
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, sosyal medyanın sinema algımız üzerine etkilerini ve sosyal medyanın ışığında biçimlenen yakın dönem sinemasını incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bence sosyal medya.
Şimdi bu çok geniş bir konu tabii yani direkt sosyal medyanın sinemaya etkileri falan diye bir başlık açacak olursa bayağı konuşmamız lazım.
Ben bugün başka bir şeyden bahsedeceğim.
Sinema algımıza etkisinden bahsedeceğim.
Sinemada da tüm atalarında olduğu gibi temel bir anlatı yapısı var.
Giriş gelişme sonuç. Ortada en az iki karakterimiz olacak.
Bu iki karakter zıt istemlere sahip olacaklar.
Film bize önce bu karakterleri tanıtacak, ortamı tanıtacak.
Bir denge hali sunacak.
O karakterlerin rutinini bize gösterecek.
Bu giriş kısmı. Sonra denge bozulacak.
İki farklı isteme sahip odak.
Birbiriyle çatışacaklar, çatışacaklar, çatışacaklar.
Bu kısma gelişme denir.
Denge giderek bozulacak, bozulacak.
Gerilim, heyecan vesaire artacak.
Bir noktaya geldiğinde bir patlama anıyla tekrar denge bulunacak.
Buraya da sonuç diyoruz.
Bu kadar. Bu temel anlatıcısı işte 2000 yıldır falan değişmedi.
Gelelim sosyal medyaya.
Sosyal medya nasıl bir şey?
Sosyal medya deyince aslında aklımıza gelen ilk şey timeline dediğimiz o duvar.
Önceden duvar denirdi değil mi?
Facebook'ta duvar denirdi. Şimdi daha çok timeline deniyor.
Timeline'da bir akan bir yapı var değil mi?
Bizim takip ettiğimiz işte gruplar, kişiler falan filan sayfalar.
Bunların iletileri var.
Biz hani bir telefonda olduğumuzu bahsedelim.
En çok telefondan kullanılıyor değil mi? İşte parmağımızı yukarı doğru ittiriyoruz böyle.
Şu anda da açayım tam telefonumu açtım.
Şimdi Instagram'ı açtım şu an.
Önümde timeline akıyor.
Yukarı doğru böyle hani akan bir yapı var ya bu yapı neyden oluşuyor?
İletilerden oluşuyor. Böyle kare kare kare kare iletiler.
Bu iletiler fotoğraf olabiliyor, yazı olabiliyor, video olabiliyor.
Hatta bazen müzik falan olabiliyor.
Okey. Tabii bunların üst üste bindirilmiş hali oluyor yani.
Hem video hem müzik falan filan.
Şimdi bakınız burada biz bu...
Şu an gerçekten parmağımla Instagram'da takılıyorum.
Bir an daldım ya çok. Şimdi bunu böyle yukarı ittiriyoruz yani.
Şimdi ittirirken bunun dinamini biz ayarlıyoruz değil mi?
İstediğimiz hızda ittirebiliyoruz.
Şimdi bir sinema filmi izlerken siz filmin akışını etkileyebiliyor musunuz?
Daha hızlı gitsin, daha yavaş gitsin.
Yok böyle bir şey. Tiyatroda böyle bir şey var mı?
Öyle bir şey yok. Müzik dinlerken öyle bir şey var mı?
Öyle bir şey de yok. Ama bakın burada biz yönlendiriyoruz değil mi onu?
Okey. Şimdi bakın bu bir.
Bunu kenara koydum. İki.
Bu timeline nelerden oluşuyor?
İletilerden. Bir ileti önümüze geliyor, baktım, gönderdim.
Tekrar geldi, baktım, gönderdim.
Şimdi bir ileti karşımıza geldiğinde o giriş oluyor.
Bakın sinemadaki anlatı yapısıyla bunu denkliyorum.
Ona bakıyorum, inceliyorum, video ise izliyorum, fotoğraf ise inceliyorum falan.
Bir Instagram iletisi ne kadar sürer?
En uzun ne kadar sürer? Yani video olsa diyelim.
Ne bileyim 10 saniye, onun tam bir sınırı var mı bilmiyorum.
10 saniye mi 20 saniye mi öyle bir şey herhalde değil mi?
En fazla o kadar. Veya hikaye işte story deniyor.
Burası gelişme kısmı oluyor.
İşte video bitti veya ben fotoğrafa baktım.
Bakacağımı baktım, alacağımı aldım.
Heyecan verici bir şey, bir haber.
Okey aldım ve bitti.
Bittikten sonra parmağımı hop böyle ittirdim.
Yukarı gitti mi timeline? İşte bu da sonuç.
