
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda David Fincher'ı ve onun son filmi The Killer'ı incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Gerçekten efsane bir isim.
Birkaç basamağa atlayıp hemen şunu söyleyeyim.
Ben David Fincher'ın filmlerini izledikten sonra sinemacı olmaya karar verdim diyen sinemacı dostlarım var.
Bakın o kadar efsane bir isim.
Nasıl diyeyim geniş kitlelerin ruhunu yakalamış, hayata bakışını yakalamış, bir dönemin büyükşehir yalnızlığına kapılmış, kapitalizmin çalışma hayatının...
Gelişmiş dünya ve metropol paradigmaları altında ezilmiş insanların öykülerini anlatmış ve onların ruhunu yakalamayı başarmış bir isim David Fincher.
Ondan dolayı şimdi teknik tarafı falan zaten çok üstün.
Çok iyi bir yönetmen. Görüntü yönetimleri çok iyidir.
Filmlerinin kurguları çok iyidir.
Oyuncu yönetimi çok iyidir.
Çok fazla tekrar alır.
Oyuncuları hani suyunu çıkarana kadar sömürür.
Unutulmaz karakterler hediye etmiştir sinema tarihine.
Sinemacı olarak çok iyi ama sadece bununla olacak bir şey değil gerçekten David Fincher'ın başardığı.
Dediğim gibi bir dönemin sosyal, kültürel, psikolojik ruhunu yakalayıp sinemaya aktarabilmiş çok değerli, çok önemli bir yönetmeyi.
Şimdi David Fincher'ın esas olayı şu arkadaşlar.
İki açıdan yaklaşacağım şimdi David Fincher'a.
Normalde Hollywood kişi formülü nasıldır?
Bakıcıdır, eğlencelidir, genellikle renkli, estetik.
Ve izlemesi keyif verici bir görselliğe ve duyguya, dokuya sahiptir Hollywood gişe sineması.
İşte David Fincher öyle değil.
Karamsar, karanlık, son derece karanlık, son derece kasvetli.
Şimdi bakın bu tarafı gişe formülüne uymuyor.
Ancak karanlık, karamsar ve kasvetli öyküleri Hollywood gişe akıcılığıyla sunan bir yönetmen.
Bakın bu gerçekten çok zor bir formül.
Avengers filmi düşünsenize veya kasvetli bir Star Wars filmi düşünsenize çok zor değil mi?
İşte David Fincher bu iki zıt kutubu bir potada eritebilmiş ve ortaya bu formülle muhteşem filmler çıkarabilmiş bir yönetmen.
Ben sinema tarihinde David Fincher'ı en çok kime benzetiyorum biliyor musunuz?
Orson Welles'a benzetiyorum.
Orson Welles daha 40'lı 50'li yıllarda karanlık, karamsar.
Antikahraman karakterleri gişe sineması sever sinema severlere sunmayı başarmış ve takdir görmüş yönetmenlerden bir tanesiydi.
Bu o zamanlar için çok çarpıcıydı.
Film noir dediğimiz karı film formülünü John Huston'la birlikte ilk uygulamayı başarmış yönetmenlerden bir tanesiydi Orson Welles.
İşte onun formüllerini günümüz formüllerine sığdırabilmiş.
ve ortaya başyapıtlar çıkarabilmiş bir yönetmendir David Fincher.
Sinema tarihinde benzerine rastlamadığımız şekilde karanlık ve karamsar filmler yapıyor.
Ancak dediğim gibi Hollywood kişiye senaryo formülünü, akış formülünü kusursuz biçimde uyguladığı için filmleri asla sıkıcı olmuyor.
İzleyiciyi yakalayıp baştan sona kadar sürükleyebilen yapıda ki gerçekten şaşırıyorsunuz.
Bu birinci ilginçliği David Fincher'ın.
İkincisi... Öyküleri hangi açıdan bakarsanız bakın çok dolu.
Yani neredeyse bir sanat sinemacısı gibi dolu filmler yapıyor.
