
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, Sinemasal Açılımlar dosyamızın 6. bölümünü konuştuk. Konumuz: Kendisini Arayan İnsan. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda sinemasal açılımların 6.sını yapacağız ve kendisini arayan insandan bahsedeceğiz arkadaşlar.
Güncel filmlerden bahsediyoruz, gündemi tutmaya çalışıyoruz ama bir yandan da böyle...
Biraz daha geçmişten gelen esintileri, sinemanın temel dinamiklerini, sinemaya olan bakışınızı, algınızı da böyle bir değiştirebilecek, zenginleştirebilecek konulara da girmeye çalışıyoruz.
Sinemasal açılımlar dosyamızın da zaten bu merakımızın ürünü.
Öyle ince bir tipleme var ki arkadaşlar, buna biz kendisini arayan insan diyoruz, kendini arayan insan.
Birçok farklı tiplemeyi, karakteri bununla karıştırabilirsiniz ama...
Arada ince çizgiler var bundan bahsedeceğim bugünkü programda.
İnce bir tip kendisini arayan insan ve onu ortaya çıkaran çok ilginç dinamikler var ve birçok serüven filminde, birçok aksiyon filminde, birçok böyle bilim kurguda hatta korku filminde falan bu tiplemeye karşılaşıyoruz.
Üstte başka bir şey gibi görünüyor, başka bir karakter gibi görünüyor, başka bir şeylerin peşinde gibi görünüyor ama...
Aslında o karakter kendisini arıyor arkadaşlar.
Kendisini kaybetmiş. Bir noktada kendisini kaybetmiş.
Ya da kim ve ne olduğundan çok da emin değil.
Bunu arıyor. Film bize bir serüven sunuyormuş gibi.
Bir macera sunuyormuş gibi görünüyor.
Hatta bazen istemeden böyle bir maceraya giriyormuş gibi görünüyor.
Ama aslında olay öyle değil arkadaşlar.
Film bize başka bir şey satmaya çalışıyor.
Ama altında bambaşka bir şey var.
Diyorum örneklerini vereceğim.
Aydıntılandıracağım. O zaman çok daha iyi anlayacaksınız.
Eğer bu filmleri bu şekilde bakmaya çalışırsanız.
Bu şekilde bakarsanız. Bakmayı başarırsanız çok farklı lezzetler alacaksınız.
Filmlerin aslında görünenden bambaşka şeyler anlattığını fark edeceksiniz.
Onun için özellikle bu konuyu açmak istedim.
Bunun üzerine bir şeyler söylemek istedim.
Diyorum filmlere ve en azından...
Bu tip filmlere bu tip öyküleri anlatan filmlere bakışınızın değişeceğine ve zenginleşeceğine düşünüyorum.
Hemen o ayırımı vermeye çalışayım.
Şimdi çok fazla filmde tabi ortada bir ya da işte bir iki karakter oluyor.
Bunlar bir maceraya bir serüvene girişiyorlar falan değil mi?
Evet elbette. Ama işte kendisini arayan insanın bir farklılığı var arkadaşlar.
Hemen şimdi onu size söyleyeyim.
Şimdi arkadaşlar bir karakter eğer bir filmde bir maceraya girişiyorsa.
bir dünyası değişiyorsa, bir yolculuğa çıkıyorsa ya da bir kendisine ait olmayan bir dünyaya giriyorsa ya da girmek zorunda kalıyorsa O karakteri kendinizce şu soruyu sorun ve buna cevap almaya
çalışın. Karakter buna mecbur mu arkadaşlar?
Bunu niye yapıyor? Karakter bir maceraya niye atlıyor?
Niye atılıyor? Niye ne bileyim sahip olduklarını hatta belki hayatını, dostlarını, işte ailesini ne bileyim maddi manevi birçok varlığını kaybetme riski olan bir maceraya bir karakter
neden katılsın arkadaşlar?
Niye? Şimdi çoğunlukla filmler sinema bölge filmleri hatta bazen sanat filmleri bile bize bunu şöyle yedirmeye çalışır.
Karakter mecbur kalır başka çaresi yoktur.
İşte hayati bir ne bileyim karşısına bir düşman çıkar mecburen bir kavgaya mücadeleye girmek zorunda kalır karakter.
