
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, yılın önemli serüven-aksiyon filmlerinden biri olan The Tomorrow War'u konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda Yarın'ın Savaşı filmini konuşacağız.
Yakın zamanda göstereme giren büyük ölçekli, büyük bütçeli, kalabalık kadrolu, yüksek teknik işçilikli, bilim kurgu, serüven, aksiyon filmi.
Her yıl bu filmlerden birer ikişer tane karşımıza geliyor böyle.
Diğer gişe filmlerinden biraz daha büyük bütçeli, biraz daha ölçekli filmler.
Aslına bakarsanız biraz sektörün şeyi bunlar lokomotifi konumunda yani şirketlerin büyük para akıttığı büyük para harcadığı ve tabii karşılığında da biraz normalden fazla gişe hasılatı beklediği ve bir anlamda
da sektörün yakıtı olan filmler yani böyle filmler yapmıyor olsa Hollywood muhtemelen.
Büyüyemez. Bu kadar büyük bir sektör haline gelemez.
Bu tip filmlere iyi yatırım yapıyor Hollywood gerçekten.
Ve genellikle böyle hani başrolde böyle kaslı, yakışıklı, karizmatik bir başkahraman.
İşte yanına güzel, çekici, hoş böyle kahramanımsı bir kadın.
Ve tabii güzel yan karakterler.
Bol efekt değil mi?
Bol bol efekt. Savaş, aksiyon, hızlı kurgu.
Tabi büyük bütçenin getirdiği başka bir sürü güzellik böyle sinemasal güzellik ve bize güzel vakit geçirmeye çalışan, eğlenceli bir iki saat sunmaya çalışan filmler bunlar.
Ve şöyle bir şey var arkadaşlar bugünkü programımızda biraz iki ana konuya odaklanmak istiyorum aslına bakarsanız.
Çünkü normal şartlarda Hollywood gişe sineması bize çok farklı şeyler sunmaz yani.
Genel olarak bir gişe sinemasının kalıpları bellidir yani.
Öykü akışı bellidir, karakterleri bellidir.
Çok farklı şeyler beklemeyiz Hollywood gişe sinemasından.
Ama bazı filmler biraz böyle yani gişe sinemasında biraz daha öne çıkar yer.
Biraz daha iyidir. Mesela James Cameron filmleri değil mi?
Veya Christopher Nolan filmleri.
Onlar da gişe filmi tamam ama...
Biraz daha incelikli, biraz daha farklı, biraz daha böyle daha zeka numaraları var, işçilikleri daha iyi belki ya da senaryoları daha özenli, biraz daha önemli meseleleri ya da böyle pencere açmaya çalışan, parmak basmaya çalışan filmler
olabilir bazıları. Ya da bazıları sadece ve sadece daha bir öncü konumunda biraz daha fazla para harcanmış ve biraz daha ölçekli olur.
İşte Tomorrow War, Yarın Savaşı filmi de tam da böyle.
Bu filmlerin özelliği ve önemini biliyor musunuz arkadaşlar?
O gün için, o yıl için ya da o dönem için ulaştığı noktayı gösteren filmler olması.
Ne demek bu? Bu kadar büyük para yatırıyorsanız, bu kadar ölçekli bir film yapıyorsanız genellikle bu filmler hata kaldırmıyor öyle söyleyeyim.
Yani küçük bir stratejik hata yaparsanız filmde böyle geniş kitleleri azıcık da olsa böyle rahatsız edecek bir şeyler olursa filmde bu filmin gişesini ciddi biçimde düşürebilir.
Bu tip filmler genel olarak sinemasal eğilimlerin tamamını içermesi gereken filmler oluyor arkadaşlar.
Şu an yani genel gişe sineması, genel izleyici kitlesi, gişe sinemasında ilgi duyan geniş kitleler tam olarak ne istiyorsa, neye ilgi gösteriyorsa bu filmler bunu vermeye meyilli oluyor.
Peki bunlar ne? Dediğim gibi öncelikle büyük ölçekli bir film olması lazım.
Büyük bütçeli olması lazım.
Bir sürü set olması lazım.
Harika efektler olması lazım.
İşte karizmatik, güzel, çekici, hoş oyuncular olması lazım.
