
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sinema nesilden nesile bir değişim ve dönüşüm yaşıyorsa, sinemaseverlik olgusu da buna benzer bir değişim ve dönüşüm yaşıyor. Bu programda, günümüz sinemaseverliğini ve diğer dönemlerle ilişkisini konuştuk...
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar. Sinema programımıza tekrar hoş geldiniz.
İlk programımızda sinemanın bugünü üzerine dile getirilen eleştirilerden de biraz yola çıkarak kaba bir...
Bakış atmıştık sinemanın bugününü özellikle sosyal medya ve televizyonla ile yaşadığı etkileşimi dile getirmeye, özetlemeye üzerine biraz yorum yapmaya çalışmıştık.
Bugün konuya tekrar bakacağız ancak biraz farklı bir pencereden bakacağız.
Aslında söz konusu eleştirilerin haklı tarafı olduğu kadar gözden kaçan bazı tarafları olduğunu da belirtmeye çalışacağız.
Sinemanın tarihinde birbirinden kalın çizgilerle ayrılmış belli dönemler olduğunu görüyoruz.
Bunları çok kabaca hatırlatalım hemen kısaca.
Örneğin sinema 1895'te, 29 Aralık 1895'te başlamıştı ve yaklaşık olarak 1910'ların ortalarına kadar, 1912, 13, 14 yılına kadar hemen hemen sadece kısa
metraj filmlerden oluşuyordu.
Ve o zamana kadar sadece küçük bir eğlenceydi.
1914-15 yıllarında uzun metraj sinema projeleri ortaya çıktı ve 1920'lerde de sinemanın bir sanat olduğu, bir sanat olabileceği gerçeğiyle yüz yüze gelinmişti.
Bundan sonra sinema sanata dönüştükten sonra bambaşka bir dönem başladı.
1940'lara kadar sinema üzerine sayısız keşif yapıldı.
Sinemanın bir sanat olduğu üzerine çok ciddi fikir muhakemeleri yapıldı ve gerçekten sayısız sanat eseri konumunda olan film karşımıza geldi.
1940'lardan sonra bir sanat olduğu tescillenen ve kabul edilen sinema dünyanın çeşitli ülkelerindeki sosyo-kültürel, ekonomik, politik durumları özetleyen çok değerli projelere imza atıldı.
1970'lerde bambaşka bir hal aldı.
gişede çok yüksek hasılatlara imza atan projeler daha öne çıktı ve sinemanın o güne kadar yapılmış olan örneklerinin çok daha özenlileri, çok daha güçlüleri, çok daha
renklileri karşımıza geldi.
Ve 1990'lardan sonra da sinema üzerinden sinema yapma akımıyla özellikle Quentin Tarantino'nun başında çektiği bir akımla sinema kendi tarihinden beslenmeye başladı.
Ve özellikle de George Lucas'ın ortaya çıkardığı sinema grameriyle de çok daha hızlı akan, çok daha dramatik yapısıyla öne çıkan projeler karşımıza geldi ve tam bir gişe patlaması
yaşadık. Ve aynı zamanda bu gişe patlaması da önceden birbirinden yine dönemler gibi kalın çizgilerle ayrılan film türlerinin kaynaşmasına ve...
birçok türü aynı anda bünyesinde barındıran filmlerle macerasına devam etmesini olanak sağladı.
Ve artık günümüze geldik.
Günümüzde ise 2000'li yıllardan sonra ise internet ve sosyal medya...
Döneminin etkisi altındaki sinemayla karşı karşıyayız.
Televizyon dünyasının güçlenmesi, ev sineması sistemlerinin gelişmesi ve Netflix gibi ev sineması deneyimleri soran şirketlerin damga vurduğu bir dönemin içerisindeyiz.
Sinema yine bir dönüşüm yaşıyor, bir değişim yaşıyor ve karşımıza bambaşka sinema projeleri geliyor.
Bu gelişime kabaca baktığımızda şöyle gözden kaçan bir durumu belirtmek lazım arkadaşlar.
