
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, yakın dönemin en tartışmalı filmlerinden biri olan, Lady Diana'yı merkeze alan ve İngiliz Kraliyet Ailesi ile ilişkisini anlatan Spancer filmini konuştuk. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda yine son dönemin en tartışmalı, en önemli filmlerinden bir tanesini konuşacağız.
Spencer'ı konuşacağız arkadaşlar.
Spencer çok önemli bir film, özel bir film.
Lady Diana'yı anlatan bir film.
Lady Diana'nın ruh halini ve hayatından, gelinlik kariyerinden diyelim.
Buna kariyer denmesinde pek bir sakınca yok herhalde.
İngiliz kraliyet ailesinin meşhur Queen Elizabeth'in gelini olan Diana'nın...
Tabii hani artık onu o kariyerle mi anmalıyız ya da hani magazin kariyeriyle mi anmalıyız?
Moda kariyeriyle, moda sever ya da işte inanılmaz bir tarza.
hale, tavra, sosyal ilişkilere falan sahip bir insan olarak mı anmalıyız?
Yani neresinden bakarsak kendiliğinden, kişiliğinden çok hani halkın gözündeki, magazin dünyasının gözündeki Diana'dan bahsetmek aslında çok da yanlış olmayacak ama bu filmi inçelerken, eleştirirken şeydeyim böyle bir hafif bir tedirginlik
hissediyorum. Çünkü kişiler üzerinden eserleri değerlendirmek biraz sıkıntılı bir konu.
Hani doğru çizgiyi nereden çekeceğimiz üzerine çok fazla spekülasyon var.
Kolay bir konu değil bu. Şimdi normalde bakarsanız birçok izleyici ya da bir sanat sever ne bileyim bir film sever işte Lady Diana'nın adını duydu.
Az çok tanıyor hani çok da ayrıntılı bilmiyor diyelim ki magazinle falan ilgili bir insan değil.
Gitti işte Spencer filmini izledi Lady Diana'yı tanıyacak mesela değil mi?
Şimdi normalde filmi incelemek için ya da film üzerine bir fikir oluşturmak için Lady Diana'nın hayatını okumasına gerek yok değil mi?
Lady Diana'nın kim olduğunu bilsin en azından.
İşte kraliyetin gelini değil mi?
Charles'ın eşi, işte boşandığı eşi falan.
İki tane çocukları var. Kabaca bir bilgi sahibi olması yeterli olabilir normal şartlarda.
Çünkü herkes diyorum magazin dünyasına ilgili değil.
Veya filmin anlattığı kişiliği ayrıntılı biçimde tanımak zorunda değil ama...
Yani normalde hani biz filmleri değerlendirirken, eleştirirken çok böyle magazinel davranmayız.
Filme bakarak karar vermek isteriz.
O kişiye de değil yanlış anlaşılmasın.
Filmin iyiliğine, kötülüğüne filme bakarak karar vermek isteriz.
Yoksa filmde anlatılan kişi ya da filmi yapan kişilerin kim ve ne olduğu ikinci, üçüncü, beşinci, onuncu planda.
Ama bazı üretimlerde işte gerçek hayattaki insanları anlattığı zaman o kadar da objektif, o kadar da sadece sinematografik açıdan ya da sadece sinema eleştirisi açısından yaklaşamıyoruz.
Mecburen o kişilerin kim ve ne olduğu, hani nasıl kişiler veya kişilikler olduğunu az çok, hani az çok.
Ya işin o tarafı çok bulanık.
Şimdi onu bir kenara atıyorum. Sadece şunu söylemeye çalışıyorum.
Kabaca Diana'yı tanımayı mecbur bırakıyor bu film.
Hani başka birçok film gibi.
Hangi filmler bunlar? Daha çok ne?
Başında işte gerçeklerden uyarlanmıştır ya da gerçek hikayelerden esinlenilmiştir ya da gerçek hayattan esinlenilmiştir gibi bir belirteç varsa bir filmin başında ister istemez o filmin yaklaşık
olarak gerçek hayattaki kimi neyi nasıl bir şeyi anlattığını yüzeysel de olsa bilmek zorundayız diyoruz biz.
