
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, 200. kez sizlerle birlikteyiz...
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Gerçekten dile kolay denir ya.
Dilimizde çok güzel bir ifadedir bence dile kolay.
200 program 4 dolu dolu yıl.
Hani böyle diyorum ama aslında inanın ki bana...
Daha yapacak, anlatacak çok fazla şey var gibi geliyor.
Daha çok işin başında gibi hissediyorum kendimi böyle arkamda.
Upuzun bir programlar tarihi bırakmış gibi hissetmiyorum ama elbette insan yaptıklarının da farkında olmalı değil mi?
Geçmişe de bakmalı, geçmişten de ders almalı.
Yaptıklarının da tadını çıkarmalı değil mi?
Bunda da yanlış bir şey yok. Bugün özel bir program yapacağız.
Sinema sohbetlerine bir haftalık ara vermiş olacağız.
Sinema özenediğim Sinematris üzerine konuşmaya çalışacağız.
İlk zamanları düşünüyorum, ara ara hatta geri dönüp eski programlara şöyle bir kulak veriyorum.
Acaba neler yapmışız, neler anlatmışız diye.
Yani Sinematris'i de tanıyamıyorum, kendimi de tanımıyorum.
Elbette Sinematris bu 4 yıl ve 200 program boyunca çok değişti, çok gelişti, bambaşka bir programa dönüştü diyebiliriz.
Her ne kadar ben Sinematris'ten önce de konuşmacılık yapmışlığım vardı ama neticede ben de bir podcast yayıncısı, bir podcast programcısı değildim.
Bana bu teklif geldiğinde muhtemelen hemen herkesin düşüneceği gibi hani acaba yapabilir miyim, olabilir mi, becerebilir miyim?
Diye de şüpheye düşmüştüm.
Ancak bir şekilde bir cesaret bularak sinematrisi seslendirmeye hazırlamaya yayını sunmaya başlamıştım.
İlk zamanlarda çok daha heyecansız anlatıyormuşum.
Biraz böyle nasıl diyeyim daha böyle günlük sohbet ediyormuş gibi falan.
Yani bir hitap halinde değilmişim pek.
O zaman belki de o bana doğru gelmişti bilmiyorum.
Ve tabii o zamanlar programı kesmeden size sunuyordum.
Daha sonra bu kesmeyi öğrendim tabii ki olması gerektiğini düşündüm.
Hani bazen ister istemez tekrarlara giriyormuşum fazla detay veriyordum.
Bazen konuyu dağıtıyordum toplamakta zorlanıyordum falan bugünden gördüğüm kadarıyla.
Ondan sonra kesmeyi öğrendim ki daha önce hiç ses kurgusu yapmamıştım.
Ve tabii ki hiç kesmeden yapınca hani programın ideal bir süresi vardı.
O süre içerisine ancak tek bir konu sığdırabiliyordum.
Hatta bir filmden bahsediyordum sadece ya da sadece Oscar'lardan bahsediyordum.
Sadece bir oyuncudan, bir yönetmenden bahsedebiliyordum.
İşte programları kesmeye başladıktan sonra...
Daha kısa süre içerisinde çok daha fazla şey anlatma şansına erişebildiğimi fark ettim.
Bakın hep bunlar deneyerek oluyor.
Yani önceden öngörebildiğiniz şeyler değil.
En azından bu alanda başka bir deneyiminiz yoksa.
İşte bu şekilde program daha da zenginleştiği, daha da heyecanlandığı, daha da dolu bir içeriğe kavuştu diyebilirim.
Halen gelişiyor.
Tabii ki gelişiyor. İlerleyen zamanlarda, aylarda, yıllarda daha da gelişecek elbette sinematrist.
Başka şeylere de evrilebilir.
Bilmiyorum ki sürekli iyiye gidiyoruzdur.
Ve bu noktada da şunu söylemek istiyorum.
İnanın ki ben hiç...
Stratejist biri değilim.
Hiç yani şimdi sosyal medya dünyasındayız değil mi?
Çok dinamik bir dünya bu.
Artık anlatım biçimleri değişti.
Bunun üzerine zaten programlar da yaptık sinematristlerde.
Görsel algımız değişti.
İmaj algımız değişti.
