadın.
Dedi ki hani merak etme İran'ın düzeni biraz karışıktır ama alıştıktan sonra çok seveceğine eminim dedi.
Sonra işte birlikte Milad Tavr'a gittik.
Bir şeyler yedik. Sonra Tabiat Biriç'e gittik.
Tabiat Biriç işte böyle çok güzel bir yer.
Orada işte oturduk çay içtik.
Hafta sonu olduğu için de çok fazla insan vardı ve İranlıların günlük yaşamını gözlemleyebildim orada.
Akşam eve gittim. İşte mevsamlarla oturduk.
Neler yaptığımı, nereleri gezdiğimi anlattım.
Ve orada böyle İranlı bir ailenin...
Bir parçası oldu mu ise, turist olsanız bunu deneyimleyemezsiniz ya, işte büyük ihtimalle İran'da bir otelde kalırsınız, İran'daki müzeleri görürsünüz ve İran'ı dışarıdan gözlemleyip gidersiniz ya,
ben aslında İranlı insanların tam ortasında, tam içinde böyle gözlemleyebilirdim ve bu çok hoşuma gitti.
Neyse ertesi gün Hangout'tan Sina ile tanıştık.
Sina'dan benim en iyi Türkçe konuşan İranlı arkadaşım oldu.
Birlikte bir şeyler yedik.
Biraz bana İran'ı anlattı.
Isındırdı, alıştırdı.
Türkçe konuşmak da iyi hissettirdi beni.
Sonra dedi ki gel seni bir yere götüreceğim ve çok güzel bir yer.
Bağım Tahran diye bir yer var.
Bu Tahran'ın tam böyle tepesi.
Ve tepeden Tahran'ı izleyebiliyorsunuz.
Bir gittik oraya bambaşka bir ortam böyle.
İran'da serbest bölge diyebileceğim yerlerden birisi.
Normalde biliyorsunuz İran'da alkol yasak ama orada mesela birçok insan alkol içiyordu.
Açıktan içmiyor zaten ülkede satılmıyor ya hani herkes kendi alkolünü kendi yapıyor.
Ama işte termosa koymuşlar oradan içiyorlar.
Sonra mesela marihuana kokuları çok geldi burnuma.
Herkes hoparlörünü almış müziğini dinliyor.
Tahran'da gördüğüm diğer yerlerden çok daha başka bir yerde.
Orada biraz daha oturdu bende hani tamam İran böyle bir yer yani.
Evet yasaklar var ama insanlar kendilerine belirli yaşam alanları da bulabilmiş.
O günüm de güzel geçti ve o kaygı biraz azaldı böyle yeni insanlarla tanıştıkça ve İran'ı biraz tanıdıkça.
Sonra ben Şaba taşındım.
Şaap'la da çok güzel vakit geçirdik.
Gerçekten o kadar iyi bir insan ki çok bilgili ve çok kültürlü.
Aynı zamanda da çok gezmiş.
O yüzden böyle her şeyden sohbet ettik ve Şaap bana İran'la ilgili en ilginç bilgileri veren ilk insandı.
Tabii ben ilk günlerimde hani bilmiyorum ya ne yasak ne değil.
O kadar ilginç yasaklar var ki ülkede şey diyorsun hani.
Neden? Bunu başka bir podcast'ın konusu olarak anlatacağım bu arada.
Ben artık böyle Tahran'dan sonraki rotalarımı oluşturmaya başladım.
Otobüs bileti alamadım ben.
Çünkü bizim vize ve master kartlar orada geçmiyor.
ABD ambargo uyguladığı için vize master kartı orada kullanamıyorsun.
Onların kendi kartları var.
Ama ben İranlı olmadığım için o kartı da alamıyorum.
O yüzden İran'da internetten bilet alamıyorsun.
Yani ya işte gara gitmen gerekiyor.
Ya da bir arkadaşına rica edeceksin.
O senin için alacak falan.
Orada da Şahap benim için bilet aldı.
Evet tamam alıştım.
Ama biraz zor olacağı da biraz hissettiğim için bana yine bir kaygı geldi orada.
Hani nasıl yapacağım işte bak oraya gideceğim şuraya gideceğim.
