
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm Zeki Demirkubuz ve Hayat Üzerine konuştuk.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Yeni filmi ne olacak diye merak ediyorduk.
Kariyerine baktığımızda ortalama 2-3 yılda bir bir film yaptığını görüyoruz Zeki Demir Kubuz'un.
Bu kez 7 yıllık bir ara vermiş durumda.
Ve tabii böyle büyük bir ara verdikten sonra başka bir şeyle gelecek herhalde.
Hani çok iyi bir filmle gelecek, çarpıcı bir filmle gelecek.
8 yıllık aranın...
Zeki Demirkubuz'un kariyerinde bir anlam ifade ettiğini düşünmüştük.
Çok da yanlış bir beklenti.
Olmasa gerek az önce çıktım filmden.
Yani koşa koşa geldim eve böyle hani damarlarıma kadar şu an Zeki Demirkubuz'la dolmuş durumdayım.
Bazı kişilere göre bir filmle ilgili, bir sinemacıyla ilgili, bir yönetmenle ilgili coşku hissetmesi falan biraz saçma ve garip ya.
Diyorum şu an tam o kafadayım.
Ve Zeki Demirkubuz gerçekten bu 7 yıllık, 8 yıllık arayı...
Resmen filmine boşaltmış böyle.
Karşımızda 3 saat 10 dakikalık bir film var.
Zeki Demir Kubuz severlerine bir borçlandıysa eğer.
Hani bu kadar uzun bir ara vererek borcunu ödemiş durumda.
Çünkü karşımızda nefis bir film var.
Tam bir Zeki Demir Kubuz filmi var.
Ve ötesi de var.
Onu anlatacağım ayrıca.
Şimdi filmden bahsedeceğim zaten.
Ama önce Zeki Demir Kubuz'u şöyle bir hatırlatayım.
Bir kere Zeki Demir Kubuz bence Türk sinemasının...
Bugün için zaten öyle tüm Türk sineması tarihine baktığımızda da en kendine has, en otör yönetmenlerden bir tanesi.
Hem işlediği konularla, hem konu ettiği öykülerle, hem karakterleriyle, hem de sinemasal üslubuyla bir sinemacı olarak, teknik olarak da bakarsak inanılmaz tutarlı bir yönetmen.
Bir şey yapıyor, bakın o yaptığı şeyi severseniz sevmezseniz ayrı bir şey ama bir.
Yaptığı şeyi iyi yapıyor.
O tip sinemayı sevip de Zeki Demirkubuz'u sevmemek çok zor gerçekten.
İkincisi bunu çok tutarlılıkla yapıyor.
Bu tutarlılık zaten başlı başına saygı uyandıran bir şey.
Yani yaptığı ilk filmi alın masaya koyun.
Yanına da bugün yaptığı son filmi hayatı koyun.
İkisinin de Zeki Demirkubuz filmi olduğunu tüm bileşenlerinden fark edebilirsiniz.
Anlattığı şeylere yaklaşımı çok kendine has.
Şimdi tam da onu söyleyeceğim.
Ne peki? Ne anlatıyor Zeki Demirkubuz?
Neyin sinemacısı? Zeki Demirkubuz zayıflıklarıyla ve zaaflarıyla başa çıkamayan karakterlerin kayboluş öykülerinin sinemacısı.
Karşımıza getirdiği bütün karakterler, zaafları ve zayıflıkları olan karakterler bu zayıflıklarıyla başa çıkamıyorlar ve başa çıkamıyor olma durumuyla da başa çıkamıyorlar.
Debeleniyorlar, debeleniyorlar, debeleniyorlar ve ne yazık ki düştükleri o karanlığın içerisinden çıkamıyorlar.
İşte o çıkamama portresini, o çıkamama duygusallığını en güzel, en detaylıca anlatan ve bunu da sinemanın anlatım araçlarına en iyi aktaran
yönetmenlerden bir tanesi Zeki Demirkuluz.