Ve evet bunu yapar okey tamam burada sorun yok.
Ama bazen ne olur biliyor musunuz arkadaşlar?
Aslında mecbur değildir o karakter.
Mecbur değildir film bize onu...
Bir şekilde yedirmeye çalışır.
Nasıl yedirmeye çalışır biliyor musunuz?
Karakter mecburmuş gibi ya da elinde başka çare yokmuş gibi bunu yapmak zorunda kalıyormuş gibi göstermeye çalışır film.
Ama bu aslına bakarsanız hiç de ikna edici değildir.
Hemen bir örnek vereceğim size.
Batman karakteri arkadaşlar.
Bruce Wayne karakteri. Ta 2005'te yanlış hatırlamıyorsam Batman başlıyor filmini hatırlayın.
Çünkü ondan önce hani 80'lerde 90'larda yapılan Batman'lerde biraz farklı bir hava vardı.
Farklı bir atmosfer vardı. O filmlere örnek vermeyeceğim.
Christopher Nolan'ın çektiği Batman Başlıyor filmi 2005 tarihli orada Bruce Wayne karakterinin zaten hani ortaya çıkışını falan da anlatır.
O 80'lerdeki 90'lardaki Tim Burton çektiği filmlerde Batman ortaya çıkışı falan yoktur dediğim gibi.
O filmlerde farklı bir hava var yani farklı amaçlarla çekilmiş filmler onlar.
Onlar da çok iyi filmler ayrı konu ama Nolan'ın Batman'i Batman karakterinin ortaya çıkışından falan bahsediyordu böyle güzel bahsediyordu.
Hani ilk işte karakterin annesinin babasının ölüşü sonra Bruce.
Bruce'un işte okula gitmesi, servete binmesi falan.
İşte Alfred'le doğru dürüst hani bir diyalog kurması vesaire vesaire.
Neyse orayı uzatmayayım. Şimdi şöyle Bruce Wayne karakteri arkadaşlar çok zengin.
Her şey var. Şehrin en büyük işte ne bileyim en zengin adamının oğlu.
Her şeye sahip yani hani aslında hayatında bir arayışa girmesinin nedeni ne?
Film bize şunu şöyle anlatıyor.
İşte annesini babasını öldüren birileri olmuş bir kötü adamlar.
Hani işte mafya veya ne bileyim ben işte sokaktaki herhangi bir serseri.
Annesini babasını öldürmüş.
Bruce da genç yaşta annesini babasını kaybetmenin acısı var içerisinde değil mi?
Okey. Bu yüzden suç savaşçısı oluyor.
Öyle mi? Arkadaşlar bu sizi ikna ediyor mu?
Yani... Şimdi tamam film bunu yeterli bir sebep gibi gösteriyor bize.
Evet annesini babasını kaybetti.
Bundan dolayı hani bir üzüntüsü var içerisinde.
Annesini babasını kaybetmesinin.
Evet peki ve annesini babasını kaybetmesine sebep olan kişi.
Tabii bu hani meçhul kim olduğu bilinmiyor.
Hani kötü adamlar işte şehirdeki kötü adamlar.
Elinde silah olan veya hani işte yasa dışı işlere karışmış.
Hani sokakta birini öldürebilecek bir aç, fakir, gariban birileri diyelim ki.
Hani film öyle anlatır zaten. Ve bir suç savaşçısına dönüyor Batman.
Öyle mi? Gerçekten bu ikna edici mi?
Başka şeyler de yapabilir. Atıyorum kalkıp şunu yapabilirdi.
Ben şehir çok zengin bir insanım.
Şehirde benim annemi babamı öldüren birileri var.
Hiç aç bırakmayacağım ki başka hiçbir cinayet işlenmesin.
Soygun vakası olmasın.
Bütün fakirlere yardım edeceğim.
Atıyorum. Yeterli değil mi?
Peki o zaman suçlularla savaşacağım.
Hepsini öldüreceğim, yok edeceğim.
Orada polis gücü var. Git polis gücüne katıl.
Polis gücünü güçlendir. Onlara destek ol.
Şehirdeki güvenlik birimlerini öyle bir hale getir ki sen de onların bir parçası ol.
Suçla savaş. Tek başına suçla savaşıyorsun sen.
