
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, Sinemasal Açılımlar dosyamızın beşincisini yapıyoruz ve konumuz, Türk Sineması'nın gelmiş geçmiş en bilinen yüzlerinden biri olan, büyük usta Kemal Sunal.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda sinema salı açılımlarının beşincisini yapıyoruz ve biraz daha farklı bir şey yapacağız.
Biraz ilginç bir programa imza atmayı düşünüyoruz bugün.
Konumuz Kemal Sunal arkadaşlar.
Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük, en değerli, en önemli oyuncularından bir tanesi.
Muhtemelen Türk vatandaşı olup bir Kemal Sunal filmi izlememiş tek bir kişi bile yoktur diye tahmin ediyorum.
Öyledir yüksek olasılıkla.
Kemal Sunal ülkemizin ve ülkemiz sinemasının En büyük gerçeklerinden bir tanesi hani ölümünün üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen ben öyle hissediyorum ki ve birçok Türk vatandaşının da Türk
sinema severinin de aynı şekilde hissettiğini eminim.
Kemal Sunal ölmedi hala hayatımızda.
Hala filmlerini tekrar tekrar bıkmadan usanmadan izliyoruz.
Televizyon kanalları ya da sinema kanalları yüksek oranda hala Kemal Sunal'ın oynadığı ya da bir parçası olduğu Yaşar Can filmleriyle ayakta duruyor diyebiliriz.
İnternet dünyası işte Twitter'lar, Facebook'lar, Youtube'lar vs.
hala Kemal Sunal'ın yüzünü sürekli ve sürekli bize hatırlatıyor.
O hala hayatımızın bir parçası.
Gerçekten ölmedi ve bu elbette harika bir şey.
Kemal Sunal ölemez yani.
O bizim bir parçamız. Bu ülkenin bir parçası.
Bu ülkeye mal olmuş.
Çok değerli insanlardan ve oyunculardan bir tanesi elbette.
O nedenle bugün Kemal Sunal'dan bahsedeceğiz.
Ancak tabii fark etmediğinizi ya da en azından ayrıntılı bir şekilde bilmediğinizi düşünüyorum.
Bazı ayrıntılardan da bahsedeceğim, bazı şeylerden de bahsedeceğim.
Türk sineması için gerçekten çok özel ve çok nadide bir oyuncu olsa da aslında dünya sineması içerisinde sınırları, köşeleri gayet belirli, hayli belirli.
Bir geleneğin takipçisi ve temsilcisi aynı zamanda arkadaşlar.
Biraz farklı, biraz da kendine az dokunuşları da olmuş bir oyuncu olduğu için Kemal Sunal özel de bir oyuncu.
Hem belli bir geleneğin diyorum takipçisi ama aynı zamanda kendine az tarafları da olan bir oyuncu.
Biraz da ondan bahsedeceğiz. Yani bugün Kemal Sunal sinemasını bir sinemacı olarak Kemal Sunal'ı masaya yatırmak istiyoruz.
Önce şuradan başlayayım arkadaşlar.
Kemal Sunal kimdir? Tabii özel hayatından bahsetmeyeceğim.
Yani kimdir derken işte 1900 işte şu tarihte doğdu falan.
Konu bu değil. Sinemada Kemal Sunal kimdir nedir?
Arkadaşlar Kemal Sunal tam bir loser'dır.
Loser nedir? Tabii ki biliyorsunuzdur.
Kaybeden dediğimiz sinemanın çok klişe, çok ya böyle bilinen üzerine binlerce ya belki on binlerce film yapılmış bir karton karakteridir arkadaşlar.
Loser. Loser tam çevresiyle hani kaybeden.
oluyor. Kaybeden karakteri nedir?