Filmleri karamsardır, kasvetlidir, estetikten özellikle kaçar.
bir sineması vardır. Bu çirkini tırnak içinde söylüyorum.
Yani bir şeyleri güzellemeye falan çalışmaz, estetik sunmaya çalışmaz.
Anlattığı öyküler ve karakterlerin içerisine düştüğü durumlar böyle bir sinematografi gerektirdiği için biz o öyküleri ve o karakterleri ancak o tip bir sinemasallıkla anlayabileceğimiz
için Üstad böyle bir sinemasallığı tercih ediyor ve elbette izlediğinizde de anlıyorsunuz ki gerçekten o karakter ve öyküler ancak böyle anlatılabilir.
Bu tutarlılığı, bu yaklaşımı, bu benzersizliği Zeki Demirkubuz'u diyorum hem günümüzün hem de Türk sinema tarihinin en önemli, en güçlü yönetmenlerinden bir tanesi yapıyor.
Aynı zamanda Zeki Demirkubuz bir varoş sinemacısı aslında.
Genellikle varoşun ve taşranın o coğrafyalarda hayatını sürdüren karakterlerin öykülerini anlatır.
Biraz hayatın altında da ezilir bu karakterler.
Yani çoğunluğu eğitimsizdir, eğitimli karakterler olsalar da...
Çok böyle hayata tam ayak uyduramamış, tam böyle mutlu, huzurlu, keyifli, kendi içinde istikrarlı bir hayat oluşturamamış karakterleri çoğunlukla anlatır.
Ancak bu noktada şöyle küçük bir çelişki ortaya çıkar.
Yani Zeki Demirkubuz sineması ile ilgili benim bir türlü barışamadığım bir şey var.
Ya bence bir çelişkisi var.
Bilmiyorum bu yorumu yaparken yanılıyor muyum ama Zeki Demirkubuz genellikle varoşun öyküsünü anlatır ancak filmleri varoşa hitap etmez.
Ve aynı zamanda Zeki Demirkubuz severlerin de kendi içinde bir çelişkisi vardır.
O da aynı çelişkidir.
Zeki Demirkubuz filmlerine ilgi duyan kitle Zeki Demirkubuz'un öyküsünü anlattığı karakterleri sokakta görse çok da umursamayacaktır.
Hatta mümkünse onlardan uzak durmaya çalışacaktır.
Bu durumu ben mecburen ortaya çıkan bir durum olarak görüyorum.
Yani yoksa Zeki Demirkobuz'un ben hiçbir filminde hani benim filmlerimi eğitiminiz, elitsiz, tipler izlesin gibi bir yaklaşım yoktur.
İster istemez ortaya çıkan bir durum.
Ancak hani bu çelişki nasıl aşılırdı, nasıl aşılabilirdi ya da hani Demirkobuz'un tavrında yaklaşımında bir yerde bir eksiklik mi var?
Bunu tam tespit edebilmiş değilim.
Hala bunun üzerine çalışmalarım sürüyor diyebilirim.
Ama her şekilde hani bu çelişki de belki de güzel bir şey.
Bu da güzel bir şey. Bu da Zeki Demirkubuz'un sinemasının derinliğinin belki de bir parçasıdır.
Diyorum ona çok emin olamıyorum.
Şimdi filmlerinde çirkinlik dedim.
Üzücü o karanlık, o kasvetli, o karamsar dokudan dolayı böyle bir sinemasallık vardır.
Ancak Zeki Demirkubuz'un sinemasında son derece böyle gişe karşıtı yani genel eğilimleri falan neredeyse hiç umursamaz.
Asla estetik, rahat izlenir, rahat özdeşleşilir bir sinema yapmaz.
Ancak gişe sinemasıyla bu kadar uzak bir noktada olmasına rağmen, şimdi şöyle gişe sinemasından çok uzak bir noktada dediğimizde aslında Zeki Demirkobuz'u biz hangi sinemaya sokmuş oluyoruz?
