
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kıyamet filmleri, pek net mesajları ve derin alt metinleri ile biz insanoğluna ayna tutan en önemli film türlerinden biri. Sinemasal açılımlarda bu hafta, kıyamet filmlerini konuşuyoruz. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar. Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda sinemasal açılımlar dosyamıza devam ediyoruz ve konumuz kıyamet öyküleri arkadaşlar.
Gerçekten derya deniz bir konu kıyamet öyküleri.
Yani o kadar zengin, o kadar derin bir konu ki neresinden tutsak böyle çok derin bir denize dalmış gibi hisseder insan gerçekten.
Ama ben o kadar büyütmeyeceğim konuyu.
Biraz... daha böyle hani yüzeysel demeyeyim ama biraz daha genel bakmaya çalışacağım.
Türün temel motivasyonunu, temel mesajlarını size anlatmaya çalışacağım.
Yine de tek bölümde bitirmeyeceğim.
İki bölüm yapmayı tasarladım arkadaşlar.
Çünkü genel bakışta da bir iki ana başlığa ayrılıyor.
Birazdan onların özelliklerini anlatacağım size ama her ne kadar ayrılsa da yani 10 tane de 15 tane de alt türü olsa Hemen hemen hepsinin benzer mesajları var.
Benzer noktalardan tutabiliyoruz yani bu kıyamet öykülerinin farklı özellikte olanlarını.
Biraz onlardan bahsedeceğim.
Biraz kıyamet öyküsü nedir tabi biraz ondan bahsedeceğim.
Sinema tarihindeki yerinden falan bahsedeceğim ama şöyle söyleyeyim.
Temel olarak kıyamet öyküleri başlığımızda söylediğimiz gibi biraz bizim insanoğlunun ve insanın geliştirdiği ve bugüne ulaştırdığı medeniyetin biraz kıyameti hak ettiğini.
Biraz böyle hani...
hak ettiği kelimesi biraz ağır gelmiş olabilir size biliyorum ama inanın bu filmler bunu iddia ediyor.
Yapacak bir şey yok. Ve onları neden bunu iddia ettiklerini bize anlatmalarına hani biraz kulak vermemizi isteyen filmler arkadaşlar.
Tamam ben hani işte kıyamet kopmaz canım diyen ciddi bir kitle olabilir ama bu filmler diyor ki bir kulak ver bakalım bana.
Bak benim sana anlatmaya çalıştığım bir şeyler var.
Hani bir dayanağım var. Öyle hani kafadan atmıyorum bu fikrimi.
Neden acaba sence bu fikirdeyim?
Gel de bir izle kardeşim. Diyor insanları ve sinema severleri bu türler.
Şimdi nedir kıyamet öyküleri arkadaşlar?
En kaba haliyle dünyadaki insan varlığının ya da canlı varlığının diyelim tamamen ya da çok yüksek oranda küresel ölçekte ortadan kalkması üzerine öyküler anlatan filmlere kıyamet
öyküleri diyoruz arkadaşlar. Şimdi bunların birçok diyorum alt türü var.
Hani o kıyametin nereden geldiğine bağlı olarak Farklı isimlendirmeleri olabiliyor bunların.
İşte zombi öyküleri, uzaylı istilası öyküleri, küresel ısınma ve küresel kuraklık veya besin sıkıntısıyla ilgili öyküler.
Ya da belki dünyaya bir göktaşı çarpması, bir gezegen çarpması gibi.
Uzaydan gelen tehlikelerle ilgili ya da makinelerin istilası olabilir, nükleer yıkım, 3.
Dünya Savaşı falan değil mi?
Bunların hepsi insanın başına gelebilecek olası kıyametleri işaret eden ve bunlar üzerine öyküler anlatan filmler.
Ama arkadaşlar öncelikle kıyamet öykülerini biz ikiye ayırabiliriz.
Onun için zaten iki program yapmayı tasarladım.
Bugün bir tanesinden bahsedeceğim.
Bundan sonrakinde de ikincisinden bahsedeceğim.
Nedir bunlar? Birincisi insan eliyle olanlar.
İkincisi insan eliyle olmayanlar arkadaşlar.
Bugünkü programımızda insan eliyle olmayan kıyamet öykülerinden bahsetmek istiyorum.
