
Sinemasal Açılımlar 37 Sinema - Çizgi Roman Birlikteliği Bölüm 2
31 Temmuz 2025 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinematris'te, Sinemasal Açılımlar Dosyamızın 37. Bölümüne devam ediyoruz. Konumuz, Sinema ve Çizgiroman Birlikteliğinde 90'lardan bugüne yaşanan gelişmeler, önemli isim ve projeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. En son
nerede kalmıştık? Çizgi roman tarihini anlatmıştık.
Çizgi romanın sinemadaki tarihini ve serüvenini anlatmıştık.
Bu serüvende de en önemli duraklardan bir tanesi olan 1978 tarihli Richard Donner imzalı Superman filmine gelmiştik.
Evet şimdi Superman yüksek bütçesi, özenli teknik işçiliği, çok başarılı oyunculukları yine oldukça başarılı öyküsü ve senaryosuyla çizgi roman uyarlamalarının
özenli bir şekilde yapıldığı takdirde sinemada iyi sonuç verebileceğini ve sadece ucuz bir üretim değil ya da sadece gençlere çocuklara değil.
tüm sinema sever kesimlerine hitap edebilecek projeler ortaya çıkarılabileceğini gösteriyor.
O yıllarda başka çizgi roman uyarlamaları da yapılıyor.
Kaptan Amerika yapılıyor, Örümcek Adam yapılıyor, Hulk yapılıyor.
Var yani. Çok sayıda var.
Ha bu arada pardon. Bundan önce o biraz daha ucuz dönem dedik ya.
O dönemden bir iki tane size ilginç çizgi roman uyarlaması örneği de vereyim.
Hangileri yani daha çok akılda kalmıştır.
Özellikle iki tane film söyleyeyim.
Bir tanesi 1966 tarihli The Batman Movie'dir.
Şimdi Batman'in aslında uzun metraj olarak ilk uyarlaması budur.
Bugün için bile tarihsel değer taşıyan önemli bir filmdir.
Bir de Roger Wadimini yönettiği 1968 tarihli Barbarella diye bir uyarlama vardır.
O da gerçekten çok ilginç ve hoş bir filmdir yani.
Çok kendine has bir filmdir.
Ondan sonra ne dedik? Superman'den sonra iş biraz prestij kazanmaya başlıyor.
1989'da Tim Burton'un yaptığı Batman'e kadar.
Burada artık çizgi roman ve sinema birlikteliğinde yepyeni bir dönem başlıyor diyebiliriz.
Çünkü Tim Burton'un Batman'i hem bir çizgi roman uyarlaması olarak hem bir süper kahraman öyküsü olarak hem de bir sinema filmi yani bir gişi filmi olsa da çok yüksek hasılat rakamına ulaşmıştır.
Ancak entelektüel kitle tarafından da dikkat edilen ve çok sevilen bir film oldu.
İşte bu bağlamda çizgi roman ve sinema etkileşiminde 89 tarihli Tim Burton'ın Batman'i gerçekten çok önemli bir film.
Hemen ondan sonra 1994 tarihli Alex Proyas imzalı Ölümsüz Aşk The Crow filmi geliyor.
Muhteşem bir filmdir.
Enfes bir çizgi romanı yuvarlamasıdır.
Ondan sonra 1998 tarihli Stephen Narrington imzalı Blade filmi.
Çok enteresan bir filmdir aslında.
Bu pahalı ile ucuzun, özenli ile özensizin biraz ortasında yer alan çok enteresan bir filmdir.
Ondan sonra 2001 tarihli Hughes kardeşlerin yönettiği From Hell cehennemden gelen adlı film.
Bakınız bu film çok bilinen bir film değil belki ancak sinema çizgi roman birlikteliğinde ve sinemadaki çizgi roman uyarlamalarında bence ayrıca belirtilmesi
gereken hatta üzerine konuşulması gereken bir film.
Müthiş bir film arkadaşlar çok güzel.
öyküsüdür. Aynı zamanda bir polisiyedir.
Aynı zamanda bir tarihsel gerilim ve korku filmidir.
Gerçekten korkutucudur da.
Hani sadece bir çizgi roman uyarlaması olarak övemem bu filmi.