Sanat sineması değil mi?
Yani bu isimlendirmeyi ben çok sevmiyorum ama kabaca gişeden uzaksan sanata yakınsındır gibi bir genel kabul vardır ama hayır işte öyle bir şey de yok.
Çünkü genellikle biz sanat sineması dediğimizde bir mesaj sineması, bir düşünsellik, Bir böyle entelektüellik falan hissederiz değil mi?
Bir sürü derin alt metinlere olan, felsefi açılımları falan olan bir sinema izleyeceğiz değil mi?
Hiç de öyle bir sinemacı değil.
Sanat sinemasına nazaran entelektüel, düşünsel ve felsefi olmaktan çok filmleri tamamen duygusaldır.
Yani o açıdan aslında gişe sinemasıyla gayet ortaklıklar içerir.
Nasıl hani gişe sinemasında düşünsellik bir kenara daha çok duygusallık ön plandadır ya.
İşte Zeki Demirkubuz'da da böyle bir duygusallık var.
Ama işte o duygusallıkta Zeki Demirkobuz ağız.
Şimdi gelelim Hayat filmine.
Tam bir Zeki Demirkobuz filmi ve ötesi dedim ya işte ötesi ne?
Ha öncelikle şunu söyleyeyim.
Bugüne kadar 12 film yaptı Üstat.
Bu 12. filmi Hayat.
Ve bundan önceki 11 filminin 11'i de...
Bir buçuk ila iki saat arız.
Bu hiç değişmemiş. Filmleri genelde biraz sıkıcıdır denir ya.
Hani biraz uzun gelir bize.
Yoo yani normalde filmleri endüstri standartlarının içerisinde hatta kısa bile denebilir birçok film için.
İşte bu kez karşımızda üç saat on dakikalık bir film var.
Bu şu demek. Çok daha zengin bir film karşımızda.
Geçmiş filmlerinin hemen hemen hepsinde Zeki Demirkubuz'un merkezde bir ya da iki karakter vardır.
Ya da en fazla 3 karakter vardır.
Yani üçlü bir öykü izleriz.
Burada birçok karakter var ve bu karakterlerin hepsi birer Zeki Demirkubuz karakteri.
Yani resmen iç içe 3 Zeki Demirkubuz filmi izlemiş kadar oluyorsunuz filmi izleyip bitirdiğinizde.
Bu ötesi gerçekten.
Bu bir. İkincisi birazdan söyleyeceğim çünkü spoiler vermek zorundayım artık ve spoiler uyarımı yapmak zorundayım.
Filmi eğer izlemediyseniz lütfen izledikten sonra sohbetin bu bölümünü...
Dinleyin diyorum. İkinci ötesi dediğim şeyi de filmin öyküsünden sonra söyleyeceğim.
Küçük muhafazakar bir kasabadayız.
Bu kasabada Rıza adında genç bir delikanlı var diyelim.
Onun da nişanlandığını anladığımız Hicran diye bir karakter var.
Hicran kaçıyor gidiyor.
Ailesini bırakıyor gidiyor.
Terk etmiş oluyor tabii ailesini.
Ve aynı zamanda nişanlandığı Rıza'yı da bırakıp gitmiş oluyor.
Filmin ilk kısmında Rıza'nın terk edilişi ve terk edilişten sonra terk edilme durumu ile ilgili başı çıkmaya çalışmasını ve başı çıkamayıp nişanlısını yani Hicran'ı aramak üzere
Büyükşehir'e gidişini izliyoruz.
İlk kısım bu. İkinci kısımda Rıza Büyükşehir'de Hicran'ı buluyor ve Hicran bir fahişe olmuş ve bu süreçte bunu öğreniyor, fark ediyor ve gidip Hicran'ın pezevenge olan kişiyi
öldürüyor Rıza. Filmin ikinci kısmı bu.