Bir de böyle en ucuna gitmek istiyorum İran'a.
Hani oraya kadar nasıl gideceğim gibi bir kaygı geldi.
Bir de benim İran'dan sonraki rotam için vize başvurum vardı.
Onunla ilgili mailler aldım.
Hani işlerim var ama internet yok yapamıyorum falan.
Bunların hepsi bir kaygı yarattı bende galiba yeniden.
Ve ben aslında hani İran'da o 3-4 gün iyi hissettim.
Sonra yine o kaygıyla karşılaşınca dedim ki ne oluyor yani hani niye böyle oluyor.
O gün de yine Coach Surfing'den Metin'le buluşacaktık.
Bu arada normalde ismi Metin.
Ama hani bizdeki Metin yani.
O da Batı Azerbaycan bölgesinden Urmayalı.
Biraz Türkçe biliyor ama hani Sina kadar böyle çok akıcı konuşamıyor.
Neyse ben böyle işte çıktım Metin'le buluşmak için.
Metin benim kaldığım bölgeye geldi.
Ve benim konumumda böyle bir sokak arkaya atmış.
Ben ona doğru yürürken bir baktım böyle birisi işte sağa sola bakıyor böyle meraklı gözlerle.
Ve beni gördü. Görür görmez de tanıdı.
Yağmur dedi. İşte ben hemen böyle bir gülümsemeyle karşıladım.
Orada aslında gerçekten şey hissettim yani çok iyi birisi olduğunu o an hissettim Metin'in.
Nasılsın nasıl gidiyor kaçıncı günü falan derken dedim ya iyi gidiyordu ama bugün yine böyle bir kaygı hissettim.
İlk günlerim biraz zordu falan dedim.
O da derken gayet normal böyle hissetmem çünkü gerçekten ben İranlı olarak söylüyorum bunu İran'a alışmak biraz zaman alabilir dedi.
Metin'le olan sohbetimiz o güzel enerjisi o gün beni gerçekten çok sakinleştirdi.
Biz birlikte National Museum'a gittik işte bana tarihini anlattı.
Bu arada İranlılar inanılmaz bilgili ve kültürlü insanlar gerçekten.
Ve tarihlerini o kadar iyi biliyorlar ki.
İran da dünyanın en eski tarihine sahip ülkelerden birisi.
Pers kültürü, Pers tarihi.
Bana böyle müzedeki her şeyi tek tek açıkladı bir rehber gibi.
Sonra o müzeden çıktık ve yürürken Ebrat Müzesi'ni gördük.
Ben de orayı biraz merak ediyordum çünkü duymuştum.
Bu Ebrat Müzesi aslında ibret müzesi.
O müze de çok ilginç bir müzeydi.
İşte girdik normalde açık değil falan dediler ama Türk olduğumu duyunca izin verdiler gezmeme.
İşte devrimden önce 1979-78 gibi bu pehlevilerin...
Devrim yapmak isteyen insanları topladığı bir hapishane aslında ve o hapishanede neler yaşandığını gösteriyorlar.
İlginçti biraz o müzeyi gezmek çünkü öyle bir göstermişler ki sanki devrimden sonra onlar hiç işkence yapmamış gibi ya da işte hiç kimseyi öldürmemiş gibi ki neler neler oldu o konuya çok
sonra gireriz.
O müzeyi gezdik işte. City Theater var.
Oraya gittik. Orada biraz oturduk.
Orası da mesela İran'da daha özgür bölgelerden birisiydi.
Mesela böyle bölgelerde kadınları daha rahat görebiliyorsunuz.
Yani başörtüsü takmıyor.
Daha rahat giyinebiliyor falan.
Ve güzel değişik bir ortamdı.
Daha böyle entelektüel bir ortamdı.
Orada biraz böyle Metin'le sohbet etmeye başladık.
Böyle Metin'le hayata dair sohbet ettik.
O da çok yakın bir zamanda babasını kaybetmiş.
Ve şey diyor yani Yağmur biz çok birbirimize bağlı bir aileydik.
Ve babası kalp krizinden ölmüş.
Hiç beklenmeyen bir ölüm olduğu için bu ölüm çok travmatik olmuş onlar için.
