
Sinemasal Açılımlar 34: Sinemada Dönem Kavramı
28 Kasım 2024 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, Sinemasal Açılımlar dosyamızın 34. Bölümünde, Sinemada dönem kavramını incelemeye ve sinema tarihini dönemleştirmeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Kısa bir özetini de çıkarmış olacağız bu programda.
Ondan dolayı da çok keyifli bir program olacağına inanıyorum.
Şimdi geçtiğimiz haftalarda yine sürekli dinleyicilerimiz hatırlayacaktır.
Sinema tarihinde hem akın kavramı hem tür kavramı hem de sinema kuramı nedir iyi programlar yapmıştık.
İşte bu sinemada dönem kavramı programı da onlarla bütünlük sunan bir program olacak diye umuyorum.
Ama şöyle bir noktaya dikkat çekmem gerekli.
Sinema tarihi üstadları.
Kuramlar üzerine, akımlar üzerine, türler üzerine çok sayıda çok değerli kaynaklar yazmışlar, bizleri beslemişler.
Ama sinema tarihinde dönem kavramını girdiğimizde biraz farklı bir yapıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Sinema tarihini kesin sınırlarla belirlemiş, dönemlere ayırmış bir sinema kaynağı yok diyeceğim de, hani benim göremediğim tabii sinema kaynakları mutlaka vardır, buna niyetlenen üstadlarımız
olmuş olabilir ama en azından...
Genelin bildiği sinema tarihi kaynaklarında tüm sinema tarihinin sadece dönemlerle anlatmış bir yayın yok.
Hemen birkaç tane örnek vermeye çalışayım size.
Bir kere Rekin Teksoy'un sinema tarihi Türkçe olarak yazılmış en büyük, en değerli sinema kaynaklarından bir tanesidir.
Bu müthiş bir kaynak.
Onun dışında Zahir Güvenli'nin Sinema Tarihi diye bir kitabı vardır.
Biraz eski bir kitaptır. Biraz daha küçük, mütevazi bir kaynaktır ama o da çok değerlidir.
Onun dışında Geoffrey Noel Smith'in Dünya Sinema Tarihi diye bir kitabı var.
Bu alanda çalışan hemen herkesin okuduğu bildiği çok güçlü, güvenilir bir kaynaktır.
Daha yakın zamanda basılmış olan NTV yayınlarının başvuru kitaplarının Thomas Gilbert'in yazdığı bir adı film.
Yani kitabın adı bayağı film.
Ama tam olarak sinema tarihi üzerine bir kitap.
Bugün bahsettiğim konu bağlamında da zaten sinema tarihini dönemlere ayırma çabasında da...
En fazla uğraşmış kitaplardan bir tanesi de budur.
O da gerçekten çok iyi bir yayındır.
Ve bir de Giorgio Vincenti'nin İtalyan sinema tarihçisi yazdığı Sinemanın Yüzyılı diye bir kitap var.
Bu da biraz daha incedir böyle daha mütevazi bir derlemidir diyebiliriz.
Ve bir de Vincent İtalyan bir yazar olduğu için biraz İtalyan sinemasına torpil geçmiş bu yayında.
Yani bu kitabın büyük bir çoğunluğu İtalyan sinemasının tarihinden oluşuyor.
Ondan dolayı hani tam bir sinema tarihi kitabı demeyken biraz zor olabilir ama yine de sinemanın yüzyılını mümkün olduğunca özetlemeye çalışmış.
Şimdi mesela bu kitapların hiçbirinin sinema tanesinin dönemleştirildiği kitaplar değiller.
İşte buradan yola çıkarak zaten size diyebiliyorum ki sinema tarihini çok net dönemlere ayırıp sadece dönemler üzerinden anlatmış bir sinema yayına pek rastlamıyoruz.
Şimdi ben sinema tarihi dersi verdiğim dönemlerde...
Sinema tarihini mutlaka dönem başlıkları altında tasnif edip anlatmaya ihtiyaç duydum.
Dedim ki Görkem tamam yani üstadlar dönemleri ayırarak anlatmamışlar ama sen bunu yapmaya bir niyetlen bakalım olacak mı dedim.
İşte çalıştım, araştırdım, okudum ve kendimce sinema tarihini beş ana döneme ayırıp sadece dönemler bağlamında bir ders programına sığdırmayı başardım.
