
Sinemasal Açılımlar 32: Sinema Kuramı Nedir?
15 Ağustos 2024 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, Sinemasal Açılımlar dosyamızın 32. bölümünde, Sinema Kuramı nedir, başlıca sinema kuramları nelerdir, öncü sinema kuramcıları kimlerdir, bunlardan bahsetmeye çalıştık. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögeli birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Kur'an nedir? Bundan bahsetmemiz gerekiyor.
Wikipedia gerçekten çok kısa, özet, nefis bir kur'an ya da teori tanımı yapmış.
Buna herhalde söylemeye gerek yoktur.
Kur'an ve teori tam olarak aynı anlama geliyorlar ki.
Teorinin tanımı Wikipedia'da şöyle yapılmış.
sürekli olarak doğrulanmış, gözlem ve deneyler temel alınarak yapılan bir açıklamadır.
Burada şu kelimeye vurgu yapmaya çalışayım ben.
Açıklama, gözlem ve deneyler temel alınarak yapılan bir açıklama.
İşte buna biz... Teori ya da kuram diyoruz.
Buradan yola çıkarak da sinema kuramı deyince de sinema adıyla üretilen üretimlere bakarak, filmlere bakarak sinemanın nasıl bir anlatı olduğunu, nasıl bir sanat olduğunu
her ne açıdan bakarsanız bakın ne menem bir şey olduğunu açıklamaya çalışıyoruz.
Tarihte çok sayıda sinema kuramı üzerine yazılmış kitap var, makaleler var, çalışmalar var.
Bugün için artık geçerliliği kabul edilmiş çok sayıda.
de yayın yazılmış. Bunun da miladına en başına gitmek lazım.
Birçok sinema tarihi kitabında ya da kuram kitabında sinema tarihinin ilk kuramcısı olarak Mustenberg ve bir de Arnheim gösterilir.
Bugün de çok fazla kitap belirtebilirim gerçekten.
Yani kütüphane ve şöyle baktığımda bir sürü kitap görüyorum ama tek bir kitap okuyacak olsanız konu üzerine hayli detaylıca bilgi edilebileceğiniz bir kitap örneği vereceğim.
Su yayınlarından çıkmış olan Sinema Kuramları diye bir kitap.
Benim elimdeki kitap Sinema Kuramları.
Bir diye yayınlanmış yani bunun devamı da var.
Bu kitapta sinema tarihinin erken dönemde en önemli kuramcılarından birkaç tanesi üzerine makaleler yazılmış.
Ve şunu da belirteyim bu kitaptaki makalelerin her biri farklı profesörlerimiz, doçentlerimiz, akademisyenlerimiz tarafından yazılmış.
Yani size tavsiye ettiğim kitap aslında bir derleme denebilir.
Şimdi... En erken dönem iki kuramcı dediğimiz Nustenberg ve Arnheim sinemayı teknik olarak değil daha çok insan algısına, insan psikolojisine ne şekilde hitap
ettiği, insanın hem bilincini hem bilinçaltını hem de psikolojisini nasıl biçimlendirdiği daha çok bundan bahseden kuramcılar ama sinemanın ne olup olmadığını tanımlayan
En öncü kuramcılarsa 1920'li yıllarda Sovyet kuramcılardan çıkmış.
Bakınız bu çok önemli arkadaşlar 1920'ler diyorum.
Şöyle ki 1890'larda William Dixon hareketli fotoğrafı icat etti.
Geçtiğimiz programlarda bundan bahsetmiştim.
Lumiere kardeşler bu hareketli fotoğrafı ilk defa perdeye yansıtarak bir grubun yani toplu halde hareketli fotoğrafın İzlenebilmesini sağlamıştı.
Sinemanın miladı olarak aslında 28 Aralık 1895'te gerçekleştirilen sinema salonu gösterimini kabul ediyoruz biz.
Yani sinema 1895'te icat ediliyor.
1916'ya geliyoruz.
Aslında hala sinemanın ne olduğu üzerine bir kuram çalışması yok.
Lumière kardeşler kendi icatlarına bir geleceği olmayan teknolojik bir oyuncak olarak isimlendiriyorlar.
Bakar mısınız ne kadar öngörüsüz, ne kadar yanlış bir yaklaşım.
Buradan yola çıkarak şu yargıya varabiliriz.
Sinemanın ilk dönem mucitleri ne kadar önemli bir icada imza attıklarının farkında değiller.