Üçüncü kısmında Hicran karakteri Memleketine yani ailesinin yanına geri dönmek zorunda kalıyor.
Burada son derece zorlayıcı bir aileyle tekrar uyum süreci yaşıyor Hicran.
Bundan sonra bu karakter biriyle evlendiriliyor.
Emekli olmuş bir öğretmen ve bu öğretmen neredeyse Hicran'ın babası yaşında bir karakter.
Burada öğretmen karakteriyle Hicran'ın bir uyum süreci, evlenmesi, evliliklerini sürdürmeye çalışmaları falan var.
Ondan sonra da yapamıyor Hicran, boşanıyor.
Tekrar geri dönüyor ailesinin yanına.
Ve ailesinin yanına döndükten sonra nişanlısı Rıza hapisten çıkıyor.
Tekrar geliyor Hicra'nın yanına ve evleniyorlar.
Ve film işte ötesi iki bu.
Mutlu bitiyor arkadaşlar.
Bir Zeki Demirkuvuz filmini mutlu bitirmek de varmış.
Yani bir Zeki Demirkuvuz filminin finalinde filmi gülümseyerek bitirmek de varmış.
Ben inanamadım. Gözlerim yaşardı bakın samimiyetle söylüyorum.
Bu iki karakterin filmde artık sondan bir önceki sahneydi.
Yanlış hatırlamıyorsam birbirlerine
çok severek baktıkları, gülümsedikleri, Ve birbirlerini seni seviyorum dedikleri bir sahne var.
Ben hiçbir Demir Kubus filminde böyle bir sahne görmedim.
Çünkü son derece iyimser, son derece duygulu.
Yani hem karakterlerini gülümsettiği hem de izleyenini yani bizleri gülümsettiği bir sahne.
Diyorum inanamadım gerçekten ve ondan sonra işte bir iki sahne daha var.
Bitiyor film ondan sonra zaten.
İyimser bitiyor yani bakın. Ötesi iki ama ötesi şu işte.
O ana kadar Zeki Demir Kubuz karakteri dediğimiz zayıflıklarının, zaaflarının hayatını mahvettiği karakter yapısını yönetmen zaten 3 saat boyunca yapıyor.
Yani karakterler acı çekiyorlar, üzülüyorlar.
Filmin %90'ı, %95'i zaten her zamanki bir Zeki Demir Kubuz filmi gibi.
Yani diyorum gayet kasvetli, karamsar, çıkışsızlık konusunda gerçekten bütün Zeki Demir Kubuz filmleri...
çıkışsızlık ana teması üzerine mükemmeldir yani.
Hani hangi filmini izlerseniz izleyin, hani başka açılardan sevmeyecek olsanız bile filmleri, çıkışsızlık temasını çemmelen işlediği konusunda herhalde tüm Zeki Demirkub'u severler, hemfikirdir.
İşte bu filmde de yok değil.
Yani zaten çıkışsızlık duygusunu sonuna kadar yaşıyoruz.
Ama işte Üstat 3 saat 10 dakika ya, bakın 3 saat 10 dakika ya, o manevrayı yapabiliyor.
Her zamanki Zeki Demir Kubuz duygusuna zarar vermeden iyimser bir noktaya filmi çekebilmiş gerçekten.
Hani şunu diyebilirdik belki de.
Film iyimser bitiyor ama çok da olmamış, oturmamış.
Zeki Demir Kubuz filmi yapısına tam duymamış.
O fiili ben bir türlü kabullenemedim.
Dedirtmemiş Üstad gerçekten.
O kadar güzel döndürmüş ki öyküyü.
İlk defa hayat filmi için ben şunu diyebiliyorum.
Bir Zeki Demir Kubuz filmi...
Gülümseterek izleyicisi de bitebilirmiş gerçekten.
Zeki Demir Kupası bunu yapabilirmiş bize.
11 film boyunca. Ya üstad niye bizi bugüne kadar bu kadar perişan ettin, mahvettin?
