
Sinemasal Açılımlar 39 Sinema Tarihinde Drama/ Bölüm 1
27 Kasım 2025 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, Sinemasal Açılımlar Dosyamızın 39. Bölümünde, Sinema Tarihinde Dram Türü'nü inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda sinemasal açılımların 39.
bölümünde sinema tarihinde dram türünden bahsedeceğiz.
Uzun süredir yaklaşık 2,5 aydır sinemasal açılımlar yapamıyorduk.
Hayli yoğun olan sinema gündemine gösterime giren önemli filmlere odaklanmış durumdaydık.
Ancak bu hafta her sinemasal açılımlar haftasında olduğu gibi gündemi yine bir kenara itelim ve sinema tarihine dönelim.
Çok değerli filmleri, sinemacıları, akımları, dönemleri tekrar bir hatırlayalım.
Ancak bugün inceleyeceğimiz konunun bir ayrıcalığı var.
Artık sinemasal açılımların neredeyse 40.
bölümüne geldik. Yani bu başlık altında birçok konuyu detaylıca inceleme şansına eriştik ama...
Buna rağmen dram türü üzerine neredeyse hiç konuşmadık ve ben gerçekten uzun süredir dram üzerine bir program yapmak, bir şeyler söylemek istiyordum.
Ancak bunu bir türlü yapamadım, hep erteledim.
Çünkü dram çok zor bir konu arkadaşlar.
Üzerine konuşmak, onu tanımlamak, belirli alt başlıklarla tasnif etmek gerçekten çok zor.
Ancak bu hafta konuya iyice yoğunlaştım.
Arşivime, kaynaklarıma bir baktım.
Evet şimdi şöyle konuya girmeye çalışayım.
Duygu Sağıroğlu Türk sinemasının en önemli sinemacılarından, akademisyenlerinden bir tanesidir.
Ne yazık ki kendisini 2023 yılında kaybettik ancak elbette mirası eserleri biz sinema severlere bıraktıkları asla unutulmayacaktır.
Duygu Sağıroğlu'nun uzun yıllar önce...
Popüler sinema dergisine verdiği enfes bir söyleşi vardı.
Birkaç sayfalık aslında kısacık bir söyleşi ama inanın ki o söyleşide o kadar değerli şeyler söylüyordu ki.
O yazının da temeli yani esas meselesi dramaydı.
Drama nedir ne değildir diye.
Ve Üstat Sağıroğlu ne diyordu biliyor musunuz?
Diyordu ki ben hani kendisi tabii aynı zamanda bir araştırmacıydı da.
İşte Britannica'yı buraya açtım.
Leros'u buraya açtım. İşte şu sanat sözlüğünü buraya açtım.
Elimdeki bütün kaynakları önüme aldım ve hepsindeki dramının tanımını açtım.
Hiçbiri birini tutmuyor diyordu.
Yani sinema tarihinde ya da sanat tarihinde drama dediğimiz türü...
net bir tanıma sığdırmak neredeyse mümkün değil.
Ondan dolayı dramı, hani size ben bir özetlemeye çalışayım, bir tanımlamaya çalışayım diye böyle sözlerine başladığını bize hissettiriyordu.
Şimdi mesela en basitinden ben size Türk Dil Kurumu'nun sözlüğünde dramın ne olduğunu hemen karşımda açtım, hemen söyleyeyim.
Sahnede oynanmak üzere yazılmış, yani sahnede oynanmayana drama demiyor muyuz biz buna göre mesela?
Neyse şunun tamamını size okuyayım da.
Sahnede oynanmak üzere yazılmış, konuşmalar ve deminimle gelişen, karşıt oluşların çatışmasıyla sonuçlanan oyun yapıt.
Şimdi TDK dramı böyle tanımlamış.
Şimdi size hiç aydınlatıcı geliyor mu bu?
Bir de ikinci tanım yapılmış.
Acıklı olay. Bu kadar.
Çok kaba bir tanım bu ve bizi hiçbir şekilde aydınlatmıyor.