Kaybeden şudur arkadaşlar. Kaybeden karakter çok zeki, çok güçlü, çok birikimli, çok deneyimli olmayan yani hayati yeterliliği çok da üst seviyede olmayan, çok üstün nitelikleri falan olmayan, biraz zorlukla
ayakta kalan, çok büyük başarılara hiçbir zaman imza atmamış ve atabileceği de düşünülmeyen, atabileceği zannedilmeyen, öyle görülmeyen bir karakterdir loser.
Sürekli bir mücadele içerisindedir bu karakter.
Ve bu mücadeleyi genellikle kazanır.
Çoğunlukla kazanır. Hatta kazanamasa da bu onu ve bizi çok üzmez.
Yani aslında loser bir kaybedendir.
Ama asla kaybetmeyecek bir karakterdir arkadaşlar.
Çünkü zaten kaybetmiştir. Yani doğduğunda kaybetmiştir zaten.
Zaten hiçbir zaman kazanamamıştır.
O nedenle başına gelecek hemen hemen hiçbir şey ölüm dışında.
Hiçbir şey aslında onun kaybettiği anlamına gelmez.
Loser... Bu özelliğiyle sinema tarihinin en böyle vazgeçilmez, en tekrar tekrar üzerine filmler yapılan, öyküler yazılan karakterlerinden bir tanesidir.
Çünkü kaybetmiyor. Yani kaybetmediği için tekrar deneme şansı ve fırsatı da asla bitmeyen bir karakter olduğu için Loser her zaman sinema tarihinde var olan bir karakterdir ve olmaya
da devam edecektir. Ölümsüzdür aslında Loser.
İnanın abartmıyorum.
Yani başka güçlü karakterler ya kazanırlar ya kaybederler.
Ya hayatta kalırlar ya ölürler falan.
Loser için böyle çatışmalar yoktur arkadaşlar.
O tekrar tekrar tekrar tekrar kazanmayı dener ve her zamanda Kaybetse de kazanır.
Çünkü tekrar kazanmaya çalışması, çabalaması onun için yeni bir öykü, yeni bir film anlamına gelir.
Yeni bir mücadele anlamına gelir.
Kaybetse de kazanan ve her zamanda sinemanın ve hayatımızın bir parçası olmaya devam eder.
İşte Kemal Sunal tam bir loser karakterdir arkadaşlar.
Çok yakışıklı değildir, çok yetenekli değildir.
Süper kaslı, uzun boylu, süper kahraman gibi bir fiziği, hareketleri, becerileri yoktur.
Çok iyi dövüşemez, çok hızlı koşamaz.
İşte olağanüstü ne bileyim silah, araç, otomobil vs.
kullanamaz. Hiç üstün özellikler olmayan bir karakterdir.
Ve bu...
Hani birikimlerinin ya da bu becerilerinin, bu yeteneklerinin, bu sahip olduklarının doğrultusunda da hayattan çok büyük şeyler beklemeyen bir karakterdir loser arkadaşlar.
Ne bekler? Mesela aşk bekler, sevgi bekler.
Sadece onu sevecek kadın bekler.
Bu kadar çok gayet basit.
Gayet gayet basit. Ve kolay kolay o kadını da tabii ki elde edemez.
Bir kaybeden olduğu için, bir loser olduğu için elde edemez kadını çoğunlukla.
Mesela sadece karnını doyurmayı az çok Karnını doyurabilecek bir iş bulmayı.
mütevazi kendisi gibi loser olan bir iki böyle arkadaşı onun derdini paylaşabilecek.
Zor anında ona biraz yardımcı olabilecek.
Bir iki dostu arkadaşı olmasını ister mesela.
Öyle geniş kitlelerin tanıdığı işte partiler veren, evde sürekli misafirleri olan, çok zengin, güçlü tanıdıkları dostları olan falan.
Hiç öyle beklentileri yoktur loser'ın.
Öyle bir şey istemez. Çok fazla malda mülte gözü yoktur.
İşte başına sokacak iki oda bir avı olsa yeter ya da eski kürüstür bir arabası ya da hatta bir bisikleti olsa yeter.
Loser hayattan çok fazla şeyler beklemeyen bir karakterdir.
