
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, gündeme ara verip sinemasal açılımlar dosyamızın sekizincisini yapıyoruz. Konumuz, genellikle önemli ve büyük projelerde karşımıza gelen, pek derin incelemelere tabi tutulan bir karakter olan "Seçilmiş Kişi". Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda gündeme kısa bir ara vereceğiz.
3 haftadır gündemden filmleri konuşuyorduk ve önümüzdeki hafta da Matrix ve Örümcek Adam gibi önemli filmler gösterime girecek.
O nedenle ilerleyen haftalarda o filmleri konu edineceğiz diye düşünüyoruz.
Ve bu hafta küçük bir boşluk bulmuşken sinemasal açılımlar dosyamıza devam edelim dedik.
Ve başlıkta da gördüğünüz gibi çok neşeli, çok keyifli, üzerine söylenecek birçok şey olan nefis bir karakterden bahsedeceğiz arkadaşlar.
Bu haftaki konumuz seçilmiş kişi.
Seçilmiş kişi çok farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda, tarihlerde, farklı öykülerde karşımıza geliyor.
Ama aslında bu filmlerin hepsi hemen hemen aynı öyküyü anlatıyor arkadaşlar.
Seçilmiş kişi gerçekten istediğimiz coğrafyada diyorum, istediğimiz zamanda, tarihte, farklı dönemlerde, farklı toplumlarda karşımıza gelse de aslında aynı kişi.
Benzer sorunlarla uğraşıyor.
Benzer iç ve dış problemlerle başa çıkmak zorunda kalıyor.
Çok güzel, çok neşeli bir karakter seçilmiş kişi.
Seçilmiş kişiden bahsederken hangi filmlerden örnek vereyim diye şöyle bir arşive bakayım dedim.
İnanın o kadar nefis, o kadar harika filmler var ki hangisinden bahsetsem olur.
İnanın karar veremedim. O filmlere ve o filmlerdeki seçilmiş kişilere girmeden önce arkadaşlar şöyle ince bir biraz konu dışı bir şey söylemek istiyorum size.
Şimdi seçilmiş kişi öykülerinin ortak noktalarından bir tanesi böyle bir geniş kitlelerin bir seçilmiş kişiye ihtiyaç duyduğu bir durum, hal, toplumsal, küresel bir huzursuzluk,
mutsuzluk, ızdırap ortamının olması lazım.
Öyle bir şey olması lazım ki bir seçilmiş kişiye ihtiyaç olsun.
Yani bir kehanet işte biri gelecek ve bizi kurtaracak durumu ve atmosferi olması lazım.
Bununla ilgili en güzel tespiti arkadaşlar seçilmiş kişi öyküleriyle hiç alakası olmayan bir filmde.
En çıplak biçimde gördük.
Göreğimiz Tehlike serisinin ikinci bölümü arkadaşlar.
Serinin de en zayıf halkalarından bir tanesidir gerçekten.
Bu Tom Cruise'un hem başrolünü oynadığı hem de yapımcalığını yaptığı film.
Orada çok güzel bir laf söylüyordu.
Çok net bir cümleydi bu. Diyordu ki bir kahraman yaratabilmek için...
Önce bir düşman yaratmanız gerekir.
Şimdi bakın. Bu çok ince bir nokta.
Aslında seçilmiş kişi öykülerinin ortaklığı ortada bir düşmanın var olması gerektiği arkadaşlar.
Savaşılması gereken bir kötücül bir gücün.
Şimdi ilginç olan da şu.
Demek ki bu kötücül güçle baş edemeyen bir toplum, bir grup, birileri var ki bir seçilmiş kişinin varlığına ihtiyaç duyuyorlar.
İşte bunun üzerine kehanetler dile getiriyorlar.
İşte öyküler, romanlar yazıyorlar belki.
Ya da belki bunlarla ilgili hani o söz konusu efsaneyi yaratıyorlar.
Şimdi seçilmiş kişinin madem böyle bir gereklilik var ortada.
Neticede o bir kurtarıcı olacak yani bir toplumun bir grubun hatta bir ülkenin gezegenin belki bir galaksinin falan kurtarıcısı olacak.
Böyle bir kişiliğin de böyle bir tiplemenin de zaten üstün güçlere çok daha böyle insan temsilcisi olduğu diyelim ya da kurtarıcısı olduğu toplumun genel bireylerinin çok daha üzerinde vasıflara özelliklere
sahip olması gerekliliği ortaya çıkıyor.