Sadece baş kahraman olarak değil yani yan karakterler falan da yani büyük baba da olsa filmde o da çok karizmatik, sevinmiştir ya da belki komik bir böyle büyük baba falan olabilir.
Veya yardımcı bir iki karakter olursa onların bir tanesi işte uzak doğulu, bir tanesi siyahi oyuncu, bir tanesi hatta bu konuda da eleştiriler var biliyorsunuz.
Mutlaka gay karakter de koyalım gibilerinden.
Dünyada bu konuda bazı hassasiyetler var ya böyle LGBTİ hareketleri falan.
Bundan dolayı da sürekli eleştiriler sağda solda dönüyor biliyorsunuz.
Bu da üzerine konuşulan bir konu.
Onun dışında sadece hani içerikle alakalı değil ne bileyim bu aralar biraz daha renk paleti olarak filmler biraz daha böyle soğuk tonlarda oluyor mesela.
80'lerde 90'larda pek öyle değildi.
Biraz daha sıcak tonlu böyle sarı kırmızı filmler daha çok karşımıza gelirdi.
Bugünlerde biraz daha mavi tonda böyle biraz Matrix'in etkisiyle oldu gibi geliyor bana o.
Veya Avatar'da biraz öyleydi.
Daha yeşil mavi biraz daha soğuk bir renk paleti var karşımızda.
Bir kere hızlı kurgu.
Christopher Nolan sağ olsun. Kısacık planlar.
Gerçi tabii Christopher Nolan'dan da öncesi var ama Christopher Nolan sineması bunu iyice ay yuka çıkardı karşımıza getirdi.
Filmler çok hızlı akıyor.
Hani hiç sıkmıyor. Böyle planlar hızlı hızlı birini takip ediyor.
Yani dikkatli bir izleyici olmanız lazım.
Yoksa hop ayrıntıyı kaçırırsınız.
Yani böyle bir anda bir replik geçiyor veya bir anda bir çekim oluyor falan.
Orada küçücük bir bilgi veriliyor.
O bilgi sonra karşımıza geliyor.
Ha bu buymuş falan diyoruz ama film bu bilgiyi verirken böyle o...
akıcılığı, o hızlı kurguyu hiçbir zaman zedelememesi gerekiyor, yaralamaması gerekiyor.
Filmler hızlı akıyor yani.
Hiç sıkmıyor bizi. Hiç beklemiyor.
Ancak böyle çok hani durduğu, filmler sakinlediği anlarda da böyle çok dramatik duygusal patlama anları böyle işte bir aşığın ayrılması, işte babayla kızın kavuşması falan gibi böyle veya oğlanla babanın küsken
işte barışmaları gibi böyle dramatik.
Anlar böyle çok derin anlar, duygusal anlar da film biraz daha yavaşlıyor falan.
Onun dışında akıyor gidiyor.
İşte bu gibi gereklilikler yani bunları sektör sürekli takip ediyor tabii.
Hani hangi filmler hani belli içeriklere sahip filmler ilgi duyunca ha bu aralar şunlar daha fazla, bunlar daha fazla, şunlar çok seviliyor.
Biz de öyle yönlendirelim filmleri gibi.
Sektör bir iç kontrol mekanizması vardır yani Hollywood'un.
Hemen hemen her sektörde olduğu gibi Hollywood'da da bu var.
İşte tüm genel geçer eğilimleri.
Yakın dönemin eğilimlerini biz bu büyük bütçeli her yıl çok fazla örneği olmayıp böyle 2-3 tane 5 tane hadi atıyorum en fazla.
Hem çok büyük bütçeli olup hem de büyük ölçekli olan filmlerde resmen en yakın dönemin sinemasal eğilimlerinin bir arada kullanıldığını görüyoruz arkadaşlar.
İşte Yarının Savaşı filmi de tam olarak buna örnek.
Ne arıyorsanız var.
2020-2021 itibariyle yani bu yıllarda genel izleyici kitlesi sinemadan ne bekliyor?
Eğlenmek için işte böyle hani sinemaya gidelim şeyler yiyelim restoranda oradan filme girelim oradan çıkıp eve gidelim diyen genel izleyici kitlesi yani Hollywood böyle isimlendiriyor.