Konuşma dinamiklerimiz, paylaşma kelimesinin anlamı değişti sosyal medya döneminden sonra.
İşte tüm bu değişen algılar, görsel kabuller, işitsel kabuller hepsi Çok dinamik ve çok hızlı gelişiyor gerçekten.
Ve yeni paradigmalar ortaya çıkıyor.
Ama ben kendi adıma söylüyorum.
Her ne kadar tabii hepimiz sosyal medya kullanıyoruz artık ama o kadar da hızlı bir sosyal medya kullanıcısı ben hiçbir zaman olmadım.
Ve sosyal medyanın diyorum o paradigmaları.
Şunu yaparsan daha çok dinleyici gelir.
Şunu yaparsan daha fazla dinlenirsin.
İşte biraz daha hap bilgi yap.
Biraz şunlardan bahset fazla detaya girme daha kısa programlar yap daha çabuk tüketilsin falan gibi.
Bazı paradigmalar var böyle bazı öneriler var bana da tabii sürekli geldi bu öneriler.
Ancak bu sosyal medya döneminin en büyük kültü olan değil bu takipçi kasmak ve bu amaçlı stratejist olmak diye bir şey var ya.
İnanın ben hiçbir zaman o kişi oladım bir anlamda.
Ben neyi duymaktan ya da dinlemekten keyif alabilirim?
Ya da ben neyi sunabilirim?
En iyiyi nasıl anlatabilirim?
Nasıl bir program yapabilirim?
Sorusuna cevaben Sinematris bu dört yıl boyunca biçimlendi.
Diyorum elbette eksiklerimiz vardır.
Beceremediğimiz, başaramadığımız, üzerine daha da fazla çalışmamız gereken noktalar mutlaka vardır.
Ama dediğim gibi stratejistlik değil, gerçekten içimden gelen, sesimden gelen, bilgimden gelen neyse, Size onu sunmaya çalışıyorum.
Umuyorum ki başarılı oluyorumdur.
Hani umuyorum ki başarılı oluyorumdur diyorum ama bir yandan da...
Sürekli dinleyici arkadaşlarımız hatırlayacaktır.
Sinematris Apple Podcast ortamında 2023 yılının en çok dinlenen sinema podcastı olmuştu.
Sunduğunuz bir şeyin elbette geniş bir dinleyici kesimi tarafından dinleniyor olması elbette çok güzel.
Ama bu noktada da şöyle bir belirteç koymak istiyorum.
Şimdi sosyal medya döneminde izledik elbette...
Tam bir içerik çılgınlığı içerisindeyiz.
Yani o kadar fazla içerik üretiliyor ki bunların hepsini takip etmek, paylaşmak, anlamak elbette mümkün değil.
Yani biraz böyle spontan da gidiyor artık sosyal medya ve içerik üreticiliği.
Hani bu anlamda en çok dinlenen her zaman en iyidir anlamına da gelmiyor elbette.
Ancak yine de...
Önemli olan az önce bahsettiğim takipçi kasma kafasına girmeden mümkün olduğunca dinlemeye değer bir içerik sunarak geniş kitleye hitap etmek.
Elbette her içerik üreticisinin de hedefidir diye tahmin ediyorum diyeyim.
Ben bu payeye ulaşabildiğimi düşünüyorum.
Elbette önümüzde daha çok yol var ama yine de en azından bugüne kadar yaptıklarımız ve sunduklarımız bağlamında hedef kitlemize ulaştığımızı ve sunduklarımızın bir parça da olsa değere
kavuştuğunu düşünüyorum. Şimdi evet sinematrist baya gelişti ilerledi dedik.
Bu süreç içerisinde benim en fazla yapmak istediğim şeylerden bir tanesi de haftanın gündemi başlığıydı.
Sürekli dinleyici arkadaşlarımız biliyorlardır ki eski sinematristlerde haftanın gündemi diye bir başlığımız yoktu.
Şimdi dedim ya ben çok da iyi bir sosyal medya kullanıcısı sayılmam ya da hatta internet bile diyebilirim.
Yani çok belli başlı takip ettiğim, sevdiğim kanallar, siteler falan elbette var ama...
Radarım o kadar da geniş değildir.