Bununla başarılı olman mümkün mü acaba?
Korku salmak istiyorum derbet ben mesela.
Karanlıkların içerisinden çıkacağım ve şehirdeki bütün suçlulara, bütün kötülere korku salacağım.
Şimdi sen bunu yaparak başarıya ulaşabileceğine inanıyor musun gerçekten?
Bu mantıklı bir şey mi ki en yakınındaki kişi, en yakın dostu olan Alfred ona...
Bunun çok hani şüpheli bir girişim olduğunu her zaman hatırlatmıştır.
Hani bunu yapmasının her zaman sıkıntılı şüpheli bir durum olacağını.
Çok da hani yüksek bir başarı oranına sahip bir plan olmadığını her zaman Bruce'a hatırlatmıştır.
Her zaman sürekli.
Ki olamıyor zaten. Olamayacaktı da aslında zaten arkadaşlar.
Aslında bu mümkün değil zaten.
İkinci film özellikle Joker'ın olduğu Dark Knight'ta.
Bu çok sık konuşulur.
Sıkça konuşulur yani. Neden bunu yapıyorsun?
Tamam bir etki yarattı Gotham City'de Batman.
Mutlaka okey ona bir şey söylemiyoruz ama kendisi de ikinci filmden sonra o suç savaşçısı karizmasını o aydınlık yüz olarak Harvey Dent'e nasıl diyeyim
o mirası oraya bırakmaya çalıştı.
Onu öne çıkarmaya çalıştı falan.
Çünkü bir mücadeleye girişti Batman.
Bütün suçla savaşacak Gotham.
City'de hiç suçlu kalmayacak.
Hani herkesi yok edecek ve şehirde artık kimse ölmeyecek.
Kendisi de anne babasının intikamını almış olacak ve mutlu olacak.
Öyle mi? Oldu mu böyle bir şey?
Gerçekleşti mi böyle bir şey? Hayır gerçekleşmedi.
Çünkü bu doğru değildi.
Çünkü mantıklı da değildi arkadaşlar.
Aslında Bruce'un Batman karakterini ortaya çıkartması ve suçlularla savaşmayı...
Hani niyetlenmesi, bu çabada olması arkadaşlar hiç de aslında doğru bir yöntem de değildi.
Başarıya ulaşacak bir yöntem de değildi.
Biraz akıllı olan bir insan, biraz mantıklı olan bir insan.
Hele hele Bruce gibi hani gerçekten hem zengin, varlıklı, eğitimli, akıllı, zeki, güçlü.
Hani tırnak içinde üst seviye bir insan böyle.
Hani insan olmanın sınırlarına varan becelere sahip bir insanın zaten buna inanması çok aptalca.
Gerçekten aptalca. Ve zaten başarılı olmuyor.
Hatta yarı yolda bırakmaya çalışıyor Bruce yani.
Peki neden bunu niye yapıyor?
İşte arkadaşlar aslında Bruce içerisindeki acıyı annesini babasını genç yaşta kaybetmiş olmanın ve anne babasız kalmış olmanın acısını çeken Bruce karakterinden kendisinden
aslında memnun değil.
Başka bir şeye dönüşmek istiyor.
İkinci bir kişilik ortaya çıkarmak istiyor.
Ve buna bahane buluyor aslında arkadaşlar.
Onun adı Batman bir suç savaşçısı.
Hayır aslında Bruce acılarından kaçıyor arkadaşlar.
Bu yanlış. Başka birine dönüşmeye çalışıyor.
Başka birini inşa etmeye çalışıyor.
Bruce'u bırakmaya çalışıyor.
Yok etmeye çalışıyor.
Aslında Batman olma motivasyonun ortaya çıkışı şehirdeki suçu kaldırmak falan değil.
Suçu ortadan çıkar. Bu bahane.
Bu işin bahanesi arkadaşlar.
İkna edici değil. Dediğim gibi zaten ikinci filmin ortasında kendisi de onu bırakmaya terk etmeye çalışıyor.
Ama o zaman işte artık karanlık bir yola girmiş oluyor.
Çıkamıyor. Kendisi de suçlu konumuna düşüyor falan filan vesaire.
Hani orada başka bir sürü alt metin var ama aslında Bruce kendisini arıyor arkadaşlar.
