
Steven Spielberg Sineması ve Disclosure Day
18 Haziran 2026 · 30 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, yılın merakla beklenen filmi Disclosure Day filmini incelemeye ve Steven Spielberg Sineması'nın özetlemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda Disclosure Day filminden bahsedeceğiz.
2026'nın merakla beklenen en büyük yapımlarından bir tanesi ve Steven Spielberg'in de son filmi.
Hazır büyük ustanın bir filmi gösterime girmişken sinemasını ve aynı zamanda sinema tarihindeki önemini ve yerini de sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Şimdi büyük yönetmenlerden bahsederken böyle oluyor arkadaşlar.
Yani herhangi bir yönetmeni ben size anlatacak olsam ilgilendiği konular benimsediği sinema tarzı işte teknik tarafı falan anlatıyoruz tamam güzel ama Steven Spielberg ta 60'larda sinema
yapmaya başlamış ve bugüne kadar da sinemanın tarihini etkilemiş Hollywood'u etkilemiş sinemanın son 50 yılında yaşadığı değişimi güncellemeyi de taşıyan yönetmenlerden
bir tanesi. Yani Steven Spielberg'in filmografisini ben size anlattığımda neredeyse sinemanın son 50 yılda yaptığı yolculuğu özetlemiş oluyorum.
Ondan dolayı da Spielberg sineması üzerine konuşmak başka sinemacılar, yönetmenler üzerine konuşmaktan farklı bir anlama geliyor.
Şimdi Spielberg Çok genç yaşta ilk kısa filmini 13 yaşında çekmiş yani bu bize gösteriyor ki doğuştan sinemacı, doğuştan sanatçı bir kişilik.
Gençlik yıllarında çok sayıda kısa film çekiyor, yapım şirketlerine projelerini götürüyor daha çok genç yaşta yani 20'li yaşlarında.
Televizyon için bir şeyler çekiyor.
En sonunda 1971 yılında Duel.
Bizdeki adıyla Bela adlı filmin yönetmenlik koltuğuna oturmayı başarıyor.
Bu normalde öyküsünü okusanız ya da senaryosunu okusanız çok da heyecan duymayacağınız bir öykü.
Ancak onu o kadar gerilimli, o kadar sürükleyici hale getiriyor ki daha ilk filmden güçlü bir sinemacı olduğunu bize gösteriyor.
Onun üzerine 1974 yılında Sugarland Express diye bir film yaptı.
Çok iyi bir film değil ama o da kayda değer.
İyi bir film ve ondan sonra 1975 yılında sinema tarihinin en önemli filmlerinden bir tanesini yapıyor.
Jaws. Jaws bir roman uyarlaması ve romanı da çok iyidir.
Çok satmış bir romandır.
Sadece şu kadarını söyleyeyim size.
Çekim süreci çok sıkıntılı, problemli bir filmdi.
Bütçesini aşmıştı, kendi çekim süresini aşmıştı.
Bekleneni veremeyecek bir film gibi görünüyordu ancak...
Jaws sinema tarihinin en başarılı, en çok hasılat yapan filmlerinden bir tanesi haline geldi.
Ve aynı zamanda bizim bugün Blockbuster diye isimlendirdiğimiz film türünü çıkardı.
Ne demek Blockbuster? Çok yüksek gişe getirisi beklenen filmleri.
Bugün biz Blockbuster diyoruz.
O gün bugündür de sinemayı domine eden bir film.
Sınıfı diyelim blockbusterlar için ortaya çıktı.
1975'den sonra 1977'de 3.
türden yakınlaşmalar filmini yaptı Steven Spielberg ki çok önemli bir filmdir sinema tarihinde.
Bunu da ayrıca size belirteceğim.
İşte bundan sonra neredeyse hiç hız kesmemecesine Muhteşem filmler yaptı.
Bu filmlerin hemen hemen hepsi hem eleştirel anlamda hem de gişede çok başarılı oldular.
Bunun bir tane istisnası var.
Bir tek 1979 yılında 1941 diye bir komedi filmi yaptı.
Bu film eleştirel anlamda da gişede de hiç başarılı olamadı.