Hatta sinemaya bir sanat olarak da bakılmıyor zaten.
Diyorum en başta bir teknolojik icat olarak bakılıyor.
Neyse ta gelelim 1920'lere 1920'lerde tam da Sovyetler Birliği komünist devrim yapılmış ve Lenin o dönemin önemli komünist politikacıları sinemanın çok önemli bir anlatı biçimine
olduğunu fark etmişler. Rus sinema okulunu kurmuşlar falan filan onlar sinema tarihi bilgisi çok uzun oralara girmiyorum.
Sadece konumuz bağlamında şunu söyleyeyim.
Rus sinema okulu kurulduğunda özellikle Kuleshov en önemli kuramcılardan, kurgu kuramına ilk imza atan kişilerden bir tanesidir.
Dönemin önemli sinema sanatçılarını bu okulda yetiştiriyorlar ve sinema tarihinin de...
İlk kuramcıları aslına bakarsanız yani bana göre de öyle ondan öncekileri sinemanın gelişimi anlamında çok da önemli görmüyorum.
Rus kuramcılar bunların hepsi aynı zamanda yönetmenler yani aynı zamanda film çekiyorlar ve aynı zamanda sinema tarihinde ilk kez sinemanın ne olduğunu kuramsal olarak
anlatıp açıklayıp metinlere, makalelere, kitaplara döküyorlar ve sinemanın ne olup olmadığını bugün için bile geçerli olacak şekilde açıklıyorlar.
Öncelikle hangi kuramcılar?
Onları söyleyeyim. Üç tane çok önemli Sovyet kuramcıdır.
Sinema tarihinin en önemli ve öncü kuramcıları.
Bir tanesi Pudolkin'dir, bir tanesi Eisenstein'dir, bir tanesi de Vertov'dur.
Hemen kısaca bunların ne yaptıklarını size anlatayım.
Birincisi Pudolkin.
Pudolkin Amerikan sinemasını ve özellikle bir ulusun doğuşu filmini yapan Griffith'i inceleyip Ardışık kurgu dediğimiz bir anlatım biçiminden bahseder.
Yani sinema budur der.
Bu ardışık kurgun dediğimiz şey nedir?
Edebiyatta yani yazında, metinde, romanda, öyküde Ali okula gidiyor dersiniz, yazarsınız yani bunu.
Sinemadaysa Ali'yi gösterirsiniz, onu yürürken gösterirsiniz ve bir okul resmi gösterirsiniz.
İşte bu Ali okula gidiyor'un sinemasal anlatımıdır.
Burada ardışık kurgu vardır.
Önce mesela evden çıkan bir Ali gösterirsiniz.
Küçük bir çocuk gösterirsiniz. Önlükle işte çantalı vesaire.
Sonra onu bir kaldırında yürürken gösterirsiniz.
Sonra da bir okul resmi gösterdiğinizde herkes bunu Ali okula gidiyor olarak anlar.
Son derece basit ama o zamanlar için bu çok önemli bir özettir.
Pudokin ana filmini yapmıştır.
Bu temel esaslara dayanarak ve olağanüstü bir filmdir.
Yani sinema tarihi başyapıtlarından bir tanesidir.
Ancak şöyle bir nokta vardır ki nasıl Amerikan sinemasında Griffith bir ulusun doğuşu filmiyle ardışık kurguyu kullanmıştır.
Burada da aynı zamanda paralel kurgu olgusu ortaya çıkmıştır.
Ne demek bu? Şu ki Ali Oko gidiyoru gösterdiğinizde siz ve aynı zamanda caddede hızlı giden bir araba gösterdiğinizde herkes Ali için endişelenir.
Ne oluyor burada? Biz algısal olarak o arabanın Ali'ye çarpacağını düşünüyoruz değil mi?
Bu paralel kurgu oluyor.
Hem ardışık kurgu Ali okula gidiyor.
Aynı zamanda sokakta bir araba hızlıca seyrediyor.
Bu onunla ilgisi olduğunu düşündüğümüz paralel ülke oluyor.
Ve biz burada endişe duyuyoruz.
Şimdi bakınız az önce bahsettiğim Amerikan sinemasının öncülerinden Griffith bunu aynen uygulamıştır.
Ancak bunun ne olduğunu yazmamıştır.
Yani Griffith'in kuramsal olarak sinema budur dediği bir makalesi, bir kitabı vesairesi yoktur.