Başardığıma inanıyorum. Ondan dolayı bugün de size bundan bahsedeceğim ama...
Ondan önce hem bu adını verdiğim yayınlarda nasıl anlatılıyor sinema tarihi, kısaca ondan bahsedeyim.
Hem de tabii ki bu programlarda genelde yaptığımız gibi dönemin size bir tanımını yapmaya çalışayım.
Çünkü bu da bir sıkıntı yaratıyor sinema tarihi açısından.
Dönem kelimesinin dil bilgisindeki tanımı, başı ve sonu belli ve kendi içerisinde belirli bir özellik taşıyan zaman parçası olarak tanımlanıyor dönem.
zaman parçası olması lazım.
Yani öne çıkan bir ortaklık olacak.
Mesela çok basit bir örnek verelim.
İşte Osmanlı tarihi. Tarihçilerimiz Osmanlı dönemini nasıl dönemselleştiriyorlar?
Osmanlı tarihinin kuruluş dönemi, yükseliş dönemi, duraklama dönemi, gerileme dönemi ve çöküş dönemi.
Okul ya da ortaokul düzeyinde bir dönemleştirme bu ama yine bir fikir veriyor değil mi?
Akılda kalıcı bir anlatım.
Şimdi işte Osmanlı'nın bu dönemlerinin Hepsinin belli özellikleri var.
Hangi açıdan bakarsanız belli ortaklıklara sahip olduğunu görüyoruz bu dönemlerin.
İşte sinema tarihinde bu kadar net ortaklıkları ayırabileceğimiz dönemler olduğuna pek de ikna olamamış sinema tarihi üstadları.
Mesela Rakin Teksoy'un sinema tarihi kitabına baktığınızda içindekiler kısmına yani böyle bir açıp baktığınızda işte Sessiz Sinema Dönemi diye bir başlık görüyorsunuz mesela.
Şimdi Sessiz Sinema Dönemi gerçekten...
Sinema tarihçilerinin ayrı bir dönem olarak gördüğü bir zaman parçası.
Çünkü kendine az özellikleri var.
Ama biz şimdi bugün sinemayı 2024-2025 yılında sinemanın sessiz dönemi, sesli dönemi diye ikiye ayırsak bu yeterli bir tasnif başlığı teşkil eder mi?
Etmez elbette, yetmez yani.
Mesela savaş yılları diye bir dönem vardır.
Neredeyse bütün sinema tarihi kaynaklarında.
Bu Rekin Teksoy'da da var, NTV başvuru kitaplarında da var.
Geoffrey Noble Smith'in kitabında da var ya savaş yılları, büyük buhran yılları mesela Hollywood'da savaş yılları ayrı bir dönem.
Ama bir sinema tarihinde savaş yılları ve gerisi diye tasdif etsek olur mu dönemsel olarak?
Olmaz. İşte bakın hep zorlanılmış yani tüm sinema tarihini başı sonu belli dönemlere ayırmak biraz zor olmuş.
Diyorum ben sinema tarihi içerimde şöyle bir sinema dönem başlıkları oluşturmaya çalışmıştım.
Birincisi sinemanın doğuşu, sinemanın icadı dönemi.
1895 elbette programlarımızda birçok kez anmıştık biz.
Sinema 1895'te Lumiere kardeşlerin 28 Aralık 1895'te yanlış hatırlamıyorsam.
İlk sinema salonu gösterimliyle sinemanın icat edildiği hemen hemen bütün sinema tarihçileri burada hemfikirler.
1920 yılına kadar ki olan dönemi yani yaklaşık 25 yıllık dönemi ben sinemanın doğuşu ya da sinemanın icadı dönemi olarak kabul ediyorum.
Ondan sonra 1920'den buna 1940'a kadar ki 20 yıllık dönemi sinemanın sanatsal icadı dönemi olarak görüyorum.
Ondan sonra 1940'dan 1970'e kadar sinemanın olgunlaşma dönemi olarak görüyorum.
Bu dönemlerin hepsini şimdi birazdan açıklayacağım size.
Neden bu tip isimler verdiğimi ya da neden bu yıllarla sınırlandırdığımı.