Hatta Spielberg'in işte depresyona girdiği söylenir, sinemayı bırakmayı düşündüğü söylenir falan.
Yani sıkıntılı bir süreçti o dönem.
Ama hemen ondan sonra, iki yıl sonra...
sinema tarihinin Jules'la birlikte en önemli diğer filmi olan filmi yaptı.
Bu film hangisi? Indiana Jones Kutsal Hazine Avcıları.
Şimdi bu noktada bir duralım.
Hollywood 1960'lı yıllarda bir çöküş yaşıyordu arkadaşlar.
Hiçbir filmle başarılı olamıyordu Hollywood.
İşte 60'lardan sonra yeni bir yönetmen kuşağı Hollywood'da ortaya çıkmıştı ve Hollywood'un çöküşünü tam tersine döndürmüştü ve 70'li yıllar Hollywood için Çok büyük bir
silkinme olmuştu. Kimdi bu beş yönetmen ki sinematrisin geçmiş bölümlerinde birçok kez bu yönetmen ekibinden ben size bahsettim.
Bunlara Hollywood'da ya da Amerika'da movie brats deniyor.
Bunun tam çevresi film veletleri.
Biz daha çok sakallılar diyoruz çünkü hepsi sakallı.
Evet hangi yönetmenler bunlar?
Martin Scorsese, Francis Ford Coppola.
Brian De Palma, Steven Spielberg ve George Lucas.
Bu beş yönetmen Hollywood'u gerçekten 70'li yıllarda ayağa kaldırdılar.
Ancak bu yönetmenlerin iki tanesi daha da önemliydi.
George Lucas Star Wars'da işte Spielberg'de kutsal hazine avcılarıyla Hollywood'un gişe formüllerini yenilemişlerdi.
Bundan sonra da 1982 yılında Spielberg bir başka başyapıtı E.T.'yi yaptı.
Yine bu noktada bir duraklamak lazım.
Yine Disclosure filmiyle gireceğimiz konuya geliyoruz burada.
Şimdi bakınız az önce dedim ki üçüncü türden yakınlaşmalar.
Ve bir de E.T.
bu iki film sinema tarihinde ayrıca Spielberg'in ne kadar özel bir yönetmen olduğu konusuna getiriyor bizi.
Bu iki filme kadar...
Uzaylı dediğimiz tipleme çok nadir birkaç örnek dışında kötü adam olarak dünyayı ve insanlığa düşman bir taraf olarak çizilmiştir.
Uzaylılar hep dünyayı işgal etmeye gelirler, gizlice sızmaya gelirler ki zaten 1950'li yıllar özellikle hem Rus uzay ajansının hem de NASA'nın açıldığı yıllardır
ve gündemde Bu uzay çalışmaları çokça konuşulduğu için bir korku iklimi ortaya çıkmıştır.
Tabi o zaman uzaylılar denmiyordu özellikle Marslılar deniyordu.
1950'lerin uzaylı istilası filmleri diye kendine has bir alt türü vardır.
Yani düşünebiliyor musunuz bakın halkta o kadar büyük bir uzaylı paranoyası ortaya çıkıyor ki bunun...
Alt türü ortaya çıkıyor ki bu alt türün de muhteşem örnekleri vardır.
Neyse çok uzatmayayım evet yani 1980'lere ve Steven Spielberg'e kadar uzaylı dediğimiz imge bizim için korkutucu bir imgedir.
İşte Steven Spielberg 3.
türden yakınlaşmalar ve E.T.
filmleriyle sinema tarihine Dost uzaylı kavramını eklemiş sinemacıdır arkadaşlar.
Ondan sonra başka başka filmler yaptı.
Tüm filmlerini saymayayım.
Ta ki 1993 yılına özellikle Jurassic Park ve Şintlerin Listesi filmine kadar.
Şimdi 90'lara kadar Swin Spielberg evet gişede çok başarılı olmuştu.
Ama tek bir açıdan kötü yönde eleştiriliyordu.
Bir tane zayıflığı var deniyordu.
O da neydi biliyor musunuz?
Yetişkin işi filmler yapmıyor deniyordu.