Yeni kendisini arıyor.
Mevcut olan kendisinden çünkü memnun değil.
Buna da bir bahane bulmak zorunda.
O da işte suçla savaşmak falan filan vesaire.
Ne dedim bu sohbetin en başında?
Buna mecbur mu arkadaşlar?
Bakın bunu lütfen hani bir suç savaşçısı işte bir maceraya atılan kahraman bir işte serüvene çıkan bir karakter vesaire vesaire bakın o karakterin o karaktere yani şu soruyu sorun.
Bunu yapmak niye yapıyor yani?
Bunu neden yapıyor? Bu çok önemli bir soru arkadaşlar ve filmin size ve bu soruya verdiği cevabı ya da siz hani kendi incelediğiniz kadarıyla kendi görebildiğiniz kadarıyla karakterin o maceraya
girişmesine verdiği cevabı ikna edici bulmuyorsanız bakın bulmuyorsanız yüksek olasılıkla o karakter kendisini aramak için o yolculuğa çıkıyordur arkadaşlar.
Hemen başka bir örnek vereceğim şimdi.
Demir adam arkadaşlar. Iron Man.
Iron Man nasıldı?
İşte babası çok zaten inanılmaz bir işte teknoloji imparatorluğu kurmuş.
Çok zengin bir karakter babası.
İşte ona bir miras kalıyor.
Kendisi de zaten bir deha.
Olağanüstü bir teknolojik deha.
Peki sahip olduğu bütün o zenginliği, bütün o spor arabalar, zenginlik, içiyor, eğleniyor, kadınlarla arası iyi, çok zampara sürekli farklı farklı kadınlarla sevişiyor falan.
Acayip şey hani böyle zengin, pırıl harika bir yaşantısı var.
Okey peki. Şimdi bu kadar zengin, bu kadar eğlence düşkünü, Tony Stark karakteri neden...
hem tüm varlığını işte hem parasını pulunu bütün keyfini hazını vesairesini riske edecek bir mücadeleyi bir savaşa girişsin ki neden bunu yapsın?
Hani biraz Türk kafasıyla söyleyeceğim yani hani ya kardeşim paran pulun var malın mülkün var zenginsin her şeyin var ne uğraşıyorsun hani bırak salla gitsin boşver dünyayı kim kurtarıyorsa kurtarsın kafası mesela yani bu bizim
hani bizim kültürümüzde çok vardır ya sen kendini rahatını bozma keyfine bak falan kafası.
Öyle düşünelim.
Neden Tony Stark bu maceraya girişsin ki?
Gerek yok. Ne oluyor?
İlk bölümde ta işte o da kaçtı?
2007-2008'di galiba.
İlk filmde, Demir Adam filminde işte bir yerlere bir silah satmaya gidiyor.
Oraya bir Stark Industry mermisi düşüyor.
Böyle patlıyor. Bunun kalbine şarapnel gibi bir şey giriyor falan vesaire.
Orada dünyası değiştiriyor.
Teröristler bunu kaçırıyor falan. Orada bir mücadeleye girişmeye çalışıyor.
Şimdi normalde filmdeki şey bu.
Tony Stark'ın bir dönüşüm yaşamasına başka bir insan olma sürecinin ateşleyicisi.
O teröristlerin onu kaçırması işte kalbine şaraplar girmesi falan oluyor.
Hani başka bir şeye dönüşüyor. Yine arkadaşlar Batman'deki gibi bu da bahane aslında.
Bu da bahane.
Çünkü... Orada hani düşen merminin üzerine Stark Industry yazar.
Aslında Stark kendi hayatını, kendi anlamsız hayatını sadece zevke düşkün, işte diyorum yiyen, içen, gezen, tozan, spor arabalarla gezen, işte kadınlarla birlikte olan falan.
Bütün zenginliğini aslında çok da bir anlam barındırmayan bir hayata harcayan bir adamın.
Bir anlam bulma çabası ve bu anlamın da aslında iyi erdemli şeyler yapmakta bu çıkışı bulması sürecini anlatıyor bize Iron Man filmi.
Yine aynı bakın baştaki soru mecbur mu bunu yapmaya?
Hayır. Hayatında bir eksiği yok aslında Iron Man'in.
