
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm Stanley Kubrick Sineması Üzerine konuştuk
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögeli birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
2023'ü bitirdik, 2024'e geldik.
Bunun üzerine bir şeyler söylemek gerekiyordu tabii ki.
Ama işte ara ara gündemden kopup sinema tarihine girmek, büyük üstadları anlatmak tabii çok keyifli oluyor.
Stanley Kubrick üzerine neredeyse hiç konuşmamışız.
Arada böyle lafı geçmiştir elbette.
Stanley Kubrick'siz bir sinema sohbeti olamaz aslında.
Onun bıraktığı izler mutlaka sohbet konusu olur.
Evet artık bu hafta yapalım dedik.
Stanley Kubrick'ten bahsedeceğim size.
Birçok sinema sohbetinde çok sayıda sinema sever.
Der ki sinema tarihinin en büyük yönetmeni Stanley Kubrick.
Neden peki? Bunu soracak olursanız birçok sebep duyacaksınız.
En klişe en böyle akla gelen sebep olarak filmleri çok iyi bir sürü başyapıt yapmış.
Sinema tarihine muhteşem sinema filmleri hediye etmiş bir yönetmen Stanley Kubrick.
Devam ettirecek olursanız sohbeti şöyle bir şey duyacaksınız.
Mükemmelliyetçi. Takıntılı derecede hastalık seviyesinde mükemmelliyetçi, yüzlerce tekrar alan, çekimleri aylarca süren, oyuncularını çok zorlayan, ekibini çok zorlayan
bir proje için yıllar süren hazırlık aşamaları geçiren anormal bir sinemacı olarak anıldığını göreceksiniz.
İkinci sebep olarak bunu sayabiliriz.
Mükemmelliyetçiliği, takıntılılığı.
Üçüncüsü... Avantgard bir isim olması elbette, entelektüel bir isim olması, genel geçer filmler yapmıyor olması, filmlerinin çok kalıcı olması, düşünsel alt metinlerle dolu olması,
bilimsel meselelerle ilgilenip izlendiğinde filmleri hatırda kalan işlere imza atıyor olması herhalde Stanley Kubrick'in büyüklüğünü anlatan kişilerin dile getireceği sebeplerden
de bir tanesi olması lazım.
Şimdi bunların hemen hepsi doğru, abartılı değil, yanlış değil ancak...
Şimdi ben biraz farklı bakıyorum Stanley Kubrick'e.
Biraz daha tarafsız yaklaşmaya çalışacağım ve birçok sohbette Stanley Kubrick'in esas öneminin unutulduğunu düşünüyorum.
Bugün size ondan bahsetmeye çalışacağım.
Yani aslında Stanley Kubrick sinema tarihine büyük yönetmeniyse eğer bunun nedenini size paylaşmaya çalışacağım.
Ama önden önce Stanley Kubrick'i tanıtmaya gerek var mı?
Bence gerek yok. İşte şu tarihte doldu, şurada okudu, şunu yaptı, bunu yaptı diye anlatmama gerek yok.
Bunu merak eden herkes herhalde rahatça bu bilgilere edinebilir artık.
Şimdi ben şöyle söyleyeyim.
Stanley Kubrick deyince akla aslında ne gelir biliyor musunuz?
Stanley Kubrick'i en güzel özetleyen kişi, benim bugüne kadar okuduğum sinema yazarları, sinema akademisyenlerinin söylediklerinin arasında bir kişinin söylediği kilit bir laf var.
Nefis bir laf. Bence eğer bu kadar doğru bir tespit yapılamaz Stanley Kubrick üzerine.
O da akademisyen sinema yazarı merhum Veysel Atayman'ın Şiddetin Mitolojisi kitabında söylediği bir söz.
Stanley Kubrick'in bana göre bugüne kadar yapılmış en iyi özetini Atayman Hoca yapmıştır.
Orada diyor ki Stanley Kubrick kamerayı bilimsel bir enstrüman olarak kullanmış bir yönetmendir.