Genellikle sinema severler daha çok genç ve ergen dönemlerinde hayatı tanıma, hayata adım atma, yetişkinliğe adım atma, eğitim alma, sosyal yeterliliğe ve
beceriye ulaşma dönemlerinde sinemayla yaşadıkları deneyimle daha yetişkin yaşlarda sinemayla yaşadıkları deneyim aynı şey değil arkadaşlar.
Şöyle bir noktaya dikkat çekersek herhalde daha iyi anlaşılacaktır.
Sinema severlerin çok büyük çoğunluğu hayatında izlediği en büyük filmleri, en değerli filmleri yüksek olasılıkla genç ve ergen olduğu dönemlerde izlemiştir.
Sinemanın büyüsünü, sinemanın gücünü, sinemanın ne kadar eğlenceli, düşündürücü, ne kadar duygulandırıcı bir deneyim olduğunu genellikle genç yaşlarında deneyimler insanlar ve bir
sinema algısı, sinema sevgisi oluştururlar.
Bu nedenle çoğunlukla sinema severler hangi dönemin genel sinemasal eğilimleriyle öncelikli olarak tanıştılarsa sinemanın ilerleyen ve geçmişte kalan kısımlarıyla bizzat
yaşadıkları... dönemde yaşadıkları duygulanmayı ve etkilişimi genellikle yaşamazlar.
Söz gelimi 80'lerde sinemayla tanışmış bir sinema sever arkadaşımızı ele alalım.
Çok yüksek olasılıkla bu sinema sever arkadaşımız E.T.
ile ya da Geleceğe Dönüş ile ya da belki Star Wars'un devam bölümleriyle sinemayla tanıştı.
Peki bu arkadaşımızın sinema algısı, sinema sevgisi nasıl oluşmuştur?
Bilim kurgu ile oluşmuştur yüksek olasılıkla ya da Çok sürükleyici, daha çok aksiyona dayalı, serüvene dayalı, eğlenceye dayalı bir sinema algısı oluşturmuş bir sinema severi olacaktır yüksek olasılıkla bu kişi.
Ve o kişiye örneğin 1950'lerin veya 40'ların o yıllara hakim olan bir sinema projesini izletecek olsak...
Çok yüksek olasılıkla o sinema projesi o arkadaşımıza biraz sönük mü desek, renksiz mi desek, şimdi belli bir dönem için başyapıt konumuna çıkmış filmleri bu şekilde isimlendirmek beni biraz tedirgin ediyor ama bir
parça sönük diyelim hadi şimdilik.
Sönük gelecektir yüksek olasılıkla.
Neden? Çünkü 1980'lerde sinema öyle bir değişim ve dönüşüm yaşamıştı ki...
O dönemlerde blockbuster dediğimiz çok yüksek gişe hasılatına ulaşan filmler arzı endam etmişti.
Bu filmler geçmiş dönemlerdeki sinema projelerine göre, sinema alışkanlıklarına göre daha akıcıydı, daha serüvene dayalıydı, daha eğlenceliydi.
Ancak eğlenceli ve serüvenli olmasına rağmen alt metinlerde barındıran, düşündürücü ve çeşitli açılardan psikolojik, sosyal, kültürel açılımları da olan filmlerdi bunlar aynı zamanda.
Hem eğlence sinemasına meraklı ve eğilimli hem de daha sanatsal ve entelektüel sinemaya eğilimli insanların sinema severlerin de ilgisini çeken projelerde büyük çoğunluğu o tip bir sinemayla
eğitilmiş bir sinema sever yüksek olasılıkla daha geçmiş dönemin projelerine biraz farklı bakacaktır.
Peki bu sinema sever arkadaşımıza 2000'ler sonrası yani 2010'ların 2020'lerin günümüz projelerini izlesek nasıl bir duygulanmayla karşı karşıya kalırız acaba?
Günümüzün filmleri de o sinema sever arkadaşımıza yüksek olasılıkla biraz yapay, biraz fazla hızlı, fazla hareketli, biraz fazla gösterişli ve abartılı gelecektir.
Neden? Çünkü günümüzün sinemasının teknikleri, sinemanın akış dinamikleri, günümüzdeki tür kaynaşmaları da 80'lerin sinemalarına göre biraz Farklıdır,
daha komplekstir, biraz abartılı ve gösterişlidir.
