
Transformers Evreni ve Rise Of The Beasts Filmi
12 Temmuz 2023 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, Transformers: Rise of the Beasts filmini ve Transformers Evreni'ni özetlemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Transformers evreninden bu efsanenin son bölümü olan Rise of the Beasts, canavarların yükselişi filminden bahsedeceğiz.
Fark ettim ki Sinematris programlarının hiçbirinde Transformers'a bir program ayırmamışız.
Demek ki program yaptığımız süre boyunca hiçbir Transformers gösterime girmemiş, gündemde olmamış.
Aslında çok önemli bir seri, güçlü bir seri.
Biliyorsunuz sinema tarihinde çok sayıda uyarlama, film, seri vs.
var tabii ki. Ve bu uyarlamalar da farklı kaynaklardan geliyor.
Roman uyarlaması var, öykü uyarlaması var, gazete makalesi uyarlaması var, gerçek hayattan tabii ki gerçek karakterlerden, insanlardan uyarlamalar var ve Transformers serisi de sinema tarihinin en ilginç
kaynaklı uyarlamalarından bir tanesi, Transformers bir oyuncak uyarlaması.
Hemen ondan kısaca bahsedeyim size, tarihinden bahsedeyim.
Amerikalı'nın en büyük oyuncak şirketlerinden bir tanesi olan Hasbro, 1984 yılında Japonya'nın en önemli ve büyük...
Oyuncak şirketlerinden bir tanesi olan Takara ile bir iş birliği yapıyorlar.
Diyorlar ki biz otomobillere, hayvanlara, çeşitli ev aletlerine dönüşebilen robot oyuncaklar üretelim.
Bu bir oyuncak fikri. Aslında bunun da öncesi vardı artık o kadar geçmişe gitmeyeyim.
Bir oyuncak serisi ortaya çıkarıyorlar Transformers diye.
Bu oyuncaklar çok tutuyor, çok seviliyor, çok satılıyor.
Bunun üzerine aynı yıl 1984 yılında Bu başarının üzerine bir animasyon çizgi film, televizyon serisi yapılıyor.
O seride çok başarılı oluyor ve bunun üzerine de Hasbro'cular diyor ki ya hani bizim bu serimiz çok başarılı oldu.
Hadi gelin bunların geçmişini yazalım biz.
Hani bir evrene dönüştürelim.
Bir geçmişleri olsun, bir tarihleri olsun.
Onlara hani bir medeniyet, bir ruh böyle güçlü bir zemin kazandıralım demiş.
Başarılı bir fikir olduğunu şu an görüyoruz.
Transformers'ın üzerine çok geniş, çok güçlü, tarihi çok eskilere, milyonlarca yıl önceye dayanan bir öykü yazılıyor.
Şimdi gelelim bu öyküye çünkü bu öykü zaten bizim sinemadaki Transformers maceramızın da başladığı nokta oluyor.
Bu öyküyü tamamen anlatmadılar ama hep o öyküden beslendiler.
Birçok farklı Transformers filminde ta 1980'lerde yazılan o Transformers öyküsünün parça parça ayrıntılarını, detaylarını, geçmişini, öncesini, sonrasını öğrendik.
Cybertron diye bir gezegen var.
Bizden milyonlarca yıl ilerlemiş bir medeniyet yaşıyor bunun üzerinde.
Canlı, çok gelişmiş, çok güçlü robotlar var.
Bu robotları da yaratan bir kendi teknolojileri var.
Küp diyorlar yani bir küp böyle teknolojileri, güçleri, medeniyetleri oradan geliyor.
O kübü kim yapmış?
O seride ve filmlerde hiçbir zaman söylenmiyor.
Cybertron'da yani Transformers'ın gezegeninde tüm enerji kaynakları tüketilmiş durumda.
Ve Transformers'da yani bu robotlar da evrene galaksiye açılıp yeni enerji kaynakları bulmak istiyorlar.
Ancak bunların da kendi içerisinde savaştıkları iki grup var.