Önümüzdeki haftada insan eliyle olan kıyamet öykülerinden bahsedeceğim size.
Diyorum ikisinin de ortak tarafları var ama ayrıldığı bazı noktalar da var.
Onları da vurgulamaya çalışacağım.
Hemen şimdi bugünkü konumuza gireyim.
İnsan eliyle olmayan kıyamet öyküleri nedir arkadaşlar?
Şimdi bunun da birçok örneği var.
Marjinal ilginç örnekleri bile var ama en temel olarak şöyle söyleyeyim.
Uzaydan gelen tehlike bir gök taşı çarpması değil mi?
Bir gezegen çarpması, gök taşı çarpması.
Böyle bir kozmolojik büyük bir olay durumunda insanoğlu ne yapacak, ne edecek?
Bunun üzerine. Genel olarak aslında bu büyük bir kıyamet öyküsü gerçekten.
Yani insanın elinde az malzeme var böyle bir kıyamet senaryosuna karşı.
Diğeri ne olabilir arkadaşlar? Uzaydan...
Uzaylılar gelir. Baya böyle hani çok saldırgan işte işgalci falan işte yayılmacı bir uzaylı tür gelir.
Dünyadaki işte bütün canlılığı insanlığı falan yok eder ve dünyada bir kıyamet yaşanmış olur.
İşte bu hani örneklerden bir tanesi de bu.
Şimdi bu alt türlerin temel mesajı ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Temel mesajı şu. Şimdi biz dünyadaki en gelişmiş canlıyız değil mi?
Evet hani evrimin en üst basamağındayız falan.
İşte besin zincirinde en üst noktadayız.
Ve diyoruz ki artık biz işte çok ilerledik, çok geliştik.
İşte 2500 yıllık bilim, teknoloji, felsefe tarihi, işte 10 bin yıllık sanat tarihi, işte 20 bin yıllık şu tarihi, bu tarihi falan diyoruz değil mi?
Okey yani biz çok gelişkin, artık ileri bir medeniyetiz diyoruz.
Böyle miyiz gerçekten? İşte dünyada kendimizi öyle görüyoruz biz.
Okey en aslan kaplan biziz.
En üstün, en harika biziz.
Tüm canlılığı, tüm dünyayı dize getiriyoruz falan ki bu da inanılmaz bir kibir.
Ayrı konu işte kibir zaten.
Hani kıyamet ülkelerinin aslında temel meselesi insanın kibri arkadaşlar.
Tam olarak bu. Hani bu kadar gelişmişiz falan ama...
ayağımızı dünyadan bir adım dışarıya attığımızda, uzaya attığımızda ne kadar da gelişmemiş, ne kadar da aciz, ne kadar da aslında ilkel bir medeniyet olduğumuzu fark ediyoruz arkadaşlar.
Niye çünkü biliyor musunuz? Dünyadan bir meteor şimdi yani devasa bir evren değil mi bu?
Yani 13 nokta işte 8 milyar yıldır yaklaşık var olan bir ucundan bir ucunda işte 8 milyar ışıklı büyüklüğünde falan devasa bir yapı bu.
Çok çok çok küçük bir kısmına bunun hakimiz zaten.
Ve oradan 3-5 kilometre çapında, 10 kilometre çapında yani sistemimizde ya da evrende her saniye binlerce, yüzbinlerce kez olan bir olaydır yani.
Bir gök cisminin başka bir gök cismine çarpması aslında evrenin her zamanki hali için inanılmaz derecede sıradan bir şey.
Bizim başımıza böyle bir şey gelecek olsa, biz o kadar gelişkiniz falan diyoruz ya.
Ne gelişkini abi?
Yani hiçbir gelişmişliğimiz yok.
En küçük bir...
evrensel veya uzaydan gelebilecek en küçük, en basit, en normal bir tehlikede veya sıra dışı bir durumda medeniyetimizi ve tek yuvamız olan dünyayı korumaktan aciziz arkadaşlar.
Hiçbir şekilde aslında gelişmiş falan değiliz.
Bütün borumuz evde ötüyor yani dünyada ötüyor.
