
Sinemasal Açılımlar 31: Sinemada Tür Kavramı
11 Temmuz 2024 · 25 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinemasal Açılımlar dosyamızın 31. bölümünde sinemada tür kavramını inceledik. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Karşımıza gelen en önemli iki olgu akım ve tür kavramı.
Yani sinemayı anlayabilmek için belli başlıklar altında tasnif etmek istiyorsak akım ve tür kavramlarına uğramamız gerekiyor.
Geçtiğimiz haftalarda sinemada formül nedir diye bir program yapmıştım.
Aslında formülü incelerken ben türden bahsetmek istiyordum ama hani neden bu kadar sakınıyorum ya da kaçınıyorum gibi bir durum var ortada.
Çünkü konu gerçekten çok geniş arkadaşlar.
Özellikle 90'lı yıllardan sonra sinemada tür...
Türk kavramı inanın Arap saçına döndü yani üzerinden nasıl bir tanım yapsak çeşitli istisnalar ya da o tanımın kapsamadığı örnekler karşımıza gelebiliyor.
Ondan dolayı Türk üzerine konuşurken böyle ya ben en azından kendi adıma söyleyeyim ki.
Gerçekten çekiniyorum yani.
Yanlış bir şeyler söylemek istemiyorum.
Ama diyorum bugün biraz kafamı toparladım, düşündüm.
Şöyle kitaplarıma bir baktım.
Hatırladıklarımı, izlediklerimi bir baktım.
Tamam bu hafta bir konuyu özetlemeye çalışacağım.
Şimdi öncelikle yine tanımlardan gidelim değil mi?
Bunun üzerine yazılmış çok fazla kitap var.
Çok fazla makale var. O kadar çok kaynak önerebilirim ki size.
Hangisini önereceğimi şaşırıyorum.
Ama benim çok sevdiğim bir kitap var ve aslında...
Tür nedir diye tanımlayacaksak ilk akla gelecek kaynaklardan bir tanesi olmayabilir ama benim gördüklerimin içerisinde çaktırmadan türün en iyi tanımını yapan kaynak bence bu.
Hangisi? Zafer Özden'in film eleştirisinde temel yaklaşımlar ve tür filmi eleştirisi diye bir kitabı var.
Zaten Türkçe olarak film eleştirisi nedir?
Üzerine yazılmış en iyi kaynaklardan da bir tanesidir.
Orada tam olarak bir tanım yapıp işte tür budur demiyor ama.
Tür filminin ne olup olmadığını söylerken bence nefis bir bayağı kapsayıcı ve özetleyici bir tür tanımı yapılmış burada.
Ondan ben örnek vermek istiyorum.
Çok güzel özetlemiş çünkü bence.
Hemen size o kaynaktaki tanımı aktarmaya çalışayım.
Zafer Özden demiş ki popüler ve ticari oluşlarıyla dikkat çeken benzer temaların, benzer psikolojik ya da toplumsal çatışmaların dışa vurumunu sağlayan,
temel bazı değişmez karakterler barındıran, belirli tarihsel dönemler ve mekanlar içinde yer alan, hemen teşhis edilebilen görsel betimleme
kalıplarına sahip filmlerdir demiş, tür filmlerini yani bu şekilde tanımlamış.
İşte bu özelliklerin toplandığı gruba da Hatta bu tanımı yaptıktan sonra da biraz uzattığını hissedip herhalde daha da kısa bir tanım yapmaya çalışmış.
Demiş ki kısaca söylemek gerekirse benzer temaları, entrika yapılarını, karakterleri, mekanları bulunduran ve ticari olarak nitelendirilen filmlere tür filmi
diyebiliriz demiş. Mesela Wikipedia'da film türüne şöyle bir tanım yapmış.
Bir sinema filmindeki anlatı unsurları, estetik yaklaşım veya filme verilen duygusal tepkideki benzerliklere dayanan stilistik veya tematik bir kategoridir.
Bakınız filmleri tasnif edebilmek için kullandığımız bir araç gibi ele almış ki çok da yanlış değil gerçekten.
Şimdi bütün bunlara bakarsak neticede biz filmleri...
Belli benzerliklerle belli başlıklar altında tasnif ediyoruz ve onları tanımlamış oluyoruz.
Yani ben size burada bilim kurgu filmi deyince, korku filmi deyince, aksiyon filmi deyince, komedi filmi deyince sizin aklınızda hemen bir şeyler beliriyor.
İşte filmleri türleştirmek, belli başlıklar altında tanımlamak, kategorize etmek bu işe yarıyor.
Bizim anlamımızı kolaylaştırıyor.