Çünkü o zaman filmi tam olarak anlayamıyorsunuz.
Anlattığı kişiyi anlayamıyorsunuz en azından.
Yani ne bileyim dayanayı işte Charles'ın karısı veya işte kraliyetin gelini olduğunu bilmezseniz böyle gidip izlerseniz kim ne bileyim kraliçeyi görüp kim lan bu kadın diyebilirsiniz.
Artık iyice filmi doğru dürüst bir okumayı imkansız hale getiren bir durum oluyor.
Kabaca da biliyoruz hepimiz az çok dayanabiliyoruz.
Çünkü magazin dünyasının böyle en parlak, en sevilen, en bilinen, en üzerine haber yapılan, yapılmak istenen kişiliklerinden bir tanesi ve hatta kendisi için bir magazin mağduru da diyebiliriz değil mi?
Dürüst olmak gerekirse Diana'nın özel hayatıyla ilgili çok fazla benim bilgim yoktu.
Bu filmi hem izlemeden önce hatta şimdi sizinle bu programı paylaşıyorum.
Bu programı da yapmadan önce biraz bilgi almaya çalıştım.
Doğru biraz da olsun daha doğru tespitler yapabilmek için veya yanılmamak.
Hiçbir şey bilmezsem veya az bir bilgiyle çok yanlış şeyler söyleyebilirim diye düşündüm.
Hatta bu konuda eşimden de bayağı destek aldım.
Eşim biraz tabii bana göre magazin dünyasını daha yakından takip ediyor.
Yani filme döneyim çok garip bir film var karşımızda arkadaşlar dürüst olmak gerekirse.
Aslında bir açıdan hiç garip değil ama bir açıdan da çok garip.
Şöyle ki hemen filmi size şöyle özetleyeyim.
Birazcık da öyküsünden bahsedeyim.
Lady Diana'nın biliyorsunuz işte kraliyetin gelini.
Charles'ın eşi. İşte iki tane çocukları var ve araları falan bozuk.
Artık hani çok... iyi ilişkili içerisinde değiller.
Şimdi biliyorsunuz boşandı bunlar ama tabii o kraliyetin torunlarının annesi olduğu için tabii sürekli kraliyetle ilişkisi de devam etti.
Kendi özel hayatına devam etti ama hani başka ne bileyim birlikte olduğu insanlar oldu, sevgilileri oldu, başka faaliyetlere girdi çıktı falan.
Hatta kraliyet hakkında bazı şeyler söyledi, içeriden bilgi verdi.
İşte kraliyet bunlara karşı bir açıklama falan bir şey yapmadı.
Hani böyle bir sürekli bir tedirginlik hali vardı zaten ve bu durum Queen Elizabeth'i yani kraliçeyi ve tabii İngiliz kraliyetini Hem rahatsız etti hem de onun saygınlığını ya da saygınlığını demeyeyim halkın gözündeki değerini
ya da konumunu durumunu biraz etkiledi bu olaylar Dayan'a.
Hatta işte kraliyetin iç yüzünü ortaya çıkaran işte kraliyeti bilmem kaç sene kraliyeti sarsan falan bir figür olarak görüldü Dayan'a.
Kabaca halk daha çok Diana'yı sevdi ve kraliyetin o muhafazakar, o despot, o katı, o tavizsiz tutumunu genellikle eleştiren kişiler oldular bunlar.
Ve Diana da o kişilerin eline baya bir koz verdi.
Bu nedenle kraliçeye karşı ve İngiliz kraliyetine karşı ciddi bir muhalefet durumları ortaya çıktı.
Şimdi kabaca öykü böyle. Bu film ise bunları çok ayrıntılı biçimde anlatmıyor.
3 günlük bir Noel tatili için bunlar kırdık sarayları var.
Oraya gidiyorlar tatili geçirecekler.
Çoluk çombalak, torunlar, morunlar, akrabalar falan hep birlikte orada yemekler yenecek, sohbetler edilecek.
Şimdi tabii Dayan'ı da oraya gidecek haliyle.
İşte diyorum Kraliyet'in torunlarının annesi olduğu için artık eş olsa ya da olmasa da.
Gerçi filmde henüz boşanmış mıydı?