Şimdi bakınız yapmış, bunu yapmış.
Az önce kuramın tanımında ne dedik?
Gözlem ve deneyler temel alınarak işte Rus kuramcıları Griffith'in bu filmini izliyor.
Diyor ki ardışık kurgu diye bir şey vardır.
Siz edebiyattaki kelimeler nasıl arda arda gelerek bir cümle ve bir anlam oluşturuyorsanız sinemada da arda arda gelen birbiriyle ilgisi olan ve bir
tutarlılık sunan görüntüler göstererek bir cümle kurarsınız ve bir ölçü anlatırsınız.
İşte Ali Okul'a gidiyoru görsel olarak anlatmak gibi.
orada caddede hızlı giden bir araba gösterirseniz insanlar aslında birbiriyle çok da ilgisi olmayan bu iki görüntüyü birleştirip bundan bir anlam çıkarıp tedirgin
olurlar, heyecana kapılırlar.
Bunu aslında Pudovkin'den önce Pudovkin'in hocası olarak isimlendirebileceğimiz az önce bahsettiğim Kuleşov'da farklı bir örnekle karşımıza getirir.
Bir adamın yüzünün görüntüsünü gösterir.
Bu görüntüden sonra bir çorba gösterir.
Biz adamın yüzünü ilk gördüğümüzde hiçbir şey düşünmemişizdir, hiçbir şey hissetmemişizdir ama ardından bir çorba görüntüsü gördüğümüzde o adamın yüzünde acıkma hissi görürüz mesela.
İşte bakınız kurgu aslında birbiriyle alakası olmayan iki görüntüyü bir arada bir yönetmen bize sunduğunda biz otomatik olarak zihnimizde o iki alakasız görüntünün arasındaki
olası ilk bağlantıyı fark ederek bir duygula kapılarız.
Kuleshov kurgusu ve ondan sonra bahsettiğim Pudolkin kurgusu tam olarak buna işaret eder.
Daha kısa bir özetle size anlatacak olursam, Rus kuramcıların sinema nedir sorusuna verdiği cevap, sinema kurgudur, birbiriyle ardışık olan tutarlı
görüntülerle bir öykü anlatabiliriz ve aynı zamanda birbiriyle tutarlı olmayan hatta hiçbir alakası olmayan iki görüntü arasında Anası en mantıklı ve
ilk akla gelen bağlantıyı kurarak bir duygu oluştururuz, diyor Pudolkin ve Kuleshov.
İşte bu sinema kuramı oluyor.
Sinemanın ne olduğunu bize bu şekilde açıklıyorlar.
Ama burada bitmiyor.
Ne dedik? İkinci kuramcı Eisenstein dedik.
Bunu anlatmak çok daha zor, çok daha uzun bir sohbet gerektiriyor ama ben yine de kısaca size anlatmaya çalışacağım.
Film parçalarını...
ne kadar kısa ve ne kadar hızlı biçimde izleyiciye gösterirsek izleyicinin izlediği görüntüden o kadar heyecan duyduğunu ve duygu patlaması yaşadığını
bize anlatmaya çalışır.
Eisenstein bunu da Unutulmaz sinema başyapıtı Potemkin zırhlısı filminde uygulayarak göstermiştir ve ispatlamıştır diyebiliriz.
Sinemanın birçok kuramcısı ve tarihçisi sinemanın sanata dönüştüğü anı Einstein'ın Potemkin zırhlısı filmi olduğunu düşünmektedir.
Az önce verdiğim örneği tekrar hatırlatayım.
Ali okula gidiyor ve bir araba da sokakta hızlıca seyrediyor değil mi?
O otomobilin Ali'ye çarptığı bir anı düşünelim.
Şöyle bir sahne gelsin gözünüzün önüne.
Ali karşıdan karşıya geçiyor.
Araba ona doğru geliyor ve bir anda frene basan ayak, heyecanla gözlerini açan sürücünün yüzü, arabanın kayan lastiği, Ali'nin heyecanla arabaya doğru bakması, bir
anda Ali'nin geriye doğru sakınması falan gibi.
Şimdi bakınız birkaç görüntü örneği verdiğim size.
Bunların çok hızlı biçimde mesela iki saniye içerisinde pıt pıt pıt pıt gösterildiğini düşünelim.