Zaten az önce bakınız Zafer Özden'in tanımında...
Hem biraz ticari diyor bakın ticari ne demek ticari deyince belli kalıplara uyan belli anlatı kalıpları görsel kalıplar falan belli ortaklıkları olacak ve özellikle de kolay teşhis
edilebilir deniyor bakın bu çok ince bir belirteç bence söz konusu teşhis bir film türü söylendiğinde onu kolayca anlayıp tanımlayabilmeniz amacıyla bu tip bir teşhis
tanımı konuyor. Şimdi kabaca böyle tanımlayabiliriz ve hani geçen hafta demiştim ya başlıca akımlar şunlar mesela elimdeki kaynağa göre ya da bana göre önemli akımlar bunlar.
İşte şimdi ben türün tanımını yaptıktan sonra size evet arkadaşlar şimdi sinema tarihindeki türleri size sayayım.
İnanın ki diyemem gerçekten çok fazla tür var.
Ancak ana türleri Ve aslında bu türlerin ortaya çıkış dinamiklerinden biraz bahsedersem yine biraz daha aydınlatıcı olabilirim diye tahmin ediyorum.
Şimdi konuya şöyle yaklaşalım.
Sinema filmleri de elbet birer anlatı değil mi?
Öykü anlatırlar, duygu anlatırlar, karakterler anlatırlar, dönemleri anlatırlar falan filan.
Bu anlatılar tarihi ta nereye kadar gidiyor?
Antik Yunan'a kadar gidiyor. İşin ortaya çıkış dönemindeki türleşmeye biz bakarsak Antik Yunan'da ne tür anlatılar vardı?
Duran vardı. Komedi vardı, trajedi vardı, kahramanlık öyküleri vardı.
Şimdi bakın bunlar çok arkaik türler daha çok.
İşin tam başlangıcı böyle daha bu kadar çeşitlenmemişken böyle türler vardı.
İşte aslında bugünün sinema filmlerini de biz o anlatıların birer böyle devamı yani torunu gibi görebiliriz aslında.
Çok temel türler var.
Bu temel türler tarih boyunca çeşitleniyor, çeşitleniyor, çeşitleniyor.
Kolayca sıralanamayacak hale geliyor.
Bugün için sinema türlerini düşünürsek mesela aksiyon filmleri.
Kocaman bir tür. Bunun altında o kadar fazla alt tür var ki yani hem anlattığı öyküyü göre biz bir ana türü farklı alt türlere ayırabiliriz.
Hem de başka türlerle yaptığı evliliklerden yola çıkarak türleri tanımlayabiliriz.
Ona geleceğim bir saniye. O birazdan ayrıca girmem gereken bir konu.
Mesela bilim kurgu.
Mesela drama. Mesela evotik filmler, mesela pornografik cinsel içerikli filmler, mesela gerilim, mesela komedi, mesela korku bunların hepsi diyebiliriz ki ana türler.
Bu arada ben şunu belirteyim ki daha çok ne tür karakterler kullandığı, daha çok ne tür öyküler anlattığı gibi bir yaklaşımdan biz bu tür filmleri ana türlere ayırabiliyoruz.
Ancak filmleri sadece anlattığı öykülerden, duygulardan ve karakterlerden yolu çıkarak türleştirmiyoruz.
Mesela üretim dinamikleri var.
Büyük prodüksiyon şirketlerin elinden çıkan gişe filmleri ya da daha çok bağımsızların elinden çıkan bağımsız filmler ya da belki A filmlerine karşı diğer tür olarak kabul
edebileceğimiz B filmleri.
Bunlar üretim dinamikleri ya da üretim kaynakları açısından filmleri farklı türe ayırma başlığı bu.
Ayrıca görsel kodlar var mesela.
Bir komedi filmiyle bir korku filminin ya da bir aksiyon filminin görselliği aynı değildir değil mi?
Farklıdır. Ya da tarihsel filmler var mesela.
Günümüzden 500 yıl önce geçen bir film.
İster komedi filmi olsun, ister korku filmi olsun, ister drama filmi olsun, ister aksiyon filmi olsun.
Biz ona ne diyoruz? Çoğunlukla tarihsel film diyoruz değil mi?
Filmlerin, öykülerinin süre gittiği zamanlar açısından farklı türlere girebiliyor bir filmler.
Yani özetle... Filmleri belli türler altında tasnif ederken de farklı yaklaşımlar gülebiliyoruz.
Ancak kabaca öncelikle ne tür öyküler anlattığından ya da bizlerde izleyicilerde filmlerin ne tür duygular yaratmayı amaçladıkları açısından
biz belli türlere sokup tasnif edebiliyoruz.
