
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sinemasal açılımlarda bu hafta, Kıyameti Hak Eden Medeniyet dosyamızın ikinci bölümündeyiz. Kıyamet öykülerinin alt metinlerini incelemeye devam ediyoruz. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda sinemasal açılımlar dosyamıza devam ediyoruz ve onun içinde yaptığımız kıyameti hak eden medeniyet dosyamızın da ikinci ve sonuncu bölümünü yapacağız bu hafta.
Geçen hafta uzun uzun anlatmıştık kıyamet öyküleri yaklaşık olarak nedir, ne değildir, hangi ortaklıklara sahiptir, bundan bahsetmiştik ve aynı zamanda Ortak mesajlara sahip olsa da temel olarak iki
ayrı alt başlığa ayırıldığından da bahsetmiştik.
Bunların bir tanesi insan eliyle olan kıyamet senaryoları.
Bir tanesi de insan eliyle olmayan kıyamet senaryoları diye ikiye ayırmıştık bu dosyayı.
İnsan eliyle olmayan kıyamet senaryolarından da geçen hafta uzun uzun bahsetmiştik.
Bu haftada insan eliyle olan, insandan kaynaklanan senaryolardan bahsedeceğiz.
Aslında diğerinden biraz daha neşeli bir konu.
Biraz daha derin alt metinlere sahip.
Diyorum bazı ortaklıklara sahip olsa da farklılaştığı da farklı mesajlara sahip olduğu alt metinler de söz konusu bu alt türde.
Ondan da bahsedeceğiz ama çok kısaca geçen haftaki programın özetinden de size bahsedeyim.
İnsan eliyle olmayan kıyamet senaryolarının genel olarak ortak özelliği, ortak mesajı birincisi insanoğlunun kendisini çok gelişmiş ve ilerlemiş bir medeniyet olarak görmesine rağmen Bu
öykülerin, bu senaryoların yani bu alt türe sahip filmlerin hiç de öyle olmadığını düşünmesiydi.
Bize diyordu ki hani siz çok gelişmiş bir medeniyet olduğunuzu zannediyorsunuz falan ama hiç de öyle değilsiniz.
Tek yuvanız ve tek hani yaşam ortamız olan bu dünyanın geleceği ya da varlığı bir an böyle hani tehdit edilecek olsa böyle bir kıyamet senaryosu karşınıza çıkacak olsa kendi evinizi ve yuvanızı
bile koruyacak gelişkinlikten acessiniz diyordu.
Bu alt tür bize bu bir.
İkincisi. Ve aynı zamanda siz zaten ancak bir kıyamet senaryosu söz konusu olduğunda birbirinizin, dostlarınızın, ailenizin, yaşadığınız dünyanın, çevrenizin yani sahip
olduklarınızın değerini zaten ancak böyle bir kıyamet senaryosu ortaya çıktığında anlıyorsunuz.
Ancak o durumda anlayacak kadar aptal bir medeniyetsiniz.
O yüzden aslında çok da fark etmiyor yani.
Sahip olduklarınızı zaten çok da farkında olmadığınız için yani kıyameti bir nevi de hak ediyorsunuz.
Çünkü ancak aklınız öyle bir durumda.
Başınıza geliyor diyordu bu alt tür.
Çok güzel örnekleri vardı.
Geçen hafta birkaç tanesinden bahsetmeye çalıştım ama bitmez aslında yani.
Diyorum sinema tarihi gerçekten kıyamet öyküleriyle dolu.
Şimdi bu alt metinlere sahipti ve aynı zamanda temel mesaj neydi arkadaşlar?
Temel mesaj, geçen hafta vurgulamıştım, kibir.
Yani biz çok geliştik, biz çok ilerledik.
O yüzden hala kendimizi böyle en üstün görüyoruz.
Dünyada da diyorum en gelişmiş tür olarak besin zincirinin en üstünde örneğini vermiştim geçen hafta birden çok kez.