Bak oluyormuş. İsteyince oluyormuş işte.
Gördün mü bak. Gerçekten olmuş arkadaşlar.
Çok güzel olmuş. Şimdi birinci ötesine geçeceğim.
Bunu anlatmak zorundayım. Çünkü filmin en büyük numarası burada bence.
Diyorum çıkışsızlık, karamsarlık, perişanlık vs.
Bakınız. 3 film iç içe.
İlk bölümde. Rıza karakterinin yani nişanlısı tarafından terk edilmiş genç erkek karakterin çıkışsızlığı.
İşte o zaaf, işte o zayıflık.
Zeki Demirkubuz karakteri zayıflığı.
Babası ölmüş, annesi ölmüş zamanında falan.
Melek gibi bir adam olan dedesiyle birlikte yaşıyor.
Kaçıyor gidiyor. Nişanlısının yaptığını o da yapıyor.
Dedesine söylemeden kaçıyor. İstanbul'da başlıyor aramaya.
Çok klişe bir Yeşilçam uykusu değil mi?
Yani kız kaçar gider o da arkasından gider onu arar.
Kemal Sunal uykusu gibi yani.
İşte koskoca İstanbul'da nasıl bulacaksın onu sen yeğenim falan.
Diyen bir eniştesi var falan İstanbul'a.
Gayet klişe gibi görünüyor değil mi?
İşte Zeki Demirkoğlu onu öyle bir anlatıyor ki hiç klişe gibi gelmiyor.
Arıyor ve sonunda bir şekilde buluyor.
Şimdi ilk kısımda Rıza'nın çıkışsızlığı dedi ki bak ikinci kısımda bir fahişeye dönüşen hicran karakterinin düşsünü görüyoruz.
O öyküyü izliyoruz. Rıza'nın gözünden işte o kısımda bir de Doğu Demirkoğlu'nun canlandırdığı bir yan karakter var.
Pezevengin adamı gibi falan bir karakter böyle.
O da biraz sakat sürekli dayak yiyen polislerle başı dertte falan bir karakter.
Bir onun küçük bir çıkışsızlığı var.
Yani Demir Kubus orada da küçük bir çıkışsızlık öyküsü yakalıyor ve onu da bize anlatmaktan geri durmuyor yani.
Onu da kullanıyor. Sonra Rıza bu Pezevengi'yi öldürüyor.
Öldürdükten sonra Hicran ne yapıyor?
Geri dönüyor. Orada biz Rıza'yı bırakıyoruz bir kere.
Kendi çıkışsızlığında o mahvoldu zaten.
Gencecik şu kapıya düştü.
Şimdi o tam bizdeki Demir Kubus finali aslında.
Yani film orada bitebilirdi aslında. Bölüm 1 yani sonra devam edebilirdi.
Üçüncü kısımda hicran geri dönüyor.
Babası muhafazakar bir adam ve filmin ilk kısımlarında demişti zaten öldüreceğim ben onu falan diye.
Ya geri döndüğünde işte kız kapıyı çalıyor annesi açıyor bunu bir görüyor suratına kapatıyor kız sokakta bekliyor saatlerce.
Bir aile onu bir kere bir kabullenemiyor önce.
Baba geliyor bunu dövüyor ve burada şunu söyleyeceğim.
Zeki Demirkubuz'un en can acıtıcı en düşündürücü anları.
Kesintisizce de uzun uzun çektiğini görüyoruz.
Böyle inadına gözümüze sokuyor.
Babasından dayak yiyor kız.
Yine hani ana yüreği dayanamıyor.
Kızı eve alıyor. Orada kızın ailesiyle uyum süreci var.
Bu kaç oldu? Bir, iki, geri dönüyor.
Üç, üçüncü kısım.
Bakın bu filmde üçüncü çıkışsızlık.
Bak üçüncü film. Sadece burası bir Zeki Demir Kubus filmi olabilir gerçekten.
