
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, Joel Coen tarafından günümüze uyarlanan, özenli sinematografisi, güçlü oyunculukları ve orijinal esere sadakati ile öne çıkan, William Shakespeare'in aynı adlı unutulmaz öyküsünü anlatan The Tragedy of Macberth filmini konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Apple Plus TV için yaptığı The Tragedy of Macbeth filminden bahsedeceğiz.
Çok ilginç bir film, çok sıradışı bir film, gerçekten çok çarpıcı bir film.
Çok yüksek olasılıkla bu yılın Oscar'larında da boy göstereceği tahmin ediliyor.
İnanılmaz bir teknik işçiliği var, inanılmaz bir görselliği var.
Elbette bugün Shakespeare'den de bahsedeceğiz, Coen kardeşlerden de bahsedeceğiz ve tabii ki kaçınılmaz olarak bu eşsiz Shakespeare öyküsünü bedenlendiren ve oyunculuklarıyla gerçekten muhteşem
bir şölen sunan Dazzle Washington ve Francis McDonald'dan da bahsedeceğiz.
Öncelikle biraz Shakespeare'den bahsedelim mi?
Elbette Shakespeare edebiyat tarihinin, sanat tarihinin en değerli kişiliklerinden bir tanesi.
1564'te doğmuş ve en önemli eserlerini 1590 ile 1610 yılları arasında yazmış.
En çok bilinenleri Hamlet, Romeo Juliet, Othello, Kral Lear, Macbeth.
Sinemaya da çok fazla uyarlaması yapıldı ama elbette bir tiyatro yazarı, daha çok oyun yazarı olarak bilinse de aynı zamanda şair ve oyuncu da ama en çok tiyatro oyunları biliniyor.
İşte o zamanlar için tiyatro çok temel ve çok önemli sanatlardan bir tanesi olduğu için daha çok oyun yazarı olarak kabul ediyoruz Shakespeare'i ve o zaman için yazdığı oyunlar o kadar temel, o
kadar gerçek meselelere parmak basıyor ki birçok başka sanatçı edebiyat eleştirmenin Shakespeare'in en büyük vasfının, en önemli özelliğinin Tüm zamanlara hitap eden bir yazar olduğu ve
aynı zamanda ilgilendiği konuların da genel olarak insanlığın en fazla dikkatini çeken, en fazla ilgilendiği, üzerine en fazla fikir jimnastiği yaptığı konular olduğu söyleniyor.
Bu nedenle de Shakespeare'in edebiyat var olduğu sürece Shakespeare'in önemi ve değeri hiçbir zaman kaybolmayacak.
Nedir temel olarak Shakespeare'in ilgilendiği konular?
Daha çok kendi döneminin tabi bir sanatçısı ve dışa vurumcusu olarak görürsek iktidar, dostluk, sadakat, güç, aynı zamanda tabi gücün yozlaştırıcılığı hem o dönemin önemli konuları
olsa da bunlar hem de insanın genel olarak elbette sürekli uğraştığı, sürekli ilgilendiği, sürekli dikkatini çeken konular bunlar ve güncelliği, önemleri asla ve asla bitmiyor.
Bu tip konular insanın dünyasından asla silinmiyor.
Filmin ilgi çekici taraflarından bir tanesi de aynı zamanda Joel Cohen'in filmi yazmış, yönetmiş, çekmiş ve aynı zamanda yapımcılığını üstlenmiş olması.
Cohen kardeşler sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden gerçekten.
80'li yıllarda sinema yapmaya başladılar ve Quentin Tarantino'nun başını çektiği sinema üzerinden sinema yapma akımının...
Bir parça böyle arkada kalan gibi hani çok da konuşulmayan aslında bu akımı en fazla sürükleyen yönetmenlerden iki tanesi Joel ve Ethan Coen kardeşler sinema tarihinde daha çok sinema severler arasında Bol
miktarda Oscar aldıkları İhtiyarlara Yer Yok filmiyle daha fazla tanındılar.
Geniş kitlelere seslerini duyurdular denebilir.
Ancak ondan önce Büyük Leboski, Neredesin Bebirader, Fargo gibi çok değerli çok önemli filmler yapmışlardı.
Ve aynı zamanda sinema tarihinin en tanınan bilinen kardeş sinemacıları olarak da hafızamızda her zaman yer ettiler.
Ancak ilginç biçimde bu filmi yani Tragedy of Macbeth'i Joel Cohen tek başına yaptığı filmin jeneriğinde ve Yapımında Ethan Coen'in hiçbir şekilde adı geçmiyor.
Bugüne kadar bu kadar çok film yaptılar.
Bu kadar fazla önemli ve değerli projeyi imza attılar.
Yaklaşık olarak 25 civarında film yaptılar.
Ve ilk defa Ethan Coen bir filmde hiçbir şekilde jenerekte geçmiyor.
Joel Coen bu filmi tek başına yaptı.
Biz Coen kardeşler severler için de bu aslında gayet ilginç bir not.
Filmin genel olarak Coen kardeşlerin tarzını yansıttığını pek de iddia edemeyiz.