Filmleri daha çok gençlere hitap ediyor, daha çok eğlence sinemasına hitap ediyor.
Çok da düşünsel, sulara yelken açmayan bir yönetmen olarak görülüyordu.
1993 yılında Jurassic Park filmini yaptı ve sinema tarihine işte bakınız artık kaçıncı katkı.
Bugün bizim CGI olarak isimlendirdiğimiz açılımla Computer Generated Images çevirisiyle bilgisayarda yaratılmış imajlar teknolojisini
sinema tarihine kazandırdı.
O güne kadar eğer...
Siz herhangi bir canavar, yaratık, goril, dinozor bir şeyler yapacaksanız bunun kuklalarını yapmak zorundaydınız.
Kuklaları yapmak ve bu kuklaları hareket ettirmek zorundaydınız.
Çeşitli mekanik düzeneklerle falan.
Mesela Jaws'taki köpek balığı bile mekanik bir köpek balığıdır ki planlandığı gibi çalışmamıştır falan.
Neyse o işin detayı.
İşte Jurassic Park filminde Steven Spielberg gerçek imgelerden ayırt edilemeyecek görsel kalitede Dinozorlar yapmayı ve yaratmayı başardı.
Yani Jurassic Park çok başarılı olmuştur ve bu filmde artık iki dostuyla birlikte DreamWorks yapım şirketini kurmuştur ki bugün için bile sinemanın en güçlü yapım şirketlerinden
bir tanesidir. Yani Jurassic Park filmiyle Steven Spielberg sadece yönetmen değil aynı zamanda bir yapımcı olarak faaliyet göstermeye başlamıştır.
Bu iki önemi bir bilgisayarda yaratılmış imajlar bir yönetmenlikten yapımcılığa terfi etmesi bir de şöyle bir durum var.
Az önce dedim. ya Steven Spielberg çok ciddiye alınacak, yetişkin işi, düşünsel içeriği olan filmler yapmıyor diye eleştiriliyordu bu ana kadar.
İşte Jurassic Park filminden sonra Schindler'in listesi filmini yapar.
Kendi hakkındaki en temel eleştirileri ortadan kaldıracak nitelikte entelektüel, politik, sosyal, tarihsel önem arz eden olağanüstü bir film yapıyor.
Bu bağlamda şunu belirtmemiz lazım.
Steven Spielberg'in filmografisi 3 ayrı bölümden oluşuyor arkadaşlar.
İlk bölüm işte Jurassic Park filmine kadar sürüyor.
Buraya kadar Spielberg'in daha çok geniş kitleleri mutlu ve memnun eden filmler yapmaya çalıştığını görüyoruz.
Ve şirintlerin listesiyle entelektüel kitleye hitap eden filmler yaptığı dönemi başlar.
Ki... Hemen bir parantez daha açayım.
Evet bitmiyor parantezlerim ama belirtecek o kadar çok detay var ki.
En büyük eksiklerinden bir tanesi de Oscar'dır.
Henüz bir Oscar alamamıştır ve bu da çokça sohbet konusu edilmiştir.
İşte Steven Spielberg bu girişimde bulunduğu ilk filmiyle de en iyi yönetmen Oscar'ını almıştır.
En iyi film Oscar'ını almıştır.
O geceden toplam 7 Oscar'la dönmüştür ve...
Yani gerçekten de entelektüel içerikli.
görece daha yetişkin işi filmler yapabileceğini de göstermiştir.
Kariyerinin bu döneminde toplam 5 film yaptı.
Bir tanesi evet Şintlerin Listesi.
İkincisi Amistad.
Üçüncüsü Erayn'ı Kurtarmak.
Dördüncüsü Yapay Zeka Artificial Intelligence ki hemen bir parantez daha Yapay Zeka filmi Stanley Kubrick'ten Steven Spielberg'e bırakılmış bir mirastı.
Stanley Kubrick bizzat onunla...
Bu projeyi yapmasını rica ediyor.
Çok ciddi bir hazırlık dosyası veriyor ve diyor ki lütfen bu filmi sen yap.