1990'a kadar ki 20 yıllık dönemse sinemada sektörel güncelleme dönemi.
1990'dansa 2010'lara ve hatta şu an içerisinde bulunduğumuz 2025'e kadar ya da bundan sonra böyle devam edecek gibi görünüyor şimdilik en azından.
Sinema üzerinden sinema yapma dönemi görüyorum.
Şimdi bakınız 5 tane sinema dönemi saydım size.
Ben yaptığım çalışmalarda okumalarda sinemanın 5 ayrı dönem başlığı altında.
özetlenebileceğini düşündüm.
Şimdi bunları size kısaca özetlemeye çalışayım.
Sinemanın doğuşu dönemi elbette biraz adı üzerinde.
Sinema 1895'te hem hareketli fotoğraf olarak hem de hareketli fotoğrafın bir perdeye bir duvara yansıtılması ve bir topluluğun aynı anda hareketli fotoğraf
görüntüsünü izlemesi ve aynı duygulanımı yaşaması esası altında icat edilerek ortaya çıktı ve 1920 yılına kadar Bu dönem devam etti.
Bu dönemin özelliği nedir?
Bu dönemde sinemada neredeyse yapılan, uygulanan hemen hemen her şey bir icat teşkil etti.
Bu dönemde yapılan her şey ilkti.
Kurgunun ilk uygulamaları, çekim ölçeklerinin ilk uygulamaları, sesli filmin ilk uygulamaları, renkli filmin ilk uygulamaları.
Oyunculuk, set, kostüm, efekt aklınıza ne geliyorsa bir keşifti, bir icattı.
Bu anlamda sinema bileşenlerinin tamamının icat edildiği, keşfedildiği dönem bu dönemdi.
Tabii sadece sinema bileşenleri değil, sinemanın bir sektör haline gelmesi.
Yapımcılık, senaristlik, yönetmenlik, oyunculuk, teknik işçilik ya da teknik yönetmenlik sinemanın tüm dallarında bu dönemde...
o kadar fazla yenilik ve icada imza atıldı ki bugün için biz hani sinema tarihçileri, sinema araştırmacıları herhangi bir konu üzerine çalışma yaptığımızda bunu ilk kim yaptı diye bir sinema
tarihine bakarız şöyle. İlk kurguyu kim yapmış?
İlk ne bileyim yakın planı kim uygulamış?
İşte ilk efekt ne zaman mesela?
Bunların hangisine baksak işte bu döneme kadar çalışmalarımız, araştırmalarımız gidiyor.
1895'den 1920'ye kadar.
Ondan dolayı bu dönemi biz sinemanın doğuşu, sinemanın icadı dönemi diyebiliriz, diyebiliyoruz bence.
Bu dönemin kendi içerisinde başka özellikleri var.
Çok da uzatmamak için bu kadarla sınırlı tutayım şimdilik.
Şimdi geldik 1920'ye.
1920 ile 1940 arasını sinemanın sanatsal icadı dönemi olarak görüyorum ben.
Neden? 1914-15 yıllarında sinemada uzun metraj diye bir format doğdu.
O zamana kadar böyle bir şey yoktu.
Uzun metraj filmler ortaya çıktıktan sonra tabi sinemada çok büyük bir değişim oldu.
Çok daha güçlü, anlatım becerisi artmış, çok daha zenginleşmiş sinema filmleri karşımıza gelmeye başladı ve ondan sonra sinema gerçekten çok daha ciddi, önemli, güçlü
bir anlatı aracı haline geldi.
Ondan dolayı 1920'lerden sonra sinema bambaşka bir formata evrildi ve özellikle 1920 ile 1925 arasında her biri sanat eseri
mertebesinde olan çok sayıda film yapıldı, çok sayıda sinema sanatçısı diyebileceğimiz isim sinema tarihine damgasını vurdu.
Sinemanın sanat olarak kabul edildiği çizgi çoğu tarihçi tarafından Sergei Eisenstein'ın dramatik kurguyu keşfetmesi olarak görülür.
İşte Eisenstein'ın dramatik kurguyu keşfetmesi de...
Yine bu döneme rast gelir hem Sovyet sineması hem Chaplin, Buster Keaton gibi Hollywood'un çok güçlü isimleri hem de Alman dışavurumculuğu gibi İspanyol sürrealizmi mesela Luis
Buñuel de aynı dönemin sinemacılarından bir tanesidir.