Ve bir anlamda da seçilmiş kişi zaten eşittir kahraman arkadaşlar bir kahraman oluyor seçilmiş kişi.
Hayranlık duyulan, özlenen, istenen, hatta yeri gelecek uğruna ölünebilecek, uğruna savaşılabilecek kitlelerin harekete geçebileceği bir kahramandan bahsediyoruz burada arkadaşlar.
Şimdi bu işin toplumsal tarafı, toplumsal ya da işte diyorum o seçilmiş kişinin temsil ettiği veya kurtarıcı kişilerin açısından bakarsak ortada böyle bir tablo var.
Ancak olaya seçilmiş kişi açısından baktığınız anda hiç de öyle hayranlık uyandırıcı, öyle kah çok da kahramanca, çok da böyle ilgi duyulası, sevilesi harika bir tablo karşımıza getirmiyor.
Neredeyse bütün seçilmiş kişiler arkadaşlar o yüklendikleri sorumluluğun altında eziliyorlar.
Neredeyse bunun olmadığı seçilmiş kişi filmi yok gibi bir şey.
Yani çok da böyle isteyerek, severek seçilmiş kişi olmuyorlar.
Ve işte bu sorumluluk ve bu zorluk durumu da Seçilmiş kişinin başka problemleriyle de paralelleştiriliyor.
Nasıl biliyor musunuz? Hemen şunu söyleyeyim.
Hiç sinema tarihinde böyle 50 yaşında seçilmiş kişi olan bir karakter hatırlıyor musunuz?
Yok. Orta yaşın öncesinde diyelim genç ergen hatta bazen çocuksu bir tip oluyor bu.
Ve neticede o çocuksu tip o genç ergen tip hem bir kişilik kazanma hem dünyadaki yerini bulma hem bir anlamda da aradığını bulma mücadelesi verirken aynı
zamanda Seçilmiş kişi olmanın sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalıyor.
Bu kendi kişiliğini ve karakterini bulma çabasıyla o toplumu ya da işte temsilcisi olduğu, kurtarıcısı olduğu grubun o beklentilerini karşılama süreci diyeyim.
O iki sorumluluk bir arada sürüyor arkadaşlar.
Yerini bulamamış, aradığını bulamamış, istediğini bulamamış karakterin iç çatışması.
Aynı zamanda kurtarıcısı olduğu toplumla yaşadığı ilişki ve onları kurtaracak olmanın verdiği macerayla paralelleştiriliyor.
Şimdi hangi filmden anlatayım dedim.
Çok nefis filmler var karşımda.
Yakın zamandan Dune mesela arkadaşlar.
Şöl Gezgini filminde nefis bir seçilmiş kişi karakteri var.
Timothee Chalamet'in oynadığı Paul karakteri.
Tam bir seçilmiş kişi arkadaşlar.
Her açıdan saçı, başı, kılık kıyafeti, hali, tavrı, yaşı.
Yani hani karakterin verdiği oyunculuk bile o kadar doğru bir seçilmiş kişi karakteri ki.
Nasıl biliyor musunuz? Genç aynı zamanda kendi kişiliğini, karakterini, varlığını elde etme aşamasında ve çabasında.
Şimdi bakın bir bunun çabasını, mücadelesini veriyor.
Bu bir. İkincisi hani babası hanedanın kralı zaten.
Hanedanlık ona kalacak. Babası diyor benim hani varisim sensin.
Bütün bu sana kalacak. İşte ben istemiyorum böyle bir şeyi.
Acaba istemiyor muyum? Belki de istemiyorum falan diyor.
Şimdi bakın bir hanedanlığın lideri olmanın hani o geçişin verdiği gerginlik var.
Ve aynı zamanda bu gerginlikler seçilmiş kişi olmanın sorumluluğuyla paralelleştiriliyor.
Şimdi bu çok güzel bir şey. Bu hemen hemen bütün seçilmiş kişi öykülerinde var.
Başka bir seçilmiş kişi öyküsü olarak...
Bir de arkadaşlar pardon şu noktayı da söylemem lazım.
Şimdi seçilmiş kişi öyküleri de aslında biraz ikiye ayrılıyor.
Nasıl biliyor musunuz? Bazı filmlerde seçilmiş kişi kelimesi yani İngilizce'deki chosen one çoğunlukla öyle kullanılıyor.
Bu kelime bazen çok açık net böyle filmde dile getiriliyor.
Söyleniyor yani işte seçilmiş kişi gelecek geliyor.