Bu noktada geliyorlar diyorlar ki kızım biz seni şöyle işte emekli bir öğretmen var.
Çok efendi bir insan, düzgün bir insan.
Gel biz seninle bunu evlendirelim.
Orada şöyle bir parantez var benim anladığım yanlış anladığım mı bilmiyorum ama küçük bir şehir burası hani herkes duyuyor biliyor dedikodu her şey bilinir konuşulur küçük yerlerde biliyorsunuz hani bu kız kötü yola düştü sonra geri döndü
bunu artık kimse almaz genç yaşta dul düştüğü kötü yoldan kurtulmuş tamam bu güzel bir şey buna herkes sevinir evlense evlense dul bir adam evlenir gibi bir mesaj aldım ben orada.
Evet bu üçüncü çıkış, dördüncü çıkışsızlığa geliyoruz.
Evet gerçekten hicran karakteri bu adamla evleniyor.
Babası yaşında bir adam neredeyiz?
Ama asla kötü bir karakter değil.
Emekli bir öğretmen, gayet aydın bir insan.
Az çok işte evi, yazlığı, arabası falan bir işi gücü var.
Hani ekonomik durumu iyi bir adam. Bu adamla evleniyor.
İşte burada dördüncü çıkışsızlık.
Burada hem hicranın çıkışsızlığını seyrediyoruz.
Çünkü bu adamla evleniyor tamam ama aslında hicran çok da isteyerek evlenmiyor.
Zaten o ana kadar, bakınız o ana kadar, filmin ana karakteri bir Rıza, genç nişanlı karakter bir de Hicran.
Film boyunca Hicran bir sürüklenişte.
Aslında neyin için yaptığını hiçbir zaman bilmiyor.
İşte bu öğretmenle de evleniyor ya.
Biraz hayat onu oraya getiriyor.
Yani o adama aşık mı? O adamı istiyor mu?
Aslında hayır. Ama tiksiniyor da sayılmaz.
Yani o adam iğrenç bir adam değil, kötü bir adam değil.
Ona çok iyi davranıyor, huzur dolu bir yuva veriyor vs.
ama... Adamın burada çıkışsızlığına geliyoruz.
Adam birkaç yıl önce karısını kaybetmiş.
Yeni bir başlangıç yapma derdinde.
O da bir çıkışsızlık içerisinde yani.
İşte bu evlilik boyunca hem emekli öğretmenin çıkışsızlığını izliyoruz.
Hem de hicran karakterinin bu yepyeni aslında gayet onu mutlu etmesi beklenecek olan hayata ve yeni çok da uygun bir eş gibi görünmüyor olsa da aslında kendisini mutlu etmek için çabalayan yeni
eşine uyum sürecini izliyoruz.
Daha doğrusu. Uyum sağlayamama çıkışsızlığını izliyoruz.
En sonunda olmuyor, boşanıyor.
Geri dönüyor. İşte geriye döndükten sonra artık diyorum bu kaçıncı çıkışsızlık?
Diyorsunuz ki evet olmayacak yani.
Olmayacak. Bu kız bir türlü mutluluğu bulamayacak.
Onun çıkışsızlığını izliyoruz aslında.
Yani bir sürü çıkışsızlık var.
Ama filmin tamamı da Hicra'nın çıkışsızlığı aslında.
Bunu anlıyoruz. Ancak en sonunda işte Rıza karakteri hapisten çıkmış.
Geliyor Hicra'nı tekrar buluyor.
Onunla böyle bir yerde oturup konuşuyorlar.
Nefis bir sahne. Diyor ki üzücü bir hayatın oldu.
Bunun hepsi benim yüzümden oldu.
Benimle seni evlendirmek isterler ama sen istemiyordun.
Kaçtın gittin. Çok üzülüyorum diyor.
Yani hani keşke benimle nişanlandırmaya çalışmasalardı seni.
Ben sana sebep oldum gibi bir şey söylüyor çocuk böyle.
