
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta konumuz, Usta yönetmen Jane Campion'ın uzun bir aradan sonra çektiği ve Altın Küre'de en iyi yönetmen ödülünü aldığı filmi The Power of the Dog. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda The Power of Dog filmini konuşacağız.
Köpeğin Pençesi ismiyle bizde gösterildi.
Bir Netflix yapımı şu an Netflix'de halen gösterimde.
İsteyen arkadaşlar izleyebilirler.
Şimdi filmin adını bile duymamış arkadaşlarım vardır mutlaka.
Onun için kısaca filmi hemen biraz tanıtayım.
Çok önemli bir film.
Neden önemli bir film diyorum?
Çünkü... Özellikle 90'larda piyano filmiyle adını çok duyuran Yeni Zelandalı Jane Campion adlı bir yönetmenin uzun süreden sonra ta 2009'dan beri yaptığı ilk
uzun metraj filmi olduğu için önemli bu bir.
İkincisi Jane Campion çok diyorum hani bir de şöyle bir durum var.
Benim için çok önemli değil ya da bu konudan bahsetmeyi bile çok sevmiyorum ama ister istemez anıldığı için söylüyorum.
Kadın yönetmenlerin şahı şahbazı denebilecek yönetmenlerden bir tanesi ve hani bir yönetmen kadındır erkektir hiç fark etmez ama bir anlamda böyle hani...
Kadın yönetmen oluşunu cinsiyetini filmlere biraz yediren iyi anlamda söylüyorum bunu yanlış anlaşılmasın.
Hani gerçekten çok ince dokunuşlara sahip çok duygulu ve cinsiyet ayırımlarını hani kadının toplumdaki yeri toplumsal tabakalaşma falan gibi çok ince duygusal ve sosyal konuları
aynı zamanda tırnak içinde kadınsı konuları da çok iyi işleyen bir yönetmen Jane Campion gerçekten.
Onun için de çok böyle yani güçlü hayranları olan bir yönetmen.
önemli bir yönetmenin bu kadar uzun süre sonra tekrar bir film çekmesi sinema dünyasında bir heyecan yaratmıştı zaten ve aldığı ödüllerden de ne kadar çok konuşulduğundan da bahsedersek filmin
gerçekten önemli bir film olduğu sonucuna varabiliriz.
Diyorum hani duyup duymayan arkadaşlar da filmin üzerine kabaca bir araba yaparlarsa ne kadar önemli bir film olduğunu göreceklerdir.
Ancak şimdi hani neresinden tutayım neresinden anlatmaya başlayayım bilmiyorum gerçekten.
Bence arkadaşlar yani puanı falan da çok yüksek.
Yani internetteki bütün internet sitelerinde işte IMDB'de ne bileyim diğer işte Critiker.com'da Letterboxd'a falan çok yüksek puanlar verilmiş filme.
Çok beğenilmiş demek ki bu kadar hani ödül almasına bu kadar puanına falan bakarsak.
Çok sevilmiş ancak ben filmin hiç de iyi bir film olduğunu düşünmüyorum arkadaşlar.
Gerekçeleri bir de yani size anlatacağım şimdi neden böyle düşündüğümü tabii ama.
Filmin kabaca öyküsünden bahsedeyim.
1925 yılında ta Montana'da Amerikasal arazisinde geçen bir film.
Tabii kovboylar diyarı tabii o zamanlar 1925 yılı.
Burada bir çiftlik sahibi iki erkek kardeşi var.
Bunlar büyük bir çiftlik sahibi.
Baya büyükçe iyi para kazanan insanlar bunlar.
Böyle bir toplumda yeri olan işte evine valiyi davet edebilecek kalibrede bir ailenin iki çocuğu bunlar.
Bu iki erkek kardeşten bir tanesi biraz daha beyefendi, biraz daha düzgün efendi bir insan falan.