Hangileri bunlar hemen söyleyeyim.
Mesela Matrix'de dile getiriliyor.
Harry Potter'da dile getiriliyor.
Star Wars'da dile getiriliyor.
Mumya filminde, Tom Cruise'un oynadığı Mumya filminde dile getiriliyor.
Seçilmiş kişi. Ama bazı filmlerde de tam olarak bir seçilmiş kişi karakteri filmin içerisinde olmasına rağmen, filmin baş karakteri olmasına rağmen bu direkt olarak dile getirilmiyor ama bu
filmlerde tamamen aynı potada düşünülebilir.
Bunlara da hemen iki tane çok güzel örnek vereceğim.
Bir tanesi dövüş kulübü. Bir tanesi de Truman Show arkadaşlar.
Buradaki baş karakterler de çok net birer seçilmiş kişi aslında.
Konuya geri döneyim. Bu karakterlerin karşısında hem kendi yerini bulma, kişiliğini bulma, kendini tanımlama süreci var.
Bunun mücadelesi var. Bunu başarırken de aynı zamanda o insanüstü güç dedim ya.
O güçleri de keşfettiği süreç anlamına geliyor bu ilerleme gelişme süreci.
Zaten o güçleri kullanmaya başladığında, onu becermeye başladığında da karakter...
O seçilmiş kişi vasıflarına sahip olduğunu fark ediyor, anlıyor ve o kahraman kimliğine bürünüyor arkadaşlar.
Dune'da mesela hani finale doğru bir dövüş sahnesi vardır.
Hani izlemeyen arkadaşlar için spoiler vermeyeyim.
Orada mesela karakter beklenmeyen bir güç gösterisi ortaya çıkarıyor.
Matrix'te mesela Neo'nun o metrodan kaçmayıp geri dönüp ajan Smith'le dövüşmeyi göze aldığı o sahne var ya.
Kıran başında Trinity, Morpheus falan bakıyorlardı.
Ne yapıyor diyor ya yani. He's beginning to believe diyordu.
Hani inanmaya başlıyor. Kendisinin seçilmiş kişi olduğuna inanmaya başlıyor.
Şimdi bakın bu tamamen aynı şey.
Başka bir şeyden örnek vereceğim.
Mesela Truman Show filminde.
Truman Show'u artık herkes izlemiştir.
Bu filmle ilgili spoiler verme kaygısında olmamıza gerek yok.
Hani Truman'ın bir korkusu vardı.
Denize açılamıyordu. Tekne var.
Babasıyla işte zamanda işte babası boğularak ölmüş falan filan oradan korkuyor.
Tekneyle denize açılamıyor. Ne yapıyordu arkadaşlar Truman Show'da?
Tekneye binip korkularını yenip denize açılıyordu.
Şimdi bakın. Aynı şey Neo.
İşte aynı şey Dune'daki Paul arkadaşlar.
Tamamen aynı şey. Başka bir şeyden örnek vereyim.
Başka bir konuya geçeyim. Yine bir seçilmiş kişi öyküsü.
Harry Potter arkadaşlar. Aslanlar gibi bir seçilmiş kişi öyküsü.
Ve bu dile de getiriliyor zaten.
İşte o çocuk gelecek bir gün Voldemort'u yenecek.
Orada da Harry genç çocuk.
Hogwarts'a geliyor. İşte bir büyücü olmayı öğreniyor.
Bir büyüme öyküsü değil mi? Aynı zamanda okey.
Ama bütün bir büyüme öyküsü.
Hem Dune'da Paul'unki gibi.
Hem de Matrix'de Neo'nunki gibi hem de hani Truman Show'daki Truman gibi hep bir sancılı böyle bakın.
Helen'in öyküsü de çok sancılı.
Zaten işte annesini babasını kaybetmiş.
Karşısında hem ailesinin intikamını alma ya da hani o acıyı yenme süreci var.
Hem bir şeyleri tabii ki hani büyücüler dünyasında Voldemort kaçınılmaz kötü adam.
Ne demiştik? Önce bir düşman yaratmak gerekir.
Orada düşman hazır zaten. paket halinde duruyor.
Harry Potter onunla mücadele etmek için olgunlaşması, güçlenmesi gerekiyor ve bir sürü aşamadan geçiyor bakın arkadaşlar.
Ne paralellikler dedik, birbirine benzeyen öyküler dedik.