Çok değerli 2002 tarihli Sam Mendes'in yönettiği Road to Perdition filmi Azap Yolu filmi yine ayrıca anılması ve konuşulması gereken muhteşem bir çizgi roman
uyarlaması. Ondan sonra 2004 tarihli American Splendor diye bir film var.
Şimdi bakınız bu film tamamen yetişkin işi bir komedi drama diyebilirim tür olarak.
Harvey Pickard diye bir çizgi roman sanatçısının hayatını anlatan bir belgesel gibi bir şey.
Sahte belgesel gibi bir şey.
Çok iyi bir film. 2003 tarihli Ang Lee'nin yönettiği Hulk uyarlaması.
İlk değildir ama yüksek bütçeli ve özenli ilk Hulk uyarlaması diyebiliriz bu film için.
Bunun devamında tabi başka çizgi roman uyarlamaları var ama burada bir durmak istiyorum.
Özellikle bu belirttiğim filmler ayrıca bir özellikleri var.
Onu da birazdan anlatacağım.
O başka bir başlık ona ayrıca gireceğiz.
Bu filmler bugün için şikayet edilen Marvel ve DC uyarlamalarından önce yapılmış.
Farklı bir görsel algı, farklı bir çizgi roman ve sinema birlikteliğini temsil eden ve sinemada çizgi romanın tırnak içinde bir ucuzlaşma ya da bir değersizleşme anlamına
gelmediği dönemin çizgi roman uyarlamaları arkadaşlar.
Evet şimdi bundan bahsettik bir de şundan bahsetmemiz lazım.
Sinema çizgi romandan etkileniyor değil mi?
Elbette. Ancak çizgi roman da sinemadan etkileniyor.
Çizgi romandaki anlatım biçimi, görsellik, kurgu, çizerlerin tarzları ya da anlattıkları olaylara yakınlıkları ya da uzaklıkları birçok sanatçıda ve öyküde
sinemadan etkileniyor.
Çizgi romanda sinemasallık diye de bir şey var.
İşte çizgi roman tarihinin Orson Welles'ı ve yurttaş keyni olarak andığım Will Eisner'ı geleceğim bu noktada.
Will Eisner...
1940'ların başında The Spirit diye bir karakter ve çizgi roman yaratıyor.
Bu müthiş bir karakter ve gerçekten müthiş bir çizgi roman.
Yani diyorum işte sinema tarihinde Yurttaş Kane neyse The Spirit'te çizgi roman tarihinde neredeyse o anlama geliyor.
Bu çizgi romanın tasarımında, dokusunda, görselliğinde Will Eisner'ın sinemadan etkilendiği çok net.
Özellikle 1920'li yıllarda Alman dışı vurumculuğunun kullandığı Işık Gölge, Kontrastlar, yoğun bir karanlık, işte Spirit'te de çok bariz bir Alman
dışa vurumculuğu etkisi var ve aynı zamanda yakın çekimler, uzak çekimler yani eyleme ve karaktere daha yakın, daha uzak çizimler.
Aynı zamanda bir eylemi gösteriyorsunuz bir durumu gösteriyorsunuz diyelim.
Arkadan yandan ve önden çizimleri var burada.
Bu şu demek sanki bir eylemi kamera çekerken yana doğru kayar ya şaryo etkisi deriz.
Ona benzer kareler görüyoruz biz Will Eisner'ın Spirit'inde.
Yani Will Eisner ve Spirit eseri sinemadan etkilenmiş çizgi romanlara verilecek örneklerden bir tanesi.
Ki zaten Will Eisner'ın Spirit çizgi romanı bir başka çizgi roman üstadı Frank Miller tarafından sinemaya da uyarlanmıştı.
Hoş ortaya çok da iyi bir iş çıkmamıştı ama yine de sinema ve çizgi roman etkileşiminde önemli eserlerden bir tanesi olduğunu söyleyebiliriz.
Şimdi çizgi romanla sinemanın böyle ortasında hani arasında yer alan isimlerden bahsediyoruz ya.
Duyduğunuza şaşıracağınız bir isim var arkadaşlar.
Federico Fellini.
Sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden biri olarak kabul edebileceğimiz İtalyan yönetmen Fellini sinemaya girmeden önce bir karikatüristi ve çizgi romancıydı arkadaşlar.