Diyorum uzaya bir adım attığımızda zaten bunun üzerine de filmler vardır biliyorsunuz işte astronotların maceralarını hani kozmologların, uzay insanlarının diyeyim hani uzaya açılan, uzayda araştırmaları yapan falan filan kişilerin hayatlarını Veya
maceralarını işte anlık zorluklarını öykülerini falan anlatan öykülerde de hep bu anlatılır bilirsiniz.
Yani tamam dünyada okeyiz de dışarı çıktığımız anda daha hani şurada bin kilometre ya şu atmosfer dışına çıktığında ne kadar aciz bir canlı oluyoruz aslında arkadaşlar.
İşte insanın kibrini ilk hani bu türün ezdiği ve gözümüze soktuğu nokta bu.
Hiçbir şey yapamıyoruz. Şimdi ben kozmolojiyle biraz ilgili bir insanım.
NASA'nın... veya Avrupa Uzay Ajansı'nın falan uzayla ilgili çalışmalar yapan tüm organizasyonların işte dünyaya bir göktaşı falan çarpması durumunda insanın nasıl bir yol izleyeceğine dair çeşitli senaryolar var.
Bazı protokoller var bu konuda.
Hani bunların bir kısmı açıklanmayanlar da var deniyor falan filan vesaire.
Neyse hani 3 tane temel çözüm var diyorlar.
Bir tanesi bize bir göktaşı zaten şöyle bayağı gelişmiş gözlem araçlarımız sayesinde biz dünyaya çarpacak olan bir meteoru yani işte 6 ay önceden, 1 sene önceden hatta belki 2 sene önceden falan fark edebiliyoruz.
Yani öyle bir gözlem gücü var şu an insanoğlunun.
Öyle bir şey olduğunda senaryo bir ya buradan nükleer başlıklı füzeler gönderip onu patlatacağız.
İki, ya onun yakınında büyük bir patlama yaratıp onun yörüngesini değiştireceğiz.
Ya da baktık çok büyük veya bunu denedik olmadı gücümüz yetmiyor.
İşte insanların bir kısmını böyle mağaralara falan kıyametten zarar görmeyecek şekilde depolayıp artık yukarıda kalan torpilsiz, gariban, fakir, zavallı insanların da baba siz başınızın çaresine bakın diyeceğiz.
Yani senaryolar bunlar ki zaten bu senaryolar geçmişte bazı filmler var bununla ilgili.
İlk akla gelenleri 90'lı yılların sonlarında iki tane bunun üzerine film yapılmıştı arkadaşlar.
Bir tanesi Deep Impact filmi.
Mimi Leather'ın yönettiği derin darbe yani.
Bir de Armageddon diye Michael Bay'in çektiği işte Bruce Willis'in falan öyle de biraz daha böyle daha eğlenceli falan bir filmdi.
Orada da bir işte göktaş çarpacak işte oraya gidip onu yok etmeye çalışıyorlar falan filan.
Şimdi hatta o zaman hani çok sosyal medya falan yoktu demişti.
Gazetelerde, dergilerde, televizyonda falan böyle hmmm.
Hollywood bize bir şey anlatmaya çalışıyor.
Galiba dünyaya bir göktaş çarpacak ama hani bunu söylemiyorlar, gizliyorlar.
Herhalde insanlığı bu filmlerle alıştırmaya falan çalışıyorlar diye bir de çok güzel kıyamet senaryoları çıkmıştı o zaman.
Hani abi 25 sene geçti.
Hiç göktaşa möktaşı yok. Ne oldu? Hani hayırdır?
Çok emindiniz kendinizden.
Aşı da çip meselesi falan yani.
Aynı kafalar işte ne yazık ki arkadaşlar bunlar.
Keşke hiç olmasa ama yapacak bir şey yok.
Her dönemde oluyor demek ki bu tip komplo senaryosu seven arkadaşlar her dönemde varlar.
Şimdi o zaman zaten bu protokolleri biraz hani anlatan böyle filmler yapılmıştı.
Bunlar az çok biliniyor. Ama dediğim gibi öyle bir şey ortaya çıktığında bir küresel yıkıma sebep olacak uzaydan gelen bir tehlike olduğunda insanoğlu...
Acayip derece acizleşiyor arkadaşlar.
Onun için hani biz geliştik.
Biz çok büyüdük. İşte açılıyoruz falan.