Ben öyle isimlendirmiyorum da Hollywood böyle isimlendiriyor.
O kitlenin aradığı her şey var filmde.
Yani ben kendi fikrimi söyleyeyim.
Bence film çok iyi değil ama kötü de değil.
Ben gayet keyif aldım. Bence iyi bir film.
İyi bir gişe filmi. Eğlenceli bir film.
Vadettiği her şeyi fazlasıyla bize veriyor arkadaşlar.
Ne ararsanız var filmde.
Bilim kurgu, aksiyon, dramatik, derinlik, böyle işte duygusal anlar, güzel oyuncular, güzel oyunculuklar, efektler, tasarımlar falan gerçekten çok iyi.
İzlemesi çok keyifli filmi.
Bir sürü sürpriz var. Yani filmin başından böyle sonu işte tamam anladık film şöyle gidecek.
Kesin bu olacak diyeceğiniz çok az şey var.
var filmde. Yani ben filmin akışının tahmin edilebileceğini pek düşünmüyorum.
Güzel sürprizler, dönemeçler var.
Senaryosu da bayağı zengin.
Ancak genel olarak böyle bir şeye bakarsanız, sosyal medyaya bakarsanız, sinema gruplarına falan işte ya da Twitter'a işte ekstrasya falan bakarsanız filme küfür kıyamet arkadaşlar.
Neredeyse hiç kimse beğenmemiş filmi.
Çok vasat bir film olduğunu düşünüyor insanlar.
Yani şimdi gerçekten anlamak zor diyeceğim.
Aslında demeyeceğim. Anlıyorum ama Şimdi geniş kitlelerin bu konuda yanıldığını da iddia etmek haddim değil.
O da biraz kibirli bir yaklaşım.
Hani herkes yanlış anlıyor da aslında film iyi de demeyeceğim ama insanların bakış açısında şöyle bir şey var arkadaşlar.
Anlaşılması zor bir durum var.
Şimdi bu filmde genellikle hemen onu söyleyeyim.
Filmin öyküsünü anlatmayacağım.
Kabaca anlatayım. Bir bilimkurgu aksiyon filmi işte günümüzde geçiyor bir sene sonra 2022'de falan.
Normal bir aile var. Normal herkes hayatını yaşıyor yani.
İşte adam, eşi, tatlı bir kızı var falan.
Bir anda gelecekten böyle birileri geliyor.
İnsanlar bir askeri birlik diyor ki gelecekte büyük bir savaş var ve insan ırkı yok olacak.
Bu olmaması için bizim size ihtiyacımız var.
Bize yardımcı olun. Hem böyle zaman atlamalı aksiyonunu tüm dünya insanlarını böyle riske eden böyle bir yaratık saldırısı gibi bir şey.
Öyle söyleyeyim. Bu da mesela zaten birçok film var yani.
O açıdan film çok yeni sayılmaz.
Şimdi böyle bir şey oluyor ve...
Hoppa tam bir bilim kurgu aksiyon filmi öyküsünün girişi bu zaten gayet uygun.
Şöyle bir nokta var arkadaşlar bu tip filmlerde gişe filmlerinde çok büyük ölçekli filmler bunlar falan çok büyük senaryolar ama şöyle bir sıkıntı var.
Hem zaten işin içinde bilim kurgu varsa zaman atlaması vs.
varsa bir sürü aksiyon sahnesi bağırış çağırış kavga gürültü atlama zıplama uçaklar gemiler işte silahlar falan varsa bu kadar.
Karmışık bir dünyayı hem bilim kurgusal hem de bir savaş aksiyon vesaire karmaşık bir dünyayı resmediyorsanız her şeyin ne bileyim bir aile dramındaki gibi veya bir karakter dramındaki gibi ya da ne bileyim görece çok
daha normal dünyalarda süre giden filmler kadar tüm mantık çerçevesine oturması kendi içinde...
de olsa çok böyle tutarlı, akla yatkın olması neredeyse mümkün değil.
Arkadaşlar bir fantezi şey yapıyorsunuz yani.
Fantezi resmediyorsunuz resmen.
Fantastik bir film aslında bakarsanız.
Yarının Savaşı. Bütün bilim kurgu filmleri bir ölçü fantastik neticede.