Çünkü zaten bunları elde edecek dediğim gibi birikimi gücü vesairesi yoktur.
Ama çok az şeyle de mutlu olabilen bir karakterdir haliyle arkadaşlar.
Şimdi Loser böyle bir karakter.
Sinema tarihinde de böyle ya bunun çok temsilcisi var.
Ta Chaplin'den başlayan diyeyim ya da Buster Keaton'lardan 1920'lerden başlayan ve klişeleşmiş herkesin bildiği bir karakterdir.
Peki loser'ın yani loser'ların başrol olduğu filmlerde genellikle ne anlatılır nelerden bahsedilir?
Burada genellikle loser zaten hani niye böyle bir karakter var en başta onu söyleyeyim arkadaşlar.
İlginç olan tarafı bu hatta belki de güzel ama aynı zamanda da çirkin olan tarafı şu ki biz loser'ız arkadaşlar.
Sokaktaki insanlar yani normal insanlar.
Çok zengin, çok güçlü olmayan, çok böyle mevki, makam, servet sahibi olmayan sokaktaki insanlar bizler birer loserız.
Loserlar yani kaybeden karakterler bizim temsilcimizdir arkadaşlar.
Bizi anlatırlar, bizi ayna tutarlar.
Basit şeyler isterler.
Dediğim gibi az önce bahsettiğim gibi ve bunları elde etmek için çabalarlar.
Bir ajan aksiyonu izliyorsanız, bir bilim kurgu işte ne bileyim Ay'a giden bir astronotun hikayesini izliyorsanız ya da işte okyanusun dibindeki bilinmeyen bir işte canavarla savaşan bir deniz bilimcisini falan izliyoruz.
O biz değiliz o. Onun macerasını da izleriz.
Tamam sıkıntı yok ama onunla bir öyle üstün karakterlerle çok vazıflı, çok birikimli, çok deneyimli, çok yetenekli karakterlerle özdeşleşmemiz zor olduğu için daha bizden karakterleri izlemek istediğimizde
sinema dünyası karşımıza loserları getirir.
Bu bizde evet sıcak bir bağlantı kurmamızı sağlar ancak şöyle bir sıkıntı vardır arkadaşlar.
Az önce dedim ya loserlar asla kaybetmez ya.
Loserların hiçbir zaman kaybetmemesi yalandır arkadaşlar.
Ya da loserların başrolünde olduğu filmler Bizi her zaman bir umut aşılarlar ya.
Hani siz sokaktaki insanlar, bu filmi izleyen insanlar, siz basit insanlarsınız ya.
Çok üstün özellikleriniz diyorum işte yatlarınız, katlarınız, servetleriniz, makamlarınız, mevkileriniz yok ya.
Sizin sahip olduklarınız sizi mutlu etmeye yeter.
Kaybetseniz de çok azla, çok mütevazi hayati yeterliliklerle ve hayat şartlarıyla mutlu olabilirsiniz.
Onun için çok daha fazlasını istemeyin.
Diyen filmlerdir arkadaşlar bunlar genellikle.
Her zaman değil ama çoğunlukla.
İşte loser karakterler de genellikle bu mütevazi daha biraz böyle şey genel insanları sokaktaki insan dediğim gibi bizi az çok mutlu
edebilecek. Temel hayati yeterliliklerin peşinde koşan insanlardır bunlar çoğunlukla.
Ve bunları da tabii ki kazanırlar.
Yani tamam loserlar ama o kadar da değil.
Karınlarını da doyururlar.
Ya da işte diyorum bir odada olsa bir evleri olur.
Ya da kişilik bir partner olmasa da sevdikleri hayatlarında onu seven, onlara değer veren birileri olur.
Mutlaka olur. Hatta biliyorsunuz hani işte zengin kız fakir erkek ya da işte zengin erkek fakir kız evlilikleri vardır.
Yani normalde bunlar pek imkansız aşklar gibi.