Çok üzülüyor falan. Bu iki karakter birbirini seviyor.
İşte evleniyorlar.
Buradaki o dönüş zeki Demir Kuluz'dan gerçekten beklenmeyecek bir şey.
Şahsen ben beklemiyordum.
İnanamadım. İki karakterin ayrılıp gideceğini düşündüm.
Yani bugüne kadar Zeki Demirkubuz'un bütün filmlerinde yaptığı gibi kendi çıkışsızlıkların içerisinde hayatlarına devam edeceklerini beklerdim ben yani.
Demirkubuz bize burada numara yaptı ve film iyi bitti.
Ve sonunda şöyle kız hamile ya hamile evlenmişler hamile ve o diyorum evlerinin içerisinde o nefis bir sahne var.
Yani işte seni seviyorum diyor o da ben de seni seviyorum diyor falan o kadar güzeldi ki kalkıp kız hamile böyle babalarına işte bayramlaşmaya gidiyorlar.
Bir bayram günü oluyor bu sohbet.
Babası hala affetmemiş kızı.
İşte çıkışsızlık.
Çünkü Hicran'ın tekrar ailesiyle uyum sürecinde bir Hicran'ın çıkışsızlığı vardı bir de babanın çıkışsızlığı vardı.
Orada sadece baba karakterinin olduğu bir sürü çekim var.
Yani babanın da kızını kabul edememe çıkışsızlığını da uzun uzun işliyordu Demir Kubuz gerçekten.
Hani çıkışsızlığını anlattığı bir sürü karakterden bir tanesi de baba karakteri.
İşte filmin sonunda biz gülümsüyoruz evet.
İşte Hicran'la Rıza evlendiler birbirini seviyorlar gayet mutlu görünüyorlar.
Hamile kalmış artık çocuk bekliyorlar çok mutlular falan harika bu nefis.
Ama işte öğreniyoruz ki baba hala çıkamamış.
Demir kubuz bak ya hala bir çıkışsız karakter yazıyor senaryoya görüyor musunuz?
Yani Hollywood filmi değil bu diyor yani bu Yeşilçam filmi değil öyle olmaz diyor.
En azından baş karakterler çıkıyorlar mutlular gülümsüyorlar ve bizi de gülümsetiyorlar.
Filmin görüntü yönetimi işte oyunculukları falan harika çok güzel.
Çünkü izlemesi çok keyifli.
Yani keyifli derken tırnak içinde söylüyorum.
Yani bir Zeki Demirkubuz filmi izleme dinamikleri bağlamında gayet keyifli.
Yoksa elbette uzun bir film pek de böyle Zeki Demirkubuz sinemasına bu tip sinemayı diyeyim en azından çok da aşina değilseniz sıkılabilirseniz elbette.
İzlemekte zorlanabilirsiniz ama ben kendi adıma söylüyorum.
Hiç sıkılmadım. Keyifle izledim.
Gerçekten çok mutlu oldum bu filmi izlemekten.
Zeki Demirkubuz'u çok özlemişim.
Nefis bir şey oldu. Son olarak şu noktaya bir vurgu yapmak istiyorum.
Geçtiğimiz hafta demiştim ki Zeki Demirkubuz'un hayat filmini izleyip anlatmak istiyorum.
Umuyorum önümüzdeki hafta yapabilirim demiştim.
Orada da küçük bir çirkefliğe imza atalım mı ya demiştim size.
Atalım demiştim yani.
Atalım. Bence atalım demiştim.
O kadarcık olur demiştim.
Ama yapmayacağım arkadaşlar.
Kusura bakmayın. Çünkü eğer öyle bir şey yapacaksam ona ayrı bir program ayırmam gerektiğini düşünüp hissettim.
Söz verip de sözümü tutmamış gibi olmamışımdır umarım kusura bakmayın ne olursunuz ama yapmayacağım sadece o kadar söylüyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