Bu öykülerin yine hemen hemen hepsinde karakter hem kendisini hem üstün güçlerini hem de bir kahraman olduğunu Bir seçilmiş kişi olduğunu fark etme sürecinde belli engelleri aşıyor,
belli sorulara cevap veriyor, problemleri çözüyor falan bir aşamaya kadar geliyor.
Güçleniyor, güçleniyor, güçleniyor. Artık seçilmiş kişi olduğu anlaşılacak.
Kendisi de seçilmiş kişi olduğunu kabul edecek ve onu tam olarak tescillemek demek zaten onu seçilmiş kişi olarak gören gurur.
Tek bir aşamayı daha atlatması gerekiyor.
Onu da çok ilginç biçimde yine bu hemen hemen bütün filmlerde var.
Sevdiği kadın sayesinde oluyor arkadaşlar.
O aşamaya kadar geliyor. Şimdi bakınız hemen isim.
Dövüş kulübünde bu da bir anlamda seçilmiş kişi öyküsüdür.
Biraz antisi gibidir ama bakın ondan da anlatacaktım ama diğer filmlere takıldım.
Dövüş kulübünde de aynı şey var.
Dövüş kulübünün baş karakteri olan anlatıcının itkisi onun yakıtı hangi karakter arkadaşlar?
Marla. Bir kadın. Truman Show'da Truman o adadan hangi niyetle ayrılmayı göze alıyor arkadaşlar?
Aşık olduğu Lauren Fiji'ye gitmişti.
Onu bulmak için, onu yakalamak için adadan çıkmayı göze alıyor.
Matrix, Neo son anda ölmek üzereyken onu ölümden döndüren ne oluyor arkadaşlar?
Trinity'nin öpücüğü.
Bakın dikkat edin. Başka bir film Dark City, Gizemli Şehir arkadaşlar.
Matrix'den hemen önce gösterimi girmiş bir öncü Matrix olarak görülen ve o da nefis bir ve harika bir seçilmiş kişi öyküsüdür aslında.
Diyorum bakın çok film var hani hangisinden bahsedeyim bilmiyorum ama hani bu kadınlardan hani o seçilmiş kişi genelde de bir erkek oluyor diyorum.
Bir tane istisna var ondan da birazdan bahsedeceğim.
Seçilmiş kişi öykülerinde hep bir erkek karakter Chosen One oluyor ve Onun esas yakıtı, ona esas seçilmiş kişi kılan son adım hep sevdiği kadın oluyor dedim ya işte.
Dark City'de arkadaşlar Emma karakteri, baş karakter olan, seçilmiş kişi olan John'un amacına ulaşma sürecindeki son adım yine Emma oluyor arkadaşlar.
Mumya filminde Tom Cruise'un oynadığı, onu seçilmiş kişi olarak gören hani mitolojik ve kadim Ahmanet karakteri ona aşık oluyordu zaten.
Bakın hep ortada bir kadın erkek ilişkisi, duygusal ve cinsel gerilim, genelde erkek karakter dedim ya o erkek karakterin güçlüğünü ispat etmesi, karakterini, kişiliğini ispat etmesi ve bu şekilde
de seçilmiş kişi olduğunu tescillemesi ve kurtarıcısı olduğu topluluğu ve hani o grubu kurtarması en son karakterin o biraz erillik, biraz duygusallık, biraz aşk hatta biraz cinsellik
üzerinden tanımlanıyor. Şimdi bakın bu biraz can sıkıcı bir şey aslında.
Öyle değil mi? Hani o cinsel dürtü, o neslini devam ettirme ya da partnerini bulma, hani sevdiğin, aşık olduğun insanı bulma dürtüsünün burada son bir yakıt, son bir itki teşkil etmesi aslında
biraz da rahatsız edici. Buna istisna olarak söyleyebileceğim bir tek Harry Potter var.
Biliyorsunuz hani Harry Potter'da bir kadınla falan olmuyor bu.
Zaten hani çok genç diyeceksiniz ama burada da çok ince bir nokta söyleyeceğim arkadaşlar.
Biliyorsunuz Roaring, romanların yani serinin yazarı.
Yanlış yaptığını söyledi. Hermoni karakteriyle her iyi ya ben onları niye aşık etmedim?
Onlar birbirinin olmalıydı falan gibi demeçler verdi mesela.
Buradan da bakıyorsunuz ki hani öyle yapmamış Rowling ama keşke öyle yapsaydım diyor kadın.
Yani bakın yine mesele hemen hemen aynı noktaya geliyor.
