
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, şu an salonlarda gösterimde olan The Equalizer 3, Talk to Me ve Blue Beetle filmlerini incelemeye ve tanıtmaya çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bir süredir sinemadaki filmlere program ayıramamıştık.
Çünkü öyle heyecanla beklediğimiz bunu mutlaka konuşmamız lazım dediğimiz film görmemiştim.
Ve kaçırıyoruz gerçekten.
Bu aralarda bir de öyle bir şey var.
Filmler çok kısa sürelerde gösterimde kalıyor.
Böyle bir güçlü giriyorlar.
Bunu izleriz falan diyorum.
O hafta bir işim çıkıyor bir şey oluyor gidemiyorum.
Bir dahaki hafta yok film.
Dijitalde mijdalde bir yerlerde izleyeceğiz falan diyorum.
Ve bunun üzerine de bir de şöyle bir şey söylemek lazım.
Özellikle sinema salonları hani dağıtımcıları sinema salonu sahibi büyük firmalarla alakalı da şikayetler var.
Hem filmlerin seans saatlerinin biraz böyle gelişi güzel değiştirilmesi ya da bazı filmlerin ise bir hafta dolmadan gösterimden kaldırıldığına dair bazı şeyler söyleniyor sosyal
medyada. Ufak tefek böyle şeyler görüyorum.
Şimdi tabii bütün sinema salonlarındaki hangi filmler saat kaçta seanslar ne zaman falan internetten duyuruluyor.
Ve ilginç biçimde bu internetteki bilgilerin de bazen güncel olmadığını görebiliyorsunuz.
Yani bakıyorsunuz internette işte atıyorum 17.30'da şu film, ikinci salonda şuradaki AVM'de tamam hadi gidelim diyorsunuz.
O saatte değil ne bileyim 4.30'daymış veya işte 6.30'daymış.
Ya kardeşim kim değiştirdi bu seans saatini biz ona göre...
çıktık geldik gibi durumlar olabiliyor böyle yani bu talonların gösterim dinamiklerinde falan böyle bir tutarsızlık bir disiplinsizlik var bir gariplik var ondan dolayı da bazen filmleri kaçırabiliyorsunuz benim başıma geldi
gerçekten ondan dolayı böyle yani salonlarda film izlemek biraz daha zorlaştı gibi geliyor bana ki zaten tabi artık dijital platformlarda Evde sinema filmlerini deneyimlemenin rahatlığından da
belki salonlar artık biraz bize zahmetli geliyordur, böyle sorunlu geliyordur.
Hani belki eskiden de bu sorunlar vardı da bunları normal karşılıyorduk, belki de bilmiyorum.
Neyse, dediğim gibi bu ara hani salonlarda film izlemek biraz sıkıntılı, filmler de biraz sıkıntılı.
Ama ben bu hafta dedim ki yok birkaç tane salon filmi izleyeyim.
dinleyici arkadaşlarla paylaşayım.
Hangi filmleri izledim?
Bir tanesi aslında bu filmi zaten konuşmak istiyordum.
Çünkü artık bir üçleme haline geldi.
Ecolizer üçlemesi bizde Adalet adıyla ilk filmde, ikinci filmde, üçüncü filmde gösterime girmişti ve girdi zaten.
Bilinen bir seri haline geldi artık.
Özellikle de tabii başrol oyuncusu Denzel Washington sayesinde diyebiliriz.
Denzel Washington'ı çok seviyoruz.
Yani sevmeyen ya da hakkında kötü bir şeyler söyleyen hiç kimse görmedim ben.
Müthiş bir oyuncu, harika bir adam.
Özel hayatımda falan da çok böyle övülen bir kişi.
İşte hiç gece hayatı yok, böyle magazinlerle alakası yok.
Hani ailesiyle, çocuklarıyla çoğunlukla zaman geçiren, son derece düzgün ve harika bir adam yani.
Ve oyunculuğu da, sinemacılığı da mükemmel.
Yani inanılmaz iyi bir oyuncu.
Hani hangi filmini izlerseniz izleyin, çok keyif alıyorsunuz.
Müthiş bir oyuncu Denzel Washington.
Bugün alacağım ikinci film...
Talk to Me adlı tam çevirisiyle Konuş Benimle adıyla bizde gösterime girmiş bir gençlik korku filmi.
Ondan bahsedeceğim.