Ama diyorum bunu yine kişi formüllerine sığdırabildiği için hiç sıkıcı olmayan son derece düşünsel alt metinlere sahip filmler ortaya çıkarabiliyor.
Filmleri izlediğinizde karakterin içine düştüğü durumların sosyal, politik, kültürel, psikolojik göndermelerini her an solayabiliyorsunuz.
David Fincher'a ait başka bir özellik ise hiçbir David Fincher filminde iyi ve kötü taraf yoktur.
İyi karakter, kötü karakter, hadi bunları çarpıştıralım bir tanesi kazansın.
Hayır. Filmlerinde bir karakter vardır.
Bu karakter ne iyidir ne kötüdür.
Ama bir kurbandır.
Kimin karşısında kurbandır?
Sistemin karşısında.
David Fincher filmlerinde kötü adam sistemdir.
Eğer bir David Fincher filminde...
Öyküsünü takip ettiğimiz karakter birilerini yeniyorsa da eğer sistemi zaten yenemeyecektir.
Buradan da nasıl bir mesaj çıkıyor biliyor musunuz?
Bütün David Fincher filmlerinin hani temel mesajını, temel anlatmaya çalıştığı şeyi şu an özetlemeye çalışıyorum.
Sen kendini kurtarmaya çalış.
Dünyayı kurtaramazsın. Artık dünya boka batmış durumda zaten.
Dünyayı kurtaramazsın.
Sistemi değiştiremezsin.
Sen kendini kurtarırsan eğer daha da dibe batacak olan dünyada belki bir parça iyimserlik, belki bir parça umut bulabilirsin.
Ve de buradan şöyle bir mesaj çıkıyor aslında.
Herkes kendini kurtarmayı başarabilirse belki o zaman dünya ya da sistem değişebilir.
İşte bu karamsarlıkta David Fincher zaten günümüz dünyasının, günümüz tüketim toplumunun artık zaten...
dibe batmış olduğunu ve hiçbir bireyin, hiçbir kahramanın bunu başaramayacağını iddia eder.
Zaten filmlerindeki o karansarlık, o kasvet, o karanlık doku da tam olarak buna hizmet eder.
Ondan dolayı en azından kendi öyküsünün kurtarıcısı olan karakter zaten kendi mücadelesini vermeyi başarabildiği için bir parça olsun sistemin karşısında
direnebilecektir, ayakta kalabilen bir karakter haline gelebilecektir.
Bütün David Fincher filmlerinde aşağı yukarı bu mesaj ve bu ana öykü karşımıza gelir.
Kısa kısa bugüne kadar yaptığı filmleri size şöyle bir anmak hatırlatmak istiyorum.
İlk filmi 1992 tarihli Alien 3 filmi.
O dönemde linç edilmişti.
Yerden yere vurulmuştu. Ve David Fincher hatta bu filmin linç edilmiş olmasından dolayı sinemayı bırakacak seviyeye gelmişti.
Çok kötü zamanlardı yani David Fincher için.
Ki ilk film olduğu için bu kadar yetenekli bir yönetmeni sinemayı bıraktıracak seviyede linçlerin, eleştirilerin ortaya çıkması gerçekten çok tedirgin edici.
Yani düşünmüyor musunuz? David Fincher sinemayı bırakma kararı almış olabilirdi Yılı Yunuş'tan sonra.
Ondan sonra ikinci filmi Seven.
Tam bir başyapıt yani muhteşem bir film.
Üçüncü filmi 97 tarihli The Game.
Çok iyi bir filmdir.
Hani başyapıt seviyesinde olduğunu iddia edemem ama çok iyi bir filmdir gerçekten.
Dördüncü filmi Fight Club filmi yine Seven gibi sinema tarihinin en büyük filmlerinden bir tanesidir.
Ondan sonra 2002 tarihli Panik Odası.
Çok iyi bir film değil bence.
Ortalama bir film olduğunu düşünüyorum ben.
Ondan sonra Zodiac 2007 tarihli.