Onu hatırlatmıştım. Kendimizi öyle görüyoruz ama aslında hiç de öyle değilsiniz diyordu bu alt türü bize.
Şimdi gelelim insan eliyle olanlara.
Burada diyorum olay daha da çetrefleşiyor arkadaşlar.
Daha da çetrefleşiyor. Hemen örnekler vereyim.
Nedir hani insan eliyle olan kıyamet senaryoları?
Birincisi ilk akla gelen en yakın tarihli tür aslında da hani bu başlık altında en fazla örnek veren alt tür arkadaşlar.
Makinelerin istilası. Biz hani şu an makineler yapıyoruz, robotlar yapıyoruz, bilgisayarlar yapıyoruz falan.
Bir gün gelecek bunlar akınlanacak ve bizden daha gelişkin bir şey olacaklar.
Ve bizi de yenecekler, bizi tehdit olarak görecekler, kendi bağımsızlıklarını ilan edecekler falan filan.
Şimdi aslına bakarsanız tabii ki bu Cyberpunk alt türünün, Cyberpunk bilim kurulunun altına daha çok işlenen bir konu.
birçok insan aslında çok da ikna edici gelmiyor.
Yani bir bilim kurgu gibi geliyor.
Böyle çok uzak ufuk gibi geliyor ama dikkat ederseniz bilim kurgunun bu alt türünde Cyberpunk türündeki filmlerde söz konusu öyküler çok da böyle ne bileyim bir Star Wars'lar gibi veya böyle hani
çok böyle farklı evrenlerde çok uzak evrenlerde süre giden öyküler değil.
20 sene önceki veya 30 sene önceki hatta belki 40 sene önceki Cyberpunk'lara baktığımızda çünkü Cyberpunk'ın sinemadaki başlangıcı 1980.
Blade Runner filmiyle Cyberpunk'ın sinemada arzı endam ettiği kabul edilir genellikle sinema tarihçileri tarafından.
Bugün itibariyle baksak yaklaşık olarak 40 senelik bir tarih var.
Ve 30 sene önceki, 20 sene önceki Cyberpunk'lara baktığımızda o filmlerdeki bazı imgelerin, bazı...
Hani çok gelecekte olacakmış gibi böyle anılan teknolojilerin falan günümüzde söz konusu olduğunu düşünüyoruz.
Mesela ne? Atıyorum genetik teknolojisi.
Genetik teknolojisi öyle bir seviyeye geldi ki artık birçok hayvan yapıldı.
İşte ne bileyim yapay koyun işte doli veya işte bir maymunun DNA'sı taklit edildi.
İnsanınki de zaten çoktan çözüldü.
Yani birçok... böyle kıyamet hani komplocu arkadaş diyeyim.
Hani işte zaten yapay insan yapıldı da işte açıklamıyorlar falan filan diye şeyler belki duymuşsunuzdur sağda solda.
Hani şu an aslında genetik teknolojisi yapay bir insan yapabilecek seviyeye belki de geldi.
Bilmiyoruz yani. Çok emin değiliz hani olayın içinde olmadığımız için.
Ve... Hani o zamanın cyberpunklarının korkulu rüyaları şu an karşımıza gelmiş durumda.
Bilgisayar teknolojisi, yapay dünyalar, işte 3D oyunlar var içerisine girdiğiniz, gözlüğü takıyorsunuz falan.
İnce imgelerden bile bahsettik.
İşte atıyorum görüntülü konuşma 30 sene öncesinin filmlerinde bir bilim-kurgusal malzemeydi.
Şu an hepimiz kullanıyoruz bunu değil mi?
Mesela... Cep telefonu bile öyle belki yani bir zamanlar için bilim kurgusal bir malzemeydi ama şu an gayet hepimizin kullandığı bir şey falan.
Hani bunu bir kenara atıyorum öyle ufak tefek alet edevatı falan o seviyeye zaten ulaştık ama hani daha böyle biraz daha felsefi daha düşündürücü meseleleri düşündüğümüzde bilip...
bilimkurgusal bir evrende bulunduğumuz şu an için söylenebilir.