Birçok türe ait sinemasal ögeler ve enstrümanlar bir filmin içerisine sıkıştırılmaktadır günümüzde.
O yüzden bugünün projeleri de 80'lerin sinemasıyla sinemayla tanışmış bir sinema severe göre de fazla abartılı duracaktır.
Şimdi bu tespitimize şöyle bir ekleme yapalım.
İlk programımızda günümüz Marvel ve DC filmlerinin, süper kahraman filmlerinin gişeye ve ana akıma hakim olmasına karşı Martin Scorsese ve Francis Ford Coppola'nın yaptığı yorumlardan bahsetmiştik ya.
Demişlerdi ki onlar sinema böyle bir şey değil, böyle bir şey olmamalı ve mevcut durum sinemanın bitişini, sinemanın sonunu temsil ediyor.
Sinemanın buna karşı bir şeyler yapması gerektiğini düşündüklerini söylemişlerdi.
Martin Scorsese ve Francis Ford Coppola...
Bildiğimiz gibi sinema tarihinin en büyük isimlerinden ikisidir.
Ve onlar böyle bir şey söylüyorsa elbet haklı tarafları vardır.
Ancak onların bu demeçleri ve bu bakışları sakın bizim az önce söylediğimiz...
her sinema severin kendi döneminin sinemasını daha değerli bulması yaklaşımının bir uzantısı olabilir mi acaba?
Çünkü onların Scorsese ve Coppola'nın sinemaya başladığı 70'ler, 60'ların sonu 70'lerin başı döneminde sinema çok ciddi bir kültürel, politik, sosyal görev üstlenmiş
bir konumdaydı ve durumdaydı.
Sinemayla insanlar içerisinde bulundukları sosyal ve psikolojik Durumu incelemek ve tartışmak istiyorlardı ve sinemacılar da tabii toplumdaki bu beklentiyi algılayıp
düşünerek bunun üzerine projeler üretme yaklaşımına girmişlerdi ve elbette bunda da başarılı olmuşlardı.
Bu nedenle de anlaşılır biçimde o dönemin sinema severleri ve sinemacıları da günümüzün sinemasına biraz daha soğuk ve biraz daha mesafeli bakıyorlar.
Ancak ne dedik? Bunun temel nedeni aslında günümüz sinemasının daha iyi ya da daha kötü ya da hatta bitmiş olması değil, o dönemin sinemacıların kendi sinemalarına, kendi
dönemin sinemalarına daha fazla sahip çıkması ve sinemanın genel olarak onların sinemayı sevdiği, sinemayla tanıştığı dönemdeki misyonu ve görevi üstlenmesi gerektiğini
düşünmeleri. Peki bu gerçekle karşı karşıya kaldığımız anda...
Şunu da kabul etmek durumunda kalacağız belki de.
1950'lerde sinemayla tanışmış bir sinema sever acaba Martin Scorsese'nin bir filmini izlediğinde sinemanın bittiğini ya da sinemanın çok kötü bir hal aldığını düşünmüş olabilir
mi? Bilmiyoruz bunu sormak ya da araştırmak veya bir sinema sever büyüğümüzle bu konuda bir sohbet gerçekleştirmemiz gerekli.
Belki ilerleyen programlarda yaparız.
Ancak her şekilde ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor arkadaşlar.
Her sinema sever kendi sinema dönemine sahip çıkıyor.
Ve bir önceki sinema dönemine ait bir sinema sever.
Yeni dönemleri de nasıl ailemizde biz büyüklerimiz, dedelerimiz, büyükannelerimiz ya da babalarımız günümüz gençliğini bazı açılardan nasıl eleştiriyorsa, zamane gençliği bizim zamanımızda
hiç böyle değildi diyorlarsa işte bu yaklaşımın aynısını sinema dünyasında da görüyoruz.
Bir zamanın sinema büyükleri, bir zamanın sinema severleri günümüz sinemasını ve günümüz sinema severlerini zamane sinema severi olarak...