Şimdi bakınız tam bir sanatsal patlama.
Sinema işte ilk icat olduğu dönemde yani 1895 ve 1920'de icat dönemi diyorum.
Bunun şöyle bir anlamı var.
Aslında yapılan her icadın, hemen bir parantez, sinemanın kendisi bile bakın, kendisi bile bu kapsamda henüz ne anlama geldiği tam olarak bilinmiyor.
Sinemayı icat eden Lumière kardeşler bile sinemanın ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyorlardı, teknolojik bir oyuncak diye anıyorlar.
Kendileri icat ettikleri şeyin ne kadar büyük bir icat olduğunun farkında bile değiller.
O anlamda sinemanın doğuşu döneminde keşfedilen, icat edilen hiçbir şeyin anlamı tam olarak bilinmiyor henüz.
O bir deneme dönemi böyle.
Sektörel olarak da böyle.
Mesela Melia en güzel örneklerinden bir tanesi yani ilk sinema yapan insanlardan bir tanesi.
Öyküyü, dramatik sanatları, edebiyatı sinemaya ekleyen sinemacıdır George Melia ama o...
Ekonomik olarak batmıştır yani.
İflas etmiştir mesela. Çünkü henüz o zaman sinema dağıtımı olayı tam çıkmamış falan.
Bakın her şey deneme aşamasında ilk dönemde.
Ama işte bu bahsettiğim sinemanın sanatsal icadı döneminde artık sinemanın ne anlama geldiği netleşiyor.
Yaptıkları şeylerin ne anlama geldiğini bilerek yapıyorlar.
Artık o kafa karışıklığı yok.
O icat dönemi falan yok.
Artık sinemanın bir sanat olduğu ve son derece etkili bir anlatı aracı olduğuna Emin olan sinemacıların meydana çıktığı ve damgalarını vurduğu bir dönem.
Sinemanın sanatsal icadı dönemi.
En özet ifadeyle sinemanın bir sanat olduğunun tescillendiği dönem olduğu için bu dönem, bu döneme sinemanın sanatsal icadı başlığını koymayı uygun gördüm
ben. Ve son olarak şunu söyleyeyim.
Neden 1940? Çünkü...
Sinemanın hem sektörel olarak hem de sanatsal olarak zirve yaptığı iki film ve bu iki film de zaten sinema tarihinin en büyük filmleri listelerinde hep en başlılardadır.
Bu dönemin sonu...
Yani bence bu iki film, bu dönemin 1940'da bittiğini tescil eden filmler hangileri?
Bir tanesi 1939 tarihli Rüzgar Gibi Geçti filmi ve bir tanesi de Orson Welles'ın Yurttaş Kane filmi.
Rüzgar Gibi Geçti filmi sinemanın sektörel olarak gelmiş geçmiş en çok para kazanan ve en büyük filmidir.
Ve Orson Welles'ın Yurttaşken filmi de zaten neredeyse bütün sinema otoriteleri tarafından sinema tarihinin en büyük filmi olarak kabul edilir.
Ve bu tasnifi destekleyen bir ustayı arkama alayım hemen.
Peter Greeneway muhteşem İngiliz yönetmen.
Sinemanın da en önemli yönetmenlerinden bir tanesidir.
O der ki... Sinemayı Isaac Stein icat etti, Orson Welles mükemmelleştirdi, Godard'a öldürdü der.
Godard niye öldürdü?
İşte bundan sonraki döneme geçiyoruz.
Şimdi geldik sinemada olgunlaşma dönemi dediğim 1940-1970 dönemine.
Şimdi Orson Welles Yurttaş Kane ile sinemayı mükemmelleştirdi diyoruz ya.
Aslında sinemanın anlatım dinamikleri Yurttaş Kane ve zirve yaptı.
Orson Welles gerçekten sinema adına keşfedecek her şeyi keşfetti.
Ondan sonra sinemada aslında yeni bir şey yapılmadı.
İşte sinemada olgunlaşma dönemi, kendisinden önceki sanatsal icat döneminde keşfedilen tüm bileşenlerin başka başka amaçlar için kullanıldığı dönem.