Biri biraz daha kaba saba böyle tam kovboy gibi bir tip öyle söyleyeyim.
Hayvanlarını otlatırlarken bir konak gibi veya bir otel gibi bir yerde kalıyor.
Oraya yalnız bir kadın işletiyor.
Ve bu kibar olan erkek kardeş bu kadından hoşlanıyor.
Ve onunla evleniyor. Ve bundan o kaba saba olan işte kovboy erkek kardeşi çok da hoşlanmıyor.
Hani ne bileyim işte biz iki kardeşiz bu çiftliğin işlerini yapacağız.
Zaten iyi para kazanıyoruz. Önemli bir ailenin iki çocuğuyuz falan.
Bu çiftlik işlerini devam ettireceğiz.
Derken işte erkek kardeşi gidip bir kadınla evlenince falan bundan hoşlanmıyor.
Gibi bir durum var. Şimdi filmin ilk 10-15 dakikasında 20 dakikasında böyle bir hikayeyle giriyor.
İşin içerisine film. Ancak arkadaşlar sonra bambaşka yerlere evriliyor film.
Bambaşka öykülere evriliyor ve şimdi...
Daha fazla öyküsünü anlatmak istemiyorum çünkü sürpriz denebilecek ya da filmin ilerleyen dakikalarında ortaya çıkan hani işte garip gerçekler var, garip karakter ilişkileri var.
Hani film biraz karakter ilişkileri üzerine biraz kadın erkek falan demeyeceğim biraz cinsiyet kimlikleri üzerine falan ilginç bir hikayesi var.
Yani klişe bir hikaye değil tabii ki Jane Campion'dan çok klişe bir hikaye beklemiyoruz zaten.
Hani bir anlamda... sanat filmi yönetmeni diyebiliriz.
Bu filme de sanat filmi diyebiliriz.
Netflix yapımı olmasına rağmen ya da Jane Campion Amerika'da da film yapmış olmasına rağmen ama şöyle bir durum var arkadaşlar.
Şimdi filmin görüntü yönetimi, teknik işçiliği falan çok iyi.
Gerçekten çok iyi. Mükemmel.
Yani filmde harika fotoğraflar var.
Görüntü yönetimi çok iyi.
Geniş arazi çekimleri var.
Böyle çok geniş planlar. Montana'nın devasa ovaları, bayırları, dağları falan.
Çok güzel gerçekten. Oyunculuklar çok iyi.
Özellikle başroldeki Benedict Cumberbatch zaten çok iyi bir oyuncu.
Çok da iyi oynamış Kirsten Dunst var başrolde.
Bir başka iyi artık hani biraz da o genç sarışın imajından sıyrılıp yavaş yavaş daha böyle olgun rollere falan soyunan Kirsten Dunst bu filmde gerçekten iyi bir performans sergilemiş.
Oyunculukları iyi, görüntü yönetimi iyi falan.
Film teknik olarak çok iyi.
Ancak şöyle bir sıkıntı var arkadaşlar.
Biraz sıkıntıdan bahsedeyim.
Çünkü bunun açıklaması biraz uzun sürecek.
Film gibi. Şimdi film akmıyor arkadaşlar.
Hani yüksek olasılıkla böyle çok ağır akan filmleri falan sevmiyorsanız.
Biraz yavaş yavaş öyküsünü anlatan filmleri sevmiyorsanız.
Filmde sıkılmanız zaten çok yüksek olasılık.
Ancak bu da problem değil.
Hani ne bileyim Tarkovski filmi de akmaz veya ne bileyim Godfather da çok hızlı akmaz.
Ya da işte Zeki Demirkoz, Nuri Bilgecelen filmleri de akmaz.
Bu o filmler kötü demek mi?
Hayır tabii ki değil. Ancak şöyle bir sıkıntı var arkadaşlar.
Şimdi Jane Campion dediğim gibi biraz böyle çok ince meseleleri, ince insan ilişkileri, psikolojik açılımları falan çok iyi inceleyen bir yönetmen.