Bir de aslında bayağı bu filmi bekliyorduk denebilir.
Böyle fragmanları falan çok heyecanlıydı.
İşte DC'nin yeni süper kahraman filmi Blue Beetle Mavi Böcek tam çevirisi.
Bu film heyecanla gösterime girdi gibi hatırlıyorum ama neyse ondan da bahsedeceğim.
Hani bahsedeceğim diğer film Blue Beetle.
Tamam o zaman önce onunla başlayalım.
Hadi tersten gidelim bu kez.
Arkadaşlar Blue Beetle şaşırtıcı seviyede vasat ve kötü bir film yani böyle şok etkisi yaratıyor izleyen de DC sinematik evreniyle Marvel sinematik evreni üzerine
ben birçok program yaptım.
Bu iki rakip şirketin filmlerinden hani bugüne kadar neler yaptıklarından genel özelliklerinden falan birçok kez bahsettim ve hep de şunu dedik ki.
Marvel sinematik evreni DC sinematik evrenini yenmiş durumda.
Hem filmlerinin hasılatları daha yüksek hem eleştirel olarak daha iyi puanları alıyorlar.
Hayranları daha mutlu filmlerden falan filan.
Yani tekrar anlatmayayım ama neticede Marvel önde.
DC'de ama hiçbir şey yapmıyor değil.
Onun da güzel filmleri var ki geçmişte çok güçlü filmleri vardı.
Artık pek öyle sayılmaz.
Neyse ondan dolayı DC'nin...
Gösterime giren filmlerine ben biraz daha böyle şey heyecanla yaklaşıyorum.
Yani tamam hani Marvel zaten aldı, yürüdü zaten hani durumu iyi.
Bir de net bir formül oturttu yani Marvel.
Aynı formülün üzerinden tekrar tekrar filmler yapıyor olsa da belli bir izleyici kitlesini çekebiliyor.
Daha bir eğlenceli tavrı var falan filan.
Yani o dükkanını korudu devam ediyor.
Onun bir sıkıntısı yok ama DC'nin başka bir şeyler yapması lazım.
Yani bu mücadelede...
biraz daha öne çıkma gibi bir yaklaşımı talebi varsa DC'nin diyorum ki ben yani kendi kendime biraz daha farklı, çarpıcı, iyi projelerle karşımıza gelmeyi istiyor olması lazım.
Onun için DC filmlerini biraz daha hevesle izliyorum.
Şimdi gelecek, şimdi farklı bir şey yapacak DC.
Bu kez turnayı gözünden vuracak falan diye biraz daha heyecanla bakıyorum ama ne yazık ki Blue Beetle'ı ben bu kafayla izledim ve Diyorum şok etkisiyle karşı karşıya kaldım.
İnanılmaz vasat bir film.
Karakterleri vasat.
Senaryosu inanılmaz basit.
Yani çocuk zekası için bile sıkıcı seviyede basit, renksiz, sıradan bir senaryosu var.
100 milyon dolara mal olmuş neticede.
Basmışlar efekti, basmışlar kostümü, basmışlar seti.
E tamam ama abi bir dramatik derinlik olmayınca, güzel bir mücadele olmayınca.
Hiçbir anlamı yok bütün bu görselliğin yönetmenliğin falan ki bence görselliği yönetmenliği falan da iyi değil yani çok yapay duruyor efektleri falan hiç o diğer Zack Snyder'ın çektiği mesela DC filmleri gibi
ya da Marvel'ın birçok filmi gibi çok da özenli bir görselinin falan olduğunu düşünmüyorum ama olsa da fark etmez bu vasat karakterleri bu vasat senaryoyu yani ne yaparsanız yapın ortaya iyi
bir film çıkması pek de mümkün değil gibi geliyor bana.
Ondan dolayı diyorum çok vasat bir film bir de böyle hani şu an birkaç salonda kaldı yani Ağustos'un sonlarına doğru gösterime girdi diye hatırlıyorum.
Hani bu kadar vasat bir filmin bu kadar gösterimde kalması bile aslında bir roman veya süper kahraman öykülerine duyulan heyecanın hani belli bir kesimin duyduğu heyecanın eseri olsa gerek hani bu kadar süre bir aya
yakın süre gösterimde kalması.