önümüze serilir ya, anlatılır ya ama bazen de bu aşklar var olabilir ve mutlu bir evlilik ya da bir ilişki ortaya çıkarabilir ya falan.
İşte şimdi bunlar da nasıl birer gaz verme öyküsüdür ya genelde.
Öyledir. Çünkü gerçek hayatta bunları çok çok çok çok nadiren görürüz yani.
O nedenle bu filmler biraz moral verici, biraz böyle gaz verici filmler olsa da aslında temelde yalanları anlatırlar arkadaşlar.
İşte Kemal Sunal'ın bu açıdan biraz farklı bir tarafı vardı arkadaşlar.
Kemal Sunal da tam bir loser dediğim gibi.
Çoğunlukla filmlerinde üstün vasıflı olmayan karakterleri canlandırmıştır.
Ancak ilginç olan şu arkadaşlar.
Kemal Sunal filmleri hemen hemen her zaman Türk sinemasında belirli toplumsal, politik, siyasi konuların içerisindeki loser'ı canlandırmıştır.
Nasıl? Mesela sınıf çatışması.
Bu dünyada da var belki.
Okey, evet. Ama ne dedim?
Genellikle sinema tarihindeki, dünya sinemasındaki loserlar çoğunlukla kendi şahsi temel hayati isteklerinin peşinden koşan karakterlerdir.
İşte diyorum bir oda, bir ev, işte geçinecek kadar maaş ve işte bir partner, mütevazi bir partner onunla hayatını paylaşacak.
Genelde bunun peşindedir loserlar.
İşte Kemal Sunal da bir filmlerinde hep bunun peşindeydi.
Evet, doğru. Ama genellikle Atıyorum ekonomik sıkıntı çekiyorsa bu konu ülkenin kötü ekonomik şartlarına ve politik işte siyasi çalkantılarına dayandırılırdı.
Bu güzel bir şeydi. Yani Kemal Sunal'ın atıyorum bir aile babası olarak kiralık ev arayıp da parasının işte bir memur maaşının bir kiralık evi yetmeyişi mutlaka senaryolarında anlatılmıştır mesela.
Hani ya filmlerinden gidelim atıyorum en iyi bana göre en güzel benim en unutamadığım filmlerden.
Ya çok filmi vardı arkadaşlar yani hangi filmden örnek vereyim bilmiyorum ama.
Benim ilk aklıma gelen film gerçekten.
Çöpçüler Karalı arkadaşlar. Çok sevdiğim bir film.
Yani alenen başyapıt seviyesinde bir film bana göre.
Yani o kadar sevdiğim bir film.
Sadece diyorum benim sevmem önemli değil.
Çok değerli bir film. İyi bir film.
Başyapıt seviyesinde bir film bence.
Nefis toplumsal tespitler, sosyal politik tespitler, işte köyden kente göçtü mü dersiniz, bürokrasi mi dersiniz, sınıf çatışması mı dersiniz, İstanbul'un gariban zavallı hali mi dersiniz, toplamayan çöpler mi dersiniz.
Ya işte bir belediye amiriyle işte bir çöpçünün çatışması mı dersiniz?
Bir aşık mı aşık mı? Ya ne ararsanız var filmde bana göre.
Çok doğru, çok iyi bir film.
Şimdi Çöpçüler Kralı mesela.
Tam bir loser oradaki yani.
O aptiydi yanlış hatırlamıyorsam.
Çöpçünle de apti. Şimdi tam bir loser.
İşte köyden gelmiş. İşte kahvede buna kahvehanede bir oda vermiş.
Orada yatıyor kalkıyor yazık. 3-5 sokağı temizliyor.
Parkı temizliyor işte. Bir temizlikçiye işte Ayşen Gurado karakterine aşık oluyor.
Ama ona işte mahalledeki...
Biliyorsunuz izlemişsinizdir.
Aslında öyküsünü anlatmayayım.
Şimdi oradaki tam blue loser değil mi?