Tamam emin olamadım şimdi. Neyse bakın hala bilgi eksikliğim var ama.
Neyse bu çok fark etmiyor çünkü şöyle bir durum var.
Film tamamen her şeyi Diana'nın bakış açısından bize anlatıyor.
Her zaman kadrajda Diana var.
Birkaç sahnede sadece onun eşi Charles var.
Birkaç sahnede. Sadece birkaç sahnede kraliçe var.
Veya sosyal ortamda bulunulan hani başka işte diğer akrabalar, çoluk çocuğun falan olduğu sahneler çok az.
Neredeyse yani atıyorum işte filmde 150 tane çekim varsa 140 tanesinde Diana var.
Yani tamamen Diana'nın... Bakış açısından çekilmiş bir film bu.
Onun duygularına, yaşadıklarına, hissettiklerine odaklanan bir film.
Tamam Diana'nın filmi bu neticede.
Bu yanlış bir şey değil aslında Diana'yı bize anlatıyorsa.
Ancak şöyle bir sıkıntı var arkadaşlar.
Film Diana'nın bakış açısından her şeyi bize anlatırken sürekli yakın çekim.
Sürekli yakın çekim. Hani bunun da anlamı ne?
Bunun da anlamı şu. Hani sürekli Diana'nın yüzüne, işte bakışlarına, ağlamasına, gülümseyişine.
Hem Diana'yla çok ciddi bir...
özdeşleşimi yaşamamızı talep ediyor film.
Hani dayananın duygularının böyle o hissettiklerinin içerisinde olmamızı istiyor.
Okey bunu anlayabiliyoruz. Bu bir.
İkincisi de bizi dayananın bakışına hapsederken, dayananın hissettiklerine hapsederken aslında onunla özdeşleştirirken yani bizi Karşı tarafı da karşı tarafımıza almamızı talep ediyor bir
anlamda. Yani dayana ne hissederse, ne düşünürse o daha görece doğru, normal, haklı.
Karşı tarafı ise bize bayağı despot, yaptırımcı, zorlayıcı bir kutup gibi sunuyor.
Şimdi en başında arkadaşlar film tarafsız değil.
Filmin en büyük problemi bu. Yani aslında o süreçte ne bileyim Diana'nın kraliyet ailesiyle takışma sürecinde, uyumsuzlukları sürecinde falan olan bir tane bize tarafsızca anlatma amacında olan bir film yok bir kere ortalıkta.
Onu peşinen söyleyelim. Şimdi bunu yapmayabilir mi?
Yapabilir. Okey. Sıkıntı yok.
Yani film öyle bakıyor olabilir. Ama...
Bizi Diana'nın tarafına alırken neticede bir anlamda da arkadaşlar Diana'yı haklı görüyor.
Zaten filmin finalinde iyice bu açığa çıkıyor, ortalığa çıkıyor.
Şimdi spoiler vermiş olmayacağım merak etmeyin yani filmi izleyebilirsiniz.
Aslında hani... Bütün filmin incelemelerim benim böyle.
Hiçbir zaman spoiler vermiyorum.
Hani onu artık fark etmişsinizdir az çok dinleyen arkadaşlar.
Onun için spoiler vermeyeceğim.
Şöyle yani filmin finalindeki hava, doku, müzik, hal, tavır bizim Diana'yı daha galip, daha mutlu, başarıya ulaşmış olarak, istediğine ulaşmış kişi ve karakter olarak sunduğu için film boyunca
da diyebiliriz ki kraliyet tarafını kötü gösteriyor yani.
İşte problem burada zaten patlıyor arkadaşlar.
Çünkü az önce dedim ya normalde biz kişileri değerlendirerek filmi değerlendirmemek...
Hani yönetmeni, yazanı hatta öyküsü anlatılan kişiyi bile ayrıntılı biçimde tanımak zorunda değiliz.
Çünkü tamamen tarafsız ve ön bilgisiz bir insan bir filmi izleyebilir.
Ve filmin içerisinde her ne varsa yoksa o filmi izlediği filmden yola çıkarak inceleyip değerlendirebilmesi lazım bir kişinin.