Ondan dolayı sinemada haftanın gündemini sunma yeterliliğimde olduğuma pek de inanamıyordum.
Ancak ilerleyen zamanlarda fark ettim ki bunu yapmak zorundayım.
Görürken bunu yapacaksın, bir şekilde yapacaksın.
Oku, araştır, çalış, doğru kaynakları edin.
Çalıştım ve sanırım oldu diye tahmin ediyorum.
Şu an için...
Bir sinema sever sadece sinematrisi takip ederek sinema gündemine çok yüksek oranda hakim olabilir arkadaşlar.
Hani hem haftanın gündemi sunuyoruz.
O an gündemde ne varsa gelişmeler haftaya bir dahaki ay bu yıl.
Geçen hafta şu vardı kaçırdık ama şimdi hemen anlatıyorum falan diye böyle ara ara hani gecikmeler ya da gözden kaçmalar oluyor olsa da inanıyorum ki yüksek oranda sinematris tüm sinemanın gündemini
sunma yeterliliğine erişmiş durumda elbette haftanın gündemine ek olarak da o an gündemde olan filmlerin en önemlisini o filmin ait olduğu türü geçmişte
başka bölümleri var mı O filmin yönetmeni, yazarı ya da oyuncuların üzerine de elbette mutlaka bilgiler sunuyoruz.
Bazı haftalarda birden çok film, bir film, iki film, üç film hatta tek bir programda dört filmden bile bahsettiğim oldu.
Yani gündemdeki filmleri mümkün olduğunca geniş biçimde sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
Elbette festivaller, etkinlikler, kayıplar oluyor sinema ve sanat dünyasında elbette onlardan da bahsediyoruz.
Onun dışında... Ülkemizin sinema gündeminde film hekimi gibi, Altın Koza Film Festivali, Antalya Film Festivali gibi organizasyonlardan da bahsediyoruz.
Yani sinemanın gündeminde ne varsa mümkün olduğunca sinema adresinin içeriğinde size sunmaya çalışıyoruz.
Girmek istediğim bir başka konu da şu ki ben hiç stratejist olmadım dedim ya bir de asla şöyle bir strateji gütmedim ben.
Bilmiyorum bunun farkında mısınız ama içerik üreticilerinin artık hani çokça yaptığı ve belki de alışılmış bir şeydir ki.
diğer programlara göre biraz daha ilgilerini çeken biraz daha bağlantılı bir programla karşılaşıyorlarsa bunu elbette kendileri tanıtacaktır paylaşacaktır aynı zamanda ilginç biçimde Ki
bu ilginçliği bana fark ettiren de aslında Karma Radyo'dan Reha ve Dilruba olmuştur.
Biliyorsunuz geçtiğimiz aylarda Karma Radyo podcast eğitim atölyesi düzenlemişlerdi ve sağ olsunlar sinematrisi dinleyerek çok değerli bulmuşlar.
Görkem lütfen gel bu podcastı nasıl yapıyorsun bize anlat diye beni çağırmışlardı.
Ve onlarla yaptığım sohbette inanılmadıkları bir şey gördüm.
Bana dediler ki Görkem senin programının bir sosyal medya hesabı yok.
Yani öyle oluyormuş ki ben diyorum bunu bilmiyordum gerçekten.
Genellikle içerik üreticileri yaptıkları programlarla kendi kanallarıyla ya da içerikleriyle ilgili ayrı sosyal medya hesapları açıyorlarmış.
Buralarda sürekli paylaşımlar yapıyorlarmış.
Ben hiç o zaman böyle bir şey yapmadım.
Hiç kimse de genel olarak paylaşmıyor aslında.
Benim içerisinde program yaptığım kanal olan bir parça tuhaflık kanalı.
Kendi Instagram hesabında da hiçbir zaman benim programımı mesela tanıtımını falan yapmadı.
Ayrıca podcast kanalı bir yıl öncesine kadar tüm programları paylaşıyordu ama yaklaşık olarak son bir yıldır da Sinematris hiç paylaşılmıyor.
Yani diyebilirim ki arkadaşlar bunun farkında olmayabilirsiniz.
Sinematris hiçbir yerde paylaşılmıyor.