Ama anlam yok.
Sen onları sıkıştırdıkça zaten ortaya Joker çıktı.
Ortalığı mahvetti. Sonra işte 3.
bölümde şehir kan gülüne döndü falan filan.
Hani sen yok etmek istedikçe kötü tarafı.
Onlar daha da güçlendi.
Senin tam tezatın olan bir tipleme Joker'le karşına çıktılar falan.
Hani o yeterli bir motivasyon değildi aslında.
Yalan bir motivasyondu. İşte Tony Stark da kalkıp başka bir şeye dönüş...
Zorunda kalıyor. Hani bir ateşleyici var işte diyorum o mermi patlıyor teröristler onu kaçırıyor falan filan.
Bu aslında işin ateşleyicisi.
Ondan sonra ne yapabilirdi?
İşte ne bileyim bir süre orada kalktı Iron Man'i inşa etti.
Hani yeni bir kişilik ortaya çıkardı.
Ona da mecbur kaldı gibi görünüyor.
Diyorum hani film onu bize mecbur bıraktığı gibi gösteriyor ama hani şeylerin teröristlerin yanından kurtulup da kendi aynı dünyasına döndüğünde böyle alkışla falan karşılaştığında ne oluyor?
Orada meğerse işte teröristlere de falan silah satıyormuş.
İşte Obay Diyah diye bir karakter vardı ya.
Kim canlandırıyordu? Jeff Bridges canlandırıyordu.
Hani orada teröristler kim çok parayı verirse oraya satıyormuş.
Veya işte Tony'yi alt edip şirketin başına geçmek istiyormuş falan filan gibi şeyler var ya.
Bunların hepsi aslında bahane arkadaşlar.
Tony bayağı şirkete atıyorum.
He biz böyle yapıyormuşuz.
Teröriste silah mı satıyoruz? Tamam boşver.
Ne bileyim işte Baby Bubble falan diyor.
Yani işte bir boron mu üreteceğiz biz bundan sonra?
Biz silah tüccarıyız arkadaş buna devam edeceğiz diyordu.
O baydıyah karakteri ona. O da diyordu ki bunu yapmayalım hadi teröristlere falan satmayalım.
Tamam satma. Bütün bunlar aslında ortaya Iron Man diye bir kahraman çıkartmasını gerektirecek sebepler değil arkadaşlar.
Kapat firmayı defol git yani git.
Ne bileyim zaten zenginsin zaten hiçbir şeye ihtiyacı yok.
Neden bir kahramana dönüşüyorsun?
Neden? Mecbur değilsin aslında buna.
Kimse seni buna zorlamıyor. Sen onu istiyorsun.
Sen karakterini değiştirmek istiyorsun.
Sen kişiliğini değiştirmek istiyorsun.
Çünkü sahip olduğun kişilikten, karakterden Olduğun insandan aslında memnun değilsin.
Çünkü anlamlı bir dünya değil orası.
Anlam arıyorsun.
Zaten filmin ortalarında...
Gwyneth Paltrow'un canlandırdığı hani o Pepper Potts karakteri vardır ya.
Sonra zaten aşık olurlar, evlenirler falan filan.
Ona diyor da hani sen kendini öldüreceksin diyor.
Hani gidip teröristlerle savaşıyorsun. Gidip ne bileyim işte Afganistan'a gidip milleti teröristleri öldürüyorsun falan filan.
İşte onlar kurşun izimi falan diyor böyle.
Hani beni öldürteceksin diyor artık.
Ben senin için çalışmayacağım atıyor böyle işte.
Hani o bir flash disk gibi bir şey vermişti ona falan.
Ben bırakıyorum diyor. O da diyor ne olursun gitme diyor.
Hayatımda ilk defa diyor gerçekten ne yapmam gerektiğini biliyorum diyor.
İşte bu çok anlamlı arkadaşlar aslında.
Gerçekten erdemli ve anlamlı bir şeyin peşinden koşuyor ilk defa Stark ve yeni birine dönüşüyor.
Ve o erdemli şeyin peşinden koşması aslında yeni bir Tony ortaya çıkarma süreciyle aynı şey.
Bunlara mecbur değil aslında.