Bir tanesi otobotlar, bir tanesi diseptikonlar.
Otobotlar daha onurlu, erdemli, daha hassas, efendi, düzgün, iyi adam robotlar.
Diseptikonlarsa kötüler.
Hani kötü grup diyelim onlara.
Temel olarak ayrıldığı noktaysa şu ki otobotlar ve lideri özellikle Optimus Prime'da Tam bir böyle hani onurlu, erdemli, harika bir savaşçı lider Optimus Prime.
Hangi gezegene gidip onun hani kaynaklarından, enerjisinden yararlanacaksa bunu barışçı bir yolla yapmak istiyor.
Diseptikonların lideri ise Megatron oysa son derece düşmansı tavırlarla hani gideceği gezegeni medeniyeti hiç de umursamadan onun enerji kaynaklarına çöküp böyle oradaki her şeyi alıp kendi
gezegenini yani Cybertron'u kendi medeniyetini tekrar inşa etme çabasında falan.
İşte otobotlarla Diseptikonlar bu temel farktan dolayı zaten birbirleriyle düşman durumdalar savaşıyorlar hep savaşmışlar yani milyonlarca yıldır savaşmışlar.
Neyse bir şekilde Transformers'ın yolu Dünya ile kesişiyor.
Bu robotlar Dünya'ya geliyorlar.
Tabii ki Optimus Prime hemen hani onurlu ve güçlü bir lider yaklaşımı olarak Dünya'daki insanlarla iş birliği yapıyor.
Ancak tabii ki Disseptikonlar ve lideri Megatron ise Dünya'yı sömürülecek bir kaynak olarak görüyor.
Ve insanlarla hani hiçbir böyle iş birliği falan yapmıyor.
Direkt insanları falan öldürelim biz.
Direkt kopalım gidelim Dünya'nın bütün kaynaklarını alalım falan diyor.
Şimdi temel savaş... Temel çekişme bu.
Bu öykünün üzerine oyuncaklar, işte TV serileri, çizgi romanlar, 6 tane toplam uzun metraj sinema filmi yapıldı.
Ve bu seriyi en başından beri de Michael Bay üstlendi.
Yani diyebiliriz ki Transformers'ın sinemadaki macerasını, detaylarını diyelim, halini, tavrını, görsel özelliklerini, her şeyini Michael Bay belirledi.
Michael Bay son derece fiyakalı gişe filmleri yapan.
Çok böyle eğlenceli, sürükleyici aksiyon filmleri yapan bir yönetmen.
İyi bir aksiyon yönetmeni diyebiliriz.
Şimdi aksiyon yönetmeni olarak iyi belki ama bir drama yönetmeni olarak, bir dramatik yapı uygulayıcısı olaraksa son derece kötü bir yönetmen diyebiliriz.
Çünkü filmlerinin hemen hemen hepsinde basit karakterler, son derece klişe öyküler, sakıcı hikayeler ve hani karakter derinlikleri falan var.
Yani bir Michael Bay filminin karşısına geçtiğinizde...
Özgünlüğün, farklılığın, sıra dışılığın kenarından teğet geçmiyorsunuz yani.
O kadar klişe bir yönetmen.
Ancak görsel olarak da filmler başarılı diyebiliriz.
Ancak bu görsel başarının da yanında şöyle bir sıkıntı var.
Filmler gayet geleneksel Hollywood gişe filmleri olmasına rağmen Hollywood'un gişe formüllerini de biraz esnetip biraz yani onun ötesine geçip Son derece uzun aksiyon sahneleri,
son derece gürültülü aksiyon sekansları karşımıza getiriyor ve bunu yaparken de karakterlerin dramatik derinliklerini, öykünün akışını, ilerleyişini, senaryonun o temel akış dinamini bir kenara
bırakıyor. Bundan dolayı da neredeyse bütün Transformers filmleri dramatik olarak çok zayıf filmler.