Sürekli dinleyici arkadaşlar yani sizler dinliyorsunuz.
Ve sadece Spotify ya da işte Apple Podcast ya da diğer podcast programları üzerinde hani bir şeyi dinlerken başka bir şeye tıklayan veya önüne bizim programımız geliyorsa onu tıklayan ya da özellikle
arama yapan arkadaşlar varsa bizim programımızı keşfediyorlar.
Yani bu anlamda bu hani sosyal medya çılgınlığı dedik sosyal medya döneminde.
neredeyse sosyal medyayı hiç kullanmayan bir podcast programını dinliyorsunuz.
Bu bağlamda Türkiye'nin en çok dinlenen sinema podcastlerinden biri olduğuma asrına bakarsanız ben bile inanamıyorum.
Çünkü yeni dinleyiciler kazanma diyorum yani takipçi kasma.
Hiç öyle bir yaklaşımımız yok.
Diyoruz ki... Hani gerçekten bu da çok klişe bir şeydir belki.
Bunu söylemekten de çok hoşlanmıyorum.
Yani bir ayrım korumayı çok sevmiyorum ama biraz da hani olay oraya geliyor.
Ya da öyle bir durum ortaya çıkıyor sanki.
Hani sadece arayan, seven, bilen sinematrisi gerçekten hani dinlemek isteyen daha kaliteli bir kitleye hitap ettiğime inanıyorum ben.
Öyle olduğunu düşünüyorum. Ondan dolayı da elbette bu benim hani şevkimi, isteğimi, heyecanımı arttırıyor diyebilirim.
İşte şu heyecan meselesi de çok enteresan bir şeydir ki.
Şimdi ben sinema tarihi dersi verirken böyle hani kürsüde çok çok heyecanlı anlatıyordum.
Neyse şimdi bazı arkadaşlarım herhangi bir konuyu sinema üzerine konuşurken bir seminer verirken, ders verirken ya da elbette podcast seslendirirken çok heyecanlı olmanın çok da iyi bir şey olmayabileceğini
düşünenler de var. Öyle söyleyeyim.
Elbette ortada bir heyecan olması gerektiğini düşünen böyle bir enerji olması gerektiğini düşünen dinleyici arkadaşlar da var.
Şimdi diyorum ya stratejist değilim hani ben içimden geldiği gibi anlatmaya çalışıyorum.
Şimdi aslında çok heyecanlı çok böyle bağırıp çağıran falan yaptığınızda aslında tırnak içinde biraz ucuz görünüyor olabilirsiniz.
Görkem sakin ol ya rahatla Allah aşkına.
Diyen dinleyici arkadaşlarımız olabilir.
Ama böyle güzel ya işte tam heyecanlı istekli anlatıyor bu adam falan diyen arkadaşlarımız da olabilir.
Ama inanın ki bu açıdan da bir strateji gütmüyorum.
Bir de şöyle ilginç bir durum var arkadaşlar.
Şimdi programın nasıl yaptığımı hazırladığımı kısaca anlatayım.
Çok ilgilenmiyor olabilirsiniz bunda ama yine de ilgisini çeken merak eden arkadaşlar vardır.
Şimdi bir kere şöyle bir şey söyleyeyim.
Genelde yayıncılar hele hele benim gibi.
Yani neredeyse hiç sekmeden her hafta mutlaka programını sunan içerik üreticilerinin bir emniyet kemeri olması lazım.
Yani bu hafta ben hasta oldum işte seyahate gittim ne bileyim şehir dışındaydım ailede bir şeyler oldu bir sıkıntı oldu bir şey oldu ne olacak bir yedekli bir programın olması lazım değil mi?
Eğer kanala program yollayamazsan hemen yani kanal mesaj atıyor.
Görkem ne oldu program yollayamadım mı ne oldu hayırdır iyi misin falan diye böyle.
Yedekli bir programınızın olması lazım.
Yok. Yani her hafta dinlediğiniz program hafta sonu kaydedilmiş oluyor.
Yani ben cumartesi ya da pazar günü programımı kaydediyorum.
Pazartesi, salı, çarşamba kesiyorum, biçiyorum, sesleri temizliyorum, kurgusunu yapıyorum falan.