İşin içerisinde illa o seçilmiş kişinin o son adımı atması, son yumruğu vurması, işte son darbeyi vurması için o enerjinin illa bir aşk meşk diyorum bir cinsellik bir aşık olduğu kişi
gibi bir son bir yakıt.
Hani ne bileyim işte karakter çok kötü durumdadır.
İşte ölmek üzeredir. Yenilmek üzeredir falan.
İşte en son sevdiği kadın ona bir şey verir böyle.
Bir enerji verir. Ona bir aşk verir.
Bir gaz verir. Karakter en son kendini toplar ve düşmanı yener falan.
İşte inanın bu sahne hani ufak tefek değişikliklerle olsa da içerik olarak hemen hemen bütün seçilmiş kişi filmlerinde var.
Şimdi bir ayrıntıya ve az önce dedim ya bir istisnası var.
O istisnadan bahsedeceğim. Seçilmiş kişi kılan son motivasyonun sevdiği kadın olması olayının tam tersi ama aslında tam da aynısı olan bir filmden bahsedeceğim.
Star Wars arkadaşlar. En son üçlemede seçilmiş kişi...
Rey karakteri Daisy Ridley'nin oynadığı bir kadın.
Harika bir kadın karakter.
O seçilmiş oluyor. Evrene açılıyor.
İşte Jedi oluyor falan filan.
Luke Skywalker onu Jedi kılıyor.
Ona yardımcı oluyor. Destek oluyor vesaire.
Şimdi bakın burada bir kadın var. Erkek yok.
Çok nadirdir gerçekten seçilmiş kadın karakteri.
İşte burada da karşı taraf var arkadaşlar.
Kylo Ren Adam Driver'ın oynadığı kötü karakter Darth Vader'ın günümüzdeki yansıması diyelim Kylo Ren karakteriyle zaten üçleme boyunca karşılıklı bir etkileşim içerisindeydiler.
Bakın dikkat edin. Yani baş karakter kadın da olsa erkek de olsa ona o son enerjiyi veren ona o gücü veren sevdiği insan olsa da Evet bazen o sevdiği insan aslında
düşmanınız da olabiliyor. Yani yansımanız da olabiliyor.
Ve o yansımanız sizin seçilmiş kişi olarak size yüklenen sorumluluğu üstlenme çabanıza o kadar saygı duyuyor ki.
Bakın tam olarak Star Wars'taki budur.
Sizin tarafınıza geçiyor.
Şimdi bakın o Star Wars'ta bir Kylo Ren buraya diyordu ki hani sen gel birlikte işte galaksiyi alalım.
O da ona diyor ki hayır sen benim tarafıma geleceksin.
Şimdi bakın bu çok nefis bir gerilimdi orada.
Bakın yine aslında aynı noktadan besleniyor.
Aynı çıkış noktasından besleniyor.
İşte bu Star Wars'ta da bu sefer iyi taraf seçilmiş kişinin seçilmiş kişi olma motivasyonu, o duygusu, o hırsı, o isteği, o azmi karşı taraftaki kötü o
düşman dedim ya önce bir düşman yaratmak gerekir dedik ya seçilmiş kişi için bir kahraman yaratmak için.
Onu karşı tarafa geçirecek kadar güçlü oluyor ve filmde yanında başka karakterler var.
İşte Poe var, Finn var bunlar hep dostları onun hepsi de yakışıklı güzel adamlar.
Böyle hiç aralarında duygusal ya da cinsel bir gerilim olmuyor bakın dikkat edin.
Onlarla hep dost arkadaş kardeş canım ciğerim sürekli bir aradalar.
Ama Kylo Ren ile en başından beri arasında öyle bir etkileşim var arkadaşlar.
İşte az önce bahsettiğim olayın tersi tam olarak tersi ama aslında aynısı.
Şimdi bu cinsel ya da duygusal o...
yakıt durumu aslına bakarsanız sinema tarihinde hep olmuş bir şey.
Yani hep kahraman hem dünyayı hem de kızı kurtarır değil mi?
Bu klasik bir şey yani. Çok bilinen bir şey.
Buradan da nasıl bir durum ortaya çıkıyor biliyor musunuz arkadaşlar?
Aslında normal. Aslında bu diyorum garip görünüyor diyorum ama aslında normal.
Çünkü seçilmiş kişi üyesi olduğu, kurtarıcısı olduğu toplumu, grubu kurtarırken onun devamını ve gelecek nesillere doğru adım atmasını sağlayan karakter oluyor.