Bakınız bu laf çok güzel.
Stanley Kubrick deyince akla bu cümlenin gelmesi bence son derece doğru olacaktır.
Peki bu ne demek? Stanley Kubrick hangi öyküyü çekerse çeksin, hangi konuyla ilgilenirse ilgilensin, o konuyu bir bilim insanıymış gibi masaya yatırıp inceleyen,
araştıran, felsefi olarak sorgulayan, bilimsel olarak analiz eden bir yönetmendi.
Filmlerinin tamamında ele aldığı konuya Öncelikle bir farklı yaklaştığını görürsünüz.
Yani sinema tarihindeki sayısız yazarın, yönetmenin, yapımcının elindeki malzemeye yaklaştığı gibi yaklaşmamıştır Stanley Kubrick.
Ne anlatırsa anlatsın.
Yani elindeki hikaye istediği kadar duygulu olsun, komik olsun, eğlenceli olsun, sürükleyici olsun fark etmez.
Stanley Kubrick öykünün gerektirdiği bakışı tutturan bir sinemacı olmadı.
Hangi türde film yaparsa yapsın ki Stanley Kubrick sinema tarihinin nadir...
Hemen hemen her türde film yapmış yönetmenidir.
Yani bir tür yönetmeni değildir asla.
Biz birçok sinema tarihinin büyük üstadını belli türlere ait bir yönetmen olarak anarız.
İşte Stanley Kubrick böyle bir yönetmen değil.
Zaten bu da Veysel Atayman'ın söylediği noktaya geliyor.
Farklı türlerde filmler yaptı hep Stanley Kubrick.
Farklı öykülerle, farklı karakterlerle ilgilendi.
Ancak işte ortak nokta neydi?
ne anlatıyorsa anlatsın, onu bilimsel ve felsefi olarak açılımlamak ve sorgulamak için karşısına aldı.
İşte Stanley Kubrick'i diğer bütün yönetmenlerden ayıran ve sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden bir tanesi haline getiren yaklaşım buydu.
Stanley Kubrick bakışı.
Şimdi bu bağlamda filmlerinin hangisinin...
Aslında şöyle, şimdi Stanley Kubrick'in filmografisini bir ikiye ayırmak lazım.
Bir noktadan sonra bizim tanıdığımız, sevdiğimiz, daygı duyduğumuz Stanley Kubrick oldu.
1960 tarihli Spartacus filmi.
Stanley Kubrick 50'lerin başında sinemaya başladı.
Ancak 50'lerde birkaç film yaptı.
Onlar da iyi filmlerdi ama esas Stanley Kubrick sinemasının birer örneği olarak o filmleri anmak pek de doğru olmaz.
Hatta bir parantez açayım.
İlk uzun metraj filmi olan korku ve istek filmi Fear and Desire orijinal adıyla kendisi bütün kopyalarını bulup yok etmek istemiştir.
Bakın çok ilginç sinema tarihinde ben başka böyle bir örnek görmüyorum.
Takıntılı dedik ya yani yarı deli Stanley Kubrick herhalde o filmde daha amatördü daha çok yolun başındaydı.
sonraki o iyice ustalaşmış halindeki bakışıyla herhalde o filmi izlerinde çıkardığı işten de tiksindi yüksek olasılıkla.
Nefret etti. Ancak tabii ki çok şükür yok edemediz.
Utandığı filmi şu an hepimiz izleyebiliyoruz.
Yaşasın. Mutlaka izleyin arkadaşlar.
İlk kez 1960 tarihli Spartaküs'te hem büyük bütçeli hem de gerçekten hani hem o dönem için ki bugün için bile gayet iyi bir tarihsel aksiyon filmi ortaya çıkardı.
Ondan sonra Lolita'yı yaptı, Dr.
Strangelove'u yaptı, 2001 Uzay Macerası'nı yaptı, Otomatik Portakal'ı yaptı, saymış oluyorum bu arada filmografisini.