Artık sinema yaptığı icatları farklı öyküler, farklı duygular, farklı karakterler anlatmak için kullandı ve tırnak içinde olgunlaştı.
Bu dönemde birçok elbette yine sanatçı mertebesinde olan çok değerli sinemacılar meydana çıktı.
Ama bu sinemacıların esas ayırt edici tarafları yaptıkları sinemasal icatlar değil, kendi üsluplarını ve farklı özellikle bu noktaya dikkat ediniz akımlar.
Akımlar diye bir program yapmıştım hatırlıyorsunuz.
O programda bahsettiğim adı geçen sinemasal akımların büyük çoğunluğu işte bu dönemde ortaya çıktılar zaten.
1940 ile 1970 arasında.
Yani İtalyan yeni gerçekçiliği, Fransız yeni dalgası, İngiliz gerçekçiliği.
Bunların hepsi bu dönemin akınları.
Hatta Alman dışavurumculuğu ondan önceki dönemde ortaya çıktı ama bu dönemde de etkileri sürdü.
Bakın hep akın dönemi bu.
Sinemayı icat ettik, hadi farklı öyküler anlatmak için biz sinemayı kullanalım dönemi bu.
Bu dönemde de özellikle Jean-Luc Godard öne çıkar.
İşte şimdi az önce bahsettiğim şeyi burada getireyim.
Grenouille ne diyordu? Godard sinemayı öldürdü.
Bu ne demek? Şu demek.
Godard son yeniliği yaptı aslında ama bu sinemayı ileri götürmek değil artık bitirmekti.
Ne demek? Bu da onu da belirteyim size.
Grenouille orada neyi kastediyor?
Sinemanın ilk günlerinden itibaren en değişmez, en önemli silahı dramatik yapı dediğimiz silahtı.
Giriş gelişme sonuç dediğimiz anlatı yapısıydı.
İşte Godard dramatik yapıyı bitirdi.
Dramatik yapıyı öldürdü.
Sinemanın giriş, gelişme ve sonuç yapısına ihtiyacı olmadığını gösteren sinemacıdır Godard.
Godard üzerine ayrı bir program yapmıştım ben birkaç yıl.
O olmuştur herhalde. Merak eden arkadaşlarımız dönüp o programı dinleyebilirler.
Orada Godard'ı uzun uzun anlatmıştım.
İşte Grönövey'in de kastettiği bu sinemanın sonu artık.
Yani ondan sonra zaten yeni bir şey beklemeye gerek yok.
İşte bu dönem...
40-70 arası Godard'ın da büyük etkisi ve katkısıyla diyeyim hani sinemayı bitirme iddiası tırnak içinde bu dönemde olduğu için hani sinema doğdu, sanatsal olarak icat edildi,
olgunlaştı ve Gobel ile bitti.
Ondan sonra artık kimse tırnak içinde yine söylüyorum yeni bir şey beklemedi sinemadan.
Sinema yapacağını en azından sanatsal anlamda ya da anlatım silahlarının ilerlemesi, gelişmesi anlamında sinemanın olgunlaşma dönemi sonunda tüketti bitirdi.
Şimdi gelelim bundan sonraki döneme 1970-1990 arasında sinemada sektörel güncelleme dediğim döneme.
Ama bu dönemi şimdi çok da detaylı anlatmayacağım çünkü siz zaten biliyorsunuz.
Ben sinematristlerde bundan birçok kez bahsettim.
Sakallılar başlığı altında Hollywood'da 1970'li yıllarda 5 yönetmen ortaya çıkmıştı ve inanılmaz işler yapmışlardı.
Ama şimdi o sakallıların başka bir tarafını anlatacağım ben size.
Çünkü bugün anlatacağımız tasnif başlığı farklı.
Evet, hemen yine isimleri sayalım.
Steven Spielberg, Martin Scorsese, Brian De Palma, Francis Ford Coppola ve George Lucas'tan oluşan bu beş sinemacı 1970'lerin başında sinema yapmaya başlayıp çok büyük
gişe hasılatlarına imza atmışlardı ve Hollywood sinemasını baştan yazmışlardı diyebiliriz.
Bu yönetmenler aslında...
kendilerinden önce sinema dönemlerinde yapılmamış hiçbir şeyi yapmadılar.
Yaptıkları her şeyin öncüleri var.