Kendisi bizzat filmlerinde kullandığı o sabit planlarda o durağan planlarda çizgi roman etkisi yaratmaya çalıştığını ve sinemasının temelinde de
çizgi roman görselliği olduğunu dile getirmiştir.
Bu bağlamda Federico Fellini çizgi romanvari bir sinemacıdır aslında.
Onun o görsel dünyası, o fantezi dünyası, o romanları, hayalleri çizgi roman etkisinin sinemadaki en etkileyici temsillerinden bir tanesidir.
Şimdi Fellini'den sonra çok da duyulmayan, çok da geniş kitlenin tanımadığı ama çok önemli bir isim var.
Jim Sterenko diye bir çizgi romancı.
Çizgi romanda harika işler yapmış bir isim.
Ancak Jim Sterenko özellikle Steven Spielberg, Francis Ford Coppola gibi çok değerli sinemacıların...
Danışman olarak yanında bulundurmak istedikleri bir isim.
Yani örneğin Francis Ford Coppola'nın Dracula'sında, Steven Spielberg'in Indiana Jones'unda ve en son ne yazık ki bir hayal kırıklığı olan ve geniş kitlelerce linç edilen diyelim
Francis Ford Coppola'nın son filmi Megalopolis'te de Coppola'ya danışmanlık yapmış bir isim Jim Sterenko.
Bir başka muhteşem çizgi romancı ve sinemadaki etkileri de görmezden gelinemeyecek.
müthiş sanatçı kim? David S.
Goyer. Hemen hızlıca sinemada ne yaptığını söyleyeyim.
Christopher Nolan'ın yaptığı Batman üçlemesinin öykülerini yazan kişi David S.
Goyer'dir. Çizgi roman dünyasında DC için birçok öykü yazdığı, birçok çizgi roman çizdiği tasarım yaptı.
Çizgi romanla sinemanın ortasında yer alan, çizgi romancılığında sinema etkisi olan, sinemacılığında da çizgi roman etkisi olan çok değerli bir sanatçı ve sinemacılık.
Bir başka önemli isim ve isimler diyelim.
Wachowski kardeşler.
Yaratıcıları Wachowskiler sinemaya girmeden önce Marvel Comics için çizgi romanlar yazıyorlardı, çiziyorlardı ve tasarlıyorlardı.
İşte Wachowskilerin Matrix'inde de çizgi roman etkisini görmemek mümkün değil.
Marvel için çizdiği kareleri görecek olsanız eğer ilginizi çekiyorsa bir Google yapın böyle yani Wachowskiler'in Wachowskiler and Comics falan yazın göreceksiniz onların çizdiği bazı kareleri.
Bildiğiniz Matrix ya.
Yani Wachowskiler zaten çizgi romanda böyle bir Matrix görselliği yaratmışlar zaten.
Onu muhtemelen daha geniş kitleye...
ulaştırabileceklerini düşündükleri için sinemaya geçmiş bile olabilirler.
O kadar hem çok iyi çizgi romancılar Vachoskiler elbette sinemadaki etkileri çok belli, çok ortada.
Yani gerçekten Vachoskiler çizgi romanla sinemanın tam ortasında duran çok önemli sanatçılar olduklarını söylemek hiç de abartılı olmayacaktır.
Şimdi iki isimden bahsedeceğim size.
Bu isimler tüm bu anlattıklarımın ötesinde ayrıca önemli.
Amerikan çizgi romanının tarihini özetlemeye çalıştım ya.
70'lerde ve 80'lerde bir tekrar serpiliyor dedik ya.
İşte 80'lerdeki serpilmenin en önemli sanatçıları bu iki isim arkadaşlar.
Kim bunlar? Bir tanesi Frank Miller.
Frank Miller...
Çizgi roman dünyasında ki ağırlığı ve prestiji zaten tartışma götürmez.
1980'lerde özellikle Batman'i tekrar ayaklandırmıştı.
Yeni Batman öyküleri yazmıştı ve onlar muhteşemdi ki bizim bugün sinemada izlediğimiz Batman uyarlamalarının yani hem Matt Reeves'in hem Christopher Nolan'ın hem Zack Snyder'ın yaptığı Batman filmlerinin
tamamı Frank Miller'ın 80'lerde ve 90'larda yaptığı Batman çizgi romanlarına dayanır.