Çok yorucu filmler, eğlenceli mi eğlenceli okey ona bir şey diyemiyoruz.
Yani görsel olarak, teknik olarak gerçekten üst düzeye tabii çok yüksek paralar harcanıyor filmlere.
200 milyon dolar civarı hemen hemen her bölümün maliyeti var.
Ancak buna rağmen bu görselliği çok zayıf bir dramatik yapının, çok zayıf öykülerin, çok klişe karakterlerin üzerine bindirerek karşımıza getirdiği için Michael Bay ortalama filmler hani totalde
hani o film nasıl diye soracak olursanız bana göre ya vasat.
Ya da vasat altı filmler.
Şimdi Feri'nin ilk 3 filminde Shia LaBeouf bilinen Hollywood'un iyi oyuncularından bir tanesi bence.
Performansı, oyunculuk yeteneği gayet yüksektir.
Çoğunlukla aksiyon filmlerinde falan oynadı.
Hani dramlarda falan da oynadı ama daha çok aksiyon filmlerinde onu gördük.
İlk 3 filmde Shia LaBeouf başrolde oldu ve onun çevresinde olaylar şekillendi.
4. ve 5. bölümde...
Mark Wahlberg'ün getirdiği yeni bir karakter işin içerisine girdi ve iki tane film o karakter üzerine inşa edildi.
En son bölümde ise Rise of the Beast ise o karakter de kenara bırakılmış ve yeni bir karakter merkeze alınmış gibi görünüyor.
Hani bunun devamı olacak gibi görünüyor filmde.
Öyle bir yapı vardı. Ondan dolayı Mark Wahlberg'in filmleri Sherry Balfour filmlerine göre biraz daha zayıftı bence.
Yani 4 ve 5 ilk 3 filme göre biraz daha zayıftı.
Ve 5 film boyunca Michael Bay dediğim gibi genel olarak dramatik olarak zayıf ama görsel olarak gayet güçlü.
Ama biraz yorucu ve Hollywood senaryolarının formüllerini aksiyon için esnetip daha zayıf dramatik yapı karşımıza getiren filmler yaptı diyebiliriz.
Bu arada hani farkındaysanız karakterlere girmiyorum çünkü çok fazla karakter var.
Yani tek tek anlatacak olsam veya filmleri tek tek anlatacak olsam çok uzayacak muhabbet ama kabaca şöyle söyleyeyim.
Hemen hemen her filmde hani bir tılsım çıktı işte bu tılsım gezegenimizi tekrar inşa edebilir onu alalım.
Otobotlarla diseptikonlar savaşıyorlar ve bu arada da insanlar illa işin içerisinde oluyor.
Otobotlarla işbirliği yapıp diseptikonlara karşı insanlar da savaşıyor.
Ve bizim baş karakterimiz de genellikle o ortadaki medeniyetlerinin tekrar inşa edilebileceği ya da tüm savaşa son verebilecek yeni bir savaşçı lider karakteri ortaya çıkaracak olan ya da evrenin
öteki tarafındaki çok büyük bir işte kötücül gücü dünyaya getirecek olan ulaşılmaya çalışılan bir şey var yani bir nesne var.
O nesneye ulaşan da genellikle bizim baş karakterimiz oluyor.
Yani insan oluyor. Her filmde mutlaka...
Başa çıkamayacağı büyük bir mücadelenin ortasında istemeden kalan ve birden içerisindeki kahramanı açığa çıkarmak zorunda kalan bir de normal insan karakteri oluyor.
Hemen hemen bütün filmlerde bu yapı var.
Şimdi Tom iki filmde bir tanesi Bumblebee bir tanesi de şu an bahsedeceğim Rise of the Beasts filmi.
Bu iki filmde Michael Bay yönetmenliğini şirket tercih etmedi.
Başka yönetmenler işin içerisine girdi.
Ve bu iki yönetmen de aslında Michael Bay'in oluşturduğu yapıyı biraz merkeze çektiler.
Yani Michael Bay'in yönetmediği filmler...