İşte Eisenstein diyor ki siz kısa kısa film parçalarıyla hızlıca bir olayın farklı detaylarını izleyiciye verirseniz orada bir duygu patlaması yaşanır diyor Eisenstein
ve bunu da dramatik kurgu olarak isimlendiriyor.
Yani film parçaları kısaldıkça ve siz çok kısa sürede izleyiciye çok sayıda şeyi gösterdiğiniz anda dramatik etkiyi arttırmış oluyorsunuz.
İşte sinema nedir sorusuna verilen en güzel cevaplardan bir tanesi biz sinemayla diyor Eisenstein duyguları yönlendirebiliriz, heyecanlandırabiliriz, sakinleştirebiliriz,
korkutabiliriz, hüzünlendirebiliriz.
Bir anlık bir heyecan ve bir duygu patlaması yaşatabiliriz.
Bunun da yolu budur.
İşte bu da sinemadır diyor Eisenstein.
İşte dediğim gibi birçok sinema tarihçisi ve kuramcısı da Eisenstein'in bu açıklamasını ve Potemkin zarfasında uyguladığı tekniği sinemanın sanat olduğu nokta olarak isimlendiriyor.
İkinci isim bu. Üçüncü isim kim?
Vertov dedik. Vertov'un kuramsal olarak sinemayı açıklama yöntemi ne?
Sinema göz kuramı diye bir kuram.
Vertov belgeselcidir.
Bize sinema göz kuramında diyor ki kamera bizim gözümüzdür.
Kendi gözümüzde göremediğimiz şeyleri biz kamerayla görürüz.
Aslında arkadaşlar Türkçesi ne biliyor musunuz?
Bildiğiniz belgeselcilik hatta sonrası için televizyonculuk.
Siz dünyanın öteki tarafındaki bir haberi açıp bugün Twitter'dan, Instagram'dan ya da bir haber kanalından ya da internetten izlemiyor musunuz?
Mesela bir video izliyorsunuz.
Atıyorum Arjantin'de bir olay oldu.
Japonya'da bir yangın çıktı.
Ne bileyim Çin'de bir ayaklanma oldu.
Bunların hepsini biz kamerayla izlemiyor muyuz?
İzliyoruz. İşte bu sinema göz kuramının bugünkü hali.
Aslında sinema bizi...
göremediğimiz, fark edemediğimiz gerçekleri gösterir diyor Vertov ve kameralı adam diye bir film çekiyor.
Çok karmaşık bir filmdir yani şu an için izleseniz çok da fazla bir şey anlayamazsınız ama o filmde kabaca şu anlatılır.
Kar mı karışık oradan buradan sayısız görüntüyü bir görsel yağmur halinde bize gösterir Vertov ve der ki bakınız siz bu görüntüleri bulunduğunuz yerden göremezsiniz ama kamera
size Kaçırdığınız çok fazla gerçeği gösterebilir.
İşte sinemada gerçekleri bize aktarma gücüyle benzersiz bir aygıttır der.
Bir anlamda hem belgesel sinemanın ve dediğim gibi ilerleyen zamanlar içinde haberciliğin aslında televizyonun ne kadar güçlü bir silah olduğunu bize anlatmaya çalışır.
Rus kuramcıların sinema nedir sorusuna verdiği 3 ayrı cevabı size özetle anlatmaya çalıştım.
Nedir dediğimizde bu Sovyet kuramcıların yazdığı kuramlardır.
Şimdi o noktada bitti mi sinema kuramları?
Elbette bitmedi, devam etti ve ne yöne devam etti hatta biliyor musunuz?
Bunun tam zıttına devam etti, karşıtı olarak devam etti.
Hayır sinema o değildir, budur diye devam etti.
Bunu söyleyen ilk kişi kimdi?
Andre Bazin'di. Andre Bazin çok özel bir kişiliktir sinema tarihinde.
Nedir bu onun özelliği?
Hiç sinema filmi üretmediği halde sinema tarihine geçmiş bir kişiliktir ve özellikle de Fransız yeni dalgası dediğimiz çok önemli bir sinema akımının Ne
olduğunu bilmeyen ya da benden dinlememiş arkadaşlar varsa birkaç hafta önce yaptığım sinemada akım kavramı üzerine programı dinleyebilirler.
Orada Fransız yeni dalgasını detaylıca anlatmaya çalıştım.
İşte Fransız yeni dalgasının çatısı altında film üreten, sinema üreten ve aynı zamanda kuram üreten çok önemli yönetmenlerin hocasıdır André Bazin.