Evet. Gerçi o film biraz özel bir film oldu.
Keşke onu örnek vermeseydim. Hani şu anlamda söylüyorum.
Çok iyi bir filmdir ama aslında klişe bir loser öyküsü değildir.
Klasik bir loser öyküsü değildir.
Çünkü sonunda aslında kazanmaz.
Ve kazanmaması da iyi olur yani.
Hani sonunda işte birlikte olmak istediği kadınla o işte Ayşen Guruda'nın karakteriyle birlikte olmaz da onlar işte belediyeciyle birlikte olur da mutlu olmazlar falan ya aslında hani kendini kurtarır.
Hani bir belaya bulaşır sonra o beladan kurtulur aslına bakarsanız.
Şimdi o anlamda tam klişe olmadı ama konuyu şuraya bağlamak istiyorum.
O film çok diyorum hatırımda kalmış diye ondan örnek verdim.
Şöyle biraz Hababam Sınıfı diyelim işte biraz Şark Bülbülü diyelim falan.
Okey. Sonunda hani Kemal Sunal filmlerinde de meseleler, loser'ın elde etmeye çalıştığı şeyler, temel hayati meseleler olsa da toplumsal, kültürel, siyasi, politik olaylara
da dayandırılır. Bu da güzel bir şeydir.
Bu açıdan iyidir yani. Bu dünya sinemasında çok sık karşımıza gelen bir şey değildir.
Çünkü çoğunlukla bireysel öyküler anlatır loser filmleri.
Loser'ların baş önde olduğu filmler.
İşte Kemal Sunal genel olarak...
Toplumsal siyasi politik tespitler yapan filmlerdir.
Ama ama ama iki tane ne yazık ki Kemal Solan filmlerinde yumuşak karnı zayıf noktası vardır arkadaşlar.
Birincisi loserlığı sanki hiç de hani kaçınılacak bir şey kaçınılması gerekmeyen bir şey gibi sunan biraz kazanan kendi
iki oda yuvasında gariban fukara hayatında mutlu olması gerektiği demeyeyim.
Tam doğru ifade o olmayabilir ama hani o dünyanın da böyle kendince güzellikleri, kendince iyi tarafları ve o dünyadan kurtulup kaçmak ya da böyle daha hani sosyal
kültürel ekonomik olarak daha iyi hayat şartlarına ulaşmaya çalışmayı bazen bazı noktalarda çok da gerekli görmeyen filmlerdir arkadaşlar.
Tamam sen losersın.
Okey. Loser kal. Sorun yok.
Bak sen de mutlu olabiliyorsun.
Gibi bir alt metin de barındırır.
Birçok loser filmi.
Kemal Sunal'ın filmlerinde bu biraz var arkadaşlar.
Yok değil. Aynı zamanda şimdi tırnak içinde Yeşilçam filmlerinde de genel olarak bu vardı arkadaşlar.
Şimdi Yeşilçam hangi yılları yaklaşık olarak kapsıyordu?
İşte 70'lerin başından ortasından işte 80'lere kadar olan bir dönem.
Tam da ihtilal öncesi bir gerilim atmosferi arkadaşlar.
Türkiye siyaseti ve sosyal dünyası.
Ama dikkat edin hep Yaşar Can filmleri çoğunlukla iyi biter.
İyimser filmlerdir.
Aile bir arada mutludur.
İşte orada bir yandan çorba kaynar.
İşte kocaman bir evde hani yaşarlar değil mi?
İşte Münir Özkul baba, Adela Naşit anne falan böyle.
İşte Tarık Akanlar, Halit Akçatepe'ler falan.
Tamam güzel hep böyle hep neşeli, güler yüzlü, güzel Türk ailelerini anlatan filmlerdir de aslında yalan filmlerdir arkadaşlar.
Neden? Çünkü Türkiye o dönemlerde öyle bir ülke değildi.
Türkiye Sosyal, kültürel, siyasi, politik çalkantılar yaşayan bir ülkeydi.