Ormars'ın hani zaten tabii öyküsünü, yapısını, dokusunu, o görsel atmosferini içeriyor ama daha az aksiyon sahnesi var bu filmlerde.
Daha az yorucu filmler.
Hani belki de şirketler bu yüzden Michael Bay'i kenara ayırmıştır.
Ondan dolayı son iki film bence Michael Bay'in filmlerinden daha iyi ama yine de Michael Bay'in bu serinin yaratıcısı olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.
Peki son film nasıl Canavarların Yükselişi?
Bence Canavarların Yükselişi filmi serinin en iyi filmlerinden bir tanesi.
Neden? Çünkü gerçekten Transformers'ın o ruhunu, yapısını işte otobotlar, evren, gezegen geliyor, dünyayı yok edecek falan o ölçeyi, o gücü, o görsel zenginliği, Transformers
evreninin geçmişini, tarihini, o karakter zenginliğini falan eksiksizce içeriyor.
Buna rağmen Michael Bay filmlerinde olduğu kadar da yorucu, sarsıcı, çok böyle...
Hani çok abartılı aksiyon sahneleri falan yok.
Bundan dolayı da filmin dramatik yapısı, öyküsü hani çok da sekteye uğramıyor.
Yani sıkılmıyorsunuz, çok yorulmuyorsunuz.
Şıkır şıkır akıyor gidiyor.
Yani diyebilirim ki şöyle bir tespit yapmaya çalışacağım.
Her ne kadar evrenin diyorum tüm dokusunu, tavrını, yapısını Michael Bay oluşturmuş olsa da Michael Bay'in yönetmediği bu bölüm Stephen Cable Jr.
diye bir yönetmen yönetti. Bu yönetmeni bir de Rocky'nin devam bölümleri olan Creed serisinin ikinci filminden hatırlıyoruz.
Orada da gayet iyi bir yönetmenlik sergilemişti yönetmen.
Burada da gayet iyi bir yönetmenlik sergilemiş.
Hem serinin ilk filmlerine hem serinin önceden 80'lerde yazılan öykülerine, karakterlerine, dokusuna, tavrına gayet sadık.
Michael Bay'in filmlerinde olduğu gibi yorucu, sıkıcı, çok sarkık ve çok böyle nasıl diyeyim hani kafa patladıcı olmadan güzel aksiyon sahneleri çekip Hollywood'un geleneksel formülünü
eksiksizce uygulamış ve karşımıza gerçekten hani çok iyi değil ama izlenebilir, keyifli, düzgün bir işte savaş, aksiyon, bilim kurgu filmi çıkarmış diyebiliriz.
Şimdi bir de bu son filmde şöyle ilginç bir taraf var.
Eski filmlerde hep...
Bir Amerikan milliyetçiliği baya baya ön plandaydı.
Yani işte ordu, askerler erdemli, Optimus Prime'la işte insanların liderleri hep böyle barış içerisinde.
Herkes harika, dostluk, erdem, işte onur falan ölürüz onurumuz için, ülkemiz için hey hey hey falan diye böyle.
Çok diyorum hani rahatsız edici neredeyse seviyede bir Amerikan milliyetçiliği ve Amerikan militarizmi vardı.
Ancak son filmde bu yapı gerçekten kenara bırakılmış.
Çok hani çok güzel olmuş bu.
Neden? Çünkü Hilmi'nin iki baş karakterinin bir tanesi Latin göçmeni bir genç ve bir de siyahi çok eğitimli tatlış harika bir kadın.
Şimdi bu iki yani Amerika'yı bırakın Amerika'yı dünyayı hatta galaksiyi bir Latin göçmeni genç erkekle siyahi bir genç kadın kurtarıyor.
Şimdi bu normalde aslında son dönemlerde biraz bıraktı Hollywood bunu yani o Amerikan milliyetçiliği eskisi kadar çok yok ama.
Hani yine de elbette muhafazakardır gişe sineması genel olarak.