Nefis anlatan bir yönetmen.
Ancak şöyle bir problem oluyor arkadaşlar.
Bir filmde eğer...
Hem ince bir şeyleri anlatıyorsunuz.
Çok ince insansı sıkıntıları, eksiklikleri, problemleri ya da ince insan ilişkilerini.
Yani ne bileyim bazı kişisel olarak farklı özelliklere sahip iki erkek kardeşin ilişkisini anlatıyorsunuz.
İşte bir de devreye bir kadın giriyor.
Yani o erkek kardeşlerden bir tanesi evleniyor.
O kadınla o erkek karakterin garip ilişkileri devreye giriyor.
Bir de o kadının bir çocuğu var.
diğerleriyle garip ilişkileri devreye giriyor falan.
Böyle şimdi çok ince ilişkilerden bahsediyorsunuz.
Okey bu güzel bir şey. Yani incelik harika.
Eğer anlattığınızda net olmazsanız yani verdiğiniz inceliklerin bir de üstüne örterseniz arkadaşlar filmden alenen neredeyse hiçbir şey anlamama seviyesine
geliyorsunuz. Bakın bu o kadar önemli ki yani atıyorum Zeki Demirkubuz filminde de işte bir sanat yönetmeni ya tırnak içinde veya Nurebili Gecelan filminde diyelim ki.
Şimdi bir sürü incelik var ama en azından anlayabilmemiz lazım değil mi?
Bu sahnede ne anlatmış, bu iki karakterin arasındaki gerilimin esas sebebi ne, esas kaynağı ne?
Ya da bu sahnede bir huzursuzluk var, bir can sıkışı bir durum var ve evet biz bunun nedenini anlayabiliyoruz diyebilmemiz lazım en azından değil mi?
Şimdi incelik başka bir şey.
Üstü örtülü olması bazı meselelerin ya da bir şeyin hani filmin bir şeyleri böyle alttan alta anlatması başka bir şey olması lazım.
İşte bu filmde böyle bir hem incelikler var arkadaşlar.
İnce karakterler var. İyi oynanmış, iyi resmedilmiş.
Çok ince karakterler var.
İlginç vasıflara sahip, garip dürtüleri, istekleri, kişisel özellikleri olan karakterler var.
Okey işin bu tarafı tamam.
Ama hem bu karakterleri ve bu karakterler arası garip ilişkileri anlamak ve anlamlandırmak zorken...
Bir de yönetmen hemen her şeyi metaforlarla anlatmaya çalışınca bir şeyleri net açık değil üzerine örterek anlatmaya başlayınca inanın ki hani film dürüstçe söyleyeyim
ben bayağı uzun süredir sinemayla ilgilenen bir insanım.
Bayağı film izlemiş bir insanım haliyle işte bir sinema yazarı olarak ya da bir sinema konuşmacısı olarak diyeyim eğer haddimse.
Filmden arkadaşlar neredeyse hiçbir şey anlamadım bakın.
Yani anladım daha doğrusu da şöyle.
Anlamak için çok zorladım kendimi.
Bazı sahneleri tekrar tekrar.
Ya burada ne demek istiyor arkadaş bu?
Dediğim birçok an oldu.
Ve filmi izleyip bittim.
Ya bitirdiğimde bir şeyler anladım evet.
Ama anladıklarımı doğru anladığıma hiç emin olamadım.
Ve açtım internetten. Şimdi sizinle bu sohbeti yapıyoruz.
Yani bu programı kaydediyorum ve...
Bayağı açtım okudum ya bu film ne anlatıyormuş falan diye.
Şimdi sinema filmi bir çizgi roman değil ya da bir roman değil.
Anlamadığınız bir sayfayı tekrar başa dönüp izleyemezsiniz.
Yani sinema neticede akan giden bir şey.