...değerlendirip eleştiriyorlar.
Aslına bakarsanız bunda haklı olabilirler.
Evet haklılardır.
Ancak şöyle bir durum var.
Daha önce de söylediğimiz gibi sinema bir şekilde topluma ayını tutan, toplumun biçimlendirdiği, toplumdaki yansımalarla kendisini biçimlendiren bir şey.
Diyebilir miyiz ki... Her zaman sinema belli konuları işlemeli, belli bir tavır ve duygu tutturmalı, belli bir yaklaşımda bulunmalı.
Ya da sinema her zaman şu şu konularla ilgilenmeli, insanları düşündürmeli, insanları şu noktaya çekmeli.
Bunu söylemek oldukça baskıcı bir yaklaşım sayılmaz mı?
Evet sinema belki her zaman düşündürmeli ama sinema zaten düşündürmeye devam ediyor.
Günümüzde de bunu yapmaya devam ediyor.
Ancak sinemanın farklı görevleri ve farklı becerileri tıpkı sinema tarihinde olduğu gibi zaman zaman öne çıkıyor, zaman zaman arka plana düşüyor.
2000'li yıllardan sonra ilk programımızda kabaca bahsettiğimiz gibi televizyonun ve sosyal medyanın etkisiyle sinemanın, politik, toplumun kültürel ve sosyal durumunu inceleyen, araştıran
hatta yargılayan tarafı arka plana düştü.
Çünkü bunu televizyonda ve sosyal medyada çok yoğun biçimde hepimiz yapıyoruz.
Sinemanın bu inceleyici tarafına çok da fazla ihtiyacımız kalmadı.
Buna rağmen elbette böyle filmler yapılıyor ancak eskisi kadar...
Örneğin 50'lerdeki kadar, 70'lerdeki kadar, 40'lardaki kadar, 60'lardaki kadar bu filmler ilgi görmüyor.
Bu kadar fazla konuşulmuyorlar, bu kadar yüksek kişi hasılatına ulaşmıyorlar.
Daha kötü değiller, daha özensiz değiller bu tip projeler.
Ancak toplumdaki söz konusu ihtiyaç o yıllardaki ihtiyaç kadar değil.
Çünkü o ihtiyacı karşılayan...
İlk programımızda bundan bahsetmiştik.
Başka kanallar var ve başka mecralar var ve o kanallar mecralar gayet etkililer, gayet güçlüler, gayet özenliler ve sinemanın bu ihtiyacı karşılama becerisine göre
çok daha kolay, basit, ucuz olanaklar sağlıyorlar bize.
Tüm bu tespitlerin üzerine bir de şu konuyu eklememiz gerekli arkadaşlar.
Sinema elbette burada eleştirdiğimiz ya da Martin Scorsese ve Francis Ford Coppola'nın eleştirdiğini söylediğimiz ana akım sinemadan ibaret değil elbette.
Ve sinemanın küresel anlamda lokomotifi konumunda olan ülkeleri düşünürsek zaman zaman bu ülkelerin bazılarının daha ön plana çıktığı, bazılarının daha arka plana düştüğünü söyleyebiliriz.
Ancak gişe sineması anlamında lokomotif her zaman Hollywood'du tabii ki.
Bunu belirtmeye gerek yok.
Ve Hollywood'da genel olarak daha çok geniş kitleleri düşündürmeye ya da eğitmeye ya da iletişim ihtiyacını, dünyayı tanıma ihtiyacını karşılama misyonunu üstlendiğini iddia edemeyiz.
Hollywood'un hemen hemen her zaman esas merakı, esas isteği ve talebi para kazanmaktır.
Tabii hangi alanda daha çok para kazanacaksa onun üzerine film yapmaktan da kaçınmaz Hollywood.
Ancak ekonomik olarak her zaman sinema dünyasının lokomotifi konumundaysa...
Buna karşılık işin sanatsal, avantgard, politik, sosyal, iletişim hatta etnik egzotik tarafını da farklı ülkeler zaman zaman üstlenmiştir ve sırtlanmıştır.