Yani bir sürü geçmişte süre giden bilimkurgu 2010'da, 2020'de, 2030'da geçiyor.
Yani işte Blade Runner'lar veya Geleceğe Dönüş falan.
Düşünün bu dönemlerde geçiyordu.
Tabii o filmlerin öngörülerinin birçoğunun hani şu anki yaşadığımız dünyaya bakılırsa ve o zaman öngörülenlere bakılırsa çok da tutmadığını söyleyebiliriz ama...
Temel olarak bilimkurgunun o düşünsel ve peyle yaklaştığı şeyler şu an zaten hayatımızda.
Peki bu alt türde insan eliyle olan kıyamet senaryolarındaki mesaj ne?
Burada arkadaşlar çok güzel bir cümle var.
Geçtiğimiz programlarda ben bu cümleyi size sarf etmiştim.
Söylemiştim başka bir programda.
Şimdi yine hatırlatacağım. Tekrar böyle bir fotokopi olmasın.
Aynı şeyi tekrar söylüyorum gibi olmasın ama gerçekten bir mahsur görmüyorum bunda.
Çünkü çok iyi bir cümle. Steven Spielberg'in meşhur ve tabii hani onun artık unutulmaz klasiklerinden bir tanesine dönüşen Jurassic Park filminde bir laf söylüyordu.
Diyordu ki babasının silahını bulmuş çocuk gibisiniz diyordu.
Orada nasıl Jurassic Park'ta temel motivasyon neydi?
İşte bir dinozor DNA'sı bulmuşlar.
Onu çoğaltmışlar ve işte dinozorlar tekrar bir adada böyle işte bir park yapmışlar.
Orada dinozorlar var. Onları biz ziyaret edeceğiz.
Dinozorları göreceğiz falan filan.
İşte orada bir bilim insanı diyordu ki ya sen bak şimdi genetik teknolojisiyle oynuyorsun.
Yeni bir dinozor yapıyorsun. Ortaya çıkarıyorsun.
İşte o genetik teknolojisi dediğimiz şey babanın silahı metaforuyla denkleşiyor arkadaşlar.
Sen öyle bir şey yapıyorsun.
Ortaya bir dinozor çıkarıyorsun ama evrimsel olarak dinozorlar 65 milyon yıl önce yok oldu.
Evrimsel olarak insan ve dinozor aynı dünyada olamaz.
Evrim bu konuda kararını vermiş.
Sen bununla oynamamalısın.
Bu durumu değiştirmemelisin diyordu.
parkı inşa eden kişiye falan.
Şimdi o işte babasının silahını bulmuş.
Metaforu çok güzel arkadaşlar. Çünkü birçok filmde şu vardır.
Dünyaya bir virüs yayılır.
İşte binlerce milyonlarca ne milyonlarca milyarlarca insanı öldürür mesela bir virüs.
Sonra duyarız ki atıyorum işte şu şu ülke biyolojik bir silah yapmak için bir virüs işte laboratuvarda çoğaltıyormuş da sonra ne olmuş?
O virüs İşte yayılmış, laboratuvar patlamış, işler kontrolden çıkmış değil mi?
Ve insanlığın kökünü kazımış.
Resident Evil serisinde mesela bu vardır.
Onun dışında 12 Maymun filminde meşhur Terry Gilliam'ın olağanüstü bilim kurgusu.
12 Maymun'da aynı şeyden bahsedilir.
O da bir kıyamet senaryosudur. Kıyamet sonrasıdır zaten.
Hem öncesini hem sonrasını anlatır kıyametin.
Şimdi bu bir şey. Bir hani işte tıp teknolojisi, genetik teknolojisi, işte virüs teknolojisi falan filan.
Şimdi bu bir tarafı.
İşin bir tarafı. İlk tarafı zaten söyledim.
Ne dedim? Şey. Makineler, bilgisayar teknolojisi falan filan.