O nedenle genel izleyici kitlesinin dahilinde olan birçok arkadaş hep böyle filmde şöyle mantık hatası var, böyle mantık hatası var falan diye filmi yerden yere vurmuşlar.
Hiç mantıklı değil, hiç akıllıca değil.
Şimdi bu tip eleştirileri ben biraz abartılı buluyorum gerçekten.
Çünkü film Dediğim gibi baştan sona bir mantık silsilesiyle ilerleyen bir film değil.
Olamaz zaten. Bu tür filmlerin hemen hepsinde bazı mantık hatalarıyla karşı karşıya geliyoruz.
Niye öyle oluyor ki? Neden böyle oldu ki?
Gibi sorular bana biraz anlamsız geliyor açıkçası.
Ya biliyorsunuz en özenli filmlerde bile yani mesela Christopher Nolan'ın Inception filmi için bile...
birçok mantık hatasından bahseder.
Açın, yani internette okuyun.
Çeşitli ortamlarda şu akıllıca değil, bu mantıklıca değil.
Hani şöyle yapacağını böyle yapsa da olur gibilerinden sürekli filmin içerisinde bir mantık hatası arama şeyi var.
Şimdi bu yaklaşımı ben biraz sorunlu görüyorum.
Çünkü bu kafayla arkadaşlar film izleyemeyiz yani.
Bütün filmler neticede bir üretim değil mi?
Kurgusal üretimler. Her şeyin günlük hayattaki olduğu gibi mantık çerçevesine sığması mümkün değil.
Hele hele bazı türlerde bu Bunun gibi filmlerde öyle hiç değil zaten.
Buna ek olarak film çok ciddi eleştiriliyor.
Şöyle bir nokta da bence gözden kaçıyor arkadaşlar.
Az önce özetledim ya bu tür büyük bütçeli büyük ölçekli filmler dönem dönem karşımıza gelir ve sinemanın da ulaştığı noktayı genel eğilimlerini bize özetlerler.
Bu aynı zamanda ne anlama geliyor biliyor musunuz arkadaşlar?
Hollywood'da hani genelde eleştiri yönlendiren arkadaşların da gözden kaçırdığı bir noktayı şimdi size hatırlatmaya çalışacağım.
Arkadaşlar sinema aynı zamanda bir zanaat yani işte sanat aynı zamanda bir eğlence bir işte toplu...
Faaliyet vs. birçok şey söylüyoruz ya sinemanın büyük çoğunluğu hele hele Hollywood gişe sineması neredeyse tamamen zanaat.
Belli bir amacı yönelik, kullanışlılığa yönelik, günlük hayata yönelik bize belli şeyler vaat eden bizim karşılığında paramızı verdiğimiz ve karşılığında bir şey aldığımız bir ürün, bir üretim yani.
Bir mobilya gibi, bir giysi gibi, bir ayakkabı gibi ne bileyim ben birçok şeyden örnek verilebilir.
Zanaat ürünü ve Hollywood arkadaşlar bu zanaatin dünyada gerçekten aslına bakarsanız en iyi yapıldığı yerlerden bir tanesi.
Yani şu filmdeki teknik işçilik o kadar iyi ki setler tasarımlar o kadar iyi ki filmin çekimi, kurgusu işte oyunculukları yani kostümü en ince ayrıntıya kadar girseniz yani ne
bileyim filmdeki kuaförü bile O kadar söyleyeyim yani veya makyajcısı bile ki hani bunları küçültüyor gibi olmayayım bunlar da önemli uzmanlıklar.
O kadar iyi ki filmde o kadar çok uzmanlık bir arada yani bir sinema filmini ortaya çıkarmak için sayısız uzmanlıktaki insan bir araya gelip ortaya hani belli bir uyum sunarak ortaya
bir ürün çıkarıyorlar. Hollywood bu açıdan gerçekten çok iyi arkadaşlar.
Şu filmdeki... İyi teknik işçiliği, kaliteli teknik işçiliği, kaliteli görselliği, ayrıntılı senaryoları, işte karakter incelemelerini falan hani bir kenara atıp bazı izleyici arkadaşların ya işte filmde
şöyle hata var, böyle hata var, şusu hiç mantıklı değil diyerek filmi yerden yere vurmaları bana biraz haksızlık gibi geliyor.