Ama yine dediğim gibi eğer gerçek dünyadan insanlar anlatıyorsanız ve gerçeklerden...
alınmıştır ya da uyarlanmıştır ya da esinlenilmiştir gibi bir belirteçle ortaya çıkıyorsanız ister istemez o kişinin hayatını objektif biçimde en azından gerçeğe yakın bir oranda bize anlatmanızı bekleriz kabaca.
İzleyici olarak buna hakkımız var ama bu sefer de dediğim gibi dayananın hayatına bakıyorsunuz.
Şimdi örneğin diyorum burada söyleyeceğim hiçbir şeyi doğru ya da yanlış algılamayın lütfen.
Hani ben bir taraf tutmuyorum burada Dayana'yı haklı ya da haksız.
İyi ya da kötü olarak değerlendirmiyorum.
Öyle düşünmüyorum da zaten dürüst olmak gerekirse.
Ama şöyle bir durum var. Mesela Charles ile evlendiğinde Charles'ın bir metresi olduğunu biliyor Dayana.
Kendisinden önce hani birlikte olduğu bir kadın var.
Onunla evlenmesi de kraliyet ailesi izin vermiyor.
Ama onunla ilişkisi devam ederken Dayana ile evleniyor Charles.
Şimdi bakın Dayana bunu biliyor. Filmde şöyle bir ayrıntı var.
Diana'nın odasında bir sürü giysiler var ve giysilerin üzerinde kahvaltıda bu giyilecek.
Ne bileyim akşam yemeğinde bu giyilecek.
Kır gezindesinde bu giyilecek.
Ne bileyim işte kiliseye gidilecek.
O sırada bu giyilecek. Ya Diana'nın ne giyeceği bile kraliyet tarafından belirlenmiş durumda.
Bu filmde çok kötü bir şey, yanlış bir şey gibi bize sunuluyor.
Diana hani bu baskılardan, bu kraliyetin o protokolünden, o kontrol halinden falan bunalmış, delirmiş durumda.
Filmin en temel şeylerinden bir tanesi de bu.
Birazdan şimdi bu konuya geri geleceğim.
Şunu belirteyim sadece. Mesela bir tane inci kolye var.
İlla o inci kolye takılması isteniyor.
Kraliyet tarafından. Kraliçe tarafından aslında.
Aynı inci kolyeyi Charles metresine de hediye etmiş.
Yani Diana'nın takacağı kolyenin aynısı.
Charles'ın metresinde de varmış.
Ve bu Diana'yı delirtiyor.
Yani alıyor işte inci kolyeyi kopartıyor, nefret ediyor, sinir oluyor falan filan.
Şimdi arkadaşlar bir kadın bir erkekle evleniyor.
O erkeğin bir tane metresi var.
Bunu bilerek evleniyor. Bu onun tercihi.
Bunu doğru ya da yanlış olarak görmek o kişinin özel hayatı olduğu için bizim haddimiz değil.
Ama eğer kocanın bir meslesi olduğu halde onunla evleniyorsan o ona senin takacağın hediyenin aynısını aldı diye bundan çok ciddi biçimde yaralanman ve bunun senin zoruna gitmesi çok tutarlı görünmüyor
bana arkadaşlar. Saçma değil mi ya bu?
Yani hani oraya mı kaldın Dayanay?
Yani mesele o mu? Aynı kolyeyi aldı.
Metresine lütfen farklı kolyeyi alsın.
Bana aynı kolyeyi almasın.
Bana başka kolyeyi alsın. Mı yani bu filmin dramı mesela.
Çünkü filmde bu konu bu kolye meselesi gerçekten bir sürü sahnede var.
Sadece tek bir sahne değil ya. 3-5 tane sahnede var.
Hatta o kolye Diana'nın kraliyet ailesi içerisindeki yaşadığı esaretin sembolü gibi sunuluyor bize arkadaşlar.
Şimdi burada bir şey yok.
Bir tutarlılık yok. Bence hiç de ikna edici değil ya.
Hani ben ikna olmadım. Diyorum bakın dayanayı haklı ya da haksız görmüyorum.
Onun evlilik tercihini, özel hayat tercihini falan yargılamak kimseye düşmez.