İyi bir film. Ondan sonraki filmi 2008 tarihli Benjamin Button, bence David Fincher'in tek kötü filmi, bence kötü bir film, onu da beğenen sinema severler var elbette
ama, ondan sonra Social Network, Facebook'un Mark Zuckerberg'in hikayesini anlattığı 2010 tarihli Social Network filmi, benim David Fincher'in filmografisi içerisinde barışamadığım
tek film. Bana göre vasat bir film ama insanlar genellikle bu filmin çok iyi bir film olduğunu düşünüyor.
Diyorum ben öyle düşünmüyorum.
Ondan sonra 2011 tarihli Ejderha Devremeli Kız bence çok iyi bir film.
Ondan sonra 2014 tarihli Gone Girl yine çok iyi bir film.
Ondan sonra 2020 tarihli Monk filmi puanları o kadar yüksek değil ama yine tabii kötü bir film diyemeyiz ama bence David Fincher'ın filmografisi içerisinde Hani biraz aşağılarda kalan öne çıkmayan
filmlerden bir tanesidir bence.
Ve sonunda geldik bugünkü konumuz 2023 tarihli The Killer filmine.
Şimdi David Fincher'ı kısaca böyle anlatmaya çalıştım ama arkadaşlar gerçekten anlat anlat bitiremem.
Çok sevdiğimiz bir yönetmen hani diyorum ben 90'larda sinemayla biraz daha entelektüel düzeyde ilgilenmeye başlamış.
Sinema tarihini araştırmaya falan başlamıştım ve David Fincher gerçekten aklımızı başımızdan almıştı.
Ben Seven'ı sinema salonlarında izleme şansına erişmiş.
Dövüş kulübünü, The Game'i, Alien 3'ü hani onun ilk filmleriyle sinemada tanıştım.
Hani şanslı bir neslin sinema severiyim.
Şimdilik keseyim yoksa The Killer'ı anlatamayacağım.
Belki ilerleyen zamanlarda David Fincher'la ilgili başka bir program yaparız.
Ve yine uyarımı yapmış olayım.
Bundan sonra spoilerli olacak çünkü Killer'a giriyorum.
Filmin öyküsünden, genel özelliklerinden bahsedeceğim.
Eğer filmi izlemediyseniz lütfen sohbetin bundan sonrasını Killer filmini izledikten sonra dinleyin diye uyarımı yapıyorum ve Killer'a geliyorum.
Şimdi Killer'ı sosyal medyada bakarsanız eğer böyle belli bir kesimde hayal kırıklığı yaratmış bir film olduğunu göreceksiniz.
Şimdi ben yine çevirili bir havaya girmek istemiyorum ama...
Hani insanların biraz filmi anlamadığını düşünüyorum arkadaşlar.
David Fincher eleştirilerini haykırarak izleyicisine aktarmaktan çekinmeyen bir yönetmen.
Mesajlar çok nettir, çok açıktır.
Yani alt metinlerde daha gizli, daha derinde yan öykü, alt mesaj falan vardır ama ana öykü de filmleri çok nettir.
İşte Killer böyle bir film değil.
Killer, David Fincher'ın filmografisindeki en ince anlatmak istediğini en...
Alt telden en böyle fısıldayarak anlatan film olmuş.
Çok ince bir film Killer.
Kabaca öyküsünden bahsedeyim size ondan sonra bunu nasıl yaptığını anlatmaya çalışacağım.
Killer amansız ve kusursuz bir kiralık katilin ilk kez kurbanını elinden kaçırması, bunun üzerine onu öldürmeye çalışmaları ve onu öldürmeye
çalışan bu kişilerden intikamını alma öyküsü.
Ve herkes de şöyle demiş zaten bu filmin öyküsü çok basit.
İşte hiç David Fincher'a yakıştıramadım.
Şimdi kabaca bakarsanız öykü gerçekten basit gibi görünüyor.
Yani şimdi çok basit bir hikaye değil mi?
Hayır işte tabii ki işte arkadaşlar yapmayın.
David Fincher bu kadar basit bir öykü anlatır mı?
Bu kadar muhteşem filmler yapmış bir yönetmeni bir filmde böyle basit bir öykü anlattı diye kenara itmeyin Allah aşkına ya.