Bir de ben gittim ta böyle işte Teksas'ın son kasabasında falan bir sinemada buldum ya izleyeyim dedim hadi bir de.
Şimdi bu bir evren filmi ya yani DC sinematik evreninin bir filmi.
Yarın öbür gün bütün karakterlerin böyle kahramanların bir arada olduğu yeni projeler falan yapılır.
Blue Beetle da orada bir rolde olur hani o ekipte falan olur.
En azından bir fikrim olsun yani DC sinematik evrenine hakim olmaya çalışmamdan dolayı filmi bir görmek istedim böyle ama gerçekten dediğim gibi çok vasat.
Artık salonlarda önümüzdeki bir iki hafta içerisinde tamamen bitecektir yüksek olasılıklar.
Artık izleyen izledi ama karşınıza çıkarsa bir iki saatinizi ayırmanızı bile tavsiye etmeyeceğim seviyede vasat bir film olduğunu belirtmiş olayım.
Bugün anmak istediğim ikinci film Talk to Me, Konuş Benimle.
Danny ve Michael Filifo diye 30 yaşında iki kardeşlerin yönettiği bir film bu.
İkisi de YouTuber'lıktan gelme.
Bayağı böyle sosyal medyada başarılı olmuş.
Gayet haylaz, eğlenceli, herhalde böyle korku.
külliyatına, korku sinemasına gayet ilgi duyan oyunla iki kardeşin yönettiği bir film.
Aslında şöyle yani o geleneğe bakarsak hani genç böyle korku sever, maceracı, hevesli sinema severlerin hele bir de böyle sosyal medyadan falan geliyorlarsa görseli hani biraz daha yatkın
tipler olduklarını varsayabiliriz YouTuberların.
O kitlenin, o gençlerin böyle çektiği filmlerde gerçekten güzel bir heyecan oluyor.
Yani hani yıllar yılı bir korku filmini yapmanın hevesini içerisinde barındırdıkları falan böyle her hallerinden belli gerçekten.
Fena bir film değil, güzel bir film.
Yani hani neredeyse diyebilirim ki baştan sona heyecanla, keyifle izliyorsunuz.
Tür olarak, korku türü olarak...
Şöyle isimlendireyim size gençlik korku filmi deniyor bunlara genel olarak ama Tensil Asher falan değil o daha önce bahsettiğim o gençlerin kesici aletlerle öldürüldüğü bir film değil bu.
Biraz okült deniyor buna okült korku filmi.
Okültün tam bizdeki anlamı büyü.
Gençlerin belirtecinde olması da şöyle bir şey var.
Hani gençler kendi aralarında ne bileyim ruh çağırırlar, bir büyüler yaparlar, bir şeyler yaparlar falan.
Ondan sonra işler kontrolden çıkar.
Tam olarak diyorum bu gençlik, okült, korku filmlerine uyan bir yapı.
Tam bir fan filmi gerçekten.
İyice güzel karakterler var.
Güzel akıyor gidiyor böyle.
Kısa bir film zaten hani 90 dakika civarında bir süresi var.
Hiç sıkmadan. Eğer bu tip filmlere, korku filmlerine, gençlik korku filmlerine böyle doğaüstü, okült falan olaylara büyüye müüye ilginiz varsa keyifle izleyeceğiniz bir film.
Ben keyifle izledim ama zayıflıkları da var.
İşte bu da genç sinemacıların biraz daha fazla düştüğü tuzaklar var.
İşte o tuzaklara da bu ikiz kardeş de düşmüş.
Nedir o tuzak? Filmlerin dramatik alt metinlerinin biraz zayıf olması.
Yani bir baş karakterimiz var.
Genç bir kadın. O kadının ailesiyle ilgili falan işte geçmişte bazı yaşadığı problemler var.
Kapatamadığı bazı hesapları var.
Hani film sonunda belli bir noktaya ulaşıyor ama o genç karakterin ailesiyle ilgili yaşadığı o dramaları çözemediğini falan görüyorsunuz.
Yani dramatik olarak biraz eksik bir film.
Ama yine de korku filmi dediğim gibi seviyorsanız doğaüstü olaylara, okültü meselelere falan böyle biraz ilgi duyuyorsanız keyif alırsınız.
Görsel olarak güzel çekilmiş, işte oyunculukları güzel, hani o korku atmosferini falan güzel yarat.
Türün gerekliliklerini karşılayan bir film olmuş.