Wikipedia'yı açın.
Burada da diyor ki trajedi, komedi veya trajik komedi türünde tiyatro eseri, dramatik, epik ve lirik'in yanı sıra üçüncü esaslı edebi türdür.
Gerçekten bunun üzerine net bir açıklama yapmıyor Wikipedia.
Duygu Sarıoğlu'dan neden örnek verdim?
Büyük Üstat zaten tam da bu noktaya vurgu yapıyordu ve diyordu ki ben tüm yaptığım araştırmalardan şöyle bir sonuca vardım arkadaşlar diyordu.
Aslında dram... Mış gibi yapmak diyordu.
Mış gibi yapmak.
Hatta şöyle bir örnek veriyordu.
Elinize bir çorap geçirip de onu böyle konuşturduğunuzda hani bir kukla gibi aslında o noktada drama başlamışsınızdır diyordu.
Gerçek hayatta var olan bir şeyleri herhangi bir sanatın malzemesiyle mış gibi yapmak, gerçek hayatı taklit ediyormuşçasına bir şeyler yapmaya çalıştığınız
anda drama yapmış olursunuz.
Diyordu Büyük Üstat Sağıroğlu.
Şimdi anlatı tarihine bir göz atmaya çalışırsak biz dramın ne olup olmadığını biraz daha detaylıca anlatabiliriz ki bu noktada küçük bir parantez açayım.
Şimdi bilimde entropi yasası diye bir şey var ya entropi ne demek?
Entropi düzensizlik demek.
Bilim diyor ki her şey düzenden düzensizliğe gider.
Yani evrende kapalı sistemlerde düzensizlik sürekli...
İnanın hemen hemen aynı şey sanatta da var.
Herhangi bir sanatın biz başlangıcına gittikçe onun daha saf ve düzenli halini görme şansına erişiyoruz.
İşte bundan dolayı da anlatı sanatlarının başına gidersek de dramın ne olduğunu daha iyi anlatabileceğimize inanıyorum ben.
Şimdi anlatı sanatlarının tarihi nereye gidiyor?
Antik Yunan'a gidiyor.
Aristoteles diyor ki sahne sanatlarının tamamına önce dram deniyor.
Drama. Az önce de TDK'da da diyordu ya işte sahnede sergilenmeye uygun eser gibi bir şey.
Tüm sahne sanatlarını, tüm tiyatro sanatlarını en başta drama deniyor.
Bunlar daha sonra biraz çeşitleniyor ve üçe ayrılıyor.
Drama, komedi ve trajedi.
Neden komedi ve trajedi dramdan ayrılıyor?
Çünkü... Komedi, gerçek hayatı söndürüyoruz, abartıyoruz, güldürmek için esnetmeye başlıyoruz.
İşte o noktada komedi dramdan ayrılıyor.
Diğer tür neydi?
Trajedi. Trajedinin tanımı ne?
Trajedi, bir kahramanın sıra dışı maceralarını anlatan ve sonunda genellikle de kahramanın öldüğü.
Hüzünlü ve ağlatıcı eserlere trajedi deniyor.
Neden trajedinin dramdan yine ayrıldığını burada görüyoruz.
Çünkü trajedide genellikle...
Gerçek hayatta sıkça karşımıza çıkmayan kahramanvari tiplemelerin öyküleri anlatılıyor.
Gerçek hayatı pek de Duygu Hoca'nın dediği gibi mış gibi yapmamaya başlıyoruz.
Gerçek hayattan ayrılıyoruz. Sıra dışı öyküler ve sıra dışı karakterler anlatmaya başlıyoruz.
Bu üçe ayrılma amacını da biz burada anlamış oluyoruz işte.
Gerçek hayata en uygun ve yakın olanlar drama oluyor.
Güldürmek için gerçek hayatı esnettiğinizde komedi oluyor.
Ağlatmak için gerçek hayatı esnettiğinizde de bu trajedi oluyor.
Burada bence çerçeve yüksek oranda tamamlanıyor.