Bana da düşmez ama tutarlı görünmüyor.
Şimdi bu bir. İkincisi geleyim şeye.
Şu hapsolma meselesine.
Filmde en fazla işlenen konulardan bir tanesi.
Dedim ya kahvaltıda bu giysiyi giyeceksin.
Yaterken bunu giyeceksin. Bilmem işte kiliseye gideceğiz bunu giyeceksin falan vesaire.
Şimdi bu dayanayı boğuyor.
Ben işte onu giymek istemiyorum.
Hatta bir sahnede kraliçeye gidip diyor ki.
İşte kiliseye gittiğimizde ben hani bunu giydim.
Umarım giysimi beğenmişsinizdir. Ben onu seçmemiştim diyor.
Kraliçe dönüp gidiyor. Şimdi abi bak kraliyetle evleniyorsun.
Senin giysine, yatmana, kalkmana, saçına başına her şeyine bu insanlar zaten karışacak.
Benimsediği tercihleri, hayat görüşünü, inanç biçimini falan aa bilmiyordum mu olacak.
Böyle bir şey var mı abi? Sonradan mı çıktı ortaya?
Öyle bir şey yok. Sen biliyorsun bunu.
Orası İngiliz kraliyeti.
İngiliz kraliyetinin İngiltere içerisindeki önemi de aslında yönetim birimi olmaktan çok İngiliz kültürünün temsilcisi, taşıyıcısı haliyle, tavrıyla, yediğiyle, içtiğiyle,
günlük faaliyetleriyle, sosyal faaliyetleriyle her şeyinle İngiliz toplumunun ve İngiliz kültürünün bir temsilcisisin.
Sen şunu diyemezsin yani.
Ben işte kiliseyi giderken şunu giyeceğim.
Eğer böyle bir insansan Bakın tekrar söylüyorum.
Bunu şey demiyorum. O doğru ya da bu yanlış demiyorum.
Baştan belli diyorum.
Sen bunu bilmiyorsan, istemiyorsan bunu yapamazsın abi.
Öyle bir dünya yok yani.
Ben istediğimi giyerim.
Hayır çünkü senin giymek istediğin şey senin hoşuna gidiyor olabilir.
Senin zevkine uyabilir, uymayabilir.
Konu bu değil. Ama Senin kiliseye giderken kraliçeyle birlikte ne bileyim işte eşinle birlikte ne bileyim kayınpederinle birlikte işte kralla birlikte kiliseye giderken sen halkın önüne çıkacaksın.
Ve senin orada giydiğin şey...
Senin zevkini yansıtmak zorunda değil.
Senin oradaki konumun bu değil zaten.
Sen İngiliz kültürünü, İngiliz kraliyetini temsilen giyinmek zorundasın.
Mecbursun buna. Eğer bu disiplini taşımak istemiyorsan evlenmezsin o aileyle.
Ya da ne bileyim torunu yaptı değil mi?
Şimdi dayananın çocuğu işte hani dışarıdan biriyle evlendi de kraliyeti bıraktı gitti falan gibi bir durumlar var.
Yanlış hatırlamıyorsam şimdi.
Bak tamam bu da bir tercih. Sen Charles'a işte tanıştın, aşık oldun, evlendin.
Okey dersin ki kardeşim bak ben kraliyetin işte bu baskıcı, bu kuralcı atmosferini yapabileceğimi zannetmiyorum.
Ama seni de seviyorum. Seninle evlenmek istiyorum.
Hani sen bırak beni gerçekten seviyorsan.
İşte bırak kraliyesi. Seninle evlenelim.
Kendi hayatımıza bakalım. Ya da Charles ona der ki ya gel kardeşim biz kraliyetiz böyle kurallarımız var.
Her şeyimiz İngiliz toplumunu, kültürünü işte bilmem kaç yüz sene geleneği sürdüren bir yapıda.
Sen de bu yapıyı ayak uyduracaksan gel kraliyete gir.
Olmayacaksa da evlenmeyelim hiç falan.
Baştan abi dürüst açık neyse.
Şimdi muhabbeti şuraya evriltmek istemiyorum mesela.
Diyorum benim eşim de aynı şeyi söylüyor.