Sinemanın doğuşu dönemi için demiştim ya, biz ne zaman sinemayla ilgili bir araştırmaya girişsek, ilkleri ve öncüleri bu dönemde buluruz demiştim ya.
İşte 1970'lerde sinema yapmaya başlayan bu sinemacılar, ta 1970'lerde, 20'lerde, 30'larda yapılanların, daha iyisini, teknik olarak
daha başarılısını ve kurgu olarak da daha kolay anlatılır ve akıcı olanını yaptılar.
Yani farklı bir şey yapmadılar.
Sinemayı güncellediler aslına bakarsanız.
Ne dedik? Wells'dan sonra aslında yeni bir şeye ihtiyaç yoktu.
Ne dedik? Goddard son yeniliği yaptı.
O yenilik de sinemayı öldürmekti zaten.
İşte bundan sonra madem bir şey yapacaksınız siz, zaten yapılan yapılmış.
Yapılanları güncellemek zorundasınız.
Yapılanların daha iyisini yapmak zorundasınız.
Yepyeni bir şey yapacağız iddiasıyla ortaya çıkmanın artık çok da bir anlamı yok.
Mesajı çıkıyor buradan ki gerçekten de işte bu önemli yönetmenler 70'li yıllarda olağanüstü filmler yaptılar.
Çok eğlenceliydi bu filmler.
Çok keyifliydi. Hem de düşündürücüydü hem de duyguluydu.
Hani hemen bir iki örnek verilmiş de Francis Ford Coppola'nın Godfather'ı mesela.
Aslında Coppola 1920'lerde, 30'larda yapılan suç uykularının, gangster filmlerinin güncellemesini yapmıştır.
Tabii Spielberg'in Jaws filmi, blockbuster kavramını sinema tarihine ekleyen filmdir.
Ama tırnak içinde bir tür canavar filmidir, bir köpek balığı filmidir.
Ve 1940'larda, 50'lerde Hollywood'da çok sayıda canavar filmi yapılmıştır mesela.
Bu anlamda 70'lerde Hollywood bir güncelleme yaşamıştır.
Bu nedenle de 1970 ve 1990 arasındaki döneme sinemada sektörel güncelleme dönemi demek bence gayet de doğru olacaktır.
Ki bu güncellemeden etkilenerek gerek Fransız sineması, mesela Luc Besson bir Fransızca yönetmen olmasına rağmen Hollywood sineması yapar.
Mesela Ang Lee, Çinli bir yönetmendir ama Hollywood'da çalışır.
Ridley Scott da İngiliz bir yönetmen ama...
Hollywood'a geldi mesela bu dönemde, burada üretmeye başladı.
Yani Hollywood'taki sektörel güncelleme ve gişe dönemi aslında, gişenin patlama dönemi bu aynı zamanda, tüm dünya sinemalarına da bulaşmıştır.
Ondan dolayı tüm sinema dünyası için önemli ve son derece güçlü bir dönemdir.
Şimdi geldik 1990'a.
Bunu neden peki 90'da bitirdim?
Hani 90'da aslında bu yönetmenlerin etkisi ve gücü devam ediyor.
Başka biri geldi ve başka bir dönem başlattı.
Kim bu? Elbette çok iyi tanıdığınız, bildiğiniz, sevdiğiniz Quentin Tarantino.
Quentin Tarantino gerçekten sinemada apayrı bir dönemin başlamasına sebep olacak kadar güçlü ve önemli bir isim.
Ne demiştik bu dönemin adına?
Sinema üzerinden sinema yapma dönemi.
Ben bunu akımlar programında aynı zamanda bir akım olarak da anlatmıştım.
Ancak Tarantino'nun bu akımı sadece bir akım olmakla kalmadı, apayrı bir sinema dönemi de ortaya çıkardı.
Sinemanın kendi tarihinden beslenme yaklaşımının sinemaya hakim olduğunu görüyoruz.
Bir polisiye sinemacısı olarak bakarsanız Michael Mann.
Matrix'in sinema tarihinin hani neredeyse son büyük dönemsel başyapıtlarından biri olarak bakarsak Ochozki kardeşler.
Bir yandan Tim Burton.
Bir yandan ya başka Coen kardeşler, başka çok fazla örnek verebilirim.