Başka bir şeyden daha bahsedeceğim arkadaşlar.
Kıtlık. Küresel ısınma, dünyanın çok fazla kirlenmesi, besin sıkıntısı çekilmesi falan filan.
Mesela buna en yakın örnek neydi? İşte Interstellar filmiydi mesela.
Hani orada kıyameti görmüyorduk ama hani dünya artık yavaş yavaş yaşanılmaz hale geliyor böyle.
Hani biz başka gezegenlerde yaşam aramaya gidiyoruz falan.
Temel motivasyon. Şimdi başka örnekler de verebilirim.
Biraz kısa keseceğim. Uzatmamak için.
Şimdi bunların ortak noktası ne biliyor musunuz arkadaşlar aslında?
Geçen hafta ne dedim insan için kıyamet öyküleri ne diyor?
Kibir diyor kibir. Sen kibirden yola çıkıyorsun.
Kendini bir halt sanıyorsan ama değilsin.
Bu kez ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Siz salaksınız diyor bizim kıyamet öyküleri.
İnanın ki. O işte babasının silahını eline almış çocuk var ya.
Salaktır o çocuk yani. Aptaldır yani.
Aptaldır. Elindeki gücün, elindeki o hani malzemenin tehlikesini, gücünü nelere mal olacağını farkında değildir.
Onunla oynuyordur. İşte biz de şu anki medeniyetimiz, insanoğlu, evet belli bir gelişmişlik seviyesine geldik.
İşte bilim, teknoloji, sanat, tıp falan bir sürü şey.
Ama elimizdeki gücün farkında değiliz.
Bu farkında olmama durumunun da en güzel tarafı onun nereye kullanacağımızı bilmiyor olmamız.
Yani düşünsenize bu kadar gelişmiş bir teknolojiyiz.
Elimizde o kadar fazla şey yapabilecek bir güç var.
Bilimsel, teknolojik bir güç var.
Biz bunu mesela... Bir biyolojik silah yapmaya harcayabiliyoruz.
Şimdi bu alenen aptallık.
Gerçekten aptallık. Ya da şunu düşünün.
Öyle ileri bir mesela işte tıp teknolojisine ulaştık diyelim ki.
Okey bu teknolojiyi biz dünyadaki hastalıkları yok etmek için falan kullanıyoruz mesela değil mi?
Tabii ki işte yeni ilaçlar keşfediyoruz.
Yeni işte aşılar keşfediyoruz falan filan.
Yani zaten işte Covid-19 salgını hala dünyada sürüyor.
Milyonlarca insan öldü.
Başka milyonlarca insan hala risk altında.
Bir türlü tam olarak atlatamadık.
Aslında bu teknoloji elimizde yok mu?
Var. Elbette var. Ama bunun üzerine bile bir sürü kavga dövüş sürüyor.
Hemen kısaca parantez açıyorum.
Geçen hafta nasıl demiştim işte bir felaket filmlerinde ya da kıyamet filmlerinde böyle bir sıkıntı olduğunda, bir deprem olduğunda, bir göktaşı geldiğinde nasıl insanlar bir anda insani taraflarını fark ediyorlardı.
İşte bu hastalık mastalık durumunda da veya bir ortada böyle bir şey olduğunda insanın insan hayatının...
Tehdit eden ya da insanın medeniyetini tehdit eden bir şey olduğunda bir anda böyle ahlaki şeyler ortaya çıkıyor.
Yani normalde hiç de insan sağlığına çalıştığını ya çok da inanamadığımız diyeyim en azından bilimin ya da işte ilaç sanayinin falan bazı tarafları bir anda böyle insan sağlığına çalışmaya başlıyor.
Mesela çünkü...
Açık açıda arkadaşların bir kısmının şeyi bu ya hani o ilaç sektörüne falan hiç güvenmemek mesela.
O güvenmeme hali nereden geliyor?