Sen bir dur abi. Önce bir dur.
Bu bir. Mesaj bir.
İkincisi şöyle bir durum var arkadaşlar.
Uzaydan herhangi bir tehlike geldi.
Bir kıyamet senaryosu söz konusu oldu.
Bir anda böyle işte babasıyla 10 senedir küs olan kız gidip babasıyla tanışıyor.
İşte boşanma davası açan çift ha da göktaşı mı geliyor.
Aa biz birbirimizi ne kadar seviyormuşuz.
Ne bileyim işte siyahi Meksikalı Koreli göçmen komşusuna gıcık kapan işte ırkçı faşist bir eleman.
Aslında siz iyi insanlarmışsınız ya.
Bak hani ya dünya fani be kardeşim.
Bak göktaşı geliyor hadi biz gel.
Öyle mi abi ya?
Ya insanoğlu gerçekten böyle mi?
Yani insanoğlunun...
gerçekten saçma sapan abuk sabuk kutuplaşmalara, kırgınlıklara, düşmanlıklara, ayrılıklara ne kadar gereksiz zaman enerji ayırdığını ya da bu konuda ne kadar abuk sabuk işte fikirlere, yaklaşımlara,
tavırlara, ilişkilere imza attığını fark etmek için bir göktaşının mı dünyaya yaklaşması lazım.
Bu kıyamet filmlerinde mutlaka bu alt metin vardır arkadaşlar.
İnanın yani diyorum birinci madde o kibir.
Hani biz geliştik. Hayır abi gelişmedin.
Hiç gelişmişliğin falan yok.
Gayet de aciz bir medeniyetsin.
Farkına var bu bir mesaj.
İki işte ikinci mesaj da bu kutuplaşmalar, bu ayrılıklar.
Hani insanın günlük hayatında ne kadar aptalca, ne kadar boş, ne kadar saçma şeylerle dünyayı, kendi kasabasını, ailesini, çevresini, mahallesini, sokağını...
Böyle bir kutuplaştırmaya, bir ayrılığa, saçma sapan ilişkilere mahkum ettiğini gösteren filmler.
Aynı zamanda arkadaşlar kıyamet öyküleri.
Çünkü nedense kıyamet söz konusu olunca bütün sorunlar hemen unutuluyor.
Herkes bir dost oluyor. Zaten bu felaket öykülerinde de vardır.
Şimdi felaket öyküleriyle kıyamet öyküleri biraz benziyor arkadaşlar.
Felaket öyküleri zaten küresel, global bir tehlike değil de biraz daha yöresel.
Böyle işte bir deprem oldu. İşte şu ülkede.
Veya işte bir tsunami vurdu şu kıyıya falan.
Bir felaket oldu. Kasırga, tayfun, rüzgar oldu falan filan.
Hani öyle durumda bir anda böyle birbirine gıcık olan komşu.
Aa işte komşu mumun var mıydı falan.
Aa biraz da ekmeğin vardı. Gel bölüşelim.
Hemen bir dostluk falan böyle. Ulan iki hafta önce birbirinize bileniyordunuz.
Derikodunuzu yapıyordunuz. Ne bileyim işte o arabayı oraya bırakma lan falan diye böyle ne bileyim işte saplığı alıp çıkıyordun dışarı.
Ne oldu abi bir anda. Diyorum tusuna mı vurması mı lazımdı senin dostane davranman için komşuna?
Veya hani böyle saçma sapan şeyleri işte üzerinde vazife olmayan şeylere takılıp da böyle komşuna gıcık olmaman için bir deprem mi olması lazım yani?
Gibi mesajlar diyorum.
Hem kıyamet öykülerine hem felaket öykülerine vardır.
Nefistir. Gerçekten çok net ve güzeldir yani bu mesajlar.
Şimdi dediğim gibi işte diyelim ki bir işte göktaşı gelecek falan.
Hani bu medeniyetimizin ne kadar şey aslında ilerlememiş olduğunu falan bize gösteriyor.
O filmlerde bu anlatılıyor.
Bir de diğer sandığında olmayan tehlike çok daha neşeli arkadaşlar.
Çok daha güzel. Uzaylı istilası arkadaşlar.