Farklı ülkeler avantgard sinemanın ya da genel gişe sineması ya da geniş kitlelere hitap eden eğlence sineması dışındaki alanların lokomotifi olma durumuna gelmiştir.
Son yıllarda özellikle İran sineması ve Kore sineması bu konuda gerçekten rakip tanıma seviyeye geldi.
Ama bu ülkelerin belki 20 yıl önce ya da 40 yıl önce ya da 60 yıl önce sinema dünyasında önemli bir konuma sahip olduklarını iddia etmek biraz zor olur.
Buradan hareketle diyebiliriz ki nasıl sinema tarihinde bazı dönemlerde belli film türleri ön plana çıkmış, Bazı film türleri arka plana düşmüş.
Nasıl yine sinema tarihinde sinemanın farklı becerileri zaman zaman ön plana çıkmış ya da arka plana düşmüşse sinemanın lokomotifi olan ülkeler de zaman zaman değişiyor.
Bazı ülkelerin sinemaları ön plana çıkıyor.
Daha çok konuşuluyor. Daha değerli projeleri ortaya çıkarıyorlar.
Ama bazı ülkeler bazı dönemlerde yüksek oranda önem sunmuş ülkeler bazı dönemlerde biraz daha arka plana düşüyorlar.
Yakın zamanda Hollywood ekonomik olarak Yine küresel sinema dünyasının lokomotifi konumunda olsa da kuramsal anlamda, sanatsal ya da avantgard anlamda ya da para kazanmanın dışındaki
tüm sinema alanları için söyleyelim bunu.
Bir parça daha arka plana düşmüş olabilir.
Bunda da pek de şaşılacak bir şey yoktur.
Çünkü 125 yıllık, 2020 yılı itibariyle 125 yıllık bir maratonda bir ülkenin sinemasının sürekli lider konumda olması, sürekli en baskın konumda olması
da beklenemez belki de. Öyle ya da böyle sinema bir şekilde devam ediyor.
Bir şekilde bizim hayatımıza damga vurmaya, bizim hayal gücümüzü ya da duygusal dünyamızı etkilemeye devam ediyor.
Şöyle bir tespit yaparak sohbetimizi bugünlük sonlandıralım.
Sinema kendisinden çok daha büyük bir bütünün bir parçası arkadaşlar.
Nedir bu büyük bütün?
Tabii ki hem anlatı dünyası, hem sanat dünyası, hem de eğlence dünyası.
Tek bir dünyadan da bahsedemeyiz.
Sinema hem sanat dünyasının bir parçası, diğer sanat dallarıyla, edebiyatla, müzikle, şiirle, mimariyle ciddi biçimde etkileşim halinde.
hem de başka mecralarda anlatılara imza atan, örneğin televizyon dünyasının anlatıları, haber, belgesel, hatta reklam ya da video klip gibi anlatı biçimleriyle sıkı ilişki
içerisinde ve aynı zamanda da Eğlence, alışveriş dünyasıyla da sıkı ilişki içerisinde.
Bildiğimiz gibi yakın zamanda sinema salonları mesela çoğunlukla alışveriş merkezlerinin içerisinde bulunuyor.
Bu bile sinemanın dinamiklerini etkileyen ilginç ve belki de beklenmedik bir durum.
Yani her şekilde sinemanın bugün için ulaştığı noktayı değerlendirmeye çalışacak olursak etkileştiği tüm diğer mecraları da göz önüne almak zorundayız.
Ve bunu yaptığımızda da şöyle bir sonuca ulaşıyoruz ki.
Sinema isterse bizi eğlendirsin ki eğlendiriyor.
İsterse bizi düşündürsün ki düşündürüyor.
Ve isterse bizi duygulandırsın ki tabii ki bunu da yapıyor.
Ve hatta hepimiz rahatlıkla bunu söyleyebiliriz ki bunların ikisini ya da üçünü bir arada bize yaşatan çok sayıda sinema eseri de var.
Bunların hangisini bize yaşatırsa ve deneyimletirse deneyimletsin.
Herhangi bir film türünün, sinemanın herhangi bir alanının da çok iyi örnekleri...
başyapıtları, elbette daha önemsiz ya da çok da özensiz örnekleri de sürekli karşımıza geliyor.