Çünkü daha çok yolunda gitmeyen suç öyküleridir Coen kardeşlerin filmleri.
Ve mizahla ciddiyet arasında, dramayla gerilim arasında çok ince ve çok güzel bir ton tuttururlar.
Başka neredeyse hiçbir sinemacının sinemasında olmayan bir duyguları, dokuları, tavırları vardır.
Ancak buna karşılık...
Tragedy of Macbeth'te neredeyse hiç ama hiç mizah yok.
Görsel olarak biraz yalıtılmış, daha sakin, ağır akan, daha sabit kadrajlara meraklı bir iki sinemacı diyelim ya da Coen'ler için.
Joel Coen de bu filmde genel olarak kardeşiyle birlikte yaptığı filmlere yakın bir kurgu, yakın bir görsellik tutturmuş.
Ancak dediğim gibi mizahtan tamamen arındırılmış olması Tragedy of Macbeth'i biraz...
Farklı kılıyor Kuan kardeşlerin sinemasında diyelim.
Buna karşılık da...
Hani artık çok arkayık değil mi?
Tabii bir Shakespeare öyküsü çekiyorsunuz.
Bir Shakespeare oyununu uyarlıyorsunuz.
Neticede Shakespeare'in ruhuna, onun genel edebiyat tarzına, anlatım tarzına biraz daha haliyle uyum sağlamanız beklenir değil mi?
Şahsen ben bir Shakespeare uzmanı olduğumu iddia edemem ama tabii fikrim olması için, tabii aynı zamanda ilgimi de çektiği için Shakespeare okumuşluğum ya da izlemişliğim var.
Görebildiğim kadarıyla diyebilirim ki...
Günümüzde 21. yüzyılda yani Shakespeare mezarından kalksa ve sinema yapmaya karar verse muhtemelen gerçekten ancak böyle bir proje çekebilir.
Diyorum kendi görebildiğim kadarıyla Shakespeare'in ruhuna, tarzına, hitabına, duygusuna, dokusuna bir proje ancak bu kadar sadık olabilir.
Şimdi bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi?
Bir anlamda elbette iyi bir şey çünkü Shakespeare neticede...
400 yıl önceden en az günümüze kalabilmiş, çok nadir, çok değerli edebiyatçılardan, yazarlardan bir tanesi.
Ancak bir anlamda da çok geçmiş dönemlerden günümüze kalmış eserleri olsa da günümüz edebiyat anlayışı için, günümüz anlatı tekniklerine göre elbette çok daha sade,
çok daha temel, çok daha ayrıntısız bir anlatı biçimi olduğunu da aynı zamanda iddia edebiliriz Shakespeare öykülerinin.
Bir anlamda uyarlama ya da adaptasyon deniyor çoğunlukla bugün yapılan Shakespeare uyarlamalarına.
Shakespeare öyküsünü alıyorsunuz, onu elbette gerek karakterleriyle, gerek replikleriyle, mekanlarıyla ortaya...
Tamlarıyla, öykü akışlarıyla biraz zenginleştiriyorsunuz.
Yani elbette 1610 yılında yazıldığı gibi, 1605 yılında yazıldığı gibi aynısını yazmıyorsunuz.
Ya da karakterlerin adını da değiştirseniz ya da öykü akışını da değiştirseniz.
Yaptığınız uyarlama sadece bunlarla sınırlı kalmıyor.
Öyküyü genel olarak zenginleştiriyorsunuz.
İşte Joel Cohen o kadar ilginç bir şey yapmış ki.
Neredeyse öyküyü de zenginleştirmemiş.
Karakterler de bir Shakespeare öyküsünde anlatıldığı kadar.
Öykü de Shakespeare öyküsünde anlatıldığı kadar.
Yani neredeyse aynen bir Shakespeare'in yapacağı şeyin günümüzde yaşıyor olsaydı.
Aynısını yapmaya çalışmış gibi bir doku çıkıyor ortaya.
Bir öykü akışı ve öykü ayrıntı düzeyi diyeyim çıkıyor ortaya.
Bu da ancak günümüz izleyicisi için ister istemez biraz fakir demeyeceğim tabii ki.
O fakirlik değil. Yoksa işin dramatik derinliği, dramatik duygusallığı aynen yerinde.
Ancak biraz daha sade.
Hem karakter miktarı az hem öykünün akışı biraz daha sade.
Örneğin günümüzde daha ayrıntılı öykülere, çok daha psikolojik açılımlara, biraz daha kişisel arası ilişkilere biz daha alışkınız neticede ondan dolayı bir Shakespeare öyküsünü günümüze
aynen adapte ettiğinizde, neredeyse hiç değiştirmeden çektiğinizde öykü biraz daha ayrıntısız geliyor bize.
Örneğin bir prens ya da bir lord kral olmak için gizli ve karanlık bir plan yaparak ortak olmak hatta krallığı elde etmek istemektedir.
Ve bunun içinde bir cinayet işler ve bundan sonra da işlediği cinayet ve saptığı o karanlık yol onun işte psikolojisini etkiler.
Onu daha karanlık bir yola saptırır.
Onun karakterini etkiler, kişiliğini etkiler.