Barry London'ı yaptı, Shining'i yaptı, Cinnet bizdeki ismiyle.
Sonra Full Metal Jacket'ı yaptı ve en sonunda Eyes Wide Shut, Gözü Tamamen Kapalı'yı yaptı ve ondan sonra Sizlere Ömür, Büyük Üstadı kaybettik.
Şimdi bu filmografide şöyle bir durum var.
Bütün filmler dediğim gibi bilimsel ve felsefi düzlemde ele alınıp...
Bakış atılarak biçimlendirilmiş filmler.
Hepsi teknik olarak çok iyi.
Steven Spielberg'in ifadesiyle yani hem yakın dostu çok büyük bir yönetmen tabii ki Steven Spielberg diyor ki teknik olarak o kadar iyi ki ulaşmak mümkün değil diyor.
Stanley Kubrick için iyi film yapma konusunda Stanley Kubrick kadar sinema tarihinde takıntılı ve istekli başka yönetmen bulmak gerçekten çok zordur.
Ve Kubrick'i gişe sinemasıyla sanat sineması arasında çok ilginç bir noktada konumlandırmak durumundayız.
Çünkü filmleri için büyük bütçeler ayırıyordu.
Yıldız oyuncular da kullanıyordu.
Filmleri çok akıcı değildi ama sıkıcı da denemezdi.
Duygulu anlar falan da kullanıyordu filmlerinde.
İşte sineması gibi duygulu böyle tam karakterlerle bir özdeşleşme yaşadığımız tam bir Katarsis sineması denemez Stanley Kubrick'in sineması için.
Daha iyi daha kötü filmleri var.
O normal yani her yönetmenin filmografisinde olabileceği gibi.
Ancak Kubrick'in tüm filmleri herkese hitap etmeye çalışan, büyük bütçeli, büyük ölçekli, çok uzun hazırlık ve çekim süreçleri içeren falan yani çok...
Özenli filmler gerçekten.
Ondan dolayı sadece entelektüellere ya da avantgard sinemaya ilgi duyan, izleyicilere hitap eden bir yönetmendir demek zor gerçekten.
Her türden izleyiciyi sinemaya davet eder yapıda olduğu için Stanley Kubrick çok özel bir yönetmen.
Şimdi en başta söylemeye çalıştığım noktaya geleceğim.
Nedir aslında Stanley Kubrick'i sinema tarihinin en büyük yönetmeni yapan esas şey?
Şudur. 1950'li yılların sonunda ve 60'lı yılların başında bilimkurgu türünde ancak sinemada değil edebiyatta bilimkurgu edebiyatında yeni bir
tür ve bilimkurguya yeni bir yaklaşım ortaya çıktı.
Bu yaklaşımın ve türün adı yeni dalga bilimkurguydu.
Yeni dalga bilimkurgu ne demekti?
Şu demekti. O zamana kadar bilimkurgu hiçbir şekilde gerçeklik barındırmak zorunda olmayan Fantezi dediğimiz türle yakınlıklar içeren hiçbir bilimsel, felsefi
ve gerçekçi gelecek öngörüsünde bulunma yükümlülüğü taşımayan bir türdü.
İşte yeni dalga bilim kurguda bilim kurgu ciddileşti, felsefileşti ve bilimselleşti.
İlk verilen isim aslında yeni dalga bilim kurgu değildi.
Sonradan bu isim verildi.
İlk verilen isim bilimsel bilim kurguydu.
Bakınız çok güzel bir kelime bu.
Güzel bir laf yani. Bilimsel bilim kurgu.
Bu bilim kurgunun icatçıları, üstadları, gerçekçi, o günün perspektifinden geleceğe bakarak gelecek nasıl olabilir kaygısıyla ve çıkış noktasıyla bilim kurgu
eserleri yazmaya başladılar.
Kimdi bu yazarlar?
Hemen size hatırlatmaya çalışayım.
Arthur C. Clarke, Robert A.
Heinlein, Isaac Asimov, Philip K.