Bir sahneyi izlediğimizde, bir repliği duyduğumuzda, ne bileyim bir mimi, bir oyunculuk performansını izlediğimizde onu en azından anlamamız ya da...
En azından duygusal olarak anlamlandırabilmemiz lazım ve bu filmde arkadaşlar gerçekten öyle bir şey yok.
İddia ediyorum, iddia ediyorum.
Tek solukta, ortalama bir konsantrasyonla oturun filmi izleyin.
Çok yüksek olasılıkla filmin yarısını bile anlayamayacaksınız.
Şimdi bakın bu böyle çok aptalca bir filtre vardır ya işte hani anlamadım sen anlamadın çünkü sen aksın falan.
Abi hiçbir film ya da hiçbir ne bileyim sanat eseri diyeyim en azından sanat için konuşayım.
Bir insan anlamadığı için.
Bir insanı eksik zekalı görmek ya da kılmak hiç doğru bir şey değil.
Ve hiçbir film de zaten bir zeka filtresi değildir.
Onun için en azından yönetmenlerin bize meramını anlatmaya çalıştığına dair temel bir beklentimiz vardır.
Yani yönetmenlerin bir film yapayım hiç kimse anlamasın.
Şimdi bunu diyen sapık yönetmenler de var olabilir.
Ona bir şey demiyorum ama. En azından derdini bizimle paylaşmak istediğini varsayarsak bir yönetmenin.
Jane Campion'ın bu yönetmen olmadığına ben bu filmde kesinlikle emin oldum.
Çünkü başka filmlerinde izledim.
Geçmişte yaptığı başka birçok film izledim.
Ve o filmlerde birçok şeyi rahatlıkla anladık.
Filmi anladık, mutlu olduk, çok takdir ettik.
Film üzerine tekrar okumalar yaptığımızda anlamadığımız başka bazı ayrıntıların olduğunu fark ettik.
İşte bunlar alt metindir, işte metaforlardır, simgeli anlatımdır falan filan okey.
Bunda sıkıntı yok ama hani filmin ana öyküsünü ya da filmde çok büyük bir olay oluyorken ne bileyim işte bir terk ediş, bir ölüm, bir göç, bir şey hani filmin...
Bütün hikayesini neredeyse ya da filmdeki karakterlerin hepsinin hayatlarını, kaderlerini ne bileyim etkileyen ölçekte büyük bir olay oluyor.
Ve bunu siz anlamıyorsunuz.
Diyelim ki düşünün bakın. Şimdi bu hem ince şeyleri anlatıyorsun hem de bunların üzerine örtüp kapatıyorsun.
İnanın ki filmden bambaşka şeyler anlayabilir insanlar arkadaşlar.
Herkes başka bir şey anlayabilir.
Yani ben atıyorum işte o karakter ona şunu söyledi şu yüzden söyledi.
Hayır bence bunu söyledi.
Hayır canım ikiniz de yanılıyorsunuz.
Bence bunu söyledi. Abi eğer böyle oluyorsa eğer filmden herkes bambaşka bir şey anlıyorsa ya da anlayabilecekse filmin ne anlattığının ne kadar önemi kalıyor?
Yani ben bu filme ne bileyim işte kadın düşmanı ya da başka bir kişi o filme erkek düşmanı ya da bir film yani bir kişi bir filme ne bileyim bu film çok muhafazakar ya da öteki hayır
aksine çok ilerici falan diyorsa filmin ne anlattığı neyi iddia ettiği neyi savunduğu nasıl bir şeyi en azından incelemeye çalıştığı yani illa bir şeyi savunmak zorunda da değil film yani ilerici ya da muhafazakar ne
bileyim herhangi bir şeyin düşmanı ya da dostu olmak zorunda da değil ama en azından belli bir duygu en azından neyi incelediğine dair bize bir net bir şey vermesi gerektiğini hep düşünmüşümdür, iddia etmişimdir.