Amerika'nın hani yüksek hasılat rakamlarına ulaşmaya çalışan filmler genellikle biraz hani muhafazakar Hollywood filmi olur.
İşte bu filmde tam hani bunun karşısında bir yapı oluşturulması en azından baş karakterlerin bu muhafazakar yapının hayli dışında iki baş karakter olması gayet keyifli olmuş bence.
Yine Transformers'ın bütün o işte robotları efektleri vesairesi her şeyi yerli yerinde yani hani filmin hiçbir eksiği yok.
Ve hem Michael Bay filmleri için hem de bu son film için mutlaka söylemem gereken bir şey var.
Hiç Transformers oyuncağı gördünüz mü bilmiyorum.
Yani bir müsait olduğunuzda böyle internette bir gezinirken bir tıklayın bakın.
Aslında son derece basit oyuncaklardır.
Yani son yıl hani 80'li yıllardakinden bahsediyorum.
İlk piyasaya çıktığında gayet basit oyuncaklar.
Öyle çok göz alıcı falan.
Değil yani belki o yılların teknolojisinden kaynaklanan bir şey olabilir.
Günümüzdeki Transformers oyuncakları elbette daha görkemli, daha gösterişli falan böyle ama bu Transformers serisinin izleyicisini yakaladığı nokta ne oldu biliyor musunuz?
O arabaların robota dönüşme anları, oradaki efektler, o işçilik, o detaycılık, o tasarım var ya.
Ya o gerçekten çok güzeldi.
Yani ilk film 2007 yılında gösterime girdi.
İlk Transformers filmi.
Hani zaten o yıllar için böyle...
Gerçekten şeydi ya çok çarpıcıydı.
Çok güzeldi yani o. Ve bu yapıyı bütün filmlerde gördük gerçekten.
O hani hepsi çok keyifliydi.
Hepsi çok güzeldi. Aksiyon sahneleri çok stilize çekilmiş.
Böyle yavaş kamera hareketleri.
İşte çok detaycılık.
Çok üstün efekt işçiliği falan.
Yani diyorum her ne kadar dramatik olarak zayıf olsa da filmler.
Ve fazla yorucu ve patlamalı falan olsa da.
Yine de o görsel zenginlik.
O güzellik. Özellikle de Michael Biehn.
O Transformers efsanesini duyduğu saygıdan sevgiden kaynaklanan detaycılığı ve tasarım özeni takdir edilisi bir şey.
Genel olarak Transformers bütün seriler toplamda 5 milyar dolar civarında asılat yapmış.
Şimdi bu çok yüksek bir rakam gibi görünebilir ama sinema tarihinin büyük efsanevi serilerini düşünürsek.
Yani Yüzüklerin Efendisi işte Harry Potter, Matrix, Star Wars gibi bölümleri düşünürsek aslında Transformers onların yanında biraz şey kalıyor.
Yani onlar kadar güçlü bir seri sayılmaz.
Ve aynı zamanda tabi bu efsanevi seriler kadar yıldızları yüksek değil.
Yani o kadar iyi filmler değil Transformers bölümleri.
Ama yine de...
Ben mesela şahsen Michael Bay'i neredeyse hiç sevmem.
Hatta bu programı sizinle paylaşabilmek için biraz filmlerin genel dokusundan falan bahsedebilmek için seriye oturdum tekrar izledim arkadaşlar.
12,5 saat Michael Bay'i izlemek ne demek biliyor musunuz?
İnanın yani çok yorucu oldu.
Tabii hepsini bir günde izlemedim zaten öyle bir kafa yok.
Hani ben bir sinema sever olarak bayağı kabırlıyımdır.
Yani böyle kolay kolay filmlerin başından kalkmam.
İzleme enerjim bayağı yüksektir ama hani Michael Bay'in...
yoruculuğuna 12 saat boyunca arda arda katlanamayacağımı ben baştan kabul ettim.
Ondan dolayı böyle gün aşırı izledim.