Dick, Ursula K.
Leguan, Michael Crichton'u da sayabiliriz belki.
James Ballard'ı belki sayabiliriz.
Onlar hani daha sonra sayı çıktılar ama özellikle üç isim bakın Arthur C.
Clarke, Robert A.
Heinlein ve Philip K.
Dick. Bu üç yazar yeni dalga bilim kurguyu ortaya çıkaran üstadlardı ve ilginç bir şimdi öncelikle bu isimleri edebiyat dünyası sahiplenmektense bilim dünyası sahiplendi.
Bakın edebiyatta üretimler yapıyorlar ancak edebiyat...
Hızlıca onları içerisine almıyor.
Hızlıca takdir etmiyor. Önce bilim dünyası felsefi olarak bu yazarları saygıyla karşılıyor.
Mesela günümüzde bile geçerli olan çok ilginç yasaları çıkardılar bunlar.
Yani hala öyle yasalar yok ama gelecekte bir gün böyle bir şey olursa bu yasalar geçerli olacaktır dediler.
Mesela Isaac Asimov.
Robot yasalarını yazmıştı.
Ta o zaman bakın ortada robot diye bir şey yok ama diyor ki bir gün robot diye bir şey olacak.
Robotlar günlük hayata girecek.
Bu robotlarla ilgili bazı yasalar olmak zorunda kalacak.
Bakar mısınız ne kadar hem büyük hem felsefi hem bilimsel hem düşünsel hem de çok gerçekçi yani gelecekte gerçekten böyle bir şey olabilir diye yasalar esaslar yani inanılmaz
bir akımlı gerçekten yeni dalga bilim kurgu.
İşte geldik şimdi Stanley Kubrick'e.
Yeni Dalga Bilim Kurgu'nun sinemadaki ilk örneği Stanley Kubrick'in 1968 yılında yaptığı 2001 Uzay Macerası filmidir ki 2001 Uzay
Macerası filminin yazarı...
Zaten Yeni Dalga Bilim Kurgu'nun en önemli yazarlarından bir tanesi olarak andığım Arthur C.
Clarke'tır. Arthur C.
Clarke, 2001 Uzay Macerası projesinin romanını yazarken, aynı zamanda Stanley Kubrick'le birlikte filmin de...
Senaryosunu yazmışlardı.
Yani 2001 Uzay Macerası filmi sinema tarihinin ilk yeni dalga bilim kurgu örneğidir.
Gerçekçi, felsefi, bilimsel ve gelecek öngörülerine sahip ilk bilim kurgu eseridir.
İşte Stanley Kubrick'in de sinema tarihindeki esas önemi, esas gücü bilim kurgu sinemasındaki 2001 Uzay Macerası filmiyle ortaya çıkardığı benzersiz
bakıştır. Bana göre gerçekten Stanley Kubrick'in en iyi filmi ve aynı zamanda sinema tarihinin de en iyi bilimkurgu filmi 2001 Uzay Macerası filmidir.
Şimdi başka muhteşem filmler var bilimkurgu tarihinde.
Özellikle 1927 tarihli Metropolis bence 2001 Uzay Macerası ile denk yani eşit.
Hangisi daha iyi hangisi daha güçlü ben kendi adıma söylüyorum seçemiyorum.
Günümüzün bilimkurgu sever.
Gençleri, sinema severleri işte Matrix, Terminator falan diyorlar.
Yani o filmler de çok iyi tabii.
Ama Metropolis ve 2001 Uzay Macerası'nın yanında günümüzün bilim kurguları mütevazı kalır.
Ancak işte aslında 2001 Uzay Macerası'nın ne kadar olağanüstü bir film olduğu günümüzde daha iyi anlaşılıyor.
Ondan dolayı Stanley Kubrick'i sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden biri yapan film ve tür bilim kurgu ve 2001 Uzay Macerası'dır.
Stanley Kubrick'in sinemayı ve kamerayı bilimsel bir enstrüman olarak kullanmak ancak burada da şöyle bir nokta ortaya çıkıyor.