Mesele sinemanın içerisinde bulunduğu konjüktürel durumda hangi alanının daha fazla öne çıktığı ve hangi alanının bir parça daha arka plana düştüğü.
Aslında ortada bir tahterevalli var.
Ortada bir denge durumu var.
Bu denge durumu dünyanın durumuna göre bir sağ tarafa bir sol tarafa kayıyor.
Ancak her şekilde iki tarafında iyi ve kötü örnekleri var.
Önemli olan bizim daha çok eleştirdiğimiz ve eleştirmeye değer bulduğumuz şey ana akım dediğimiz çok geniş kitleleri etkisi altına alan sinemanın ne yöne evrildiği oluyor.
Aslında bu çok da doğru bir bakış değil.
Çünkü dediğim gibi sinema bundan ibaret değil.
Entelektüel sinema bazen ön plana çıkıyor.
Bazen kişiye sineması öne çıkıyor.
Bazen biraz daha farklı ülkelerin daha etnik egzotik dediğimiz Dünyanın farklı bölgelerindeki hikayeleri anlatan ya da görsel, sanatsal, sinemasal biçimlerin ön plana
çıktığı sinemalar daha fazla önem arz ediyor.
Böyle bir durum olduğunda dünyanın başka ülkesindeki sinemalar bu sinemadan etkileniyor.
Geçmişte birçok örneği var.
O yüzden aslında sinemaya hem küresel dünyanın bir parçası olarak hem de anlatı dünyasının bir parçası olarak hem sanat dünyasının bir parçası olarak bakmak gerekiyor.
Sinema hem bunlardan etkilenip hem bunları etkilerken de her şekilde bir dönüşüm yaşıyor ve bir dönüşüm yaşamak zorunda.
Yani kötüye gidiş olsa dahi olduğu yerde durması, aynı şeylerin tekrar tekrar sinema severlerinin karşısına gelmesi çok kötü bir durum olurdu.
Bunu yapacağına sinema mutlaka ilerlemeye bazen...
Kötü anlamda da olsa bazen iyi anlamda da olsa ilerlemeye, değişmeye ve dönüşmeye devam etmek zorunda olduğunun farkında olarak yepyeni projelerle karşımıza çıkıyor.
Bazen çizgi romandan daha fazla etkileniyor.
Bazen edebiyat dünyasından daha fazla etkileniyor.
Bazen çok fazla roman uyarlaması karşımıza geliyor.
Bazen bilim kurgu türü öne çıkıyor.
Bazen korku sineması öne çıkıyor.
Bazen aksiyon sineması öne çıkıyor.
Ancak hepsi aslında sinemanın içerisinde var.
Yani sinema aslında fakirleşmiyor.
Ya da aslında belki de zenginleşmiyor.
Sadece dönüşüyor ve bize zaman zaman farklı yüzlerini gösteriyor.
Ve biz sinema severler de aslında sinemanın mümkün olduğunca bütününe bakarak sinemanın hangi alanını daha çok öne çıkardığını göz önüne alarak bize ne anlatmaya çalıştığını anlamaya
çalışmamız gerekiyor belki de.
Ve anladığımız kadarıyla son 10 yılda sinema...
biraz daha bizi daha çok eğlendirmeye çalışıyor.
Belki de biraz daha fantastik, daha hayalperest bir dünyayla karşımıza geliyor.
Genel olarak 2000'ler sonrası sinemasının sinema tarihinde kuramsal bir atılım yapılmayan Kaba bir tespitle tek dönem olduğu üzerine de bir şeyler söyleyeceğiz ilerideki
programlarımızda. Ancak bunu da her şekilde sinemanın kötüye gitmesi olarak değil bir parçası olduğu ve içerisinde bulunduğu dünyaya karşı gösterdiği bir tepki, bir yansıma ve
bir ayna tutma olarak görmemiz gerektiği kanısındayım.
Bugünlük sohbetimiz bu kadar.
İlerleyen programlarda görüşmek üzere arkadaşlar.
Teşekkürler. Altyazı M
.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