Sovyet kuramcılarının olayı neydi?
Kurguydu. Duyguları yönlendirme ve patlatma aygıtıdır diyorlardı sinema için.
İşte Andre Bazin diyor ki hayır.
Tam tersine siz kurgu ile bir anlam yarattığınızda, bir duygu yarattığınızda duyguları ve özellikle de zamanı manipüle ediyorsunuz der.
Şöyle bir örnek vermeye çalışayım.
Araba hani Ali'ye çarpıyordu ya.
Gerçek hayatta kaç saniyede meydana gelir?
Arabanın Ali'ye çarptığı an belki de sadece bir saniyelik bir olay ama biz onu 10 saniye boyunca gösterebiliyoruz.
Çok sayıda çekimli değil mi?
Yani bir şekilde biz kurgu numarası yaptığımızda zamanla oynuyoruz.
Budokin'den örnek verirken nasıl demiştim?
Ali okula gidiyor demiştim değil mi?
Evden çıkan Ali'yi gösterdik.
Yürüyen Ali'yi gösterdik.
Bir de okulu gösterdik. Belki de Ali'nin okula gitmesi yarım saat sürüyordur.
Ama biz onu kaç saniyede belki de 5 saniyede gösterdik.
10 saniyede gösterdik.
Yani bazen diyor ki siz kurgu kullandığınızda zamanla oynuyorsunuz.
Aslında izlediğimiz olay gerçek hayatta ne kadar sürüyor?
Biz bunu bilemiyoruz. Siz bir algı kırılması yaşatıyorsunuz izleyiciye.
Yani sinemayı bir anlamda gerçeklikten koparıyorsunuz diyor.
Evet arabanın Ali'ye çarpması üzücü bir olay, dramatik bir olay elbette.
Ancak siz orada uyguladığınız kurguyu çok da önemli olmayan bir şeyde de uygulayıp yapay bir heyecan yaratabilirsiniz.
Yani bir eli bir markette mesela.
Bir sürü ürünü ardı ardına alıp sepete atıp kaseye gelip alışveriş yaptığını göstersek ne olur?
Hiç de önemli olmayan bir olayı hızlı kurguyla çok da önemliymiş gibi gösterebilirsiniz.
İşte bu algıyı yönlendirme oluyor.
Algıyla oynama oluyor diyor bazen.
Ve bize diyor ki biz kesintisiz planlarla yani kamerayı çalıştırdık.
Kesmek yok, kurgu falan yok.
Uzun uzun çekeceğiz bunu.
Uzun uzun göstereceğiz. Olayı gerçek hayatta ne kadar sürüyorsa.
Orada da o kadar göstereceğiz, gerçek zamanı algılamaya çalışacağız ve izleyicinin gerçeklik algısını kırmamaya çalışacağız diye bir kuram yazıyor.
Ve kendi öğrencileri diyelim işte Jean-Luc Godard'lar, Truffaut'lar falan hatta onlardan da önce İtalyan yeni gerçekçiliğinde de aynı şey vardı.
Aslında bunun ondan da öncesi var.
Yani sinemada aslında gerçeklik hani çok da kesmemek, uzun planlar çekmek.
Gerçek zamanı algılamak deyince aslında bu işin kuramcısı olan André Bazin'den önce başka bir sinemacı var ama hemen bir parantez açayım.
Sohbetimizin ilk başında ne dedim?
Bakın sinema 1895'te icat oldu ama ilk kuramlar 1910'larda 1920'lerde yazıldı.
İlk yapanlar sinema budur falan diye kitaplar yazmamışlardı dedik değil mi?
İşte aynı şey aslında gerçeklikte de var.
André Bazin sinemada gerçeklik ilk nasıl olur falan diye 1950'lerde yazdı ama...
Sinemanın gerçekliği ilk olarak minimalist sinemanın öncüsü olan Yasujiro Ozu tarafından 1930'larda yapıldı.
Hiç kesilmeyen planlar, uzun uzun çekilen sahneler, gerçekliğe ve gerçek zamana son derece uygun mizansenler.
Zaten buna biraz da mizansen sineması deniyor.
Yani kurgu sinemasının, Eisenstein'in sinemasının karşısında mizansen sineması var.
O şekilde isimlendirebiliriz biz bunu.
İşte Yasujiro Ozu sinemada gerçeklik deyince aslında bunun...