İşte saydığım bu 5 filmle Steven Spielberg daha entelektüel kitleye hitap eden filmler yaparak...
Bunlarda da çok başarılı oldu.
Bana göre bugüne kadar yaptığı en iyi film Şintlerin Listesi'dir.
Benim görüşüm bu yönde.
Evet yetişkin işi filmler yaptığı dönemi diyorduk.
Bu dönemin son filmi ise 2002 tarihli Azınlık Raporu filmidir.
Tom Cruise'un başrolünde oynadığı.
Ancak bu film biraz aradadır.
Bir sınırdır. Şimdi bu film 2002 tarihli dedik ya.
2001 tarihi özel bir tarih Steven Spielberg için.
Çünkü... Steven Spielberg'e Harry Potter projesi teklif ediliyor arkadaşlar.
Daha önce çocuklarla çalışarak enfes işler ortaya çıkarmış bir yönetmen olduğu için çocuk deyince ilk akla gelen hangisi?
Elbette E.T. E.T.'yi de çocuklara oynattı mesela.
Güneş İmparatorluğu filmi bu arada evet ona da bir vurgu yapayım.
Aslında Güneş İmparatorluğu filmi Steven Spielberg'in geniş kitleye hitap ettiği ve çok da ciddiye alınmadığı dönem dedik ya Jurassic Park'a kadarki kısım.
O dönemin istisna filmidir.
1987 tarihli bir filmdir.
Ve başrolünde de 13 yaşında bir Christian Bale vardır.
Oyunculuğu da muhteşem.
Harika yani. Evet yani Güneş İmparatorluğu Spielberg'in filmografisinde çok özel bir film gerçekten.
Altı dalda Oscar adayı olmuştu ve ne yazık ki hiç Oscar alamamıştı.
Bu da yani ayrı bir üzücülük diyeyim.
Neyse. Şimdi çocuklarla arası çok iyi değil.
Steven Spielberg'e diyorlar ki...
Harry Potter projesi size teklif edildi ama reddettiniz Sayın Spielberg.
Neden? O da cevap veriyor.
Diyor ki evet çocuklarım da bunu duydular ve bana çok rica ettiler.
Baba lütfen sen çek diye.
Ben de onlara dedim ki çocuklar sizleri ve tüm çocukları mutlu etmek için çok film yaptım.
Artık babayı mutlu etme dönemi.
Yani kendisini işaret ediyor.
Artık kendimi mutlu etmek için filmler yapacağım.
Ve azınlık raporu filmiyle de Spielberg'in entelektüel kitleyi mutlu etmek için filmler yaptığı kariyerinin ikinci dönemi de burada bitiyor arkadaşlar.
Ondan sonra kariyerinde bambaşka bir dönem başlıyor.
Bu dönemde yani neredeyse hiçbir üsluba, kurala, hedef kitleye hitap etmeyen hayli karmaşık ve aslında yani kendi filmografisinin de genelde en vasat filmlerini
yaptığı dönem başlıyor.
Tabii ki iyi filmleri de var yani hepsi kötü değil ama burada biraz hız kaybediyor Steven Spielberg.
Mesela 2002 tarihli Sıkıysa Yakala.
Kötü bir film değildir, iyidir ama öncesinde yaptığı filmlerin yanında sönük kalır.
2004 tarihli Terminal filmi.
Bence gayet vasat bir film.
2005 yılında yaptığı Dünyalar Savaşı filmi edebiyat tarihinin de en erken dönem bilimkurgu eserlerinden biri olan aynı isimli Dünyalar Savaşı romanın uyarlamasıdır ve yani
bence kötü bir filmdir.
Öyküsü, karakterleri, anlatımı falan herhangi bir Hollywood yönetmeninin çekebileceği vasatlıkta bir film bence.
Teknik tarafını bir kenara atarsak.
Ondan sonra Münih diye bir film yaptı.
O çok iyiydi. Bakın orada bir istisna var.
Münih yani kariyerinin ikinci döneminin filmlerine benzeyen bir film.
Harika bir film. Sonra Indiana Jones'un bilmem kaç yıl sonra bir devam filmini yaptı.
Bence çok vasattı.