Şimdi bu noktaya geldikten sonra artık size dramın bir tanımını yapmaya çalışayım.
Çok uzattım biliyorum ama gördüğünüz gibi çok zor.
Bugün için dramının tanımı nedir diye bir soru soracak olursanız ona da şöyle cevap vermeye çalışacağım.
Şimdi karşımda 7-8 ayrı drama tanımı var ve çok şaşırtıcı biçimde.
En son tıkladığım kaynak bana en güzel dram tanımı sundu gerçekten.
Hangisi biliyor musunuz? IMDB.
IMDB'de enfes bir dram tanımı var.
Diyor ki drama türü insan deneyimlerini...
duygularını, çatışmalarını ve ilişkilerini gerçekçi ve duygusal açıdan etkileyici bir şekilde anlatan öyküleri içeren geniş bir kategoridir.
Ancak gerçek hayat sıkıcıdır değil mi?
Gerçek hayatın içerisinde, günlük hayatta anlatılmaya değer çok az çarpıcı olay olur.
İşte gerçek hayatı mümkün olduğunca etkileyici bir şekilde anlatabilmek için, bakın IMDB demiş ki, İnsan deneyimlerini, duygularını, çatışmalarını ve ilişkilerini bu
tam olarak insanı ilgilendiren hemen her şey oluyor zaten.
Gerçekçi ve duygusal açıdan etkileyici bir şekilde işte bakınız buradan süzmemiz gereken ifade bu.
Duygusal açıdan etkileyici bir şekilde anlatan eserlere biz dram diyoruz.
Bakın bu tanımın devamında da şöyle kısa bir açıklama daha yapmışım.
Dramalar insan yaşamının karmaşıklıklarını derinlemesine ele alır ve genellikle aşk...
kayıp, ahlak, toplumsal sorunlar ve kişisel girişim temalarını ele alarak izleyicide duygusal bir tepki uyandırmayı ve izleyicinin ilgisini çeken düşündürücü
öyküler sunmayı amaçlar.
Bu açıklamada da şu noktayı cımbızlamak lazım, derinlemesine.
Günümüz dramlarını antik Yunan dramlarından ayıran ve geçmişe göre daha etkileyici kılan detay da öykülerini ve karakterlerini Derinlemesine incelemesi.
Bahsettiğimiz öyküleri etkileyici kılma yöntemi de bu zaten.
Dedik ya gerçek hayat genellikle sıkıcıdır ancak anlatılan sıkıcı gibi görünen bir olay olsa da bunu derinlemesine incelediğimizde Dünyayla, insanlıkla,
hayatla ilgili duygusal ve düşündürücü detaylara ulaşmak mümkün oluyor.
Ve dramlarda bize hayli tanıdık gelen olay ve kişileri üstün körü değil derinlemesine incelemiş oluyoruz.
İşte bu yolla da dramlar günlük hayattan öyküler anlatsalar da sıkıcı ve sıradan olmaktan kurtuluyorlar.
İşte drama tam da bu.
Ancak çok da sıkıcı ya da hani sıradan olmayan hem düşündürücü hem de duygusal olarak sarsıcı öyküleri anlatmayı amaç edinmiş anlatı
türüdür arkadaşlar. Dram ya da drama.
Ben size böyle bir drama tanımı süzebildim ancak umuyorum açıklayıcı olmuştur.
Hemen şimdi sinema tarihine geçelim ve sinema tarihinin hem en büyük drama eserlerini hem de en büyük...
drama sinemacılarını şöyle hızlıca ve hatırlamaya çalışalım.
Şimdi sinemanın en erken döneminde drama pek rastlamıyoruz.
Neden biliyor musunuz? Çünkü sinema icat olduğu dönemde henüz gerçek hayatı olduğu gibi aktarabilme becerisinde değil arkadaşlar.
Ta ki 1910'lara ve sinema tarihinin ilk dramatik sinemacısı olarak anabileceğimiz Griffith'in filmlerine kadar, Griffith'in en önemli filmleri diyelim, 1915
tarihli bir ulusun doğuşu mesela, bir drama denebilir mi?