Ve bu filmler aslına bakarsanız bir anlamda uyutma diyeceğim ama hani bu ifadeyi de çok kullanmak istemiyorum.
Ama biraz da öyleydi arkadaşlar gerçekten öyleydi.
İyimser filmler olmasına rağmen, iyimser şeyler anlatmasına rağmen aslında...
o dönem için en azından ülkenin gerçeklerini anlatan filmler değillerdi.
Yani Münir Özkul'un zengin bir patronun odasına girip de sen mi büyüksün ben mi ben büyüğüm Yaşar Usta demesi arkadaşlar inanın inanın görsel olarak, sinematografik olarak ya da bizim duygularımızı
yakalama olarak gerçekten harika bir sahne, karakter ve filmse de işin gerçeği öyle midir arkadaşlar?
Gariban bir işçi bir patronun odasına girip de sen mi büyüksün ben mi büyüğüm Der mi arkadaşlar?
Diyebilir mi? Diyebilmiş midir gerçekten?
Bunlar evet bizim Türk toplumunun genel sosyal kültürel yapımızın güzel taraflarını öne çıkaran ve biraz da onları onora eden biraz pohpohlayan hani kutsayan filmlerdir.
Evet ya bu kötü bir şey değildir.
Bu olmamalıydı demiyorum ama arkadaşlar bunu yaparken bu filmler ister istemez bizi tırnak içinde biraz en azından büyüklerimizi diyeyim biz o dönemlerde hani biz zaten o filmleri sinemalarda izlemedik ama biraz Halkı uyutmuştur arkadaşlar
bu filmler. İşte bir anlamına bakarsanız Kemal Sunal filmleri de biraz böyledir arkadaşlar.
Ama yine de diyorum dünyadaki birçok loser filmine göre ya da dünyadaki genel loser algısına göre diyeyim klişesine göre Kemal Sunal filmleri oldukça dediğim gibi sosyal,
kültürel, toplumsal meselelere el atmış.
Bu meseleleri incelemiş ve halka da biraz...
Anlatmış filmlerdir.
Bu açıdan değerli filmlerdir ama karakterin en azından yaşadığı yolculuk olarak gerçeklikten gerçekçilikten yani çoğunlukla uzak filmlerdir arkadaşlar.
Şimdi Köyden Kente Göç mesela klasik değil mi?
Şark bülbülü müydü?
Hani bu başlık parasıyla işte gidiyor taksit taksit ödüyor, işçilik yapıyor, amirelik yapıyor, geri geliyor işte hakime ifade veriyor falan.
Şimdi bu film mesela baktığınızda evet toplumsal, sosyal, kültürel nefis bir meseleyi zaten odağa almasıyla çok değerli bir film.
Başlık parası. Hani artık o dönemlerde yavaş yavaş bitiyordu vesaire.
Tamam güzel bunları odağa alıyor.
İşte ağa baskısı. Okey.
Zaten hani faşo ağa falan işte hani kadınların, köylü kadınların ayaklanması falan bunlar nefis ayrıntılar.
Okey. Bunlarda sıkıntı yok.
Ama sonunda loser kazanır ya arkadaşlar.
Kazanır ya. Kemal Sonal birçok filmde kazanır ya.
Mutlu olur ya. İşte o işin gerçekçi olmayan tarafı.
O işin gişe tarafı arkadaşlar.
Doğruya doğru. Çünkü Yeşilçam filmleri temelde Aslında para kazanmak için yapılan filmlerdi.
Gişe filmleriydi yani.
E şimdi gişe filmi de ne olacak?
İzleyiciyi mutlu edecek değil mi?
Bizi mutlu edecek yani ona bakarsanız.
Evet harika. Yaşasın işte zavallılar kazandı.
Loserlar kazandı. Halk kazandı.
İşte ağalar, paşalar, beyler kaybetti.
İşte böyle arkadaşlar.
Böyle. Kabaca böyle.