Dediğim gibi konuş benimle eğer türe ilginiz varsa hoşunuza gidebilecek filmlerden bir tanesi olmuş diyebilirim.
Evet anacağım son film de herhalde bu haftanın ya da şu son dönemlerin zaten en okkalı filmi.
Ecolizer'ın 3. bölümü.
Şimdi Denzel Washington üzerine proje inşa edilebilecek seviyede iyi bir oyuncu olduğu için Bu Equalizer serisi de diyebiliriz ki aslında biraz Denzel Washington'ın üzerine inşa edilmiş
bir drama aksiyon diyebileceğimiz bir seri olmuştu.
Temel bir formülü vardı.
Aslında bilinen bir tiplemeyi canlandırıyor orada Denzel Washington.
Çok başarılı, çok güçlü böyle bir hükümet ajanı ve bir görevde bir şekilde bu karakter...
Ölüyor yani tabii aslında ölmüyor da yani kendisini öldü gösteriyor.
İkinci filmde özellikle bu kendisini öldü gösteriyor olayı açıklanmış DG'ye.
Eşi de olmuş bunu da öğreniyoruz.
Hani anlıyoruz ki çok sevdiği eşi ölünce de bu süper ajan artık işte o ajanlık kariyerine ne denir buna?
Bir nevi adalet gönüllüsü hani ülkesine hizmet eden çok güçlü bir ajan ve asker.
Kariyerine, hayatına, her şeyine son veriyor artık mütevazi bir hayata başlıyor yeni bir kimlikle.
Çevresindeki insanlara da küçük küçük iyilikler yapıyor böyle.
Ha o emekli amcanın de onu alıyor hastaneye götürüyor getiriyor falan.
İşte bardaki o garsonla arası iyi.
İşte mahalledeki esnafla arası iyi.
Böyle herkesin sevdiği iyilik meliği bir adam falan.
Ve çevresinde elbette kötücül karakterler var.
Robert McCall normal insanlara kötülük yapan normal bir kötü adamı öldürüyor.
O normal kötü adam çok olağanüstü kötü adamlara varan bir maceraya sebep olan kıvılcımı tetiklemiş oluyor.
Temel mantık bu. Ve serideki bu temel formülde işliyor gördüğümüz kadarıyla.
Çok fazla aksiyon sahnesi, çok fazla dövüş içeren filmler...
Değil Adalet serisi.
Daha çok Robert McCall'ın çevresindeki kötülükleri görüp görüp görüp görüp böyle kurulması, kurulması, kurulması.
Çevresindeki güzel, sevimli, tatlış insanlarla güzel ilişkileri böyle.
Onlara iyilikler yapması.
Onların Robert McCall'ı çok sevmesi, onlarla çok güzel böyle bir dostluk kurması üzerine bir sürü sahne oluyor bütün Equalizer serilerinde.
Diyorum eskilerinde de vardı.
Bunlar da var. Yani film aslında aksiyona o dövüş, kırış, öldürüş sahnelerine gelmeden önce Bayağı bir dramatik alt metin yaratıyor böyle.
Yani hani gerçekten çevrede tatlış tatlış insanlar var.
Hani bu tatlış insanlara kötülük yapanı hani gerçekten siz de böyle cezalandırmak istiyorsunuz.
Yani film dramatik olarak sizi buna gerçekten hazırlıyor.
Her şeyden elini eteğini çekmiş Robert McCall karakterinin tekrar silahı eline alıp o kötü adamları cezalandırma sürecini gerçekten böyle hevesle izliyorsunuz.
Süper. Bir tane daha kafasına sık falan diye böyle diyorum kuruluyorsunuz, geriliyorsunuz böyle.
Hani hem dramatik yapı olarak, oyunculuk olarak, işte teknik yapı falan olarak güzel filmler.
Yani günümüz sineması gerekliliklerini karşılıyor.
Üçleminin bütün filmlerini Antoine Foucault diye bir yönetmen yönettiği genel olarak orta üst seviye Hollywood gişe yönetmenlerinden bir tanesidir.
Başka güzel filmleri de var biraz daha vasat filmleri de var.
Hani benim özellikle o yönetmen ne yapmış hani mutlaka koşa koşa izleyeyim diye takip ettiğim bir yönetmen değil ama bildiğim bir yönetmen yani aklımda yer etmiş bir yönetmen.