Bir bakın altında başka bir şey var.
Keller'ın altında ne var biliyor musunuz arkadaşlar?
Şöyle bir şey. Michael Fassbender'ın canlandırdığı kiralık katil gerçekten...
İnanılmaz ince bir karakter ve David Fincher daha ilk dakikalardan bizi bu kiralık katilin ruh haline, hayata bakışına, insanlara ve dünyaya bakışına, psikolojik durumuna, mesleğini
icra ediş tarzına, üslubuna çok detaylı biçimde sokuyor.
Yani filmin neredeyse ilk 15 dakikası bir odanın içerisinde kurbanını öldürme anını bekleyen dış sesle de Bize kendisini ve dediğim gibi hayata bakışını, mesleğe bakışını, insanlara
bakışını anlatan kiralık katile odaklıyor.
Adını da hiç öğrenemiyoruz bu arada.
Killer diyeyim. Killer anlatıyor böyle, bize konuşuyor.
Ama burada şöyle bir numara var.
Ortada bir o katarsiz dediğimiz, özdeşleşme dediğimiz yapı yok.
Tanıdığımız kiralık katille hiçbir noktada duygusal bir bağ kurmuyoruz.
David Fincher bunu asla istemiyor ve sağlamıyor da zaten.
Şimdi kendini... Bir kiralık katilinin yerine koyabilir misin ya?
Bu çok kolay bir şey değil değil mi? Ve zaten kiralık katil de kendisini bizden çok soyutluyor.
Bir noktada mesela şunu diyor.
Ülke, aidiyet, ne bileyim milliyet, aile, dostluk, insan için manevi olarak görülen hiçbir şey benim umurumda değil diyor adam.
Bizden kendisini tamamen yalıtıyor ve öykü boyunca David Fincher, her ne kadar kurumaca bir öykü olsa da belgesel vari bir...
gerçeklik ve duygusal soyutlamayla bize bu katilin öyküsünü anlatıyor.
Bağı kuramıyoruz. Filmi izleyip de beğenmeyenlere son derece sönük kalan o finalde karakter ne diyor?
Ben de sizin gibiyim diyor.
İşte filmin olayı bu.
Birçok kişinin ben David Fincher'ın attığı bu oltayı kaçırdığını düşünüyorum.
Kaçırdığını hissediyorum. Yani niye insan iç dünyasını anlatır birine?
Kendisini anlamamızı istediği için değil mi?
Ama David Fincher bunu sağlamıyor.
Yani böyle bir ikilik yaratıyor.
Filmin en başında sıkılgan bir tavır vardı filmde.
Böyle hani işte katil konuşuyor dış sesle böyle bir şeyler anlatıyor falan.
Filmin o ilk 15 dakikasında filmden soğumak ve sıkılmak o kadar mümkün ki.
Hemen hemen orada şunu dedim yani.
Dur abi burada David Fincher bir şey yapacak abi.
Bir numara var. Bir şey var yani.
Boşu boşuna bunu yapmaz.
Bunun altından bir şey çıkacak dedim.
Hiçbir repliği, hiçbir çekimi, hiçbir anı kaçırmadan çok dikkatle izledim.
Ve o baştaki tavrı David Fincher film boyunca korudu, korudu, korudu, korudu.
Filmde şöyle bir şey oluyor. Killer şeyi kaçırıyor ya kurbanını.
Sonra evine dönüyor.
Sevdiği bir kadın var. Yani eşi ya da sevgisi birlikte yaşadığı bir kadın var.
İşte birileri eve gelmiş. Onun karısına işkence etmiş.
Şok geçiriyor yani Killer gerçekten.
Eyvah ne yapacağım? Koş koş hastaneye gidiyor.
İşte karısını buluyor. Orada filmdeki tek ve ger.
Hani beş dakikalık bir sahne belki ama hani bu kadar duygusuz bir filmde.
Beş dakikalık küçücük.
Hatta ya o 5 dakikanın içinde de karısıyla konuştuğu toplam en fazla 1 dakikadır.