Öyle olunca Metin bütün işlerini bırakıp annesinin yanına dönmüş.
Annesini yalnız bırakmak istememiş.
Bir de kardeşi var kız kardeşi.
Ama böyle orada hem babasının kaybından dolayı hem böyle işlerini yapamadığından dolayı derin bir depresyona girmiş.
Sonra bir gün annesi demiş ki.
hani Metin ne yapıyorsun burada?
Hani benim yanıma geldin, bana destek olmak istiyorsun ama böyle her gün kendini burada tüketiyorsun ve bunu görmek beni çok üzüyor demiş.
Git demiş kendi hayatını kur.
Hani sen kendi hayatını kurarsan ben de daha iyi hissedeceğim diye.
Sonra Metin geri Tahran'a dönmüş ve sıfırdan kendi firmasını yaratmış.
Biraz kendini toparlamaya ve işlerini oturtmaya uğraşıyordu.
Böyle hayata dair, insanlara dair çok güzel sohbet ettik ve gerçekten hani çok İyi bir insan ya.
Metin böyle çok yakın arkadaşlarımdan da birisi oldu.
Ve sonraki günlerim de çok güzel geçti.
Her gün böyle birisiyle tanıştım.
Bir de İran çok farklı bir yer.
Yani evet devlet yönetim şekli falan çok farklı.
Ama onun dışında tarihi çok farklı, coğrafyası çok farklı.
Yani her gün ve her an yeni şeyler öğrenebileceğiniz bir ülke.
O beni çok heyecanlandırdı ve ertesi günler artık bu tarz kaygıların yerine hep bir merak ve heyecan sardı.
Ve İran'ı tüm bu merak duygusuyla gezdim diyebilirim.
Ondan sonraki günlerim Tahran'ı biraz gözlemlemekle geçti.
Devlet ne kadar insanların hayatına müdahale ediyor ya da devlet ne kadar turistlerin hayatına müdahale ediyor falan.
Biraz böyle bunları gözlemledim ve Tahran'da 8-9 gün kaldım.
Uzun kalmak benim için çok güzel bir deneyimdi.
Çünkü Tahran İran hayatını gözlemleyebileceğiniz en güzel yerlerden.
Bir kere büyük şehir ve başkent ve her şey Tahran'da oluyor gibi bir şey.
Küçük şehirlerin de çok farklı özellikleri var ama gerçekten Tahran'da kalabildiğiniz kadar uzun kalırsanız İran hayatını çok daha iyi gözlemleyebilirsiniz bence.
İran'ın ilk günleri bu şekilde geçti.
Şimdi düşünüyorum neden bu kadar stresli geçti diye.
Öncelikle İran gittiğim diğer ülkelerden çok farklıydı.
En basiti kılık kıyafeti bile çok farklıydı.
Onun dışında ABD ambargosunun getirdiği kısıtlamalar, devletin kendi getirdiği kısıtlamalar.
Kısacası her şeyiyle bambaşka bir ülkeydi.
Bir de ben ilk günler çok fazla yasak öğrendim ya işte o yasak bu yasak.
Onlar da bende kaygı yaptı.
Aslında bunlar turistleri çok etkilemiyor.
Ama ilk defa böyle bir ülkeye gitmiştim.
Ama şunu söyleyebilirim ki...
İran'da evet bazı şeyler zor ama insanlar o kadar iyi, o kadar tatlı ki ve o kadar çok yardım ediyorlar ki bu zorlukların hepsini sıfırlıyorlar diyebilirim.
O yüzden böyle yaşadığım şeyler sizin gözünüzü korkutsun istemem.
Ben zaten yaşadığım deneyimlerin çözümlerini buldum ve Instagram'da paylaştım ve paylaşmaya da devam ediyorum.
İran kesinlikle görülmeyi hak eden bir ülke.
Gitmenizi de çok isterim.
Zaten bu yayınlarda gitmek isteyenler için her detayı paylaşayım.
Neyse devam edelim.
Sonra benim ikinci rotam Kaşandı.
Kaşandı böyle Tahran'a 3 saat uzaklıkta bir yer ve tarih evleri olan.
Küçük bir yer aslında. Ama benim çok ilgimi çekmişti.