Tüm sosyal medya iletilerini karşımıza geldiğinde gördüğümüz anda o filmdeki, sinemadaki giriş kısmını teşkil ediyor.
Onu inceliyoruz, bakıyoruz, alacağımızı alıyoruz.
Bu gelişme yükseliyor.
Bittiğinde de yukarı ittirdiğimizde parmağımızda bu da sonuç oluyor.
Yani aslında yarım saat Instagram'da takılan bir Instagram kullanıcısı 100 tane film izliyor.
Geldi giriş, baktın gelişme, yolladın sonuç.
İşte tüketim diyoruz yani çabuk tüketilebilir.
Geliyor gidiyor, geliyor gidiyor, o timeline...
filmlerle dolu, tiyatrolarla dolu, operalarla dolu, şarkılarla, romanlarla dolu.
Instagram'ın ve tüm sosyal medyanın, şu an Instagram'ı en çok kullanıldığı için ondan örnek veriyorum, Instagram'ın bizde oluşturduğu giriş-gelişme sonuç algısı, bak-anla-yolla
algısı, bizde öyle bir tüketim, bakma, algılama, dinamiği oluşturmuş durumda ki, bunun hızı, bunun akıcılığı, Her iletinin benim hayatımdaki varlığının
benim parmağımın insafına kalmış olması her şeyi değiştiriyor arkadaşlar.
Çünkü hiçbir film, hiçbir tiyatro oyunu, hiçbir ne bileyim kitap, roman vesaire hiçbiri bu hızda, bu dinamikte değil.
Ben ne kadar istiyorsam timeline'da bir iletiyi o kadar deneyimliyorum, hızlıca görüp, hızlıca deneyimleyip, hızlıca yolluyorum.
İşte günümüzde artık insanlar sinemadan da bu akıcılığı bekliyorlar.
Ancak teknik olarak bu akıcılık mümkün değil.
İmkansız yani. Yok böyle bir sinema biçimi en azından şu an için yok.
Yarın ne olur onu bilemeyiz elbette.
En büyük algı kırılması burada ortaya çıkıyor.
Filmlerden sıkılıyoruz. Akmıyor diyoruz.
Çok uzun diyoruz. Of kim şimdi oturup iki saat izleyecek ya.
Kim oturup üç saat izleyecek falan.
Bize öyle bir şey sunmalı ki bir film.
Biz onun hani hiçbir şekilde sosyal medyada ona benzer görsel işitsel zenginlik görememeliyiz.
Öyle bir şey sunması lazım.
İşte zaten prodüksiyonların giderek bütçelerinin büyümesinin sebebi de o.
Avengerslar işte Avatarlar Star Warslar falan o kadar büyük prodüksiyonlar ki yani böyle inanılır gibi değil.
Ancak biz işte o sosyal medyayla o kadar fazla zaman geçiriyoruz ki o iletiyi gördük geliştirdik sonuçladık yapısını.
Sinemada bulamadığımız için sinema filmlerini sıkıcı buluyoruz.
Ve bundan dolayı da artık o filmleri izlerken çok daha hızlı, çok daha akıcı.
Hani bizi sürüklemesini beklediğimiz filmin yani bizi öyle bir sürüklemesi lazım ki.
Her sahnesi bir film olması lazım neredeyse.
Öyle söyleyeyim. Çünkü evet timeline'da her ileti bir film.
Şimdi bakınız bu bir.
Bunu kenara koyalım. Gelelim ikincisine.
Anlatılar yani işte televizyon, sinema, tiyatro vesaire hemen hemen hepsi bir şeyden başlayıp başka bir şeye dönüşmüş olgular.
Yani mesela sinema bir teknoloji olarak başladı.
İlk çekilen filmler doğal görüntülerdi, gerçekti.
Bunlar bir iletişim aracına dönüştü.
Yani atıyorum işte Londra'da biri oturup Moskova'da çekilmiş bir görüntüyü izleyebiliyordu.
Bir tür veri görüntü iletme teknolojisiydi sinema önce.
Sonra bir anlatıya dönüştü.
Yani film diye bir şey çıktı ortaya.
Biz öyle isim veriyoruz ya da kurmaca film dediğimiz bir şey çıktı.
Önce teknolojiydi.
Ondan sonra haberleşme oldu, iletişim oldu, anlatı oldu.
Sonra sanata dönüştü. Şimdi internet önce ne olarak çıktı?
Bir iletişim teknolojisi olarak çıktı.
Sonra insanlar birbirine mail falan çıktı.
Google çıktı vs. Gmail'dir, Hotmail'dir falan.
Bir haberleşmeye dönüştü.
Sonra... İnternet üzerinde işte videolar, resimler bir şeyler paylaşılmaya başlandı.
Bir anlatıya dönüştü.