En öncü, en güçlü, gerçekten yani muhteşem yönetmenlerinden bir tanesi 1920'lerin sonunda sinemaya başladı.
30'larda, 40'larda, 50'lerde olağanüstü filmler armağan etti.
Sinema tarihinde en büyük yönetmenlerinden bir tanesidir.
Ve aslında Einstein'in sinema budur yaklaşımının karşısında duran bazen olarak isimlendirili ama sinematografik olarak yani kuramsal olarak değil de filmleriyle onun karşısında duran en önemli isim bence
gerçekten Yosu Juro Ozu'dur.
O da kesintisiz planlar çeker, gerçekliği algılar, gerçek öyküler anlatıyormuş gibi yani İtalyan yeni gerçekçiliğindeki gibi bir tarz benimser.
Evet bir kitap yazmamıştır yani sinema kuramları kitaplarını açtığında Yasu Jurozu'nun yazdığı bir makaleyi görmezsiniz yani.
Ama aslında sinemada gerçeklik deyince evet bazen bunun kuramcısıdır ama öncü ve en önemli sinemacısı da gerçekten Yasu Jurozu'dur.
Bakınız sinema kuramları deyince akla gelen iki ayrı hani nasıl diyeyim böyle kuram adasından bahsettim.
Bunlar ayrı iki ada gerçekten böyle.
Birbiriyle zıt. O diyor ki sinema budur.
Bu diyor ki sinema budur.
Hadi gelin buyurun işin içinden çıkınız.
Şimdi ben çok da haddim olmayarak bunun üzerine bir yorum yapmaya çalışacağım.
Şöyle ki. İlk bunları okuduğumda arkadaşlar biraz sinirim bozulmuştu aslında.
Arkadaş hangisi sinema ya böyle şey olur mu falan diye böyle bir sinire strese girdiğimi falan hatırlıyorum.
Yani nedir abi sinema o mudur bu mudur?
Sonra düşüp bu konu üzerine tabii ki düşündüm düşündüm izledim araştırdım falan.
Şunu söyleyeceğim şimdi diyorum pek de haddim olmayarak aslında bütün kuramcılar yanılıyor.
Nasıl yanılıyor biliyor musunuz?
Şöyle ki yani aslında tabii ki yanılmıyorlar da aslında hepsi haklı.
Yanıldıkları bir nokta var.
O da ne biliyor musunuz? Sinema budur demeleri.
Kendi sinema kabulleri dışındaki sinemaları yok saymaları.
Kendi sinema kabullerinin dışındaki sinema e ne oluyor?
E var. Yani o sinema değil mi?
Sinema budur falan manifestolar çağı modern sanat 1960'larda Andy Warhol'la falan bittikten sonra hani manifesto budur sinema şudur sanat budur bu böyle yapıları bu tavırlar aslında bir
anlamda bugünden geçmişe baktığınızda şöyle bir yorum yapası geliyor insanın hepsi sinema.
Budolki'nin yazdıkları ve çektikleri de olağanüstü güzel.
Ayzeştan'ın yazıp çektikleri de olağanüstü güzel.
Vertov'un da yazıp çektikleri öyle.
Bazen'in yazdıkları öyle.
Roselina'nın çektiği, Yasuji Rozo'nun çektiği, Godard'ın çektiği hepsi başka şeyler.
Ama gerçek sinema bu ya da sinema böyle olmalıdır gibi tüm kuramcı ve sinemacıların kendi kabulleri ve sinemaları dışındaki sinemayı tırnak içinde biraz dışlamaları bugün yanlış
geliyor. Yani sinema budur.
diyorsun da işte başkası başka bir sinema yapıyor öteki onun karşısında başka bir sinema yapıyor ve biz hani sinema tarihini araştıran inceleyen insanlar sinema severler bizler dönüp
sinemanın tarihine ve tüm bu kuramcıları baktığımızda hepsinin yaptıklarının muhteşem olduğunu görüyoruz yani bugün Pudolki'nin yazdığı ve uyguladığı sinemayı Açıp Avengers'da
da, Görevimiz Tehlikede de, Inside Out 2'de de hepsini de görüyoruz.
Yani bunu uyguluyorlar zaten.
Bazı sahnelerde Pudolkin gibi gayet hani Ali Okul'a gidiyor.
Ardışı kurgu uyguluyorlar, bir öykü anlatıyorlar.
Bazı anlarda Eisenstein gibi çok çarpıcı kurgu.