Her şeyi inceleyici bakışla baktığı için Stanley Kubrick hiçbir şey tırnak içinde tam bir gerçeklik sunmuyor.
Ne demek bu? Bir duygusal paylaşım istemiyor aslında.
Bizi biraz olaya uzak tutuyor.
Diyorum kendisi bilimsel ya böyle inceleyici ya bizim de aynı durumda ve konumda olmamızı istiyor ve ben...
En çok bu açıdan Stanley Kubrick'e gıcık oluyorum açık söylemek gerekirse.
Duygusal anlar yaratıyor ama bize duygusal bir bakış sunmuyor.
Filmleri çok şey. Laboratuvar gibi yani sanki filmleri izlemeye bir sinema salonuna değil bir bilim laboratuvarına davet ediyor da filmleri biz orada izliyor gibiyiz.
Yani onun karakterleri sanki bir laboratuvar beherinin içerisindeki mikroorganizma gibi böyle biraz şey bakıyor.
Üstten bakıyor. Bizi de oraya davet eden kendisi olduğu için bize de üstten bakıyor.
Yani kibirli bir tarafı var Stanley Kubrick'in.
Kendisini izleyicisiyle bir ve denk tutan bir yönetmen değil Stanley Kubrick.
Böyle filmleri ilgili kitaplar yazılmıştır.
Filmleri çok fazla incelenir.
Yani böyle Stanley Kubrick'e ulaşmak için sanki çaba sarf etmeniz lazım.
Okumalar yapmanız lazım.
Sinema tarihi bilmeniz lazım.
Bilim tarihi bilmeniz lazım.
Ve buna da birçok sinema sever ve birçok sinemacı diyeyim.
Bu talebe de ayak uydurmuştur.
Memnun olmuşlardır bundan.
Ben kendi adıma söylüyorum.
Ben de kısmen memnunum ama bu bir tık Stanley Kubrick'ten beni soğutuyor.
Tamamen demiyorum. Tekrar söylüyorum ama bir tık soğutuyor.
Neden biliyor musunuz? Çünkü Stanley Kubrick'in düşünselliğini, Stanley Kubrick'in zenginliğini sunup da...
Duygusal olabilen yönetmenler de yok değil.
Yani o kadar düşünsel, o kadar bilimsel, o kadar zengin filmler yapmak için illa bu kadar entelektüel ve bir şeylere böyle laboratuvarda bakıyormuş gibi olmanın çok
da şart bir şey olmadığını düşünüyorum ve hissediyorum ben.
Çünkü sinema tarihi diyorum üstad dolu yani.
Tamam işte Stanley Kubrick sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden de.
Tek değil yani yani onun da üstadları var, onun da ustaları var, onun da önünde eğildiği insanlar var, sinemacılar, sanatçılar var neticede.
Ondan dolayı diyorum seviyor ve saygı duyuyor olsam da o kibirli, o mesafeli tavrı, o böyle hani laboratuvar profesörü havası falan benzersiz ve harika olsa da yani onu yukarı taşısa da
bu yaklaşımının, bu bakışının hani biraz soğuk tarafı da yok değil yani.
Ayrıca Stanley Kubrick'le ilgili şunu da söylemek istiyorum.
Bu sinemasal mükemmelliyetçilik dedik ya böyle.
Tamam okey. Sandy Kubrick'in neden sinemaya başladığı sorusunun cevabı benim çok canımı sıkıyor biliyor musunuz?
Kendisinin tabii ifadesi bu.
Yapacak bir şey yok. Gerçektir herhalde.
Uydurma bir şey değildir. Hani neden sinema yapıyorsun?
Nasıl sinemaya başladın? Neden yönetmen oldun falan gibilerinden bir soruya şöyle cevap vermiş Üstad.
O kadar berbat filmler izledim ki ne yaparsam yapayım bunlardan kötü olamaz dedim.
Şimdi bir şey söyleyeyim mi arkadaşlar?