Bu büyük sinemacıların hepsi sinema tarihinden beslenen filmler yaptılar.
Bugün Matrix'e baktığınızda neredeyse bir sinema tarihi potpuresi, bir sinema tarihi toplantısı gibi bir şey.
Matrix mesela. Hani var ya işte adınız ne?
Smith. Agent Smith.
Bu neye göndermeydi? Bond.
James Bond. Matrix...
her anında, her sahnesinde, her çekiminde sinema tarihinin bir tekrarı hatırlatması, göndermesiydi.
İşte bu dönem, yani sinema otopsi masasında dönemi Tarantino ile başlamış olabilir ama Matrix filmi döneminin zirvesiydi zaten.
Tarantino'nun çok ötesine geçti.
Mesela Scream serisi ve Scraven'ın başlattığı ve hala günümüzde de devam eden korku filmlerinin bir tekrarı güncellemesi Ve otopsi masasına yatırılmasıydı mesela.
Arkadaşlar çok örnek verilebilir dediğim gibi daha fazla derine girmeyeyim ama artık son dönemde sinemanın 5.
döneminde sinema tamamen kendi üzerinden sinema yapmaya başladı, kendisini incelemeye başladı ve anlattıklarını kendisinin üzerinden anlamlandırmaya başladı.
İşte 5. dönem bana göre sinema üzerinden sinema yapma dönemi, sinema otopsi masasında dönemi.
Şimdi size 5 ana dönem başlığı altında sinemanın tarihini özetlemeye çalıştım.
Bu noktada küçük bir iki daha belirteç sunmak istiyorum.
Şimdi az önce başka sinema üstadlarından örnekler verdim, kitap örnekleri verdim.
Şimdi o üstadlar sinemayı böyle dönemleştirmemişti de bir ben mi bunu yapıyorum?
Hayır bu demek değil.
Çünkü sinemada öne çıkan bambaşka başlıklar var.
Yani ben sinemayı...
bahsettiğim başlıklar altında tasnif ediyorum ama mesela dönem dönem İtalyan sineması çok öne geçti sinema tarihinde.
Dönem dönem Almanya'da Fransız sineması öne geçti.
Dönem dönem Japonya sineması öne geçti.
Şimdi ben bu tasniften bahsederken bakınız hiç ülke sinemalarından bahsetmedim ya da çok nadiren bahsettim.
Ülke sineması açısından bakarsanız karşınıza ayrı bir tasnif çıkar.
Ya da mesela Wikipedia'ya direkt sinema tarihi yazsanız Wikipedia'da İşte 1890-1900, 1900-1910, 10-20, 20-30 gibi 10 yıllık dönemleri ayırmış, dönem dönem
anlatmış. Mesela bu başka bir dönem yaklaşımıdır.
Ama benzer özelliklere sahip zaman dilimi demiştik ya, işte ben benzer özellikleri ancak bu tasnif başlıkları altında çıkarabildim.
Hani bunun biraz olsun ikna edici ve açıklayıcı olduğunu düşündüm ama başka açılardan bakarsanız mesela...
Sinema tarihinde ülkeler diye bir dönem başlığı açacak olsanız elbette farklı bir tasdif yapmanız gerekir.
Ancak her şekilde sohbetin başına döneyim genelde yapmaya çalıştığım gibi.
Evet sinemayı sadece dönemler bazında başlıklaştırmak çok da kolay değil diyorum.
Ben bunu kendi becerim dahilinde, bilgim dahilinde yapmaya çalıştım kabaca.
Umarım bilgilendirici ve özetleyici olmuştur.
Ama her şekilde sinemayı algılayabilmemiz için, anlayabilmemiz için...
Biraz böyle hani Osmanlı tarihi için dedim ya aynı şeyi biraz kolaylaştırıyor diyebiliriz bu dönem yaklaşımı.
Ondan dolayı sinemayı belli dönemler belli başlıklar altında incelemeye ve okumaya çalışmanızı tavsiye ederim.
Ondan dolayı da sinemada dönem kavramı ve dönemselleştirmenin gayet değerli ve önemli bir çalışma olduğunu düşünüyorum.
İşte bugün de hani bu çalışmaya kendimce küçük bir katkı yapmaya çalıştım.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