Keşke, keşke...
Kemal Sunal'ı hani dedim ki biz elbette çok seviyoruz, saygılıyoruz ancak Kemal Sunal'ın biraz daha hayatın, hani acı taraflarını anlatıyordu ama en azından o gaz vermediğim, o loserlık konumunu
biraz daha esneten, biraz daha böyle nasıl diyeyim, aslında evet kaybet...
Kazanmıyor abi yani loser kaybeden zaten kaybetmiş adam ve sonunda da kaybedecek yapacak bir şey yok tarafını.
Diyorum bunu talep ediyor olman bilmiyorum yeterince haklı mıdır yani size ikna edici gelecek mi bilmiyorum ama o Kemal Sunalı ve Yeşilçam filmlerinin tırnak içinde uyutucu tarafı, tırnak içinde gaz verici tarafı, tırnak içinde
biraz o dönemin en azından gerçeklerini konu etse de vardığı nokta açısından en azından ulaştığı nokta açısından biraz...
gerçekleri esnetmesi ya da o loser karakterinin kendi içerisindeki iyimserliğini muhafaza etmesine izin vermesi tırnak içinde biraz hep beni incitmiştir.
O anlamda öyküleri olarak ya da Kemal Sunal kendisi söylemişti mesela.
Hiç röportaj falan vermezdi biliyorsunuz.
Hiç röportajı falan yoktur. Çok nadirdir.
Yani kariyerinin artık vefatından son birkaç dönem, birkaç yıl öncesine kadar çok nadir röportajları falan vardı.
Televizyona vesaire çıkmıştı. Dedi ki televizyon programına çıkmıştı.
Çok yakın dostu, çok sevdiği dostu Uğur Dündar'la çok güzel sohbetleri vardı.
Bir iki böyle ya da çok uzun süre sonra diplomasını falan almıştı ya.
Orada doğru dürüst bir konuşma yapamamıştı.
Bir de çok ortalığı kırmıştı, geçirmişti.
Hani ne kadar değerli, ne kadar sevdiğiniz bir insan olduğunu.
Hani bunlar çok güzel anlatan örnekler.
Az örnek olsa da aslında bunlar gösteren örnekler ama kendisi çok güzel bir şey söylemişti.
Hani ben sırtıma halka dayadım diyordu.
Öyle bir meşhur değil. Zaten çok zengin bir insan dedi.
değildi biliyorsunuzdur. Yani çok fazla öyle malı mülkü o kadar çok film yapıp da aslında Yeşilçam oyuncularının büyük çoğunluğu zaten çok zengin insanlar olmadılar hiçbir zaman.
Yeşilçam'da çok büyük paralar kazanılmıyordu falan ama Kemal Sinan öyle çok zengin, öyle hani klasik bir Türk meşhuru gibi falan değildi.
Öyle bir insan ruhu, kendi kişiliği de öyle değildi zaten.
Onu biliyoruz. Tanıdığımız kadarıyla ama çok güzel bir şey söylüyordu.
Hani ben halk, ben sırtıma halka dayamışım diyordu.
Ben kendimi vizyonda sürekli böyle ön planda falan tutmaya çalışmıyorum.
Bunu yapmam. Ben zaten sırtım halkadaymışım.
Yani benim sırtım yere gelmez diyor.
Bu konuda da gerçekten haklıydı Kemal Solan.
O açıdan halkamar olmuş bir insandı.
Çünkü bizi çok güzel temsil etmiş bir insandı belki ama ister istemez filmlerindeki o loserlık yapısını, dünya sinemasındaki loserlık yapısını en azından...
belli bir seviyede temsil etmesi ve onun takipçisi olması ve oynadığı filmlerin büyük çoğunluğunun bir gişe filmi olmasından yola çıkarak hani genellikle iyi bitmesi ve iyimser bitmesi aslında en
azından o filmlerin yapıldığı dönemin genel havasını, dokusunu ve toplumsal ruhunu tam olarak yansıtmıyor olması nedeniyle bazı açılardan da eleştirilecek tarafı olduğunu hatırlatmakta
ben bir beis görmüyorum. Çünkü bunu genellikle şey yapamıyoruz yani bunu itiraf edemiyoruz çoğunlukla Türk sinema severleri olarak.