Kötü bulduğu için bütün kopyalarını yok etmeye çalıştığı ilk filmini bir yönetmen böyle bir demeç vermemeli bence.
Yani böyle düşünüyor da olsa ben ya işte o kadar kötü şeyler izledim ki yani ne yaparsam yapayım kötü olmaz.
Bir şekilde uydururuz ya hallederiz yani.
Türk sinemacısının bir ifadesi vardır böyle biz çok eleştiririz yani hallederiz.
Hallolur bir şekilde falan hani posta hallederiz falan.
Hani o aslında olmadı.
bir çaresini bulacağız demek.
Sanki. Hani iyi yapamadık.
Güzel bir şey yapamadık ama bir uyduracağız.
Sanki Stanley Kubrick bunu söyleyen bir yönetmenmiş gibi ya da işe öyle başlamış gibi hissettiriyor.
Yani yaparız ya bir şekilde.
Bundan kötü olmaz nasıl olsa yani.
Bir şekilde yaparız falan. Ve aslında iyi yönetmen olup olmadığı üzere bir şey söylemeye gerek yok.
Elbette olağanüstü bir yönetmen ama aslında olağanüstü yönetmenliği olağanüstü bir sinemasal deha olmasından ileri gelmiyor da sanki bu mükemmelliyetçi ve ısrarcı
kişiliğinden geliyormuş gibi bir durumu var Stanley Kubrick'in.
Yani sinema tarihinde aslında öyle yönetmenler var ki hiç de bu kadar mükemmelliyetçi olma gibi bir etikette tanınmayan ya da bu kadar fazla tekrar almayan ya da bu kadar fazla takıntılı olmayıp da muhteşem
filmler üretmiş yönetmenler de var yani.
Düşünün. Ne bileyim işte Stanley Kubrick çok işte takıntılı bir film çekimi 2 sene sürüyor.
150 tekrar alıyor. Eee film çekimi 1 ay sürüp 5 tekrar alıp da muhteşem filmler yapan yönetmenler ne var?
Ne oldu? Yani o yönetmenle Stanley Kubrick'i karşılaştırdığınızda sanki şey gibi oluyor yani.
Hani o yönetmen sanki 100 tekrar alsa Stanley Kubrick'ten daha da iyi bir şey yapacakmış.
Mesela böyle bir şey var mı?
Yok. Ama yani Stanley Kubrick'in o muhteşemliğinin altında sinemacılıktan çok...
Kişisel olarak saplantılı bir tip olması yatıyor sanki.
Bundan dolayı da hani nasıl diyeyim böyle Stanley Kubrick'in filmlerine değil kendisine daha çok ilgi ve saygı duyuluyormuş gibi hissediyorum.
Yani filmlerine duyulan saygı Stanley Kubrick'e duyulan saygıdan ileri geliyormuş gibi hissediyorum şahsen ben.
Ondan dolayı kendi adıma söylüyorum.
Stanley Kubrick sevgisi biraz etiketçi bir sevgi gibi geliyor bana.
Filmleri aslında o kadar da sevilmiyormuş gibi hissediyorum.
Filmleriyle hiç kimsenin duygusal bir bağ kurma.
Çünkü zaten üstad buna izin vermiyor.
Duygusal bir bağ kurmaya çalışmıyor da.
Ha Stanley Kubrick mi yapmış?
İzleyelim abi. Diye izlenmiş filmlermiş gibi hissediyorum ben böyle.
Ve hiç kötü filmi yok diyorlar.
Bence kötü filmi var. Bir.
Lolita filmi bence kötü bir film.
1975 tarihli Barry London filmi.
Bence o kadar iyi bir film değil.
Ve bence son filmi gözü tamamen kapalı.
Eyes Wide Shut. O kadar da iyi bir film değil.
Ama bunun dışında özellikle diyorum en iyi filmi dediğim gibi 2001 Uzay Macerası olağanüstü bir film bence.