Bir örnek üzerine konuşmayacağım tabii. Covid için konuşmuyorum ama geçmişte birçok konuda atıyorum işte kuş gribi yok işte domuz gribi falan bir sürü şüpheler ortaya çıktı değil mi?
Mesela niye? İlaç teknolojisine karşı bir şey var.
Böyle bir antipati var, bir gerginlik var, bir güvensizlik var.
Niye? İşin altında çok ciddi bütçeler dönüyor ve bu sektörün para için bir şeyler yaptığından şüpheleniyoruz değil mi arkadaşlar?
Peki tamam ilaç sektörü para için bu işin önderi para kazanmak için buluşlar yapıyor, çalışmalar yapıyor falan öyle mi?
Evet. Peki teknoloji firmaları çok mu farklı acaba?
Hayır. Şu an mesela dünyadaki en gelişmiş ne bileyim işte internet, yazılım, bilimsel teknoloji, bilgisayar teknolojileri falan...
Firmaları bir düşünelim ya işte Apple'dır, Google'dır bir düşünün.
Onların da hepsi temel motivasyon olarak daha çok para kazanmak için teknolojiyi ilerleten firmalar değil mi?
Evet öyle. Tamam başka bir alana geçelim mesela.
Az önce neyden örnek verdik?
Kıtlık dedik değil mi? Besin sıkıntısı.
Çünkü dünyada kaynaklar var, belirli kaynaklar var ve biz bu kaynakları kullanıyoruz.
En çok bu kaynakları, besin sıkıntısı çekeceksek en çok bu kaynakları kim kullanıp yok ediyor?
Küresel ısınma nereden ileri geliyor?
Daha çok öncü sanayi firmaları değil mi?
Atmosferi en çok ileten enerji sektörü diyebilirsin, petrol sektörü diyebilirsin.
Ya da belki işte atıyorum otomotiv sektörü diyebilirsin.
Ya da aynı zamanda tarım değil mi?
tarım alanlarını işte hayvancılık tarım dünyaya aslında kirleten, yaşam alanlarını kirleten ya da verimli olmayan tarım ya da çevreye zarar veren sanayi bunların da hepsinin esas motivasyonu
ne? Hani bu şirketler niye var?
Yine para kazanmak için değil mi arkadaşlar?
Bakın ortaklık şöyle ortaya çıkıyor.
Dünyadaki aslında tüm işte teknolojik, bilimsel işte ne bileyim yeme içmeyle ilgili kıl kıyafetle ilgili her türlü alanın ve mecranın öncüleri yani bir alanı en ileriye
taşıyan kişiler kim oluyor arkadaşlar?
Şirketler. O şirketler kendi alanının önderi oluyorlar.
Nasıl önderi oluyorlar? Bilimsel ve teknolojik olarak en azından o mecranın öncüleri oldukları ya da olabilecekleri için en büyük ve en güçlü şirketler oluyorlar.
Ama şirketlerin esas motivasyonu ne?
Para kazanmak. İşte bakınız buradan şöyle bir mesaj ortaya çıkıyor.
Bu türde bize diyor ki kardeşim siz salaksınız.
Çünkü medeniyeti ilerletirken bilimi, teknolojiyi, tıbbı, kimyayı, fiziği, tarımı, gıda teknolojisini her şeyi ilerletirken aslında insan sağlığını...
Dünyanın sağlığını düşünerek ilerlemiyorsunuz siz diyor.
Para kazanmak için ilerliyorsunuz ve bu yüzden imza attığınız ilerleme size aslında fayda olarak geri dönmüyor diyor.
Çünkü insanları besleyeceğiz diye tarım yapıyoruz ama daha çok...
Para kazanabilmek için daha kirli tarım yapıyoruz.
Toprağı kirletiyoruz, suyu gereksiz yere harcıyoruz.
Ya da tarımlar örneklerden başka bir şeyden örnek vereyim.
İşte ilaç sanayi olarak düşünelim.