Bir anlamda yalan da arkadaşlar o Yeşilçam filmlerinin büyük çoğunluğu yani bunu özellikle Kemal Sunal filmleri için söylemiyorum ki kariyerinin son dönemlerinde mesela Zübük gibi enfes bir başyapıda da imza atmıştı.
Yani demek ki Kemal Sunal aslında illa böyle hani işte bir loser oynayayım sonunda ama kaybetmeyeyim işte herkes de beni sevsin.
Böyle bir sinemasal strateji ya da böyle bir kariyer hesaplaması yaptığını asla düşünmüyorum ben Kemal Sunal'ın.
Çünkü dediğim gibi Zübük ya da başka birçok filmdeki toplumsal tespitleri hayatın ve Türk dünyasının en azından Türkiye'nin acı taraflarını, filmlerini enjekte etme çabası ortada zaten.
Bu konuda şüphe duyacak ya da sinema severin olduğunu pek zannetmiyorum ama neticede bakarsanız totalde...
Evet Kemal Sunal filmlerini ve onun karakterlerini seviyoruz ama ister istemez ortaya biraz karton bir tipleme çıkarmıştı Kemal Sunal ve o tiplemeyi biz tekrar tekrar izleyip sevsek de ne yazık
ki onun oynadığı filmlerin büyük çoğunluğu hem dünya sinemasındaki hem de Türk sinemasındaki genel loser.
karakterinin klişesinin çok da ötesine geçememişti.
Bunun üzerine yapı bozumuna uğramış bazı filmler de yapmış olsaydı Büyük Usta gerçekten çok farklı bir nasıl diyeyim kazanım sunmuş olurdu bize gerçekten.
Bunu ben çok isterdim, çok beklerdim.
Onun bir hayranı, bir seveni olarak.
O nedenle hani Yeşilçam diyoruz, çok seviyoruz falan okey ama ne yazık ki Yeşilçam'ın Türk sinemasına kazandırdığı kadar da aslına bakarsanız kaybettirdiği de bazı şeyler
vardı. Ya da kazandırdıkları kadar olmasa da kazandırdığı bazı şeyler vardı.
Ne yazık ki o yılların 80 öncesi Türkiye'sinin o gergin o karamsar yapısını çok fazla anlatan Yeşilçam filmi ben bilmiyorum en azından.
Çok fazla öyle film olduğunu da düşünmüyorum.
Keşke bunlar da günümüze kalmış olsaydı da.
Kemal Sunal'ı o iyimser, o gülümseyen, o çok sevdiğimiz performanslarının dışında biraz da karanlık, biraz da farklı ve biraz da o dönemin gerçeklerini anlatan rollerin içerisinde
de görebilseydik diye düşünüyorum.
Bilmiyorum haksız geliyor muyum arkadaşlar ama her şekilde Kemal Sunal çok değerli, çok çok önemli bir oyuncu tabii ki.
Onu asla unutmuyoruz ve unutmayacağız da.
Hala yaşıyor dediğim gibi bizimle birlikte yaşıyor.
Onun öldüğünü hiçbir şekilde düşünmüyoruz ve kabul etmiyoruz bence.
Hala bizimle yaşıyor. O nedenle her ne kadar loser karakterinin bir dünyadaki temsilcisi olsa da Türk sinemasındaki takipçisi olsa da onu biz her şekilde yine sevgiyle ve saygıyla anmaya
ve filmlerini tekrar tekrar izlemeye devam edeceğiz.
Evet arkadaşlar bu hafta sinemasal açılımlarda konumuz Kemal Sunal sinemasıydı.
Başka bir programda tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