Aynı zamanda yani herkes tabii farklı sinemaları, farklı türleri sevebilir yani bu konuda insanların zevkine sövecek bir şeyimiz yok.
İşte drama sever, kimi aksiyon sever, ne bileyim kimi gerilim filmi sever, kimi korku filmi sever, kimi seks filmi sever.
Bu konuda eleştirecek bir şey yok.
Ama Hollywood'un yaptığı filmleri başka bir sinema, başka bir ülke hiçbir şekilde yapamıyor arkadaşlar.
Yapamaz zaten. Yani Hollywood'dan gelen bir filmi biz sadece Hollywood'a mecburuz yani bu açıdan.
Eğlenceli, büyük bütçeli, büyük ölçekli, bize keyifli vakit geçirmeyi vaat eden bir film istiyorsak yani bu tip sinemaya az çok ilgimiz varsa...
Hollywood'a mecburuz ve Hollywood da bunu elinden geldiğince diyeyim iyi bir şekilde yapıp bize getirmeye çalışıyor.
O anlamda Hollywood kalkıp hani tamam ya siz üf tamam ben yapmıyorum bundan sonra film bıraktım dese inanıyorum ki o Hollywood'a söven izleyiciler bile bir süre sonra bir Hollywood filmi izlemek için yani
bugünün 10 katı bile para vermeye razı olabilir diye düşünüyorum.
Özleriz. Kesinlikle Hollywood'a özleriz.
Çünkü benzeri yok arkadaşlar.
Şu eleştirilen filmin Yarın Savaşı filminin Tek bir sahnesini yani atıyorum 30 saniyelik bir sahnesini dünyanın başka bir ülke sinemasının çekmesi mümkün değil.
İmkansız. O kadar bir teknikçilik, o kadar zanaatkarlık, o kadar bir emek var aslında işin içerisinde.
Hani nasıl biz emeğe saygı diye bir şey vardır.
Bu bizde çok vardır. Türk insanı bunu çok sever.
Ben bir kavram olarak buna pek katılmıyorum aslında.
Yani hani bir emek var.
İyi de olsa kötü de olsa ona saygı duymak lazım.
Hayır ben bu fikre katılmıyorum.
Şu anlamda katılmıyorum. İyiyse saygı duyarım.
Kötüyse saygı duymanın pek mantıklı olduğunu düşünmüyorum.
Ama en azından Hollywood ya da Türk sineması için de aynı şey geçerli olabilir.
Fena olmayan bir şey karşımıza getiriyorsa benim paramın karşılığını vermiş oluyor.
Bana da güzel vakit geçirtmiş oluyor.
O kadar. İşte bence Tomorrow War gibi eğlenceli büyük ölçekli aksiyon filmleri gerçekten sinema zanaatinin aslında teknik işçiliğinin dünyada en iyi olduğu...
Örnekler zaten en iyi örnekler Hollywood'dan geliyor arkadaşlar.
Başka örnek çok çok nadir.
Bugüne kadar birçok programda bundan bahsettim.
Yakın zamanda bence bir tek Kore sineması teknik işçilik konusunda Hollywood'a yaklaştı.
Hatta bazı örneklerde de onu geçmişte olabilir böyle hani burun farkıyla veya kıl payıyla.
Ama genel olarak Hollywood zaten bize çok iyi teknik işçilik sunuyor.
Yani filmleri izlemek çok keyifli gerçekten.
Ve normal şartlarda bunu çok önemsemiyor gibi görünsek de.
Genel izleyici kitlesi o. Çoğunlukla yani filmin kurgusu ne kadar iyi.
Atıyorum işte renk çalışması ne kadar iyi.
Tasarımları ne kadar iyi. Buna çok da dikkat etmeyebilir.
Keyif için oturuyorsunuz. Filmi izliyorsunuz.
Ve bitiyor. Aa tamam eğlendik.
Güzel filmdi deyip geçiyorsunuz değil mi?
Çoğumuz öyle yapıyoruz yani.
Ama aslında bir film kötü teknik işçilikli olduğunda.
Mesela iyi yönetilemediğinde.
Setleri çok iyi olmadığında.
İşte rengi, ışıkları yani sinemasal malzemesi.