Denebilir. Ama onun özellikle 1919 tarihli Broken Blossoms'dı galiba yanlış hatırlamıyorsam.
Kırık Çiçekler ya da Blossom Tomurcuk galiba tam çevirisi.
Kırık Tomurcuklar diye bir filmi var mesela.
1919 tarihli evet ona biz drama diyebiliriz ama hala bir ağdalılık var.
Hala bir şeyleri sündürme yani biraz böyle ağlaklık var Griffith'in o zamanki filmlerinde.
Bana göre sinema tarihinin İlk gerçek drama sanatçısı diyeyim.
Kimdir biliyor musunuz arkadaşlar? Viktor Sjöström.
İsveçli bir sinemacıdır.
İsveç sinemasının da öncüsüdür zaten.
Yine sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden ve yine drama sinemacılarından biri olan Ingmar Bergman'ın hocasıdır diyeyim.
Baya onu yetiştirmiş ve onun örnek aldığı kişidir.
Viktor Sjöström.
İnanılmaz bir sinemacı arkadaşlar.
Ben onun üzerine yaptığım çalışmalarda izlediğim filmlerinin büyük çoğunluğunda yani en fazla şaşırdığım sinemacılardan bir tanesidir.
O sinemanın en erken dönem en büyük üstadlarından da bir tanesidir zaten.
Mesela onun 1918 tarihli bir filmi var.
Kaçak ve Karısı.
Onun yazıp yönettiği bir filmdir.
Bakın 1918 enfes bir dramdır.
Bana göre sinema tarihinin En büyük filmlerinden bir tanesi olan 1921 tarihli Körkarlen diye bir film vardır.
Hoş bu film biraz böyle fantastik ve korku ögeleri barındıran bir filmdir.
Sinema tarihinin en erken dönem...
efektlerini de yapmış filmlerinden bir tanesidir.
Yani çok müthiş bir filmdir.
Yani açıp izleseniz bugün için bile etkileneceğiniz bir filmdir.
Ha bu arada bir parantez açayım.
Victor Sjöström ne yazık ki sinema sesli olduktan sonra yönetmenliği ve senaristliği bırakmış bir isimdir.
Charlie Chaplin demişti ki sinema sesli olmamalı.
Ancak kendisi bunu dedikten birkaç yıl sonra sinemada sese ayak uydurmuştu.
İşte Victor Jostrom sinemada sese ayak uydurmak istememiş sinemacılardan bir tanesidir.
Bütün başyapıtları sessiz sinema dönemine aittir.
Ondan sonra sinemayı bırakmıştır.
Ancak kendi öğrencisi Ingmar Bergman kendisini en azından oyunculuk yapmaya ikna edebilmiştir.
Yani senaristlik ve yönetmenlik yapma konusunda da ona çok ısrar etmiştir ama kendisi asla bunu kabul etmemiştir ama oyunculuk yapmıştır.
Zaten Ingmar Bergman'ın birkaç muhteşem başyapıtında Victor Sjöström başöldedir.
Mesela Yaban Çilekleri. Ya unutulmaz bir sanatçı ve bana göre sinema tarihinin en erken dönem hatta belki de öncü.
Drama, sinemacılarından bir tanesidir.
Ondan sonra 1927 yapımı Murnau'nun, bakınız Murnau aslında Alman dışavurumculuğunun en güçlü yönetmenlerinden bir tanesidir.
Ancak onun 1927 tarihli Sunrise diye bir filmi var.
Sunrise, güneş, gün doğumu, şafak, bizdeki şafak oluyor tam çevirisi.
Muhteşem bir film. Tabi o zamanın Oscar'lıları dallar biraz farklıydı ama genellikle çoğu kaynakta sinema tarihinin en iyi film Oscar'ını almış ilk filmi olarak bu film anılır.
İnanılmaz iyi bir filmdir ve çok erken dönem gerilim, aşk filmi ve drama diyebileceğimiz filmlerinden bir tanesidir.