Tenteni yaptı. O da vasat.
Neyse yani bu dönemde iyi filmleri de var.
Vasat filmleri de var. Ama bundan...
en büyük, en güçlü yapımcıların biri olduğu için çok fazla filmin yapım kadrosunda görev aldı.
Yani Hollywood'u yönlendiren, biçimlendiren isimlerin arasına girmeyi başardı.
Yani artık sadece onun yönetmen olarak kariyerinden bahsetmek biraz eksik bir inceleme olur.
Yani artık bir sinema kişiliği artık ısınmış bir arkadaşlar.
En son 2022 yılında Fabelmanlar filmini yaptı.
Yani artık o kadar kişisel, o kadar kafasına göre davranıyor ki Ondan o eski performansları, eski yaklaşımları beklemek biraz hayalcilik olur dediğimiz bir filmdi.
İşte bu özetle artık gelelim Disclosure Day filmine.
Film ilk hafta sonu itibariyle 90 milyon doların üzerinde hasılat yaptı.
Bu hiç fena bir rakam değil.
Gişede şimdilik başarılı olmuş gibi görünüyor.
Eleştirmen notlarıysa ortalama üstü.
Yani çok iyi değil ama iyi.
Bana göre yönetmenliği, oyunculukları, teknik tarafı çok iyi.
Zaten Spielberg'de bu açıdan pek kusur bulamazsınız yani.
Bütün filmleri harika çekilmiştir zaten.
Ancak filmin senaryosu ne yazık ki çok zayıf bence.
Etkili değil, derinlikli değil.
Hatta Spielberg'in neredeyse hiçbir zaman eksikli olmadığı duygusal açıdan bile zayıf.
Şimdi bu filmin senaryosu David Koep'e ait.
Ancak öyküyü de bizzat Steven Spielberg yazmış.
Şimdi bu noktada size filmin öyküsünü bir anlatayım önce.
Emily Blunt'ın canlandırdığı Margaret diye bir karakter.
Bu Margaret yerel bir televizyon kanalında hava durumu sunan bir sunucu.
Bir de Josh O'Connor'ın canlandırdığı Daniel diye bir karakter var.
Bu Daniel da FBI'da çalışıyor ve bir hem veri analizcisi hem de orada yazılımcı.
Çok önemli bir görevde olan bir kişilik.
Şimdi filmin başında bu Daniel'ın FBI'dan çok önemli bilgileri kaçırdığını görüyoruz.
FBI bunun peşine düşüyor ve hiç de bir devlet kurumuna yakışmayacak biçimde bu verileri Daniel'dan geri alabilmek için onun sevgilisini kaçırıyorlar.
Daniel bir şekilde sevgilisini kurtarıyor, kaçıyor.
Yani elinde çok önemli gizli veriler var.
Tam bu sırada da Margaret bir sabah işte kahvaltı, çay, kahve vs.
yaparken penceresinden küçücük bir kuş giriyor ve bu kuşla böyle bir an bir göz göze geliyor ve Margaret'da bir değişiklikler olmaya başlıyor.
Peki öykü boyunca Margaret'ın Doğaüstü bazı güçler edindiğini ve bunun şaşkınlığını yaşadığını görüyoruz.
Bilinmeyen bir güç Margaret'ı bir yerlere çağırıyor böyle.
Hani işte sen şu şu lokasyona bir gel bak orada önemli bir şeyler var.
Bir yandan da Daniel sevgilisiyle birlikte elinde çok önemli veriler var.
Ve bu verilerle birlikte...
Bir yerlere gitmesi gerekiyor.
İşte bilinmeyen bir gücün Margaret'i çektiği aynı lokasyona doğru gitmesi gerekiyor.
O lokasyonda da Coleman Dominion'un canlandırdığı Hugo diye bir karakter var.
Bu Hugo o gizli bilgilerle alakalı çok daha fazla bilgisi var anlıyoruz.
Ki evet yani bu bilgiler de zaten uzaylılarla ilgi bilgiler.