Hani uzaydan böyle bizden daha gelişmiş bir medeniyetin gelip de bizi böyle ağzımızı burnumuzu kırıp bizi güzel bir dövüp böyle Bizi yok etmesi hatta öldürmesi hiç böyle sorgusuz sualsiz falan filan.
Şimdi bu inanın bunun sadece bu uzaylı istilası mesela uzaylılar üzerine 3-5 tane program yapılır ama ben konumuz bağlamında kıyamet öyküleri bağlamında size olayı bir özet.
Şimdi hızlı anlatmam lazım.
Çok zengin bir konu bu. Şöyle arkadaşlar, şimdi insanlık, gerçekten insanın uzaya açılması medeniyette önemli bir atılımdı gerçekten.
Doğru. Bu ne zaman oldu arkadaşlar? Herkes NASA zannediyor ya, Amerika zannediyor ya değil aslında.
1956 yılında Sovyet Uzay Ajansı kuruldu arkadaşlar.
1958'de yani ondan iki sene sonra NASA kuruldu.
Ve 50'li yıllar dünyada tam bir iki kutuplu, korkunç bir dünya.
İki kutuplu. Mutlaka hani az çok tarihle ilgilenen arkadaşlar veya biraz olsun genel kültürü olan arkadaşlar bilirler.
Dünyada hani bir zamanlar işte komünizm, kapitalizm iki kutupluydu böyle.
Bir taraf hani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'ydi o zamanki adıyla.
Şimdi işte dağıldı parçalandı.
Bir de Amerika Birleşik Devletleri'ydi.
Bunlar birbiriyle birçok açıdan zıtlaşıyordu.
Ve işte teknolojide, bilimde, uzayda, sporda her şeyde bir mücadele vardı.
Ve sürekli birbirlerine biliniyorlardı böyle işte.
O oraya füze konumlandırıyor.
O işte şu kadar nükleer başlık almış.
O atom maması yapmış.
Bu hidrojen maması yapmış falan filan gibi böyle bir şey vardı.
Aralarında sürekli bir çekişme vardı.
Şimdi madem işte Sovyet Uzay Ajansı kuruldu veya NASA kuruldu falan.
Hani uzaya açılıyor değil mi insanoğlu artık?
Bu çok önemli bir hadise.
Dönemin düşünce dünyası da yani işte sanatçılar, felsefeciler.
işte bilim insanları falan herkes böyle oturup bu konuyu bir masaya yatırdı.
Tabi önceden yani tam o gün değil çünkü 10 sene önce falan yani olayın 10 sene öncesinden falan işte artık uzaya biz açılacağız yavaş yavaş işte uzay ajansları kuracağız uzay mekikleri yapacağız falan filan diye bunun sohbeti dönüyordu zaten.
Hemen bu konuyu diyorum düşünce dünyası masaya yatırıp inceledi ve sinemacılarda hemen zaten hemen uzaydan gelecek tehlike diye bir Başlık altında hemen işte böyle filmler,
romanlar hemen yapılmaya başlandı.
Ve uzaydan girecek tehlike gerçekten hani öyle bir fişkeklendi ki yani o kadar pompalandı ki Amerika'daki halkta böyle uzaydan eciş bücüş tipler gelip bizi öldürecekler.
İşte kasabamızı alacaklar, ülkemizi dünyamıza alacaklar falan filan diye bir paranoya hali ortaya çıkmıştı.
Şimdi buna paralel bir paranoya hali daha vardı arkadaşlar.
Diyorum ya kapitalist ve komünist dünya o zaman işte çift kutuplu birbiriyle sürekli yarışma ve rekabet halinde.
Dönemin Amerikalı muhafazakar bürokratı Senator McCarthy bir basın açıklaması yapıyor.
Diyor ki hani biz işte komünist Sovyetlerle şu an bir rekabet içindeyiz ama onlardan korkmuyoruz.
Bizim hani teknolojimiz, silah gücümüz her şeyimiz onlardan çok daha yukarıda.
Onlardan daha çok biz...
Amerika içerisindeki gizli komünist eğilimlerden korkuyoruz diye bir basın açıklaması yapıyor arkadaşlar.
Allah ondan sonra Amerika'yı bir paranoya atmosferi sarıyor.