Yaptığımız ilaçlar insanlara ne kadar faydalı, ne kadar çare oluyor, ne kadar hastalıklara deva buluyor.
Ya da belki bazı hastalıklar, en basitten atıyorum alerjiler.
Alerjiler için çalışan ilaç sektörünün apayrı departmanları var.
Ama bir de AIDS var. Atıyorum kanser var.
Hani büyük hastalıklar var.
Ama bir anlamda da kozmetik sanayi var.
Şimdi kozmetik sanayinin insanlığın gelişimine ya da medeniyetin güçlenmesine ne kadar faydası var?
Çok daha azdır değil mi?
Bir AIDS'e göre, bir kansere göre ya da hani dönemin önemli hastalıklarına göre hani insanların başı çıkmakta zorlandığı milyonlarca, on milyonlarca insanın ölümüne sebep olan hastalıklara harcanan, ayrılan
parayı, enerjiyi, zamanı düşün.
Bir de işte diyorum hani atıyorum hiçbir şeye faydası olmayan tıbbın başka bir alanı atıyorum işte estetik ameliyat teknolojileri, estetik teknolojiler veya kozmetik teknolojileri hangisine daha fazla para harcanıyor
acaba? İşte hangisi daha çok para getiriyorsa hangisi daha fazla para kazandırıyorsa o şirkete oraya daha fazla araştırma geliştirme veya ilerleme için bütçe ayrılıyor zaman enerji ayrılıyor.
Yine aynı noktaya geliyoruz bakın arkadaşlar yani demek ki günümüzde kapitalist dünyada insanın ilerlemesi medeniyeti ilerletmek.
daha güçlü, daha verimli, daha uzun ömürlü, ne bileyim, daha erdemli bir medeniyet, daha güçlü bir medeniyet olmak için değil, hani bu esas odağa alınarak değil, daha çok şirketlerin büyümesi ve daha
fazla para kazanması amacıyla ilerleniyor.
Ve bu da hiç de erdemli bir amaç olmadığı için, aslında geri dönüşleri de çok da düşünülmediği için, insanın faydasına falan olmuyor.
E ne oldu şimdi? Bu ilerleme, bu gelişme, bu bilimsel teknolojik gelişme aslında insan medeniyetinin mantıklı ve akıllı bir şekilde gelişmesi anlamına gelmiyor arkadaşlar.
İşte söz konusu insan eliyle olan kıyamet senaryolarının hemen hepsinde diyorum işte bir virüs olsun, hastalık olsun, makinelerin istilası olsun, kıtlık olsun, köresel ısınma
olsun hepsi insanın elindeki O bilimsel ve teknolojik ilerleme silahını, o babasının silahını yanlış niyetle kullanması ve sonunda da o silahın kendisine
patlaması, kendisini yaralaması ve kendisini öldürmesi sonucuyla kıyameti getiriyor arkadaşlar.
İşin özü bu. Ve bu anlamda diyorum geçen hafta demiştim ya insana kibirlisin sen hak etmiyorsun bu yuvayı, bu dünyayı, bu medeniyeti.
Sonun gelecek diyordu. Bu türlerde bu insan eliyle olan kıyamet senaryoları dediğimiz alt türde bize siz medeniyeti olarak insan medeniyeti ulaştığınız medeniyette hiç gelişkin falan değilsiniz
aptalsınız. Çünkü sahip olduğunuz gelişkinlik sizin hayrınıza olacak bir gelişkinlik değil diyor bize bu filmler arkadaşlar.
Bunun çok diyorum çok fazla örneği var.
Matrix'i düşününüz. Matrix'te şimdi animatrix serileri vardır onun.
İzlemeyen arkadaşlar mutlaka vardır.
10 tane kısa film. Orada Rönesans 1 ve Rönesans 2 diye Matrix dünyasına hani kıyamet nasıl kopmuş insanlarla makinelerin arası nasıl bozulmuş da.
İşte hani makinelerle insanların savaşı çıkmış ve dünya artık yaşanmaz bir yerle gelmiş falan diye.