FBI'ın başında da yani hem Daniel'ın hem Margaret'ın hem de bu bilgilerin toplanacağı önemli kişilik olan Hugo'nun peşinde olan da FBI'ın başındaki Colin Firth
'ın canlandırdığı Noah diye bir karakter var.
Şimdi bu süreçte biz anlıyoruz ki evet konu uzaylı meselesi.
Zaten Daniel kendi sevgilisine itiraf ediyor.
Diyor ki bu bilgiler uzaylılarla ilgili bilgiler ta 1930'larda mı ne?
Uzaylılar dünyaya düşmüşler.
Amerika bunları...
Hapsetmiş gizli tesislerde üzerine işte deneyler yapmış bir şeyler yapmış falan.
Yani bir şekilde Amerikan hükümeti uzaylıların dünyaya gelişini gizlemiş.
Ve burada şöyle de bir durum var.
Şimdi Daniel'ın sevgilisi olan Jane diye bir karakter var.
Bu Jane bir zamanlar bir rahibiymiş ve bir manastırda uzun süre eğitim almış.
Tabi buradan daha sonra ayrılmış ama yani neticede onun...
biraz daha dini, biraz daha felsefi inançla ilgili bazı hassasiyetleri var ve sevgilisi Daniel FBI'dan çaldığı verileri Jane'e açıkladığında, anlattığında diyor ki bak
uzaylar yani dünyaya gelmiş bunu FBI gizliyor ben bunu bütün dünyaya duyuracağım.
Jane de ona diyor ki bak sen bunu yapıyorsun ama çok hassas bir şey yapıyorsun ve geniş kitlelerin inançlarını sarsabilirsin.
Yani bu bilgilerin Dünyaya yayılması ve açılması konusunda filmin ve anlıyoruz ki tabii Spielberg'in bu öyküyü yazan kişi olarak bu konuda bir hassasiyeti
var. Spielberg'e göre uzaylılarla ilgili gerçekler, uzaylıların dünyaya ziyareti, Tüm dünya insanlarının inançlarını sarsabilir hatta zayıflatabilir.
Belki insanlar bu nedenle inançlarını kaybedebilirler.
Bu konudaki hassasiyet de hem devleti ve tabii FBI'yı da harekete geçiren en önemli yakıt arkadaşlar.
Bu bağlamda FBI'nin başındaki Noah dediğim kişi sanki bu nedenle uzaylılarla ilgili gerçeklerin tüm dünyaya açıklanmasını engellemeye çalışıyor.
Şimdi bir şekilde öykü boyunca biz hem Margaret karakterinin hem de Daniel karakterinin Hugo'nun yanına ulaşması ve burada da uzaylılarla ilgili gerçeği tüm
dünyaya açıklamaya çalışmaları üzerine yaşadıkları bir macerayı izliyoruz.
Foyler vermemekle ilgili bir hassasiyetim de yok.
Filmin finalini de öğrenseniz çok da bir şey olmaz ama ben yine de söylemeyeceğim.
Öykü kabaca bu ve bu öykü üzerinden ben...
Eleştirilerimi hemen sıralamaya çalışayım.
Birincisi, şimdi arkadaşlar Steven Spielberg sinema tarihinde dost uzaylı kavramını kazandırmıştı ancak o zaman tarih 1980'lerdi.
Şimdi artık 2026'dayız yani neredeyse 2030'a geldik.
Aradan 50 yıllık bir süre geçti.
Artık dünya aynı dünya değil bir kere.
Bunu şu nedenle söylüyorum.
Bence uzaylıların varlığı...
ortaya çıksa yani hiç kimsenin tanrı, din, inanç vesaire gibi hassasiyetleri zedelenmez bir kere.
Bence bu... Bu açıdan film zaten çok da doğru bir noktadan yakalamıyor yani konuyu.
Konu bu değil arkadaşlar. Son 30 yıl içinde kozmoloji biliminde o kadar büyük buluşlar yapıldı ki.
Bugün içinse bir sürü yalan haber yapıldı zaten.
Hani devlet zaten gizliyormuş da falan filan.
Bunların hepsinin saçma sapan haberler olduğu ortaya çıktı.
Hoş buna hala inanan bir kitlede olabilir ama o kitlenin görüşleri bile bence çok aşındı zaten.