Artık hiçbir zaman...
Eski parlak işte onurlu kendine güvenli bir kişilik ve karakter sergileyemez.
İşte bu karanlık yola sapma öyküsü Shakespeare'de biraz daha yüzeysel ya da yüzeysel demesek de biraz daha dolambaçsız anlatılır.
Yani oldu karakter bunu yaptı.
O onun işte psikolojisini şöyle etkiledi.
Onu şöyle bir yola soktu ve o önceden erdemli ve çok onurlu güçlü bir kişilikken artık Daha karanlık, daha tutarsız, sıra dışı hal tavır hareketlerde bulunan, insan
ilişkilerinde artık eskisi kadar güçlü, saygıdeğer olmayan bir karaktere dönüşür.
İşte bu dönüşümler, bu tip açılımlar çok ayrıntılı biçimde verilmez Shakespeare öykülerinde.
Ya da o dönemden günümüze gelen birçok eserde de aslında böyledir.
Normal haliyle değil mi?
Neticede edebiyat ve anlatı tarihine giderek zenginleşiyor, giderek çeşitleniyor.
Bu o dönemde yazılmış eserlerin daha fakir ya da daha etkisiz olduğu anlamına gelmez.
Ama o günün anlatım şartlarında o günün anlatım ayrıntı düzeyinde bugüne göre biraz daha yüzeysel biraz daha üstün körü biraz daha tırnak içinde oldu bittici bir yaklaşımla
anlatılır. Tabi arada da şöyle bir fark var o zamanki eserler bugüne göre çok daha tiyatral, biraz daha dramatik günlük sohbetlerin, günlük repliklerin de biraz daha şiirsel
dile getirildiği, biraz daha tiyatral ve abartılı o tiyatro oyunculuğu vardır ya, o işte Shakespearean denen hemen hemen tüm repliklerin birer tirat gibi, izleyiciye hitaben söylenmiş
gibi dile getirilmesi, günümüz izleyicisine de biraz yapay, biraz çok da doğal olmayan bir formatta gelebilir.
Ancak bunu da bu proje...
Bu tirat yapısını, bu oyun yapısını, o yapaylıktan biraz kurtulup daha çok sahneye uygun yapıyı da Denzel Washington'ın ve Francis McDormand'ın gerçekten muhteşem
ve estetik oyunculukları ile baya bir doğallığa, baya daha gerçekliğe çekmiş.
Hem Francis McDormand da, Denzel Washington da sinema tarihinde adanılacak derecede değerli ve güçlü oyuncular oldukları için.
Hem Shakespeare'in o tiyatral ve tirat yapısını, o hükmedici, o deyiciye hitap edici metinleri hem aslına uygun olarak seslendirmişler ve canlandırmışlar ama aynı zamanda
Çok gerçek ve doğal oyunculuklarıyla da bizi çok gerçekçi ve çok doğal bir yapıda sunmayı başarmışlar.
Orada ince bir çizgide yürümüşler gerçekten.
Yüksek olasılıkla da Oscar'larda bu iki oyuncunun da en azından adaylıkta adlarının geçeceğini düşünüyorum.
Filmin teknik işçiliği de inanılmaz iyi.
O kadar iyi ki filmden herhangi bir kareyi alıp duvarınıza tablo gibi asabilirsiniz.
Filmin sanat yönetimi çok özenli, filmin ışıkları zaten siyah beyaz çekilmiş bir film.
O geçmişte geçen arkaik yapıyı, ortaçağ dokusunu, hissini gerçekten yansıtmayı başarmış ve...
Çok özenli işçilikleriyle, enfes görselliğiyle, çok şık ışıklarıyla, sanat yönetimiyle, kamera açılarıyla, kostümleriyle yani her açıdan görsel olarak çok şık, çok etkileyici,
çok güçlü bir atmosfer yaratmayı başarmış bir film.
Bu açıdan çok iyi olduğunu düşünüyorum.
Ve teknik dallarda da filmin Oscar'larda boy göstermesi çok yüksek olasılık.
Özetleyecek olursam başarılı bir proje.
Değerli bir proje, sıra dışı ilginç bir proje ve Shakespeare'in ruhuna bu kadar sadık.
Onun duygusunu, dokusunu ve tarzını bugünün sinemasal anlatım gereklilikleri ve sinemasal anlatım üslubu içerisinde harika biçimde eritmiş, harika biçimde özdeşleştirmiş
ve karşımıza gerçekten sinema tarihinin ilginç, en farklı, aslında en uygun ve en sıra dışı Shakespeare uyarlamalarından birini getirmiş Joel Cohen.
Bu açıdan klasik edebiyata, Shakespeare ve dönemin edebi eserlerine, dönemin oyunlarına biraz olsun ilginiz varsa mutlaka izlemenizi öneriyorum.
Çok memnun kalacağınızı düşünüyorum.
O anlamda Joel Cohen'in The Tragedy of Macbeth'i...
Çok değerli, çok ilginç, çok çarpıcı ve Shakespeare ruhunu günümüze taşıyan çok değerli bir proje olarak karşımıza gelmiş.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