Yani biraz da böyle tür kırmasıdır diyelim.
Ondan sonra elbette minimalist sinemanın drama türüyle çok ciddi bir evliliği vardır.
İşte minimalist sinemanın da icatçısı diyebileceğimiz Japon sinemacı Yasujiro Ozu drama dediğimiz türün de yine en erken dönem en güçlü sinemacılarından bir
tanesidir. Bana göre en iyi filmi Geç Gelen Bahar diye bir filmi var arkadaşlar.
1949 yapımı bir filmdir.
Müthiş bir filmdir gerçekten.
İzleseniz belki ilk böyle bir yarım saat biraz sıkılacaksınız.
Ama biraz sabrederseniz sonra film sizi öyle güzel içine alacak ve güzel güzel sakin sakin böyle öyküsünü anlatacak.
Dramatik çok hüzünlü gerçekten.
Onun çok daha erken dönen bir filmi var.
1932 yapımı film.
İngilizcesi I Was Born But.
Ben doğdum ama diye çevirebiliriz biz bunu.
Tam da sinemanın sessiz sinemadan sessiz sinemaya geçtiği dönemlerin en erken dönem.
Başyapıtlarından bir tanesidir bu film.
Sesli bir filmdir ama çok az konuşma vardır.
Orta direk bir Japon ailesinin iki küçük çocuğunun hayatı tanıma dönemlerini anlatan çok enteresan bir filmdir.
Neyse Ozu'da çok da zaman ayırmayalım.
Başka birçok yönetmenimiz ve filmimiz var.
Yani Yasujiro Ozu...
en erken dönem drama sinemacılarından bir tanesidir gerçekten ve özellikle 1930'lardan 40'lardan sonra Hollywood'un iyice yükselip zenginleşmesinden sonra türler böyle
çetrefillenmeye başladı.
Yani çok saf tür kalmamaya başladı ama özellikle Yasujiro Ozu sinema tarihinde öncü ve en önemli minimalist yönetmenlerden bir tanesi olduğu için dünya sinemasının bu çeşitlenmesine
neredeyse tek başına dur diyebilmiş ve aynı zamanda da drama türünü saf tutmaya çalışmış en önemli sinemacılardan bir tanesi.
İşte ondan sonra artık Hollywood diyorum iyice zenginleşiyor falan ama En güçlü ve sinema tarihinin en büyük filmleri deyince hala aklımıza aslında dramalar geliyor.
Mesela sinema tarihinin bugün için bile en çok para kazanmış, en fazla izleyiciye ulaşmış filmi olan Rüzgar gibi geçti filmi.
İçerisinde tabii aşk ve romantik film.
Etkileri olsa da savaş etkileri olsa da tarihsel etkiler olsa da hala bir drama filmi olarak görebiliriz biz.
Rüzgar gibi geçti filmini.
Onunla yakın dönemlerde hani 1930'lara 40'lara geldik artık sinema tarihinin artık herhalde tescillenmiş.
En büyük filmi olarak kabul ettiğimiz Yurttaş Kane filmi mesela.
Hala bir drama olarak görebiliriz biz bu filmi.
İşte bakınız yani Hollywood'un altın çağını yaşadığı dönemlerin en büyük filmleri bile hala drama türünün gelmiş geçmiş en büyük ve en güçlü örnekleri arasında anılabilecek
filmler. Şimdi Windows 50'lere gelelim.
1950'lerde drama türünde çok büyük bir silkinme oluyor.
Nasıl oluyor biliyor musunuz? Elbette İtalyan yeni gerçekçiliği ortaya çıkmasıyla.
İtalyan yeni gerçekçiliği...
Minimalizmin gerçekçiliğine bir şeyler daha katmaya başladı arkadaşlar.
Ne kattı biliyor musunuz? Çok ciddi bir tarihsel gerçeklik.
Mış gibi yapmak dedik ya bakın Duygu Hoca'nın o kısa ve enfes tanımını cebimizde tutacağız.
Mış gibi yapmak. İşte İtalyan yeni gerçekçiliği Avrupa'nın 2.