Bu filmde arkadaşlar bunun kırıntısı dahi yok.
Bakınız kırıntısı dahi yok diyorum.
O kadar üstü kapalı ki, her şey o kadar metafor ki, her şey o kadar örtülü ki ve dediğim gibi bir de inceliklerden bahsedince çok ince karakterler, öyküler, ayrıntılar vs.
varken ortada tamamen neredeyse anlaşılmaz, tamamen böyle Yani izliyoruz ama ne izliyoruz abi biz?
Yani neyin peşindeyiz? Zaten hani filmde diyelim ki çok önemli bir olay oluyor atıyorum işte 40.
dakikada. Sen onu kaçırdığında ya da onun ne anlama geldiğini tam olarak anlayamadığında, çözemediğinde ne bileyim ondan sonraki işte 80 dakikanın zaten çok da bir önemi kalmıyor gibi bir durum çıkıyor
ortaya. Çünkü önemli kırılma anlarını bir öyküdeki en azından anlayabilmemiz lazım değil mi?
Yani senaryonun devamını izleyebilmemiz için.
Bu filmde bu da yok arkadaşlar.
Yani diyorum böyle ödüller yağmış, övgüler, puanlar havada uçuşuyor.
Mükemmel, mükemmel, mükemmel film.
Hayır abi mükemmel değil.
Çünkü çok üzülerek söylüyorum yani.
Ben anlamadım filmi.
Anlamak için çaba da sarf ettim.
En azından bildiğim kadarıyla çeşitli eleştirel tavırlarla da yaklaştım.
Ya da metaforik anlamları anlamaya da çalıştım.
Devam ettim. Hani ben anlamadığım için kötü demiyorum.
Yanlış anlamayın. Bir talebi yok gibi görünüyor.
Artı anlattığı şeyi incelediğini iddia ediyor.
Ama biz neyi anlattığını tam olarak anlamayınca.
Öyküyü dahi tam olarak anlamayınca.
Büyük dönüşüm noktalarını, büyük önemli anları anlamlandıramayınca.
Hani burada niye böyle oldu, niye şöyle oldu.
Üstte bir öykü var.
O öyküyü anlıyoruz belki.
Ama o öykünün neye hizmet ettiğini tam olarak çözemeyince.
Bilmiyorum çok mu uzatıyorum arkadaşlar?
Sıkıyor muyum? Kusura bakmayın ama.
Hani kabaca. Birçok sanat filminde olan şey demeyeceğim.
Çünkü sanat filmleri anlaşılmaz falan olmak zorunda değil.
Yani bu tamamen bir safsata böyle bir şey yok.
Ama bu filmde gerçekten anlamlandırmakta zorlandığınız karakterleri anlasanız öyküyü tam olarak anlayamadığınız, öyküyü anlasanız neyin kimin niçin yaptığını tam olarak
çözemediniz. Böyle gerçekten salata gibi bir çorba gibi bir durum var ortada.
Ama buna rağmen filmde az karakter var aslında.
Gayet de yalın bir öykü var.
En azından üstte yani. İzlediğiniz öykü gayet yalın.
Ha oraya gidiyor. O ona şunu yapıyor.
Bu buna bunu yapıyor. Bu şöyle oluyor.
Ha sonunda bu oluyor. Evet tamam herkes mutlu oluyor.
Ana çizgi. Filmin ana çizgisi çok da karmaşık değil.
Hatta sade bile diyebiliriz.
Ama o ana çizgideki ayrıntıların.
Özel bazı sahnelerin, bazı ne bileyim karakterlerin yaptığı tercihlerin anlamını ya da nereye çıktığını anlamak gerçekten imkansız gibi bir şey.
Bunlar üzerine böyle bir sürü metaforik anlatım var.
Yönetmen bir şeyleri vurgu yapmaya çalışıyor.
Bazı sahnelerde böyle çok garip gerilimli anlar var ama o gerilimin tam olarak kaynağını da çözemiyorsunuz.