Rönesans 1, Rönesans 2 diye iki tane kısa film vardır arkadaşlar.
Bakınız onları mutlaka izleyin.
Hani izlemeyen arkadaşlara öneriyorum.
Mercek dünyasının nasıl ortaya çıktığından bahseder.
Mesela o filmlerde insanın bilimsel işte teknolojik gelişiminde öyle bariz stratejik hatalar yaptığını gösteriyor ki.
Mesela o kadar güzel anlatıyor ki o kısa filmlerde.
Zaten kısacık filmler diyorum hani.
Zaten kısa film yani 10'ar dakika yanlış hatırlamıyorsam 9'ar 10'ar dakika 2 film.
Orada çok güzel anlatır.
Diyorum başka örnek başka kıyamet senaryolarında hep zombi filmleri diyorum ya işte salgın hastalık bir virüs yayılır falan.
O kıtlık meselesinde de genel olarak insan nüfusunun anormal biçimde artmasından çok.
Toprakların ve dünyadaki suyun yani aslında doğanın, dünyanın bize neredeyse bedava verdiği bu yaşam kaynaklarını kirletip yok etmemiz temelindedir o kıtlık meselesi.
Verimli kullansak, akıllı kullansak dünyanın sahip olduğu...
Bu yaşama malzemelerini diyeyim, yaşama ortamını, yaşama yakıtını biz doğru biçimde kullanacak olsak kıyamete falan gideceğimiz yok ama bunu mahveden biziz.
Kendimiziz. Bu da aptallığımızdan ileri giriyor.
Yanlış motivasyonlarla medeniyetimizi ilerletmeye çalışmamızdan ileri geliyor.
Ve arkadaşlar her şekilde bu silah kendi elimizde patlıyor, bizi yaralıyor, bizi öldürüyor.
Şimdi bu alt türün...
Temel mesajları insanoğlunun aptallığı, salaklığı, elindeki silahı, elindeki malzemeyi nasıl kullanacağını bilmemesi olarak özetlerken bir de şöyle bir gerçek çıkıyor karşımıza.
Her şekilde konuyla biraz bağdaştırayım.
Elon Musk yakın zamanda işte Mars'ta koloni falan kuruyor ya arkadaşlar.
Sağda solda işte sosyal medyada sürekli bundan bahsediliyor tabi işte Mars'ta koloni kurulacak da oraya gidecek işte oraya gideriz gitmek ister miydiniz işte seçme yapsalar gider miydiniz falan filan oraya işte inanmaz şu kadar milyar dolar para harcayacak
falan. Arkadaşlar bir Mars projesi şu an planlanan işte üzerine bütçeler çıkarılan gitmeden gelmeden bahsedilen nasıl yapılacağı üzerine işte bir sürü teoriler üretilen falan Mars
projesi dediğimiz şey. O kadar saçma ve abuk bir şeydir ki aslına bakarsanız.
Bütün bilim kurgu filmlerinde de aynı şey vardır.
Diyorum hemen interstellardan örnek vereyim.
Dünya artık perişan hale geliyor ve biz başka yaşama alanları arıyoruz değil mi?
Arkadaşlar bizim yaşamamıza uygun olmayan bir gezegende bir koloni kurmak ya da o gezegeni dünyalaştırma üzerine çalışma yapmak için harcanacak para, zaman ve enerji dünyanın
şu an içerisinde bulunduğu problemleri Çözmek için harcanacak olan zaman, para ve enerjiden inanın onlarca, yüzlerce kat fazladır.
Yani dünya aslında geri dönülemez bir noktada değil.
O nedenle bir Mars projesi işte.
Herkes Elon Musk konuşuyor.
Elon Musk'ın Mars'a koloni kurma üzerine harcayacağı paranın yüzde birini dünyadaki toprağı ve suyu, erozyonu...
durdurmak için kullanacak olsak hiçbir zaman Mars'a falan gitmemize gerek kalmayacaktır arkadaşlar.