Yani her gün işte sabah kalkıp işte selamlaştığın komşun veya atıyorum işte iş yerindeki arkadaşın ne bileyim işte okuldaki öğretmen işte bilmem postanedeki memur hani o komünist mi bu komünist mi bu gizli komünist mi zaten o
biraz garip bir tip bir kesin bu komünisttir falan diye böyle halkın arasında bir paranoya atmosferi ortaya çıkıyor.
Ve bir de NASA falan kuruldu mu?
Bir de dün uzaydan gelebilecek gizli tehlikeler masaya yatırıldı ve konuşuldu mu?
Pompalandı mı? İşte arkadaşlar o zamanki uzaylı istilası filmlerinde böyle Amerika'nın küçük sevimli şirin tatlış ve tabii ki muhafazakar bir kasabasında insanlar bir anda böyle bir
garip böyle hani her sabah kalkıp aa işte Richard merhaba günaydın nasılsın sağol Tom sen nasılsın falan dediğiniz komşunuz böyle sabah kalkıyor böyle selam hani sizin günaydınınıza selamınıza selam vermiyor böyle bir donuk bakışlar bir
hani soğuk bir beden hal tavır falan hani bir değişmiş falan.
Ne olmuş biliyor musunuz?
Çünkü bir uzaylı gelmiş onun bedenini esir etmiş.
Hani onun içine girmiş.
Parazit gibi falan. Onu huyunu suyunu değiştirmiş.
Yani uzaylı istirahat filmlerinde gizlice geliyordu bu uzaylılar dünyaya.
Gizlice dünyayı ele geçirmeye çalışıyorlardı falan.
Şimdi ve uzaylı da hani daha doğrusu uzaylının içine girdiği insan da daha soğuk, iletişimsiz, daha mesafeli bir tipe dönüşüyordu.
İşte arkadaşlar o uzaylı dönüşümü Kapitalist, iyi niyetli, cumhuriyetçi, muhafazakar, sıcakkanlı, dostane Amerikan insanı tam olarak McCarthy
'nin dediği içimizdeki komünist eğilimler demişti ya o.
O olabilecek bir kişiye dönüşüyordu.
Alt mesaj o. Niye?
Çünkü komünizm daha çok içine kapalı, soğuk, mesafeli falandır da kapitalist dünya daha çok hani işte dışa dönük, işte insanlarla iletişim halinde, reklama ve hani işte tanıtıma dayalı, daha sıcakkanlı
falan bir ya da hani işte kapitalist dünyanın pompaladığı yapı buydu yani.
Kapitalist dünya daha sıcak, ilişkiye dayalı, barışçıl.
Komünist dünya daha soğuk, içine hani daha dönük böyle daha mesafeli falan.
İşte o komünist eğilim dedi ya McCarthy.
İçerideki Amerikanın içindeki komünist eğilim o uzaylı istilasıyla paralelleştirilip komünistler de bir nevi uzaylı yani yabancı böyle alien konumuna sokuluyordu arkadaşlar.
Şimdi oradan gelen o uzaylı istilası öykülerinin de temel mesajı ey kapitalizm hani sen işte dünyanın kralıyım ben en doğru sistemim en güçlü sistemim zaten kapitalizm
hani komünizmden daha güçlü biz ondan korkmuyoruz.
Var ya diyen hani McCarthy. İşte sen öyle dersin ama böyle kibir yaparsın ama komünizmde gelir içten içe seni fetheder.
Aynı mesaj arkadaşlar. Oradan geliyordu.
Yine az önce bahsettiğim işte göktaşı çarparsa kibri var ya.
Hani sen geliştin daha bir göktaşını durduramıyorsun.
Ne gelişmesi? Sen daha dünyanı kendini koruyamıyorsun.
Evini yuvanı koruyamıyorsun. Ne gelişmişliği?
Diyordu ya hani orada.
İşte burada da onu diyor arkadaşlar.
Sen geliştin. Güçlüsün.
Sen istediğin kadar işte ben güçlendim, dünya hakimim, ben Amerika'yım, kapitalizm işte dünyayı sardı, her şey bizim falan okey.
He oldu. Arka kapından geliyor komünizm ya da uzaylılık diyeyim.
Arka kapından gelip seni içten fethediyor, senin haberin yok diyordu bu filmden arkadaşlar.