Artık hani şu an o aşamadayız hani o anlatılar zaten bir araya geldi sosyal medya oluşturdu.
Herkes birbiriyle inanılmaz bir hızda bilgi paylaşıyor, haber paylaşıyor vesaire.
Şimdi bakınız anlatıya dönüştü.
Dönüştüğünde kendine ait dinamikler oluşturmaya başlıyor.
Nasıl sinemada kurgu diye bir şey var.
Başka hiçbir sanatta, başka hiçbir anlatıda sinemadaki gibi en azından olmayan bir şey.
Bu sinemaya ait bir anlatı biçimi.
İşte internetin anlatı biçimi oluşmaya başladı.
Bu ne? Kabaca...
Hap bilgi denen bir şey var ya.
Hani hap bilgi daha doğrusu bunun bir tanesi.
Kısacık mesela caps. Caps denen şey tamamen sosyal medyaya ait bir şey.
Onun dışında öyle bir şey biz hiç görmedik ki başka hiçbir anlatıda.
Ne televizyonda gördük, ne sinemada gördük, ne gazetede, basılı yayında hiç öyle bir şey gördük mü?
Yok. Bu internete ait bir şey. Sosyal medyaya ait bir şey.
Mesela gif. Kısacık videolar.
Böyle işte TikTok veya ondan önce ne vardı?
Vine mu vardı? Böyle bir sürü yani kısacık 3 saniye, 5 saniye, 8 saniye.
Küçücük hareketli fotoğraf, küçücük böyle, ufacık ileti, 5 saniyede okuyacağınız bir felsefi bilgi falan.
Yani Platon'u 3 saniyede özetlemek zorundasınız.
Ne bileyim Steven Spielberg'i 2 saniyede özetlemek zorundasınız.
Celal Şengör'ü 5 saniyede özetlemek zorundasınız falan.
O hap yapısı, ileti yapısı bir anlatı biçimine dönüşmüş durumda.
İşte biz ona o kadar alıştık ki artık diğer anlatılar, işte televizyondur.
Ne bileyim sinemadır falan bize çok arkayık gelmeye başladı.
Sıkılmaya başladık.
Şimdi geçmişte sinemayı iki ayrı yeni teknoloji ve olgu sarsmıştı.
Anlatı biçimlerini falan etkilemişti.
30'lu yılların sonunda özellikle 40'lı ve 50'li yıllarda televizyonun icadı ve yaygın biçimde kullanılması sinemayı ciddi biçimde etkilemişti.
İkincisi de ev sineması teknolojilerinin gelişmesiydi.
Yani video ve DVD teknolojileri anlatı dinamiklerini etkilemişti.
İşte şimdi de...
İnternet ve sosyal medya sinemayı etkiliyor ama bu en sonuncu etki olan sosyal medya artık sinemayı tırnak içinde lanetlememize sebep olan bir etki haline geldi.
Bunu neden söylüyorum?
Şöyle ki o kadar hap bilgi dediğimiz yapı söz konusu ki 5 saniyede Francis Ford Coppola'yı özetlediğini iddia ediyorsun.
10 saniyede İmmanuel Kant'ı özetliyorsun.
Biz de buna bakıp 10 saniyede İmmanuel Kant'ı anladığımızı zannediyoruz.
Her şey fazla yüzeysel, fazla kısa, özet, o hap bilgi olayı yani o bilgi kısmı olduğu kadar var oluyor.
İşte aynısını sinemadan bekliyoruz biz.
Sinemada buna kulak kabartıp daha kolay, daha basit anlaşılır ve akıcı filmler yapmaya başlıyor.
Bu sefer de ne diyoruz biz? Filmler çok boş diyoruz.
E kardeşim biz bunu istiyoruz.
Çok hızlı aksın.
Her şeyi bir bakışta anlayalım.
Bizi hiç sıkmasın.
Kafamızı karıştırmasın.
Aynı sosyal medya gibi.
Hatta nasıl az önce dedim sosyal medyadaki her iletinin varlığı benim parmağımın insafına kalmış durumda dedim ya.
Yolla gitsin, yolla gitsin.
Filmde de bir şeyler o kadar hızlı akıyor ki zaten bir şeyin derinine inemez o film.
Bir şeyi detaylı, ince, böyle açıklayıcı bir şekilde sunamaz zaten.
Yani talep ettiğimiz şey bu değil.
Bu şekilde düşünsellik, felsefe, yüksek meseleleri sunamayacağı için sinema basit, kolay, kolay anlaşılır.
Hepimizin zaten bildiği, zaten algıladığı, zaten hissettiği, gördüğümüz anda tanıyabileceğimiz duyguları bize vermeye çalışıyor sinema.