İnanın ki bunlar tamamen popülist şeyler ve hangi bilim kurgu filminde olursa olsun diyorum Interstellar'da bu vardı, Alien 2'de bu vardı, başka böyle işte Ay'a üst
kurma, Mars'a üst kurma, 80'lerin 90'ların cyber parklarında da vardı.
Hiçbir zaman orada kurulan yaşamlar Dünyadaki bizim şu an sahip olduğumuz ve ne yazık ki yok edişe doğru kıyamete doğru götürdüğümüz yaşamdan asla daha iyi değil hatta çok daha kötü dünyalar
inşa ediyoruz orada arkadaşlar.
Çünkü biz insanoğlu dünyada evrimleşmişiz ve burada yaşamaya uygunuz.
Başka bir... gezegende yaşamak zorunda kalmamız ancak mecburen ortaya çıkabilecek bir durum ve orada inşa edilecek olan yaşam dünyadaki kadar güzel, konforlu, rahat, güvenli olması yanından
geçmez. Karşılaştırmak bile aptalca gerçekten.
Ama biz hala işte Mars'a kolonu kurmak falan filan diye bunlardan bahsediyoruz.
Yine insan eliyle ortaya çıkan kıyametlerin sonucu olarak başka gezegenleri kolonileşme üzerine yapılan filmlerde de bu hep anlatılmıştır diyorum.
Bakınız Total Wrinkle diye bir film vardı mesela.
80'lerde Anna Schweizer'a gelen oynuyordu.
Orada Mars'ta bir koloni kurulmuş.
İşte diyorum ya Interstellar'da bu vardı.
Başka gezegenlere gidiliyor. Orada koloni kurmanın planları yapılıyor.
Onun dışında hangi filme bakarsanız bakın orada kurulan dünyalar hiç de güzel, konforlu, aranası, özlenesi değil.
Çünkü mecburen ortaya çıkmış yaşam biçimleri onlar arkadaşlar.
Dünya artık yok olmuş gitmiş.
İşte asıl insanoğlunun yapması gereken şey adımını uzaya tamam bilimsel ve teknolojik olarak adımını uzaya atsın.
Okey bunda bir şey yok ama nasıl olsa dünya mahvolacak yok olacak.
Bari Mars'ta, Ay'da işte ne bileyim Venus'ta bilmem Satürn'de koloni kuralım.
Nasıl olsa dünya yok olacak demek.
Korkunç bir aptallık arkadaşlar.
Çünkü dünya daha geri dönülemez bir durumda değil.
Paramızı, enerjimizi, bilimimizi, teknolojimizi dünyadaki yaşanılır ortamı sürdürmek için kullanacak olsak hiçbir zaman öyle senaryolara en azından yani tabii hiçbir zaman diyemem ama
belki yüzlerce yıl böyle senaryolara, böyle yayılma mecburiyetlerine ihtiyacımız kalmayacak.
İşte uzayda kolonileşme filmleri de bu gerçeği bize fark ettiriyor arkadaşlar.
Tamam sen uzaya açılmak istiyorsun da.
Orada güzel bir dünya beklemiyor abi seni.
Yani sen dünyana sahip çık.
Sen evine sahip çık. Önce evine sahip çık.
Aptallık yapma. Salaklık yapma.
Kendi evine yuvana sahip çık diyor bu filmler bize arkadaşlar.
Umarım izah edebilmişimdir.
Derin bir konu. Üzerine söyleyecek aslında başka birçok şey daha var ama şimdilik kıyamet öykülerini bu iki bölümlük programda bitirmiş olayım.
Başka konulara geçelim. Çok da sıkıcı olmasın.
İlerleyen bölümlerde, ilerleyen haftalarda belki tekrar bu konuya döner.
Başka alt metinler ve mesajlar kovalamaya çalışırız.
Evet arkadaşlar. Teşekkür ederim.
Sağ olun. Tekrar görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