Aynı zamanda Frank Miller 300 Spartalı'yı yaratmış sanatçı.
Aynı zamanda Sin City'yi yaratmış sanatçı.
Aynı zamanda Robocop'u yaratmış sanatçı.
Bakar mısınız yani bunların hepsi zaten sinemada son derece enfes filmler ortaya çıkarmış çizgi roman uyarlamaları.
Yani şimdi bakın bunları anınca çizgi roman çocuklara hitap eder.
Keşke sinemada çizgi roman uyarlamaları olmasa demek yani nasıl bir yanılgı yani.
Neyse ya işte Frank Miller müthiş bir sanatçı.
İyi ki Frank Miller var ve iyi ki Frank Miller'ın çizgi roman dünyasında ürettikleri sinemayı etkilemiş.
Bir isim daha söyleyeceğim ancak bu isim aslında biraz sinemaya mesafelidir yani.
Çok çok sevmez sinemayı.
Eserlerinin sinemayı uyarlamasından pek de memnun olmamıştır.
Hatta bazılarını engellemeye bile çalışmıştır.
Kim bu? Alan Moore arkadaşlar.
Adı biraz daha az duyulmuştur belki.
Az önce andığım... Üzerine ayrıca konuşulması gereken dediğim bir film vardı ya.
From Hell, cehennemden gelen filmi.
İşte o, Alan Moore'un yarattığı bir çizgi romandır.
Müthiştir. İzlemediyseniz o filmi mutlaka izleyin.
Çok iyi. Şimdi Alan Moore ile ilgili şöyle bir durum var.
Onun yarattığı Watchmen çizgi romanı 2009 yılında Zack Snyder tarafından sinemaya uyarlanmıştı.
Ancak Alan Moore Watchmen çizgi romanının sinemaya uyarlanmasını istememişti.
Hatta bunu engellemeye çalışmıştı.
Ancak başaramamıştı.
Ve o zaman da kendisi şunu demişti.
Hani madem yapıyorsunuz beni dinlemiyorsunuz bari benim adımı yazmayın demişti.
İşte o Watchmen filminin IMDb sayfasına girseniz yazarlar arasında Alan Moore'un adını görmeyeceksiniz.
Onun yerine Watchmen'i Alan Moore'la birlikte yapan Dave Gibbons diye bir çizgi romancı vardır.
Onun adını göreceksiniz.
Ve Watchmen hem çizgi roman tarihini hem de bence sinemadaki çizgi roman uyarlamalarının en muhteşem, en derin projelerinden bir tanesi.
İnanılmaz bir film bence.
İşte bu bağlamda Alan Moore...
Çok istemese de yani buna çok gönüllü olmasa da aslında hem sinemadaki çizgi roman uyarlamalarının en önemli isimlerinden bir tanesi ki aslında kendi çizgi roman tarzında da
yine bir sinemasallık vardır diyorum.
Kendisi bundan çok hoşlanmıyor olsa da Alan Moore'u da sinema ve çizgi roman birlikteliğinin önemli bir noktasında duran bir sanatçı olarak kabul edebiliriz.
Evet şimdi...
Bir noktaya daha bir başlığa daha girmek lazım.
Buraya kadar anlattıklarımın hemen hemen hepsi aslında yine en başta belirttiğim gibi Amerikan çizgi romanının tarihi ve sinemayla etkileşimi.
Şimdi dedik ya 3 tane odak var.
Amerika, Avrupa, Uzakdoğu.
Uzakdoğu'ya hiç girmeyeceğim ki onun tarihi, tarzı, ortaya çıkışı falan çok başka.
Ancak Avrupa çizgi romanı ile ilgili kısa birkaç şey söylemek istiyorum size.
Avrupa çizgi romanının Hollywood'da ve sinema dünyasında uyarlamaları var.
Yani Amerikan çizgi romanı kadar çok değil ama var.
Ancak Avrupa çizgi romanıyla Amerikan çizgi romanı arasında çok belirgin eğilim farkları var.
Buna kısaca değinmek istiyorum ki buradan da başka bir noktaya geçeceğiz.
Şimdi bakınız Amerikan çizgi romanı diye anlatıyorum.
Neredeyse hep süper kahramanlar değil mi?
Ya da süper kahraman...