Şimdi... Bunun ötesine geçecek olursak sinemanın ilk dönemlerinde peki hangi tür filmler yapılmıştı diye soracak olursak sinemadaki türleşmeyi, tür filmlerini çok daha kolay anlayabiliriz.
Burada da tabii ilk güne gitmemiz lazım.
İlk gün ne demek? Hareketli fotoğrafın icat edildiği döneme gitmemiz lazım.
1890'lar.
Hareketli fotoğrafı kim icat etti?
Thomas Edison. Tabii ki bu bilgi her yerde olmasına rağmen doğru değil.
Çünkü Thomas Edison aslında kendisi çok da bir şey icat etmiş biri değildir.
Kendisi bir girişimcidir ve kendi atölyesinde çok sayıda teknisyen, çok sayıda mühendis tırnak içinde aslında mucit çalışmaktadır.
Hareketli fotoğrafı da Thomas Edison değil, Thomas Edison'un atölyesinde çalışan William Dixon icat etmiştir.
Ama yine de elbette patentler falan Edison'un elinde olduğu için biz hareketli fotoğrafın mucidi olarak genellikle Thomas Edison'u anıyoruz.
Thomas Edison'un ilk çektiği filmler hangi tür filmlerdi?
Öpücük filmi var. Buna göre diyebiliriz ki sinema tarihinin ilk türü erotik film belki de.
Bir boks ringinde dövüşen iki dövüşçü var mesela.
Spor filmleri ya da macera filmleri olabilir değil mi?
Böyle görebiliriz. Ya da zaten bunların hepsi gerçek hayattan görüntüleri olduğu için hepsine belgesel diyebiliriz aslına bakarsanız.
Yani sinemanın aslında ilk türü belgesel de diyebiliriz.
Ondan sonra Lumière kardeşler.
Edison'un çektiği hareketli görüntüleri duvara yansıtarak ilk sinematografı ya da sinema salonu gösterimini yapmıştır.
Ondan sonra tabii ki artık sinema geniş kitlelere yayılan bir anlatım aracı olmuştur ve çok sayıda tür ortaya çıkmıştır ama ilk türlere bakarsak elbette belgesel sinemadır.
Belgesel sinemada ise daha çok günlük hayattan görüntüler çekilirken Belgesel sinemadan sonra elbette George Melia ile edebiyatın etkisiyle birlikte öykülü filmler ortaya çıkmıştır.
Öykülü filmlerde de komedi vardır, drama vardır, bilim kurgu vardır.
kısmen aksiyon vardır.
Yani aslında sinemanın ilk dönemlerinde bugün için bizim ana film türleri dediğimiz türlerin hemen hemen hepsinde birçok film yapılmıştır.
İşte bu türler sinema tarihinin ilerleyen dönemlerinde giderek çeşitlenmiştir, giderek zenginleşmiştir.
Ta ki ne zamana kadar biliyor musunuz?
90'lara kadar. Sinemanın tarihinde 90'lara kadar hemen hemen izlediğimiz filmlerin çok büyük bir çoğunluğu belli türlere kolayca sığdırılabilecek ve tanımlanabilecek türlerdir.
Ve hemen hemen bu türlerin hepsinin başlangıç filmi ya da başlangıç dönemleri yaklaşık olarak bellidir.
Örneğin korku sineması sinema tarihinde 1910'ların sonunda 20'lerin başında Alman dışı orunculuğuyla başlamıştır.
Ha öncesinde hiç korku filmi yok mu?
Vardır ama şöyle ki az önce ne demiştik işçinin içerisinde görsel kodlar ve görsel anlatı kalıpları da olması lazım dedik ya ya da en azından bu şekilde de bakabiliriz dedik.
İşte George Merrier'in yaptığı korku filmleri tam olarak korku filmi sinemasının örneği olarak anmaktansa daha çok böyle önce örnekler yani işin ataları gibi anmak lazım.
Sinema tarihinde korku Alman dışı orunculuğuyla başlamıştır.
Onun sonrasını örneğin gerilim sineması.
Gerilim 1930'larda harfetiç kokla başlamıştır mesela.
Ondan önce gerilim filmi yoktur.
West End sinema tarihinin en eski türlerinden bir tanesidir.
Sinemanın ilk kurulmaca, kurgulu, öykülü olarak isimlendirilen filmi olan Büyük Tren Soygunu filmi 1903'tü değil mi yanlış hatırlamıyorsam.
O mesela bir West End'dir.