İşte neredeyse 120 dakikalık bir filmde 1 dakikalık o duygulu anda bence o kadar duyguluyduk yani.
Neyse onu geçiyorum. Ondan sonra da tabii işte killer ne yapıyor?
Bunun intikamını alacak. Okey oradan çıkıyor.
İşte gidiyor birilerini öldürüyor.
Sonra birini daha öldürüyor. Sonra birini daha öldürüyor.
Ve sürekli kendince bazı mesleki şeyler oluşturmuş böyle.
İşte asla empati kurma.
Empati zayıflıktır. Doğaçlama yapma.
Plana sadık kal falan diye böyle sürekli kendisini telkin ettiği cümleleri var.
Bütün bu söylemlerde ne var biliyor musunuz arkadaşlar?
Ben sizden farklıyım.
Ben azınlığım. Katil olmayı başarabilmiş ve mükemmel biçimde icra edebilmiş biriyim falan diyor.
Böyle öldürdüklerini duygusuz hiç tereddüt etmeden öldürdüğünü görüyoruz.
Hiç duygusal bir şeylere falan girmiyor.
Kurbanını elinden kaçırdı ya o kaçırdığı kurbanı öldürme işini veren kişiyi gidiyor buluyor.
Diyorsunuz ki artık filmin finali ya bunu zaten kesin öldürecek.
Yani adamın hiçbir şeyden haberi bile yok.
Yani birinin öldürülmesini istemiş okey.
Ama sonra demişler ki işte kurban kaçtı.
Çok nadiren böyle şeyler olur ama ne yazık ki istediğiniz kişiyi öldüremedik demişler ona.
O da demiş ki ee ne olacak şimdi hani böyle durumlarda ne olur?
Yani adam işi yapamayan bizim katilimizin öldürülmesini falan istememiş.
Ve hiçbir şeyden de haberi olmayan bir adam.
Ve orada killer öldürmüyor o kişiyi.
Biraz garip geliyor böyle.
Niye öldürmedi ki falan diyorsunuz.
Bütün öykü boyunca takır takır herkesi hiç tereddüte girmeden öldürdü.
Bu kişiyi niye öldürmedi diye bir şey yapıyorsunuz.
Böyle bir tedirgin oluyorsunuz.
Sonunda karısının yanına geliyor, evine geliyor falan.
Orada ben de çoğunluktanım diyor.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Az önceki muhabbete dönüyorum.
Film boyunca hiçbir şekilde duygusal bağ kurmadığımız, kendimizi onun yerine koymadığımız o katil karakter aslında ben sizden farklı değilim diyor.
Şimdi bunu iktidarcı bulmak biraz zor değil mi?
Zor. İşte David Fincher'in Killer filminde yaptığı numara bu.
Muhtemelen de bu senaryoyu çekmeyi isteme motivasyonu bulduğu nokta da bu.
Film boyunca o duygusuz, o bizden farklı, o hiç özdeşleşemediğimiz karakter aslında ben sadece işimi iyi yapabilmek için sizin
bu tam anlayamadığınız ve çok duygusuz bulduğunuz kuralları uygulamak zorunda olan kişiyim diyor.
Yani siz iyi bir katil olmak isteseydiniz siz de bu kuralları uygulardınız diyor.
Yani ben de sizin gibiyim.
İyi bir doktordan, ne bileyim iyi bir mühendisten, iyi bir hukukçudan, iyi bir esnaftan, iyi bir çiftçiden farkım yok diyor.
İyi bir katil olmanın paradigmaları bunlar.
Beni sizden çok farklı bir kişi gibi göstermiş olabilir ama aslında olay bu değil diyor.
Ve sonunda duygusal bir karar verdiğini itiraf ediyor.
Bu durumda ne yapmış oluyor biliyor musunuz David Fincher?
İşini iyi yapmak istemiş herhangi bir kişiden bir katil çıksa işte böyle bir portre ortaya çıkardı demiş oluyor.
Bu katil yine bizim gibi herhangi bir kişinin düşebileceği bir hataya düşmüş oluyor filmin sonunda.
İlginç bir mesaj aslında.