Olmanın nasıl bir şey olduğu üzerine çok derin analizler de sunuyor olsa da bu çizgi roman uyarlamaları aslında temel olarak doğaüstü güçler sergileyen erdemli ve iyi bir kahramanın
kötü adamı ortadan kaldırması ve dünyayı kurtarması temeli üzerinedir.
Temel öykü budur aslında.
Amerika'da günlük hayatın içerisinde doğaüstü güce sahip kahramanlar Avrupa çizgi romanındaysa kendisini doğaüstü öykülerin içerisinde bulan gerçek ve
insani kahramanlar.
İşte Amerika ve Avrupa çizgi romanı arasında çok temel böyle bir fark var.
Ve bundan dolayı da zaten Avrupa çizgi romanı hem çizgi roman dünyasında hem de sinema dünyasında son derece farklı bir seyir izlemişlerdir.
Bunun detayına daha fazla girmeyeceğim.
Çok uzatmam gerekir.
Çok başka konulara girmem gerekir.
Son olarak bir konuya gireceğim ve bu konuda zaten bu programı yapmayı istememin en önemli sebeplerinden bir tanesi.
Yine şimdi az önce dedik ya arkadaşlar işte skor sesi kopalar rahatsız, bütün entelektüel kitle rahatsız.
Ay nereden geldi bu çizgi roman uyarlamaları?
Şu an sinemada çok sayıda çizgi roman uyarlamasının olması.
çizgi roman anlatım dinamiğinin sinemaya aktarıldığı anlamına gelmiyor arkadaşlar.
Bütün bu Marvel ve DC Comics evreni filmleri 1970'li yıllarda George Lucas'ın Star Wars'la ve Steven Spielberg'in de Indiana Jones
'la ortaya çıkardığı ve bugüne kadar gelen temel gişe formülünü takip eden filmler bunlar arkadaşlar.
Çizgi roman uyarlamaları olabilir ancak bunlar çizgi roman anlatım.
Ve görsel üslubunun sinemaya aktaran filmler değiller.
Yani bunlar evet çizgi roman uyarlaması ama çizgi romansı filmler değiller.
Burada da çok büyük bir yanılgı var.
Bakınız az önce bugünün şikayet edilen filmlerine gelmeden birkaç örnek vereyim dedim ya.
İşte From Hell, Crow, Batman, Road to Perdition, American Splendor.
Bakınız bu filmlerden örnek verdim ya.
Bu filmlerin hepsi bugün herkesin şikayet ettiği o çizgi roman uyarlamalarından çok farklı filmler.
Çünkü bu filmler gerçekten çizgi roman anlatım dinamini sinemaya aktaran filmler.
Yani onların dramatik yapıları ve görsellikleri çizgi roman anlatım biçiminden etkilenmiş durumda.
Yani onlar gerçekten çizgi romansı filmler arkadaşlar.
Ancak bugünün Marvel ve DC uyarlamaları en azından birçoğu diyeyim çizgi roman anlatım biçimini sinemaya aktarmış değiller.
Bunu yapmıyorlar. Bu filmlere bakarak sinemada çizgi roman uyarlaması nasıl bir şeydir derseniz çok büyük bir yanılgıya düşersiniz.
Çünkü öyle bir şey yok. Ki o filmlerin hepsi süper kahramanları uyarlarken sadece o karakterleri alıyorlar.
Ve kısmen öyküleri alıyorlar.
Görselliği almıyorlar.
Öykü anlatım biçimini almıyorlar.
Onlar bambaşka. Ondan dolayı işte diyorum ya ortada bir yanılsama var.
Bir yanlış anlaşılma var.
Bugünün Marvel ve DC komik uyarlamalarına bakılarak çizgi roman anlatım biçiminin sinemayı yüzeyselleştirdiği ve değersizleştirdiği İddiası tamamen yanlış.
Çizgi roman sinemada son derece değerli ve önemli projelerin ortaya çıkmasına da önayak olmuştur.
Bu bağlamda az önce de tarihlerinden bahsettiğim gibi çizgi roman ve sinema birbirini besleyen birbirinin daha değerli daha güçlü üretimler ortaya çıkartmasına
yardımcı olmuş iki kardeş anlatı ve sanattır arkadaşlar.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