İkinci en iyi filmi bence Otomatik Portakal.
Gerçek bir işte bilimsel enstrümanla biçimlenmiş bir film.
Gerçek bir bilimsel film, sosyolojik film, tarihsel film.
İnanılmaz bir film bence. Ve daha sonra işte Shining, Full Metal Jacket, işte Dr.
Stanislaw falan geliyor yani.
Özellikle diyorum en iyi filmi 2001 Uzay Macerası.
Benim için de özelliği şudur.
Anlaşılmaz film diye bir şey vardır yani izledik anlamadık yani bu film ne anlatıyor?
Bana göre sinema tarihini anlaşılamıyor olma durumunu haklı çıkarabilen nadir filmlerden bir tanesi 2001 Uzay Macerası.
Ve benim görebildiğim kadarıyla da sinema tarihinin olabilecek en büyük konusunu ve meselesini işleme cüretinde bulunmuş film 2001 Uzay
Macerası. Yani ben sinema tarihinde 2001 kadar...
Büyük bir konuyla ilgilenmiş başka bir film hatırlamıyorum.
İnsanın kozmozdaki yeri diye genellikle 2001 özetlenir.
Şimdi bence bundan daha büyük bir konu ve mesele yok insan için belki de.
Yani felsefi ve bilimsel olarak da söylüyorum.
Sonsuza kadar belki de insanın var olduğu tüm tarihler, süreler boyunca ilgilenmekten kaçınamayacağı bir konu bence bu.
Ve bu konu üzerine de...
Bu kadar büyük bir eser ortaya çıkarmış.
En önemli isim herhalde Stanley Kubrick.
İşte bence de az önce söyleyeyim gibi Stanley Kubrick'i esas büyük yapan, esas olağanüstü bir yönetmen yapan bu.
İşte yani mükemmelliyetçiliği falan filan o insanların takıldığı şeylere ben çok takılmıyorum.
Sinemat halinde bir sürü harika film var.
Bir sürü müteşem yönetmen var.
Ama 2001 Uzay Macerası gibi bir film yok.
Ve onun kadar...
büyük bir meseleyle ilgilenmiş başka bir film de yok.
Ondan dolayı Stanley Kubrick sinema tarihinin en büyük bilimsel yönetmeni.
Öyle isimlendirmek lazım bence.
Bu çok güzel bir isim bence.
Yakışıyor gerçekten Stanley Kubrick'e.
Bakın felsefi yönetmeni demeyeceğim.
Sinema tarihinde felsefe yapmaya soyunmuş gerçekten olağanüstü çok yönetmen var.
Ama Stanley Kubrick kadar bilimsel bir yönetmen olduğunu düşünmüyorum.
Ama bu muhteşemliğin faturası da duygusallıktan bir parça mahrum olması ve bizim anlattığı dünyalara yakından bakmamıza izin vermiyor olması, herhangi
bir duygusal paylaşımda bulunmamıza...
izin vermemesi diyorum.
Hani bu da belki de kabul edilebilir bir fatura ve bedel olarak görünüyor bana.
Ondan dolayı tırnak içinde az hani kötüleme gibi bir hani haddim yok gerçekten.
Yani bu Stanley Kubrick'in kötü tarafıdır demeyeceğim.
Adil bir yorum yapmış olmam yani.
Zaten öyle düşünmüyorum ama bilimsel olarak bu kadar ötede ve uçta olmanın böyle bir faturasının olmasını da Gayet normal ve makul görüyorum kendi adıma.
Sohbetimiz bağlamında özellikle 2001 uzay macerasını izlemediyseniz mutlaka izleyin diyorum.
Sadın üzerine elbette söylenebilecek çok fazla şey var.
Sinema tarihinden tabii süzülen çok fazla not var.
Yani onları da size sayabilirim ama diyorum onlar bence ulaşabileceğiniz bilgiler.
Ben bilgiden çok biraz yorum yaklaşım sunmaya çalıştım.
Umarım başarabilmişimdir.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