Yeni bir Tony inşa etmeye başlıyor ki hemen bir sahne daha hatırlatacağım size.
Tam olarak benim söylediğimi neredeyse kanıtlayan bir sahne.
Avengers'ın ilk bölümünde Kaptan Amerika ile bir tartışması vardır bunun.
Hani böyle işte diğer Thor da yanında falan diğer karakterler de yanında böyle.
Ona diyor ki kimsin sen diyor.
İşte ben işte milyoner zampara işte hayırsever Tony falan diyor.
O da diyor ki bütün bunlar olmadan da diyor seninle yarışabilecek çok adam tanıyorum diyor.
Kaptan Amerika Tony'ye.
Hani kimsin sen burada ne yapıyorsun?
Aslında diyor kendi egon için.
Kendin için sen burada savaşıyorsun.
Dünyayı kurtarmaya çalışmak, bir ekibin parçası olmak, iyi bir şeyler yapmak falan aslında senin umurunda değil.
Sen kendin için burada savaşıyorsun.
Kendi egonu besliyorsun.
Daha önemli, daha işte güçlü, daha karizmatik, daha hani daha yukarıda biri olmaya çalışıyorsun.
İnsanların seni işte alkışlamasını istiyorsun aslında diyor.
Hani kaptan onun suratına bağırıyordu resmen Tone'nin bunun aslında.
O çok ince güzel bir sahneydi yani.
Tony kendi egosu için aslında orada çarpışıyordu, savaşıyordu arkadaşlar.
Kendisini aradığı süreç aslında o.
Bunu elde edebilmek için bazı maceralardan geçmesi gerekiyor.
Bazı savaşlar vermesi gerekiyor.
İşte Avengers serisinde de zaten Iron Man de kötülerle savaşıyor.
Sonunda tamam kendini Iron Man kılıyor falan.
Okey tamam başarılı oluyor. Ama dünyayı kurtaracak seviyede erdemli bir insan olması için Bütün Avengers serisinde Iron Man'in yani Tony Stark karakterinin yaşadığı alt metin,
yaşadığı kişisel savaş aslında budur.
Orada artık tamam hani sen güçlüsün, Iron Man oldun, uçuyorsun, kaçıyorsun, savaşıyorsun.
Okey hani yeterlisin sen bir süper kahraman olmak için yeterlisin zaten.
Okey onda sorun yok. Avengers serisinde Tony'nin vermesi gereken sınav neydi biliyor musunuz arkadaşlar?
Bir ekibin parçası olabilmek.
Kendi egosunu ezebilmek.
Her zaman konu sen değil misin zaten diye ona 50 kere söylemişlerdi yani.
İşte hani Natasha Romanoff söylediği, işte Kaptan Amerika söylediği, Thor da söylediği.
Hep en önemli sensin. Sen üsttesin.
Sen hani egon süper falan filan.
Okey tamam. İşte dünyayı kurtaracak bir ekibin bir parçası olabilmek Tony'nin egosunu ezmesini gerektirdiği bir mücadeleydi.
Hani Iron Man olarak kim olduğunu buldu.
Zaten bir ilk filmin sonunda I am Iron Man diyordu.
Hatırlayın hani bütün basına karşı böyle o.
O itiraf, o açıklama kendisinin yeni bir kişilige ulaşma hani yeni bir kişilik inşa etme çabasında başarılı olduğunun artık kanıtıydı yani ispatıydı.
I am Iron Man diyordu. Ortalık ayağa kalkıyordu falan.
Okey tamam Tony sen kendini aradın.
Yeni bir benlik arıyordun. Onu aradın buldun.
Okey bunu da dünyaya haykırdın.
Tamam ama orada bitmedi.
Iron Man kim? İşte orada da Iron Man arkadaşlar yine kendisini arıyor.
Tamam ben süper kahramanım tamam.
Eee sonra? Bitecek mi orada?
Hayır devam ediyor. Dünyayı kurtaracak seviyede erdemli bir süper kahraman mısın sen?
Yeni kişilik bu. Yeni kendisini arama süreci bu.
Onun için fiziki mücadelelerin dışında savaşma etme tutma falan okey.
Ne gerekiyordu? Bir ekibin parçası olma erdemini göstermesi gerekiyordu.
Çünkü tek başına bunu yapamazsın.