Birçok insan aynı şeyi söylüyor.
Ya dayana zaten. Zaten bunu yapmak için evlendi.
Zaten farkındaydı. Zaten işte meşhur olmak için, kraliyetin gelini olmak için, zaten hani onlara ayak uydurmak için, onlarla uyum içerisinde mutlu bir aile yuva kurmak için falan değil.
Her şeyi planlayarak, farkında olarak girdi.
Şimdi bu doğru mu yanlış mı bilmiyorum.
Evet olabilir. Belki de öyledir.
Ama işte arkadaşlar bu gerçekleri...
Hangi açıdan bakarsanız ister magazin basının bize verdiği bilgileri ya da işte sağda solda dolanan dayanayı tanıyor.
Hani çok ayrıntılı araştırma yapalım diyelim ki böyle bir magazin gazetecisi gibi.
Bazı gerçekler elimize gelsin o gerçeklere bakarak filmi veya dayanayı değerlendirelim.
Ya da en azından kabaca filmin içerisindeki tutarlılığa bakarak filmi değerlendirelim.
Her açıdan çok kötü bir film arkadaşlar.
Ama ama. Çok kötü bir film derken neyi vurgulayarak kötü diyorum?
Çünkü hiçbir şekilde tutarlı değil, mantıklı değil.
Aslında çok şüphenin bulunduğu Diana karakterini sanki aklamak için yapılmış bir film gibi.
Yani kadını öldü gitti tabii şimdi bir yorum yapmak bize düşmez.
Ölmüş gitmiş arkasından doğrudur yanlıştır o ayrı konu ama yani ne bileyim Diana yaşasa kendi adını aklamak için böyle bir film yapabilir neredeyse bakın öyle söylüyorum size.
O kadar taraflı ve Diana'yı duygulu, sevimli, saf, temiz, düzgün, sempatik.
Ay harika canım canım.
Yani bir kadın gösterip kraliyeti ve kraliçeyi de diyorum böyle despot, duygusuz, yaptırımcı, ya böyle diktatörleş.
Hani ne derseniz sanki haklı.
Gören bir bakış açısıyla film karşımıza geliyor.
O açıdan korkunç taraflı bir film.
Hiç objektif değil.
Diyorum bu filmden yola çıkacak olursanız gerçekleri...
Hadi bakın gerçekleri falan her şeyi bir kenara atayım.
O da önemli değil tamam mı? Gerçek ya da değil abi.
Oturup izle. Diyorum film kendi içinde de tutarlı değil.
Çünkü çok taraflı.
Karşı tarafı otomatik olarak kötüleyen ve lanetleyen.
Öykünün merkezine aldığı dayanayı da otomatik olarak sempatikleştiren ve haklı gören bir film ortaya çıkmış.
Bu açıdan ben... İnanılmaz antipati duyduğum filme çok mütevazi magazin bilgime rağmen diyorum.
Şimdi siz dinleyici arkadaşlar belki hani magazin dünyasıyla ilgisi olan olmayan vardır.
Dayanayı tanıyan tanımayan vardır falan.
O ayrı o sizin tabi tercihiniz ama bir yandan da şimdi bakın böyleyken bu kadar sorunlu problemli ve taraflı bir filmken ama filmin teknik işçiliği, oyunculuklar yani o kadar iyi oynamış
ki Kristen Stewart. Zaten hani genç yakın dönemin en böyle parlak oyuncularından bir tanesi.
Harika bir Kız nefis oynuyor.
Çok iyi oyuncu ve dayanayım mükemmel oynamış bence.
Yani izlemek çok keyifli gerçekten.
Nefis oynamış. Tipi falan da çok benzemiş.
Hali tavrı saçımış falan.
Çok iyi yani konuşması İngiliz aksanı falan.
Nefis yapmış kadın. Oyunculuk çok iyi.
Bence yani Oscar adaylığı çok yüksek olasılıkla gelir.
Onun dışında filmin teknik işçiliği arkadaşlar ya o kadar güzel ki.
Yani yönetmenliği, işte renkler, ışıklar, sanat yönetimi falan mükemmel.