Şimdi bakın başka şeyler de örnek verebilirim.
Yani hani insanın elinde olmayan başka örnekler de var da çok da uzatmayayım.
Hani bu ikisi en temel insanın elinde olmayan kıyamet senaryosu.
İşte 90'larda da vardı zaten hani Roland Emmerich'in Independence Day filmi vardı.
Bayağı böyle uzaylılar hani dünyaya geliyor böyle tabak gibi kocaman uzay gemileri şehrilerin üzerine böyle bir gölge yapıyordu.
Artık top, tüfek, lazer artık ne varsa bomba bomba üzerimize yağdırıp dünyadaki böyle hiç sorgusuz sualsiz hani o da neye benziyordu arkadaşlar?
Yayılmacı, emperyalist hani.
Ne bileyim gidip gariban Afrika ülkelerini biz size demokrasi getireceğiz.
Biz size işte iman, inanç, Hristiyanlık, haç getireceğiz deyip de oradaki kaynakları hani cukkalayan vardı ya hani o gelişmiş ülkeler o zamanlar.
Hani bir masaya oturulurdu en azından hani formalite icabı da olsa.
Bakalım biz size işte Coca-Cola ve kod getirdik.
Siz de bize biraz krom mesela demir, altın madeni falan verin.
Ne diyorsunuz hacı? Diye soran gelişmiş ülkelerin zaten tezahürüdür bu uzaylılar.
Onu da söyleyeceğim şimdi. İşte aynı mesele Independence Day'de daha da kötüsüydü.
Çünkü hiç sorgusuz sualsiz yani geliyorlar masaya falan da oturmuyorlar.
Hani biz size şunu verelim siz de bunu verin.
Hiç umurlarında değil yakıp patlatıp yok edip insanın bütün canlılığı yok edip artık niye geldilerse ne istiyorlarsa bizden belki de keyif için bizi yok ediyorlar bilmiyoruz yani.
Güzel bir mesajdır o da insanın acizliğini gösterir.
Ve arkadaşlar acizlik dedim ya.
Bu filmlerde bir uzaylı istilası filmleri bir de şöyle çok güzel bir nokta vardır.
Dedim ya insanoğlu hani evrimsel olarak en gelişmiş, en üst canlı ya böyle işte besin zincirinin en üstünde ya.
Genellikle bizden daha gelişmiş bir medeniyetin dünyaya işte kıyamet ya da işte istila getirmesinde bir de ne olur biliyor musunuz arkadaşlar?
O 50'lerdeki gizli istila filmlerinde değil de bu böyle bir Independence Day'deki gibi böyle hoyrat istila filmlerinde bir de ne vardır biliyor musunuz arkadaşlar?
Çok rahatça bunu yaparlar.
Hiç zorlanmazlar yani.
Dünyaya gelirler. Bir düğmeye basarlar abi.
10 saniyede 3 milyar insan ölür falan ya.
Hani o kadar rahat ki.
O kadar zorlanmadan bunu yaparlar ki.
Zaten bunun da öncüsü arkadaşlar.
H.G. Wilson.
bir yazar edebiyat dünyasında Dünyalar Savaşı diye bir roman yazdı.
Ta 1800'lerin sonunda.
Bunu da Steven Spielberg geçtiğimiz yıllarda hani Dünyalar Savaşı diye uyarlamasını yapmıştı.
Güzel aksiyonlu bir filmdi.
İşte orada da aynı o şok etkisi var arkadaşlar.
Hani biz gelişmişiz. Dünyadaki en gelişmiş canlı biziz.
Hey insanoğlu işte insan her zaman şöyle olacak böyle olmayacak abi.
Öyle değil işte kibir yapma.
Eğer kibir yaparsan şu an yaptığımız gibi kıyameti de hak edersin.
Diyen filmler arkadaşlar. Çünkü uzaylı istilası olsun.
Gezegen çarpması olsun.
Hepsinde de insanoğlu o kadar aciz oluyor ki.
Filmler insanoğlu şunu diyor.
Sen bu kadar acizsin.
Aslında belki de değilsin.
Kibir yaptığın için göremiyorsun gerçekleri.
Ya kendini gör. Hiç de gelişmiş ve güçlü bir medeniyet değilsin.