Dünya Savaşı'ndaki yıkımını gerçekçi biçimde anlatma başarısına ulaşmış bir...
Bu akımın da öncüsü kimdi?
Roberto Rossellini'ydi.
İşte Roberto Rossellini Roma Açıkşehir firimiyle 1945 yapımıdır Roma Açıkşehir.
İtalyan yeni gerçekçiliği akımını başlattı ve drama türünün de en etkileyici başyapıtlarından bir tanesini sinema tarihine kazandırdı.
Tabi İtalyan yeni gerçekçiliğinin tek yönetmeni Rossellini değil.
Mesela Vittorio De Sica.
Enfes bir dram sanatçısı ve bana göre ve aynı zamanda çok sayıda sinema tarihçisi ya da sinema eleştirmeni de benzer fikirdedir.
Sinema tarihinin en iyi drama filmini yaptı.
Hangi film bu arkadaşlar?
Bisiklet Hırsızları filmi.
Evet. Bir sinema filmini bir araya getiren bütün disiplinlerde mükemmel ama bu kadar gerçekçi olabilmesine rağmen de etkileyici, duygusal ve düşündürücü bir film.
Şimdi İtalyan yeni gerçekçiliği akımının bir kardeş akımı var.
Ondan etkilenmiş, ona birçok açıdan benzeyen ama elbette kendine has başka özellikleri olan da bir akım.
Hangi akım bu? Tabii ki Fransız yeni dalgası.
Fransız yeni dalgası akımının da ilk akla gelen yönetmeni kimdir arkadaşlar?
Jean-Luc Godard'dır.
Her ne kadar Jean-Luc Godard'ı ve Fransız yeni dalgası akımının yönetmenlerinin hepsini gerçekçi yönetmenler olarak anmak bilmiyorum.
Bunu böyle çok rahatça size söyleyemem yani.
Gerçekçi bir akımdır diyemem yeni dalgaya ama drama dediğimiz türün de yine en etkileyici eserlerini ortaya çıkarmış akımlardan bir tanesidir Fransız yeni dalgası.
Jean-Luc Godard'ın Serseri Aşıklar filmi mesela.
Şimdi birçok kişiye göre Godard'ın en iyi filmidir.
Hoş ben bu fikire katılmam.
Bana göre çılgın Piero diye bir filmi var.
Bana göre en iyi filmi odur.
Ve enfes bir drama eserdir mesela.
Sadece galardan gitmeyelim.
Mesela François Truffaut değil mi?
Truffaut yine Fransız yeni dalgasının en güçlü yönetmenlerinden bir tanesidir.
Onun 400 darbe filmi.
Muhteşem bir filmdir.
Ve bisiklet hırsızlarına da biraz benzer ve ona da en yakın eserlerden bir tanesidir diyebiliriz belki yani seviye olarak.
Muhteşem bir filmdir. İşte bu filmler yani hem İtalyan yeni gerçekçiliği hem Fransız yeni dalgası.
Sinema tarihinin en önemli akımlarının örnekleri bunlar ama gerçekten de drama dediğimiz türe, o cebimizde tuttuğumuz tanımı unutmayalım Duygu hocanınkini, mış gibi yapmak.
Evet, hem gerçeği çok yakın öykülerdir, sinematografileri de çok gerçekçidir, kurguları da çok gerçekçidir, öyküleri de hayli gerçekçidir.
Drama dediğimiz türün sinema tarihindeki en etkileyici örnekleri arasında sayılabilecek yönetmenler ve filmler.
Evet bu haftalık bu kadar olsun mu?
Dramı tanımlamaya çalıştık, tarihinden bahsetmeye çalıştık ve sinema tarihinin en erken dönemlerinden 1950'lere 60'lara kadar hatırda kalan en önemli drama
filmleri ve drama yönetmenlerini anmış hatırlamış olduk.
Bu haftalık bu kadar olsun.
Önümüzdeki hafta bu konuya devam edeceğiz.
Evet bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