Mümkün değil. O kadar güçlü değilsin.
Deniyordu olmuyordu zaten.
Aradaki farklı mücadelelerde.
Bir ekibin parçası olabildiği sürece bunu başarabilecekti Iron Man.
Ve sonunda da işte kaptan onun yüzüne bağırıyor falan.
Evet sonunda bir ekibin parçası olmayı başardıktan sonra zaten dünyayı da kurtaran kim oluyor?
Thanos'u en sonunda son bölümde Endgame'de yenen kim oluyor?
Daha doğrusu taşların hepsini alıp parmağa şıklatan kim oluyordu?
Iron Man oluyordu. Bunu yapabilmesi için ne gerekiyordu?
Bir ekibin parçası olabilmek.
Eski Tony Stark ya da ilk Iron Man diye bir ekibin parçası olamayacak kadar kibirli işte zengin falan filan ego timsali bir adamdı yani.
İşte o kendisini arıyordu aslında arkadaşlar.
Bütün bu süreçler olmak istediği ya da aslında olduğu olabildiği işte hani zenginliğin ona verdiği bir karizma işte bir güç bir ego hep böyle Tony zirvede yani.
Hep zirvede hep zirvede.
Değil işte. Aslında öyle biri değildi Tony.
Sonunda kişiliğini kendisini buldu.
Bütün bu Avengers serileri kendisini bulma mücadelesiydi arkadaşlar.
Aynı Bruce Wayne'de olduğu gibi.
O da sonunda aslında Batman'liği bırakıyor.
Çünkü aslında yeni kişiliğe yeni bir kişiliğe adım atma sürecinde Bütün o çevresindeki o suçlularla savaşma falan filan.
Onların hepsi yalan bahaneler aslında.
Tıpkı Tony'nin sahip olduğu o zenginlik falan filan gibi.
Onlar değil. Onlar amaç olamaz yani.
Senin kendini bulman.
Gerçekte kim olduğun süreci esas senin mücadelen.
Son bir örnek daha vereceğim arkadaşlar.
O da çok güzel bir örnek. O da çok keyifli bir örnek.
Çok başka bir dünyadan. Star Wars'tan arkadaşlar.
Star Wars'tan örnek vereceğim size.
Son Star Wars üçlemesindeki Rey karakteri.
Şimdi bu Rey nasıl bir karakter?
Ta işte bir gezegende bir hurdacı, gariban.
Bir anne babanın yanında hurdacılık yapan fakir, gariban.
Ama çok güzel, sevimli, tatlış bir kız.
Şimdi bu kız bir maceraya giriyor.
Abi sen tamam işte akıllı, zeki, güçlü, güzel, harika bir kız olabilirsin.
Bunda bir sıkıntı yok. Bizim bunda bir problemimiz yok.
Hani galaksiyi kurtaracak bir kahramana dönüşmek.
Hani bunu hani tamam belli bir şeyleri başardın.
Okey başar. Hani atıyorum bir savaşçı ol.
Tamam başın kılıcı al. Jedi ol.
Okey yani bunlarda bir problem yok.
Aynı Tony ya da şey gibi.
Hani galaksiyi kurtarmak istiyorum dedirten nedir abi sana?
Hani bu kadar hani gözün çok yukarıda be abla.
Yani bir sakin ol. Bir sakin sakin.
Hani her şeyini kaybedebilirsin.
Bütün hayatını her şeyini kaybedebilirsin.
Buradaki esas itki ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar?
Zaten hiçbir şeye sahip değildi.
Bir hurdacı, fakir, gariban, önemsiz bir insan.
Aslında arkadaşlar önemli bir insan olmak istiyor.
İçinde o enerji var.
İçinde o güç var. Okey tamam.
O gücü kullanmak, hayatındaki her şeyi riske atmaksa aslında ne kadar önemli, güçlü, erdemli, değerli bir insan olduğu sorusuna cevap verebilmenin
bedeli. Bütün o mücadeleler.
Tony'nin dünyayı kurtaran bir karakter olması gibi.
Hani o kadar yukarıya gitmenin içinde o kadar yukarıya gidecek malzeme var bu karakterlerin.
Çok erdemli karakterler belki.