Kendini güçlendir.
En azından kendini ve yuvanı koruyabilecek kadar en azından bu konuya eğil.
Ve gerçekten güçlü ol.
Değilsen de kibir yapma.
Güçlü müştü değilsin. Haddini bil diyor bu filmler arkadaşlar.
Ve bizim de şu anki insan medeniyetinde her birimizin de bunu yapmadığını düşündüğü için zaten başımıza kıyamet getiriyor bu filmler arkadaşlar.
Ve ben de o yüzden zaten bu filmlerin...
kıyameti hak eden medeniyet filmleri olduğunu düşünüyorum.
Az önce söyledim hemen söyleyeceğim diye o noktayı da geçmeden bitirmeyeyim.
Normal şartlarda hani bu işte kıyamet öyküleri gelip işte dünyayı basıyorlar falan filan.
O hani işte babasıyla küs olan kızın kıyamette barışması olayı var ya arkadaşlar.
Şöyle çok güzel bir şey vardı.
İşte Neil Armstrong benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım demişti ya ayak bastığında.
Hani o işte astronotların uzaya çıkmış insanların dünyayı dışarıdan gördüklerinde aslında hani küçücük mavi bir noktayız hani şu koskoca evrende diyişi çok önemli ve çok güzel mesajdır gerçekten.
İşte bu filmler bu mesajı anlamayan insanlara ikinci mesaj olarak görüyorum arkadaşlar ben hani bu filmleri.
Çünkü böyle gidersek zaten bilim kurgu alt türünün temeli budur.
Hani bilim kurgu işte geleceği falan anlat.
2102'de şunlar olacak falan.
Geleceği anlatıyor gibi görünür ama arkadaşlar aslında bugünü anlatır.
Yani siz insanoğlu, siz medeniyet, insan medeniyeti şu an böyle giderseniz böyle olacak gelecekte.
Diye derken aslında bugünü eleştiriyordur arkadaşlar.
O nedenle de bilim kurgu alt türü gerçekten çok şeydir.
Yani politik ve dop dolu bir alt türüdür böyle.
Hani işte o Star Wars'ları falan boşverin.
O uzay operaları onlar aksiyona işte eğlenceye dayalı filmler.
Onu kastetmiyorum ama azıcık da olsa işte dünyanın geleceğiyle ilgili işte mesela Cyberpunk gibi falan alt türler genellikle geleceği anlatıyor gibi görünürken aslında geleceğin penceresinden Bugünü anlatır ve kıyamet öyküleri
de bunu yaparken dünyaya bir kıyamet geldiğinde insanoğlunun ne kişisel ilişkilerde, ne toplumsal ilişkilerde, ne yönetim birimlerinde, ne farklı uzmanlıklarda, ne
de kendisini dünyada gördüğü konumda hiçbir kıyamet senaryosunda hazır olmadığını ve karşısına gelecek olası bir kıyameti hiçbir şekilde engelleyemeyeceğini ve bu
kadar gelişmiş bir medeniyet olmasına rağmen gelişmiş tırnak içinde aslında hiç de gelişmiş olmadığı için ve baya baya kibir yaptığı için başına gelecek kıyameti de hak ettiğini düşünen filmler
arkadaşlar bunlar. İyilerini diyorum bugün bakın hiç örnek vermedim hani çok az örnek verdim daha doğrusu çok fazla örnek verebilirim ama kıyamet öyküleri diye falan hani diyorum programı daha da fazla uzatmayayım çok uzattım zaten çok fazla örnek vermeyeyim çünkü bir örnek girersem
o filmden de biraz bahsetmem gerekecek.
Kabaca mesaj bu arkadaşlar kabaca yaklaşım bu.
Diyorum önümüzdeki programda insan eliyle olan kıyametlerden bahsedeceğiz.
Orada da bu mesajların büyük çoğunluğu zaten geçerli olacak ama buna ek olarak başka birkaç alt metin ve başka birkaç mesaj daha var.
Onları da önümüzdeki haftaki programda işlemeye çalışacağım arkadaşlar.
Evet bu haftalık bu kadar.
Umarım sizin için hem keyifli hem de aydınlatıcı bir sohbet olmuştur.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