Ama açıyoruz bir yandan da kişi filmlerinde daha uzun kurguyu tercih eden yönetmenler var.
Yani Andre Bazen'i, Godard'ı, Rossellini'yi, Yasujuro Ozu'yu da uygulayan yönetmenler var.
Hatta bu Kur'an'ların ve bu üslupların hepsini aynı filmin içinde bile görüyoruz.
Yani diyorum bugün bir Avengers filmi izlediğinizde hızlı kurgulu anlar da var.
Daha uzun planlar, daha kurgusuz anlar da var.
Çarpıcı anlar da var.
Daha sakin, gerçek zamanı algıladığımız anlar da var.
Yani bugün sinemasına baktığınızda bunların hepsi zaten uygulanıyor.
Yani sinema kuramlarını hepsini biz bugün en popüler en yer hani böyle hiçbir sanatsal falan hani iddiası middası olmayan filmlerde de görüyoruz zaten.
Bu anlamda hani yarıldılar dediğim bir haddim olmayarak yani yanılmıyor elbette tabii ki yanılmıyorlar şunu söylüyorum.
Hepsi sinema. Bütün kuramcılar sinema bu dediler ya.
Hepsi yanıldı. Çünkü diğeri de sinemaydı.
O da sinemaydı, bu da sinemaydı.
Çünkü hepsi çalışıyor.
Hepsi işe yarıyor. Hepsi duygu anlatıyor, öykü anlatıyor.
Duygu patlamasını yapıyor.
Hepsi zamanı algılatıyor bize.
Bir sakinleştiriyor, büyü yükseltiyor.
Bütün kuramları uygulayan yönetmenler şu an var zaten.
En azından bugün andığım yani hani kurgulu sinema.
Hani kurgusuz sinema diye hani kabaca böyle isimlendirecek olursam bu iki ayrı adayı ikisi de halen uygulanıyor ve ikisi de çok değerli.
Nuri Bilge Ceylan'a bakıyorsunuz Yasuji Rauzu'yu takip ediyor ama Gaspar Noah'ya da Yasuji Rauzu'yu takip ediyor.
Hiç alakası yok diyebilirsiniz Nuri Bilge Ceylan ile Gaspar Noah ama işte bak ikisi de kesintisiz çok uzun planlar kullanıyor.
Gerçek zamanı algılıyoruz.
Bakınız ne kadar güzel değil mi?
Hiç akla gelir mi mesela Gaspar Noah ile Nuri Bilge Ceylan'ı?
Aynı başlık altında anabileceğimiz ama kurgu anlayışları aynı.
Bir yandan bakarsanız Einstein'da hızlı kurgu diyorsunuz.
Günümüzde hızlı kurgulu tabii ki birçok yönetmen var.
Mesela Ridley Scott nefis hızlı kurgu yapar.
David Fincher muhteşem hızlı kurgu yapar yani nefis bir kurgu üstadıdır.
Oliver Stone da öyle. Martin Scorsese de öyle.
Şimdi bunların hepsi sinema ve hepsi gerçekten muhteşem.
Bu anlamda sinema kuramları o zamanın sinema severlerine sinemanın ne olduğunu anlattı belki ama...
Bugün de biz açıp baktığınızda işte size bugün tavsiye ettiğim su yayınlarından çıkan sinema kuramları bir kitabını okuduğunuzda Avengers'ı da görüyorsunuz.
Aynı şey var ancak o zaman her ne kadar bu kuramcılar birbirinin zıttını iddia ediyormuş gibi, birbirini dışlıyormuş gibi görünseler de aslında bugün biz görüyoruz ki hepsi
sinema, hepsi çok güzel, hepsi çok değerli.
Hiçbiri tek başına sinemanın tanımı değil, hepsi bir arada.
Sinemanın tanımı ve sinemanın kuramı.
İşte şimdi sohbetin başına gelmeye çalışacağım.
Kuram nedir, sinema kuramı nedir diye size kabaca özetlemeye çalıştım ya.
İşte bu şu an aslında ben onun cevabını vermek istiyorum.
Bu programda size anlattığım bütün kuramcılar ve bütün kuramcıların anlattıklarının hepsi sinema kuramı.
Sinema kuramları üzerine daha birçok şey anlatabilirim.
Sinema tarihinde başka çok değerli elbette birçok kuramcı var ancak...
Benim dilimin döndüğü kadarıyla bir programa ancak bu kadar sığdırabiliyorum diyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