Bu bağlamda Spielberg'in eğer uzaylıların varlığı ortaya çıkarsa geniş kitlelerin inancı sarsılır.
İddiası bence hiç de güçlü değil.
Bu bir. İkincisi filmdeki mantık hataları ile ilgili o kadar fazla şey yazılmış ki sosyal medyada.
Bir filmde mantık hatalarının olması o filmi iyi ya da kötü kılmaz.
Çok abartılı olmadıkça ama...
bu filmde tamam bir şekilde bizden daha gelişmiş bir medeniyet bizi ziyaret etmiş ya bir şekilde de biz onları domine etmişiz yani saklamışız gizlemişiz laboratuvarları kapatmışız ya da filmde ölü
uzaylı cesetleri bulunduğuna dair görüntüler var yani sanki bir uzay gemisi dünyaya düşmüş sanki yani düşmüş ve uzaylılar da ölmüş Neil deGrasse Tyson'ın enfes bir hipotezi
var onu size hatırlatmak istiyorum belki de siz de görmüşsünüzdür de o tüm bu Uzaylı haberlerini şöyle eleştiriyordu işte bir yerlere uzay gemisi düşmüş de devlet onu gizlemiş falan.
Binlerce ışık yılı uzaktan...
Buralara gelecek teknolojiye sahip uzaylılar varsa da düzgün bir şekilde dünyaya inemeyip düşüyorlarsa zaten o geri zekalarla tanışmak istemiyorum falan diyordu.
Böyle çok şakalı komikli bir şeyler söylüyordu.
Böyle bence çok doğru hani uzay gemisi düştü.
Bu dünyaya uzay gemisi düştü cümlesi bile çok eski artık.
Böyle bir şey olmaz olamaz yani.
Ama filmde sanki uzaylılar düşmüş de onların cesetlerini bulmuş devlet görevleri ve bunları gizlemişler.
Ama canlılar da var.
Hani iki tane gemi gelmiş de biri düşmüş biri düşmeden yakalanmış falan gibi böyle bir karmışık bir uzaylı intibası var filmde.
Ve hiçbir şekilde uzaylılar dünyaya niye gelmişler acaba?
Bunun üzerinde de en küçük bir açılım yok.
En küçük bir fikir yok. 80'li yıllarda gelişmiş bir uzaylı medeniyetin...
varlığı bile onlarla bizim bir diyaloğa geçmemiz büyük sorulardı.
Ama günümüzde bu sorular o kadar büyük değil.
Bu yakınlaşmanın amacı mutlaka sonunda ortaya çıkması gereken bir şey.
Neden geldiler?
Hemen size bir örnek vereyim.
Denis Villeneuve'in Arrival filmi mesela.
Orada da bir ilk temas söz konusuydu.
Bizden çok daha gelişmiş bir medeniyet dünyaya geliyordu.
Evet o ilk geliş falan çok sarsıcı oluyordu ama Film o uzaylı gelişmiş medeniyetin neden dünyamızı ziyaret ettiği üzerinden öykü biçimleniyordu.
Yani esas soru evrende yalnız değilmişiz demek ki sorusunun cevabı değil bu uzaylılar neden geldi sorusunun cevabıydı.
İşte Disclosure Day filminde bunun üzerine hiçbir açılım yok.
Ne yani neden gelmişler?
Bunun üzerine de şunu söyleyeceğim.
Şimdi Margaret karakteri bazı doğaüstü güçler ediniyor dedim ya.
Bu doğaüstü güçler anlıyoruz ki sanki bu uzaylıların becerileri ve bu yeteneklerinin de bize aktarma gücüne de sahip.
Bu doğaüstü güçler ne biliyor musunuz?
Empati. Uzaylılar birkaç saniye boyunca göz temasını sürdürdükleri anda herhalde...
karşısındakinin bütün zihin haritasını çıkarıyorlar.
Bir nevi onun beynine girmiş gibi oluyorsun.
Bütün anılarını, kişiliğini, her şeyini anlayabiliyorsun.
Bu da karşı tarafa duygularına ortak olma yeteneği kazandırıyor.