Perşembe günü de hazır edip kanala yolluyorum.
Kanalda perşembe ya da cuma günü programı yayınlıyor.
Yani sizin perşembe ya da cuma günü dinlediğiniz program...
En fazla birkaç gün önce kaydedilmiş oluyor.
Yani mutlaka en güncel kaydı dinlemiş oluyorsunuz.
Tabii bu aynı zamanda haftanın gündemi başlıklı içerik ürettiğimizde de çok önemli oluyor elbette.
En güncel filmleri, en güncel gelişmeleri size sunma konusunda çok ciddi bir ısrarım var.
Onun için de elbette güncel bir sohbet sunmak zorundayım.
Ve bu arada nasıl oluyor biliyor musunuz?
Şöyle şimdi programlarımız ortalama 25 dakika ya.
Arkadaşlar ben... 35 ile 40 dakika konuşuyorum diyebilirim.
Hatta bu heyecanla böyle falan diye anlatınca hani yorucu da oluyor inanın ki yani böyle 40 dakika tempolu bir şekilde konuşmak hiç de kolay bir şey değil.
Onu işte kesiyorum kesiyorum kesiyorum ve hatta çok uzun bazen 45 dakika bile konuştuğum örnekler oldu diyebilirim.
sonra kendime diyorum ki of görkem ne yaptın ya 45 dakikayı sen 25 dakikaya nasıl kısaltacaksın abi yapma hani ortalama 35 dakika civarı konuşuyorum onu 25 dakikaya indiriyorum ve programın
süresiyle ilgili de hani artık biraz şeye bindi gerçekten 25 dakika hani 2 aşağı 2 yukarı 25 dakika civarı oluyor ama en uygun süre bu mudur ona da emin değilim ama biraz kendisi böyle biçimlendi arkadaşlar
İçeriği de biz zenginleştirdik ya yani işte film, yönetmen, işte haftanın gündemi, yok işte Oscarlar etkinlikler falan filan.
Daha zengin bir içerik sunduğumuz için bu süre bana en optimum süre gibi geldi.
Eğer bu konuda neyse ona tekrar ayrıca söyleyeceğim.
Tamam ya şimdi söyleyeyim.
Her türden isteğiniz, talebiniz, öneriniz varsa lütfen bana iletmekten çekinmeyin.
Ve Sinematris'in bundan sonraki evriminde de payınız olsun diyorum.
Evet başka ne anlatabilirim bilmiyorum.
Hani kabaca size Sinematris'in mevcut durumunu şu an hissettiklerimi program üzerine anlatmak istediklerimi özetlemeye çalıştım.
Sinematris aynı hızla ne aynı hızı hızını da arttırarak sizlere en dolu içeriği sunmaya devam edecek.
Önerileriyle beni sürekli besleyen kadim dostum Tolga Çelik'e Twitter'dan programlarım üzerine yorum yapan ve en çok dinlediği içerik sinematrist olan Furkan'a, Instagram'dan bana
mesaj atan ve kendisi de bir podcast yayıncısı olan Melisa'ya, ekşi sözlükten beni takip ettiğini söyleyen başarılar dileyen Riddle Master'a, Bahariye'de, Eşimle yürürken beni
tanıyıp caddenin ortasında durdurup sinematrisi keyifle dinlediğini söyleyen ve ne yazık ki adını sormayı unuttuğum nazik ve hatırnaz arkadaşa benden şarkı ister gibi
sürekli konu isteyen Pınar'a Pınar eksik olma yine beni keyifle dinlediğini söyleyen Arzu'ya Yusuf'a tüm programlarımı dinleyip de Ortalama 10 programda bir falan bana
fırça atan aziz dostum Eylem Caner'e ve Karma Radyo'nun kurucuları Dilruba ve Reha'ya ve elbette burada adını anıladığım tüm dinleyici arkadaşlarıma,
dostlarıma teşekkürler.
200 programlık bu yolculuğumla bana eşlik ettiğiniz, sesime kulak verdiğiniz için sonsuz teşekkürler.
Önümüzdeki haftalar, aylar ve yıllarda...
Sizlere keyifli, eğlenceli, bilgilendirici, dop dolu programlar sunmaya devam edeceğim.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