Nefis bir film. Yani teknik olarak, çekim olarak, kurgu olarak harika bir film.
Hiçbir problem yok. Çok keyifle izlersiniz.
Ama diyorum sunumu ve Diana karakteriyle kraliyet tarafını ele alış biçimi falan çok sıkıntılı.
Size şöyle bir öneride bulunacağım arkadaşlar.
Bu filmin tam bir antitezi var.
2006 yapımı Queen filmi arkadaşlar.
Kraliçe filmi. Stephen Frears'ın yönettiği, Helen Mirren'ın kraliçeyi canlandırdığı ve Diana'nın ölümünden sonra yaşananları anlatan bir film.
Bakınız bu filmi mutlaka izleyin diyorum.
Az çok konuya ilginiz varsa ya da bu konu üzerine biraz fikir edinmek istiyorsanız.
Tekrar söylüyorum 2006 yapımı Queen filmi, Kraliçe filmi.
Stephen Frears'ın yönettiği ve şöyle bir dipnot geçeyim.
Bu filmde Kraliçe'yi canlandıran Helen Mirren en iyi kadın oyuncu Oscar'ını aldı.
Ve filmi izleyen...
Queen Elizabeth gerçek kraliçe kendisini kraliyete davet edip tebrik etti.
İkisinin yani internete tıklayın.
İşte Queen Elizabeth Helen Mirren işte meeting falan yazılmıştır.
Tanışma, toplaşma falan gibilerinden bir şeyler yazın.
Çıkacak nefis bir film.
Çok çok iyi bir film yani.
Her açıdan hani hangi açıdan bakarsanız bakın çok iyi bir film.
İşte orada işin gerçeğini, işin gerçeğini derken hani Spencer bize yalan söylüyor.
İşin gerçeği orada anlamında söylemiyorum.
Olan bitene tarafsız bakış dediğim olması gerektiğini düşündüğüm bakışı o filmde göreceksiniz arkadaşlar.
Diyorum bu ikisini bir ard arda izleyin bakalım ya da hani yakın zamanda da unutmamanız anlamında söylüyorum.
Bir Spencer'ı izleyin bir de Queen'i izleyin bakalım.
Gerçekten Lady Diana nasıl biri veya kimmiş neymiş demeyeceğim.
Yine yanlış anlaşılmasın karakterine kişiliğine benim burada yorum yapmam doğru değil.
Ama en azından kraliyetle ilişkisi ve İngiliz kraliyetinin işte Kraliçe Elizabeth'in hayatında ya da diyorum kraliyet hayatında nasıl bir etki, tepki, hal, tavır, yaklaşımı, uzaklaşma
vs. ya da o nasıl bir insandı, nasıl bir ilişkileri vardı üzerine biraz olsun fikir edinmek istiyorsanız bu iki filmi arda arda izlemenizi ve biraz üzerine azıcık böyle bir fikir muhakemesi yapmanızı öneriyorum.
Hangi film daha ikna edici gelecek?
Hangisinin söyledikleri sizce daha tutarlıdır?
Daha mantıklıdır? Göreceksiniz diyorum.
Evet. Herhalde yeterli.
Bu kadar sohbet.
Bu kadar magazin sohbeti.
Biraz dedikodu yaptık sizinle bugün.
Spencer'dan bahsettik arkadaşlar.
Son dönemin en önemli, en değerli.
Değerli derken hani üzerine konuşulması anlamında söylüyorum.
En önemli şeyimlerinden bir tanesiydi.
Leyli Dayanay anlatıyordu bize. Evet.
Bu haftalık da bu kadar. Önümüzdeki haftada arkadaşlar dedikoduya devam edeceğiz ve...
Gucci'den bahsedeceğiz arkadaşlar.
House of Gucci filmini izledim.
Artık bu hafta anlatamayacağım. Bu hafta Spencer'ı anlattım.
Önümüzdeki hafta dünyanın en büyük moda markalarından moda devlerinden biri olan Gucci firmasının içinde ailesinde neler dönüyormuş neler oluyormuş Lady Gaga falan konuşacağız biraz.
Delikodu'ya devam edeceğiz. Tamam.
Hadi görüşmek üzere. Bu haftalık bu kadar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