İlginç bir tavır.
Yani aslında o karakter de en başta ne dedim?
David Fincher'in hiçbir filminde iyi kötü karakter yoktur.
Bir karakter vardır baş karakter ve o karakter her zaman kurbandır ve o karakter sistemin karşısında her zaman mağlup düşer ve sadece kendisini kurtarmaya çalışmalıdır.
İşte burada da Killer ilk defa bir kurbanını öldüremiyor ve duygularına yenik düşüyor.
Tırnak içinde kaderci olmayı kabul ediyor.
Hani kendisine işveren olan kişiyi öldürmedi dedim ya sonunda.
Onu affediyor sadece korkutuyor.
Bak diyor hani bir daha benim peşime düşersen seni öldürürüm falan diyor.
Onu korkutuyor gidiyor. Ama onun aslında yüzünü biliyor.
Eşgalini biliyor. Onu tanımlayabilir.
Ama katil karakterimiz duygusal bir karar veriyor.
Yani hepimizin düşebileceği bir hataya düşüyor.
Ve sisteme yeniliyor aslında.
Hayatına kaderci bir biçimde devam etme kararı alıyor.
Aslında killer filminin temel mesajının Diğer David Fincher filmleriyle neredeyse hiçbir farkı yok ama başta dediğim gibi hiçbir David Fincher filminin ben, mesajını ve anlatmak istediği
temel öyküyü bu kadar alttan, ince tondan verdiğini görmemiştim.
Filmin bana göre bir iki tane zayıflığı var.
Kısaca onları da bahsedeyim.
Birincisi... Hiçbir David Fincher filminde olmayan bir şey var.
Hani hiç demeyeyim de çoğunda böyle değildir.
Film biraz iyimser bitiyor.
Tam olarak değil ama bir iyi bitti film yani.
Neticede işte adamın sevdiği kadın kurtuldu, sağlığına kavuştu.
O da böyle onunla yan yana böyle manzarayı seyrettiler falan.
Şimdi bu pek David Fincher havasına uygun değil hani.
İkincisi film hoş, güzel bir öykü ama çok sarsıcı değil.
Yani David Fincher deyince özellikle iyi filmleri...
Seven olsun, The Game olsun, Dövüş Kulübü olsun çok böyle sarsıcı finalleri olan, çok böyle izleyicisine ne bileyim iki tokat atıp onu kendine getiren, uyandıran hani uyandırma servisi
gibi filmlerdir. Genelde David Fincher'ın akılda kalan filmleri.
İşte bu film öyle değil. Bu film biraz daha minimalist, biraz daha böyle sarsıcı ve etkileyici olmaktansa diyorum meselesini ve öyküsünü daha alt perdeden, daha böyle fısıldayarak, sakin sakin anlatan
bir film olduğu için Çok etkileyici ve sarsıcı bir film olmamış.
Ondan dolayı biraz daha sönük kalmış bir film gibi hissettim ben.
Ama özetle bence Killer gayet de iyi bir film.
Filmin teknik işçiliği falan mükemmel.
Oyunculukları, yönetmenliği, o karanlık kasvetli atmosfer.
Kapkaranlık film ya. Yani gündüz çekilmiş planlar bile karanlık hissettiriyor.
İzlediyseniz hani sevdiniz sevmediniz bilmiyorum.
Tabii ki o sizin görüşünüz ama bence iyi bir film.
Ve filmi izlememiş ve...
İzlemeyi düşünen ve bu sohbeti buraya kadar da dinlemiş arkadaşım varsa artık spoilerleri yedi yani.
Yapacak bir şey ama bu spoilerleri yediğiniz halde filmi tekrar izlemek istiyorsanız şöyle söyleyeyim.
Lütfen David Fincher'ın bu filmde sunduğu o alt perdeden o hani öyküsünü daha sakin sakin mesajlarını alttan alta veren tavrını o kokuyu almanızı
tavsiye ediyorum. Ancak o zaman filmin...
O keyfini o tadını daha güzel alırsınız diye bir öneride bulunmuş olayım diyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