Normalde benim ilk gitmeden önce rotamda kaşan yoktu.
İran'a gidince insanlar söyledi hani kaşana kesin uğramalısın bence diye.
Ve ben İran'a gittikten sonra kaşanı rotama ekledim.
Ben kaşana gitmek için Tahran Terminali'ne gideceğim.
Tahran Terminali de böyle Tahran'ın en karışık yerlerinden birisi.
Bizim Esenler Otogarı var ya ama daha böyle eski halleri.
Onun gibi bir yer. Bu arada taksi yolculuğum da çok güzeldi.
Taksici böyle yabancı olduğumu anlayınca hemen nerelisin falan dedi.
Çok mutlu oldu mesela.
Yani yabancı biri onun ülkesine gittiği için çok mutlu oldu.
Böyle sorular sormaya başladı ama İngilizce konuşamıyor.
Translate'den bir şeyler soruyor bana.
Sonra birisini aradı.
Sonra Translate'e şey yazdı.
Eşimi aradım ve İranlı olmayan bir müşterimin olduğunu söyledim.
Seni eve davet etti, yemeğe davet etti falan dedi.
Ben böyle teşekkür ediyorum ama orada çok şaşırmıştım.
Daha sonralardan bunu çok gördüm ama bu ilkti.
Bunu başka bir yerde birisi yapsa şüphelenirsin mesela ama...
İran'daki insanların hepsi böyle.
Yani o kadar iyiler ki ve kültürleri o kadar bambaşka ki.
Sadece... İyi oldukları için bunu yapıyorlar yani.
Hani bir çıkarı yok. Bu arada Tahran'ın ilk günlerinde tavruf kavramıyla karşılaştım.
Şimdi İran'da şöyle bir şey var.
Siz yabancı olduğunuz için sizden para almak istemiyorlar.
Çünkü sen misafirsin. Ben de misafir para harcamamalı gibi düşünüyorlar.
Yani taksiciler bile para almak istemiyor.
Düşünsenize yemek alıyorsunuz.
İnsanlar restoranda para almak istemiyor falan.
Bana çok ilginç gelmişti.
Benim de böyle biraz garibime gitmişti ama ben her...
defasında hani ne ise, ne içtiysem, ne yediysem ya da ne kullandıysam hep parasını ödedim.
Bu arada ilk başta almak istemiyorlar ama siz ısrar ederseniz o parayı alıyorlar.
O niyetleri benim için çok önemliydi ve gerçekten o kadar içtenler ki yani böyle öylesine yapmıyorlar aslında tarifi.
Yani ilk başta istemiyorlar.
Mesela siz orada parayı vermeseniz, teşekkür etseniz de üzülmezler yani.
Hani bunu böyle fake atmak için yapmıyorlar.
İran gerçekten insan olmak adına herkesin çok şey...
öğrenebileceği bir yer bence.
Neyse ben terminale gittim.
Terminal bu arada çok karışık.
Gerçekten Esenler Otogarı gibi bir yer.
Orada böyle otobüsü bekliyorum.
Ama yani her şey Farsça ya.
Ben böyle tek tek otobüs şeylerine sora sora sora sora otobüsümü buldum ve Kaşan'a doğru Yola çıktım.
Ama Kaşan, İsfahan, belki Yes ve Şiraz'ı ayrı yaparım.
İran ilk günleri gerçekten biraz zorlayıcı başladı ama sonralarda benim bile tahmin edemeyeceğim yerlere evrildi.
Ama yani sadece bakın bu anlattığım sadece 8-9 günlük bir bölüm.
Bakalım İran kaç bölüm olacak ya böyle böyle.
Ama yani mesela Kaşan, İsfahan...
Şiraz, Yes, bambaşka anılar, bambaşka hikayelerle dolu.
Sonra mesela İran'ın en güneyine gittim.
Keşm Island, Hürmüz Island, oralar bambaşka hikayelerle dolu.
3-4 bölüm yapacağız galiba bu podcast'ı.
Her neyse bu bölümle ilgili yorumlarınızı bekliyorum.
Instagram'dan bana yazabilirsiniz.
İran günlüklerinin ikinci bölümünde görüşmek üzere diyelim.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