Evet biz de bu sefer sinemayı artık çok boş, izlenecek hiçbir şey yok falan filan diye böyle lanetliyoruz.
Birçok kişiye göre hiçbir film gelmedi.
Yani ortada bir başyapıt yok.
Son 20 senedir, 25 senedir sinema tarihine mal olmuş derecede önemli büyük yönetmen çıkmadı.
Bir tek Christopher Nolan belki.
Hiç yeni bir anlatım yöntemi çıkmadı, yeni başyapıtlar çıkmadı.
Bu dönemin kendine ait sanatçıları, sanat eserleri, anlatı biçimleri vs.
yok. Buna inanıyor musunuz ya?
Ta Tarantino önüne başlayan, 90'lardan başlayan sinema üzerinden sinema yapma akımı devam ediyor.
Okey, bunda bir sıkıntı yok.
Ama bu akıma... Ya da bu döneme katkı yapan önemli isimler ve filmler olması lazım.
Genel sinema sever kitlesine göre diyelim.
Sosyal medya kullanan sinema sever kitlesine göre diyelim ya da.
Yok böyle bir şey. Diyorum inandınız mı buna?
Yani 130 senelik sinema tarihinde bu son 20 sene mi leş, kötü?
Her dönem harika sanatçılar vardı, harika sinemacılar vardı, çok iyi filmler vardı.
Allah Allah bu dönemde yok.
Ne değişti? Hiçbir şey değişmedi.
Bizim sinema halkımız değişti.
Ve bu sinema algımız sosyal medyadan beslenerek geldi.
Ve bizim sosyal medyadan beslendiğimiz sinema algısına sinemanın cevap vermesi mümkün değil.
Yok yani o öyle bir anlatı değil.
Sosyal medya kendi anlatısını oluşturmuş durumda.
Ve biz sinemaya da sosyal medyayı tercih edeceğiz o zaman.
Problem yok. Geçmişte zaten böyle oldu.
Yani portrait ressamlığı vardı.
Fotoğraf icat edildi.
Portrait ressamlığı bitti. Problem yok.
O da bitecek. Demek ki sinemayı bitirecekse eğer bir şeyler ki bugüne kadar icat edilen hiçbir sanat dalı bitmedi.
Yani azaldı, çoğaldı, dönüştü, gitti, geldi falan ama aynen hayatiyetinin varlığını sürdürüyor hepsi.
Sinemada elbette sürdürecektir.
Sinemayı hiç sevmiyor musunuz?
Yani hiçbir film artık izleyemiyor musunuz?
Sıkılıyor musunuz? Okey siz sinema sever değilsiniz.
Ya da olmayın yani izlemeyin sinema.
Sosyal medyanın anlatı dinamiklerine, yaklaşım dinamiklerine.
Çok alışmışsınızdır.
Bunları çok daha fazla seviyorsunuzdur.
Ve algınız o şekilde oluşmuştur.
Bundan dolayı size sinema artık çok arkayık geliyordur.
İzleyemiyorsunuzdur artık yani. O dinamik, o anlatı yapısı size çok sıkıcı falan geliyordur.
Tamam o zaman izlemezsiniz.
Artık geçmiştir sinema sizin için.
Eski bir şeydir, eskimiş bir şeydir yani.
Olabilir. Zaten tüm anlatılar, tüm sanatlar falan böyle ilerler zaten.
Bir şey gelir, ötekini kenara ettirir.
O hayatiyetini sürdürür.
O da dönüşür. O da bir tepki verir falan filan.
Bu böyledir yani. Ama bu şu demek değil.
Sinema artık kötü. Hayır sinema artık kötü değil.
Sinema aynen yolculuğuna devam ediyor.
İyileşip kötüleşiyor olabilir.
Yani dönem dönem daha iyi örnekler çıkar.
Dönem dönem daha basit örnekler çıkar vesaire.
Bunda bir problem yok. Ama sinema bitti değil artık kötü diye bir şey de yok.
Neticede bugün bizim sinema için oluşturduğumuz fikirleri ve Özeti sinema artık bitti ya da sinema artık kötü olan fikirleri oluşturan şey bence sosyal
medyanın bizde oluşturduğu görsel algı biçimini sinemadan mesul tutmamız.
Ancak bu bir yanılgı, bu bir hata.
Sinema bize sosyal medyanın anlatı dinamiklerini vermek zorunda değil, zaten veremez de böyle bir misyonu da yok, böyle bir görevi de yok.
İkisi ayrı anlatılar.
Artık Star Wars'ı sıkıcı buluyorsanız...
Sinema sizin için biraz artık arkayık ve eskimiş bir anlatı biçimidir.
Sosyal medyanın sinema algımız üzerindeki etkisinin kabaca bu şekilde olduğunu düşünüyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