Çok da iyi olmadığında.
Bunu inanın. Herkes fark eder ve o filmden rahatsız olur.
İstediği kadar güzel bir konuyu işlesin, iyi bir temayı merkeze alsın ya da böyle çok dramatik güzel karakterler işin içerisinde olsun.
İnanın ki teknik olarak kötü olduğunda bir filmi hiç kimse izleyemez arkadaşlar.
Yani bu şeye benziyor.
İyi olduğunda fark etmiyorsunuz çünkü her şey yolunda.
Filmi izliyorsunuz, aa güzelmiş deyip geçiyorsunuz.
Ama kötü olduğunda rahatsız oluyorsunuz.
İzliyoruz filmi, tamam güzel de diyoruz, şusu kötü busu kötü diyoruz ya aslında kötü diye belir...
Her şey iyi aslında. Öyle söyleyeyim yani.
Hollywood sinemasında bu böyle gerçekten.
Bir noktaya daha parmak basmak istiyorum.
Filmle ilgili. Şimdi dedim ya Hollywood genel eğilimleri bu büyük bütçeli filmlerle zaman zaman test eder ve hepsini onun bünyesinde barındırır ve son noktayı bize gösterir o filmlerle.
Ama Hollywood'un şöyle bir kötü tarafı var.
Bunu bir türlü atlatamadı. Daha doğrusu çok küçük bir açıdan atlattı da şimdi onu da söyleyeceğim.
Şimdi çok geniş kitlelere film yaptığınızda Hollywood gibi yani bir filme işte 150 milyon dolar falan gibi öyle inanılmaz paralar harcadığınızda ya 300-500 işte 1 milyar dolar falan hasılat bekliyorsunuz demektir zaten.
Sektörün kendini besleyebilmesi için gereken oran yaklaşık böyle.
Şimdi bu filmlerde dedim ya pek şey hata kaldırmıyor bu filmler.
O nedenle biraz da tematik olarak, mesaj olarak, alt metin olarak biraz muhafazakardır.
Genel ahlaki doğrularla pek çelişmeyen filmlerdir bunlar.
Nasıl yani işte çocuk önemlidir, eş, aile önemlidir, baba ilişkisi, anne baba ilişkisi, işte ülke, manevi değerler, işte din, inanç ya da milli değerler gibi böyle genel...
izleyici kitlesinin biraz daha böyle dokunulmaz gördüğü, ahlaki olarak pek dokunmak istemediği alanlara da bu filmler pek dokunmaz.
Yani o açıdan muhafazakar ve iyiliksever bir, iyimser bir havaya bürünürler.
Bu filmler genelde öyledir.
Bu filmde bence o ton biraz da kaçmış.
Yani film Öyle bir onu hoyrat kullanıyor ki yani o onu kurtarıyor, o onu kurtarıyor.
Ben onurlu adamım, babam da onurlu, kızım da onurlu, eşim de onurlu.
İşte bak o da onurunu gösterdi, sen de göster niye göstermiyorsun?
Herkes onurlu, herkes iyi insan.
Yani hani sanki böyle bu tip savaşlar, işte doğal afetler vesaire dedim ya insanların biraz kaynaştığı, işte küslüklerin unutulduğu, barışmaya vesile olduğu, bahane olduğu gibi durumlar
vardır. Atıyorum iki komşu mahalleyi sel basar işte deprem olur hoppa ikisi bir arada öteki komşuyu kurtarırlar falan.
Bu güzel de bir mesajdır aslında kötü değildir ama bazen işte şeyin dozu kaçıyor.
Bu ahlaki muhafazakarlığın dozu kaçıyor veya iyimserliğin diyeyim dozu kaçıyor.
Burada da film çok güçlü başlıyor bence.
Gerçekten çok iyi başlıyor.
İlk böyle yarım saat bir saat. Harika akıyor gidiyor ama ondan sonraki bir saatte veya sonra yarım saatte falan bu şeyleri toparlama, işte insanların erdemli taraflarının öne çıkması gibi kaygılar
biraz hoyrat kullanılmış gibi geldi bana.
O açıdan biraz antipatik buldum filmi ama son noktada şunu belirtmek istiyorum arkadaşlar.