Ve sonra da anlıyoruz ki işte o FBI'deki veri analizcisi Daniel'la Margaret karakteri uzaylıların bu yeteneklerini naklettikleri ya da nakletmeye çalıştıkları karakterler
gibi bir şey. Peki güzel diyelim ki bu uzaylılar olağanüstü bir empati yeteneğine sahipler.
Bunu bizlere vermek için mi buraya gelmişler?
Hani şimdi amaç bu mu?
Ya da bizlerle böyle bir diyalog kurmaya mı çalışıyorlar?
Peki okey güzel bence çok güzel bir şey yani bu.
Ama film hiç bunun üzerine ilerlemiyor ki.
Yani sanki devlet uzaylılarla karşı karşıya geldikleri anda e neden o devlet görevlilerine böyle bir diyalog kurmadılar ki?
Kurduklarında onları yetkilileri altına almış olmaları lazım.
Ya da bizimkiler bunu ret mi ettiler?
Böyle bir şey mi var? Şimdi bakın başka bir sürü soru var.
Yani filmin temel meselesi inanç mı?
Empati mi? İnsanların ortak bir duyguda birleşmesi mi?
Uzaylılar bunu istiyor da biz buna hayır mı dedik?
Bakın bu soruların hiçbirinin filmde cevabı yok arkadaşlar.
Filmin sonunda bir şekilde bizim baş karakterlerimiz Margaret ve Daniel uzaylılarla ilgili gerçekleri televizyon kanalındaki Bir flash haber
sunumuyla tüm dünyayı açıklıyorlar.
Bakın bunu söyleyeyim hani bir spoiler vermiş oluyorum ama gerçekten çok da önemli değil bunu öğrenmeniz.
Şimdi günümüzde böylesine bir sosyal medya dünyasında, böylesine bir haberleşme internet dünyasında ve tüm bunlara ek olarak da televizyon
kanallarına karşı güvensizlik hissediyorken milyarlarca insan.
Böylesine bir gerçeği yerel bir televizyon kanalından dünyaya duyurmanın ne anlamı var?
Uzaylılar gelmiş dünyaya da gizli görüntüler varmış hop bunları yayınlıyor televizyon kanalı.
İnanır mısınız? O görüntülerin gerçek olduğu konusunda yani ikna olur musunuz?
Bence hiçbirimiz olmayız.
Böyle görüntü var yani bunları çok gördük zaten.
Bunlar tiye alındı, şakaları yapıldı.
Yok yani böyle bir yayma yöntemi yok.
Hele hele Trump Amerika'sında hadi bakın daha da güncel konuşayım yani.
Televizyonculuk günümüze ne kadar bağımsız ve özgür ve halkın üzerinde ne kadar ikna edici bir etkisi var.
Yok böyle bir şey yani.
Filmin öyküsünde geriliminde o kadar boşluklar var o kadar ikna edici olmaktan uzak bir öykü ki.
Esas mesele şu arkadaşlar bakın esas Spielberg'in üzerine durmaya çalıştığım mesele ilk söylediğim konu.
Günümüzde uzaylılar varmış diye kim dininden...
Tanrısından, Allah'ından, inancından, İslamiyetinden ya da Hristiyanlığından vazgeçer.
Ondan dolayı bu film bence hiç günümüz insanının önemli konulardaki konumunu ve tavrını yakalayabilmiş bir film olduğunu düşünmüyorum.
Ve esas bu noktada güçlü olması gereken bir film olduğunu düşünüyorum.
Ancak böyle olmadığı için de bence ne yazık ki Disclosure Day filmi hayli zayıf, hayli...
Eksikli bir film olmuş arkadaşlar.
Bu bağlamda Spielberg sinemasını biraz olsun özlediyseniz bu bahsettiğim öyküde ilginizi çekiyorsa yine de The Closure Day filmini izleyebilirsiniz.
Evet bu hafta büyük üstad Steven Spielberg'in son filmi olan The Closure Day'i ve Hazır Spielberg gündemdeyken de onun sinemasını incelemeye ve özetlemeye
çalıştım. Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Açıklamadaki
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