Yani iki gün öbür falan izledim.
Diyorum tekrar seriyi bir hatırlamak için izledim.
Hani bütün filmleri ben zaten izlemiştim ama gösterime girdikleri zaman da izlemiştim.
Tekrar bir hatırlamam gerekiyordu.
Hani serinin genel dokusu yapısı falan nasıl diye.
Dediğim gibi sizinle paylaşabilmek için.
Çoğu iyi filmler değil.
Hani gerçekten bahsettiğim gibi dramatik olarak falan çok zayıf, çok klişe.
Çok böyle çocuk zekasına hitap eden çok fazla şey var filmlerde gerçekten ve hani mantık hataları şimdi hani tamam fantastik bir dünyadan bahsediyoruz elbette.
Milyonlarca yıl gelişkin bir ırkın bizden milyonlarca yıl önce başlamış hikayesini anlatıyor tabi.
Elbette fantastik bir öykü ama kendi içinde de tutarlı değil yani o kadar saçma sahneler o kadar saçma yan öyküler.
O kadar derin mantık hataları var ki filmde.
Gerçekten uzun metre filmler de çizgi film gibi.
Şu noktaya varmaya çalışıyorum.
Hani bana göre hiçbiri ya bu film gerçekten iyiymiş ya.
Dediğim hiçbir Transformers filmi yok.
Hatta bazı filmler için böyle gönüllü hattıyla kötü diyebilirim.
Ama totale baktığımda tüm hani bu inşa edilen Transformers evrenine baktığımda da evrenin kendisine de kötü diyesim gelmiyor.
Hani anlayabiliyorsunuz değil mi beni?
Yani ortada neticede gerçekten...
Devasa bir öykü, 6 filmlik bir uzun metraj macerası, bir sürü karakter, bir sürü emek, bir sürü öykü, bir sürü macera var.
Ondan dolayı her ne kadar serinin bölümlerine teker teker iyi diyemesem de totalde ortaya çıkmış işe yine de sinema tarihinin önemli evrenlerinden ve serilerinden biri diyesim
geliyor. Transformers serisinin önemli bir seri olduğunu düşünüyorum.
Sinema tarihine bir şeyler katan seri olduğunu düşünüyorum.
Ondan dolayı son reddede şunu söylemek istiyorum ki serinin ve evrenin aslında Michael Bay'in elinden kurtulması iyi olmuş.
İlginç olan o. Diyorum her ne kadar serinin tüm atmosferini, yapısını, tavrını, duksunu Michael Bay oluşturmuş olsa da seriye zarar vermiş aslında biraz.
Transformers serisi hep demişimdir ben zaten.
Hani keşke başka aksiyon yönetmenleri bu seriyi yönetseydi.
Son iki seride artık Michael Bay seriyi bıraktığı için bu yeni gelen yönetmenler...
Daha iyi izlenebilir, daha düzgün, daha güzel filmler çıkarmışlar ortaya bence.
Her ne kadar Michael Bay'in takipçisi olsalar da.
Ondan dolayı bence Transformers Rise of the Beads filmi diyorum hani gönül rahatlığıyla çok iyi bir film ya diyemiyorum ama kötü değil.
Hani ortalama üstü, yeterince eğlenceli, yeterince sürükleyici, yeterince renkli.
Ve bir daha belirteyim Michael Bay'in filmlerindeki gibi fazla zorlayıcı olmayan bir Transformers filmi olmuş.
Hani maceralı, serüvenli, aksiyonlu bilim kurgu evrenlerine biraz olsun ilginiz varsa Transformers Canavarların Yükselişi filmini izlemenizi öneririm arkadaşlar.
Evet bu haftalık bu kadar.
Size biraz Transformers evrenini, Transformers tarihini, filmlerini, yapısını, dokusunu, tavrını özetlemeye anlatmaya ve buradan yola çıkarak da şu an gösterimde olan Canavarların Yükselişi filmini
anlatmaya çalıştım. Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkür ederim. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