Gerçekten çözemiyorsunuz. Artı şöyle olabilir diyorsunuz ama öyle...
O düşünceyi iten bir şey yok aslında.
Kafanızda bir böyle olasılıklar ormanı var.
Öyle söyleyeyim. O da olabilir, bu da olabilir, şöyle de olabilir.
Kabaca söyleyeceğim. Elbette Jane Campion diye önemli, değerli bir yönetmen bütün bu kafa karışıklığını bir şeyleri beceremediği için yapmış olması mümkün değil.
Böyle bir şeyi tercih etmiş. Böyle bir anlatım, böyle bir film inşa etmeyi uygun görmüş diyeyim en azından.
Ben kendi adıma söylüyorum ne anlattığı, çok da belirgin olmadığı için, neye anlatmaya çalıştığı, nasıl bir öykü, nasıl karakterler bize sunup onları nereden nereye taşıdığı konusunda çok ciddi karmaşıklıklar
olduğu için ve bir anlamda da nasıl diyeyim...
En azından anladığım kadarını söylüyorum.
Diyorum hani sonra üzerine hani okuma yaptım.
Hani benim anladığım hani filmde herhalde şu şöyle ya.
Hani çok net değil ama sanırım ben böyle anladım filmi.
Dediğim şeyi sonra diyorum internette şöyle bir okuma yaptım.
Hani film üzerine yazılan şeyleri okudum.
Haklıymışım yani filmi doğru anlamışım ama doğru anlamış olmama rağmen şunu söyleyemiyorum.
Yani nasıl diyeyim film bana kendisini anlatmadı.
Film ne anlatmak istediğini anlatmıyor arkadaşlar.
Sanki filmin anlatmak istediğini siz bileceksiniz, anlayacaksınız.
Nasıl anlayacaksanız yani filmin içini anlamıyorsunuz.
Önce öyküyü okuyacaksınız falan belki atıyorum.
Sonra filmi izlediğinizde hee evet evet ya doğru.
Aa bak şu çok güzel.
Hmm işte şu ayrıntı çok iyi falan diyeceğiniz bir film.
Şimdi bunu yapmak ister misiniz?
Bir filmi izlemeden önce gidip öyküsünü okuyup sonra izlerken bütün o inceliklerin, bütün o ayrıntıların, işte sembollerin falan anlamını çözmeyi ister misiniz?
Kabaca böyle söylüyorum arkadaşlar.
Eğer filmin ne anlattığını filmden değil önceden öğrenip sonra filmi izleyip o anlamları çözmek size keyif verecekse gerçekten...
The Power of Dog çok iyi bir film.
Okey. Bunda sıkıntı yok. Ama filmi izleyerek anlamak istiyorsanız çok yüksek olasılıkla beklediğinizi bulamayacaksınız diyorum.
Çünkü ben bulamadım. Gerçekten sadece zorlandım da demeyeceğim.
Yani sabırla izledim filmi.
Çok da dikkatle film izleyebilen bir insanım.
Yani kolay kolay sıkılmam ama bu filmin ne yazık ki derdini, öyküsünü, karakterlerini anlatamadığını, karakterlerini, öyküsünü, duygusunu yeterince sunamadığını ve izleyicisine ulaşmakta garip
bir böyle beceriksizlik demeyeceğim dediğim gibi garip bir tercihte bulunduğunu düşündüğüm için kötü bir film diyemem.
O kadar ileriye gidemem ama eğer The Power of Doc'u izlerseniz böyle garip karmaşık hisler içerisinde hani ne izledim ben gibi bir soru işaretiyle filmin huzurundan ayrılacağınızı tahmin ediyorum.
Bende öyle oldu. Umarım sizde öyle olmaz diyeyim.
Bu haftalıkta beni dinlediğiniz için teşekkür edeyim.
Haftaya görüşmek üzere arkadaşlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