Bunu yapabilmesi için de aslında bir anlamda kendi varlığını da sürdürebilmesi lazım ve kendi varlığını da sürdürebilmesi için hem genetik olarak hem kişilik olarak, karakter olarak, değerler
olarak, ahlaki olarak bakarsanız bir partnere hayatını birlikte geçirebileceği insanı kazanma ve onunla bir birliktelik kurabilme bu şekilde de o toplumun Tekrar
bir üyesi olabilme motivasyonu var arkadaşlar.
Aslında ortadaki paralellik çok da yanlış değil.
Diyorum inanın söyleyecek daha bir sürü şey var.
Anmak istediğim bir sürü film var ama sohbeti çok uzatıyorum farkındayım.
Son olarak şundan bahsedeyim arkadaşlar.
Dün Çöl Gezegeni'ne girmiştim konuya.
Şimdi tekrar ona döneyim öyle bitireyim.
Genç dedim ya arkadaşlar.
Genç bir karakter hem kişiliğini buluyor hem karakterini buluyor hem kendisini seçilmiş kişi kılıyor.
Okey. Bunu yaparken arkadaşlar bunun ne kadar istediği ya da buna ne kadar mecbur kaldığı gibi bir ayrım karşımızda.
Geçtiğimiz haftalarda kendisini arayan insan diye bir dosya atmıştım hatırlıyorsunuzdur dinlemişsinizdir.
Dinlemeyen arkadaşlara söylüyorum yani mutlaka dinleyin arkadaşlar.
Bu konuyla çok bağlantılı çünkü o.
Şimdi karakter mecbur mu kalıyor yoksa kendisi mi bunu istiyor?
Burada ince bir ayrım var arkadaşlar.
Karakter buna mecbur kalıyorsa.
Neden bu karakter olağanüstü güçlerinin falan açığa çıkmasını beklemek zorunda kalıyor?
Bakınız bu ince bir nokta.
Yani o üstün güçlerin işte uçma, kaçma, geleceği görme bir sürü üstün özellikleri var değil mi?
Seçilmiş kişilerin. O özellikler mutlaka arkadaşlar hayati bir risk söz konusu olduğu takdirde ortaya çıkıyor.
Yani bir içgüdü gibi ortaya çıkıyor.
Bu da şu demek.
Siz seçilmiş kişiye hiçbir zaman yani işte sen seçilmiş kişisin aslansın kaplansın bizi sen kurtaracaksın falan diyor olsanız da ve karakter bunu defalarca sizden dinlemiş olsa da buna kendisi
direkt olarak inanamıyor arkadaşlar.
Yani aslında seçilmiş kişi olmak ya da en azından seçilmiş kişinin vasıflarına sahip olmak.
Bir irade meselesi değil arkadaşlar.
Mecburen ortaya çıkan bir şey ve bu mecburiyet de ancak hayati risk söz konusu olduğunda yani ölecek karakter yani başka çaresi yok.
Ölecek ya ölecek ya seçilmiş kişi olacak.
İşte bu da söz konusu seçilmiş kişinin kurtarıcısı olduğu toplumun varoluş mücadelesiyle o kadar güzel bir paralellik ortaya çıkarıyor ki yani herhangi bir topluluk Yok olma riskiyle
karşı karşıya kaldığı anda içerisinden bir seçilmiş kişi çıkarıyor arkadaşlar.
Seçilmiş kişi de hayatını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığı anda tıplı kendi toplumunun bir refleks olarak kendisini yarattığı gibi onu seçilmiş kişi kılan vasıflarını ortaya
çıkarıyor arkadaşlar. Bakınız o kadar güzel bir paralellik ki.
Çünkü seçilmiş kişi zaten kurtarıcısı olduğu toplumun bir temsilcisi ise onun içerisinden çıkmış.
Olağanüstü bir karakter kişilik olarak bize sunuluyor.
Tıpkı seçilmiş kişiyi var eden insanüstü vasıflar gibi arkadaşlar.
Oh evet gerçekten anlatacak çok şey var ya bitiremedim.
Daha hani aldığım notlar arasında birçok ayrıntı var ama.
Belki de seçilmiş kişi üzerine bir program daha yaparız diyeceğim ama.
Önümüzdeki hafta diyorum Örümcek Adam ve Matrix bölümleri var.
Onlardan konuşacağız. Evet bu haftalık bu kadar.
Sinemasal açılımlar dosyasına ilerleyen haftalarda devam edeceğiz.
Gündemi tutarak tabii ki arkadaşlar.
Tekrar teşekkür ederim. Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