Şimdi 90'larda falan, 90'lardan önce ya 60'larda, 70'lerde, 80'lerde falan hatta 30'lardan beri diyeyim çok geçmiş zamandan beri kişi sinemasında hep Baş karakter, baş kahraman %99
'u erkektir. Böyle aksiyon filmlerinde falan, serüven filmlerinde.
Ve erkek hep kızı ve dünyayı kurtarır değil mi?
Bilirsiniz hem kızı hem aşkını hem dünyayı kurtarır.
Hatta şöyle bir yapı da vardır.
Ya işte kızı kurtaracağız bari dünyayı da kurtaralım.
Sanki kızı kurtarırken dünyayı kurtarır.
Yani dünyayı kurtarayım zaten kız kurtulacak.
Tan çok önce kızı kurtarma çabasıyla sanki bir motivasyonla kahraman böyle hareket eder.
Ve işin altında da biraz da böyle üremeyi teşvik, o muhafazakar kafa var ya aile, eş, çocuk.
Hani işin altında sanki bir cinsel kendi rüştünü, erkekliğini de ispat etme alanı gibi görünür o dünyayı kurtarma çabası.
Koşut gider yani bu ikisi paraleldir.
Çok şükür 2000'lerden sonra bu kızı kurtarma modası biraz şey oldu, böyle elemine oldu.
Bu çok iyi bir gelişme aslında Hollywood için.
Yani artık kızı ve dünyayı kurtarmıyor kahramanlar öyle söyleyeyim yani.
Burada da baş karakter aşık olduğu biri için kurtarmıyor.
Gerçekten bu ayrıntı beni biraz mutlu etti.
Aslına bakarsanız yakın zamanın yine hep konuştuk zaten burada programlarımızda.
Hakim türü biraz çizgi roman uyarlamaları oldu ya.
Onların da büyük çoğunluğunda aslında kızı kurtarma kafası çok yok.
İşte daha çok kızı derken tabii hani sevgiliyi kastediyorum henüz evlenilmeyen yani eş olmayan aşık olunan kadın ya da erkek tarafı kastediyorum daha çok.
Hani kendi öz kızını kurtarmak biraz daha anlaşılır bir şey değil mi?
Veya atıyorum işte eşini kurtarmak ya da babasını, ailesini ya da toplu halde ailesini hatta işte kasabasını ya da...
Evet tamam tabii ki dünyayı kurtarmak diye bir şey zaten olabilir.
Ya da belki sadece kendini kurtarmak.
Kendi egonu tatmin etmek.
Örneğin işte Iron Man'e Tony Stark'a sıkça dile getirildiği gibi.
Hani sen egon için buradasın. Ya da işte Kaptan Amerika sadece ülkesi için, değerleri için savaşır.
Kızı kurtarma kafasında değildir.
Neyse çok uzatmayayım. Buna benzer bir sürü kahraman var böyle ama o aşkını kurtarma.
Hani bir anlamda duygusal ve cinsel yakınlıkta bulunduğun kişiyi kurtarma kafası eskisi olduğu kadar geçen sinemasına hakim değil.
Bu beni... Baya mutlu ediyor.
Eskiden çok rahatsız olurdum ben bundan.
Bunun çok şakası yapılırdı yani.
Birçok insan tabi sadece ben değil ama.
Bu filmde de öyle bir yapı yok.
Biraz daha anlaşılır muhafazakarlık ve can siperhane kahramanlık öyküsü olduğunu söyleyebiliriz Tomorrow War için.
Özetle arkadaşlar bence iyi bir film.
Diyorum sağda solda hani karşınıza gelen çok sert eleştirileri.
Çok dikkate almayın bence.
Neticede bir gişe filmi bu. Güzel, eğlenceli, keyifli bir iki saat size geçirtmeyi vaat eden ve bence vaadini de karşılayan bir film.
Ondan dolayı eğer izlemeyi düşünüyorsanız biraz ilginizi çeken bir filmse eğer izlemenizi öneriyorum.
Yakın zamanda buna benzer filmler tekrar karşımıza gelecek diye bekliyoruz.
Bazı filmlerin çünkü hani haberlerini alıyoruz.
Tekrar onları da burada açılımlamaya ve incelemeye devam edeceğiz.
Evet beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Görüşmek üzere. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