Evet doğru. Ama bu maceraları vererek mi sen o kadar erdemli bir karakter olduğunu ortaya çıkarmak istiyorsun?
Yoksa zaten erdemli bir karakter olduğuna inandığın için mi bu maceralara girişiyorsun?
İşte bu ayrım çok önemli arkadaşlar.
Sohbetin en başında ne demiştim?
Mecburen mi? Belli bir mücadeleye giriyor.
Aslında çok da mecbur olmayıp kendisine bir mücadele mi yaratıyor?
Bu ayrıma dikkat edin arkadaşlar.
Bakın bu ayrım çok önemli.
Çünkü başka birçok filmde yani atıyorum bir polis karakteri.
Bezgin polis karakteri.
Mesela kimden örnek vereyim? Seven filmindeki Morgan Freeman diyelim.
Onun giriştiği mücadeleler, giriştiği...
savaşlar. Kendisini arama süreci değil.
Morgan Freeman o dedektif Somerset karakteri zaten kendisinden emin.
Kendisinin kim ve ne olduğunu çok daha uzun yıllar önce belirlemiş.
Bundan emin ve işini yapıyor adam.
Tamam o da ufak tefek dönüşümler geçirebilir ama bu dönüşümler kim olduğunu keşfetme çabası değil.
Çünkü içerisinde bulunduğu şeylere zaten mecbur diyeceğim de şu anlamda mecbur.
Zaten o hayatı çok uzun süre önce Hani bir polis olmayı seçmiş.
O yolda emin adımlarla yürümüş.
Belli bir olgunluğa, belli bir karizmaya, bir yeterliliğe gelmiş ve o hayatı yaşamaya devam ediyor.
Orada hani karşısında çok büyük hayatını riske edecek şeyler yok.
Hani hayatında çok büyük değişimlere sebep olacak bir durum yok.
Çünkü o adamın, o karakterin bir kişilik karakter arayışı yok.
Öyle bir şey yok. Ama...
Çok da mecbur olmadığı halde hayatındaki her şeyi özellikle de kendisini, kendi hayatını riske atma seviyesinde mücadelelere girişen, çok da gerekmediği halde aslında bu tip mücadelelere girişen
karakterler arkadaşlar aslında kendilerini arıyordur.
Kendi karakterlerini, kişiliklerini çünkü henüz bulamamışlardır.
Kaç yaşında olursa olsunlar ya da hangi vasıflarda olurlarsa olsunlar.
Kendilerini arıyorlardır arkadaşlar ve kendilerini bulmak için de karşılığını çıkan o macerayı hani alınlarının akıyla diyeyim en azından tamamlamak zorundadırlar.
Ve ne kadar büyük bir mücadeleden çıkarlarsa da...
O kadar erdemli, o kadar üstün, o kadar güçlü karakterler olduklarını kanıtlamış olacaklardır.
Bakın bu çok ince bir nokta.
Diyorum Star Wars serisi aynen aslında bundan bahsediyor.
İşte diyorum hani Batman, Iron Man gibi belli mücadeleleri, belli arayışlarla giren karakterler ve sonunda dönüşen karakterler de çoğunlukla kendilerini arayan karakterlerin maceralarıdır
arkadaşlar. Bu ayrıma dikkat edin.
Diğer başka diyorum hani buna benzer başka karakterler de var hani sanki bir şey arıyormuş gibi görünen ama ortada diyorum esas mesele mecburlar mı değiller mi kendi istekleriyle mi gidiyorlar mecburen mi gidiyorlar gibi ayırımlar söz
konusu kendisini arayan karakteri ortaya çıkaran en temel çerçevedir arkadaşlar.
Evet çok daha fazla uzatmayayım aslında anlatacak daha birçok şey var yani başka birçok filmden de örnek verebilirim ama.
Bu konuyu ilerleyen programlarda daha da ayrıntılandırmak istiyorum.
Çünkü çok güzel örnekler de var.
Başka güzel örnekler de var.
Ama şimdilik bu haftalık bu kadar yeter.
Sizi de daha fazla sıkmadan sohbeti bitireyim diyorum.
Evet önümüzdeki hafta tekrar başka bir programda görüşmek üzere arkadaşlar.
Teşekkürler. Fikrinizden yayına, format, kayıt,
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