Ha iyi bir yönetmen bu fena değil güzel filmler çekiyor dediğim bir yönetmen Antoine Foucault.
Ve Adalet serisine de artık neredeyse damgasını vurdu.
Hele bu son filmde biraz daha özenli bir yönetmenlik tonu tutturmaya çalıştığını hissettim.
Yani filmi biraz daha böyle minimalistleştirmiş.
Eski filmlere göre daha az sahne var.
Daha az aksiyon var.
Daha az gerilimli bir sahne var.
Ama bu sahneler eski filmlerdekine göre daha özenli.
Daha az sahne ama daha sarsıcı sahne.
Az aksiyon...
Ama daha güçlü aksiyon.
Hani gerçekten tam patlıyor böyle.
Geç geliyor aksiyon ama gelince de tam geliyor gerçekten.
Ondan dolayı muhteşem, olağanüstü film falan demeyeceğim Adalet 3 için ama güzel bir film.
Fena bir film değil. Hani izlediğinize pişman olacağınızı zannetmiyorum.
Denzel Washington'ı izlemek çok güzel.
Karakterler güzel. Öykü akışı güzel falan.
Bir de ilk iki film Amerika'da geçiyordu.
Yani Robert McCall bir Amerikan emekli hükümet ajanı zaten.
Ama burada film...
Küçücük bir İtalyan sahil kasabasında geçiyor.
Otantik dokusu da var gerçekten.
Çok şık yani. Hani izlediğiniz birçok sahne böyle o yönetmenlik, o mekanlar, o karakterler, İtalyanca konuşanlar falan.
Güzel yani gerçekten ben diyorum filmden keyif aldım.
Biraz daha dramatik tarafı olan karakter ilişkilerine biraz daha yer açan ve aksiyonu kafa patlatıcı şey böyle John Wickvari değil de biraz dozunda kullanan, yerinde kullanan aksiyon filmlerine,
polisiye öykülere, suç öykülerine ilginiz varsa Equalizer 3 filmi bence sizi tatmin edecektir.
Hoşunuza gidecektir. Bir de şöyle ilginç bir nokta var filmle ilgili.
Equalizer 3 filminin başrol oyuncularından biri olan Dakota Fanning iyi bir oyuncudur.
Çok sevimli, tatlış, genç bir kadın böyle sarışın, güzel falan.
2004 yılında Gazap Ateşi adlı bir filmde Dazzle Washington'la başrolde oynamıştı.
94 doğumlu Dakota Fanning filmde 2004 tarihli.
Yani o zaman 10 yaşında bir çocuk oyuncuydu.
Küçücük, inanılmaz şirin, sevimli, tatlış böyle.
İyi de bir performans sergilemişti orada.
O filmde Dazzle Washington'la Dakota Fanning'i hani izlemiştik.
İyi bir kilo olmuşlardı yani.
Şimdi aradan yaklaşık 20 sene geçtikten sonra Equalizer 3 filmde Dakota Fanning artık yani 30 yaşına gelmiş.
Genç bir kadın, yetişkin oyuncu olarak.
Dazzle Washington'ın karşısında onu tekrar görmek hoş oldu yani güzel oldu.
Sosyal medyada da bu zaten sık sık vurgulandı.
Hani iki film yan yana konuldu böyle bak işte burada Dakota Fanning 10 yaşındaydı Dazzle Washington'da oynuyordu.
İşte şimdi 30 yaşında Dazzle Washington'la tekrar ikisini bir filmde izliyoruz diye vurgulanmıştı bu.
Güzel bir detay güzel bir ayrıntı ki 2004 tarihli Gazap Ateşi filminde Dazzle Washington'ın karakteri Dakota Fanning o çocuk karakteri koruyordu.
Onun korumasını üstleniyordu falan.
Burada da yine Dazzle Washington'ın karakterinin, Dakota Wenning'in karakterini biraz böyle koruduğu, kolladığı falan böyle sahneler var.
Yani ona o tip böyle bir şefkat hissedici, biraz korumacı bir kafayla yaklaştığı anlar, sahneler var.
Güzel bir detay yani. Ondan dolayı hani görüyorsunuz işte Akeloizer gerçekten birçok açıdan izlemeye değer bir film olduğunu düşünüyorum ben diyeyim son not olarak.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