Birçok türü biz sinemada bu zamanda böyle başladı diye...
İsimlendirebiliyoruz. Kara filmler, aksiyon filmleri, bilim kurgular hemen hemen hepsinin belli önce örnekleri var ve biz bu filmleri kıstas alarak o tür...
Sinema tarihinde nasıl bir yolculuk yaşadığını, nasıl alt türlere ayrıldığını, nasıl görsel kodlar ya da belli öykü anlatım şablonları içerdiklerini takip
edebiliyoruz ve böylece türleri eleştirebiliyoruz.
tür filmi eleştirisi yaklaşımı altında değerlendirebiliyoruz.
Ta ki 90'lara kadar.
90'larda bir şeyler değişiyor.
Şimdi onu söyleyeceğim. Yani son olarak bu konuya şöyle bir belirteç koymak istiyorum.
Siz bugün gitseniz bir Alfred Hitchcock filmi izleseniz, bir Francis Ford Coppola filmi izleseniz, bir David Lean filmi izleseniz, bir John Huston filmi izleseniz, John Ford filmi izleseniz.
O kadar belli türlere ait filmlerdir ki bunlar.
Hani iyisi vardır kötüsü vardır uzunluğu kısası vardır falan filan o başka bir şey ama.
Belli türlere gerçekten ya böyle arkadaşlar tam ayağınıza ohayan bir ayakkabı gibi öyle oturur ki.
Bugün için bu filmler yine çok böyle çok arkayık gelir.
Çok hani tırnak içinde sıkıcı çok sade çok şablon gelir.
Hani günümüz izleyicisine nasıl sinema tarihindeki birçok muhteşem başyapıt.
pek de ikna edici ya da pek de iyi gelmez ya.
Yani bense işte 1940'ların muhteşem westerni işte başyapıt şu film desem oturup izleseniz yüksek olasılıkla sıkılacaksınızdır.
Neden biliyor musunuz? Çünkü o film bugün için çok sade bir film.
Çok özet bir film.
Yani bir türün şablonu resmen.
Ancak unutulmamalıdır ki bugünün birçok türü bir arada barındıran filmlerin hemen hemen hepsi O filmlerin takipçisi ya da devamlarıdır diyebiliriz aslında.
O nedenle aslında sinema tarihinde yönetmenler, sinemalar, ülkeler daha çok da Hollywood tabii ki çünkü türlerin esas takipçisi ve türlerin şablonlarını...
belirleyen sinema daha çok Hollywood olmuştur.
Bu çok derin bir konu tabii.
Avrupa sineması biraz daha entelektüel sinemaya meyillidir.
Hollywood ise daha çok anlatı kalıplarına bağlıdır.
Az önce dedik ya, tür filmi, daha gişe işi, daha izleyiciye hitap etmeye çalışan, aşinalık yaratmaya çalışan filmleri anlamamız için kolay bir şablondur dedik ya.
O yüzden Hollywood biraz daha tabii buna yatkındır.
Ancak yine de diyebiliriz ki Hollywood çok uzun yıllar boyunca türlerin temel kalıplarına hayli sadık kalmıştır ve o türün kalıplarını devam ettirmişlerdir.
90'lara kadar evet gelelim artık revizyonist sinema meselesine.
Geçtiğimiz hafta akımlardan bahsederken ben revizyonist sinemayı ya da daha uzun ismiyle sinema üzerinden sinema yapma yaklaşımını bir akım olarak kabul ettiğimi size söylemeye anlatmaya çalışmıştım.
İşte 90'lara kadar sinema ve Hollywood genellikle Belli türlerin kalıplarına bayağı sadık kaldılar yani.
Türleri takip ettiler.
Türlerin biraz ilginç biraz farklı ama yine de genel kalıplara uyan filmler yaptılar.
İşte 90'larda iş bayağı bir değişti.
90'larda iki şey yapıldı özellikle.
Birincisi o güne kadar gelen sınırları belirlenmiş ve uzun yıllar boyunca sadık kalınmış o tür şablonları.
değiştirilmeye ve üzerinde oynamalar yapılmaya başlandı.
Çok fazla örnek verebilirim ama mükemmel bir örnek vereceğim ki geçtiğimiz sinematristlerde bu konulara böyle ufak tefek girdiğim programlarda bu filme örnek vermiştim.
Bryan Singer'ın Olağan Şüpheliler filmi sinema tarihinin bence en iyi revizyonist filmlerinden bir tanesidir.
Hemen kısaca özetlemeye çalışayım.
Hani işte polisiye sinemada anlatıcı diye bir şey vardır.
Bir yerde bir suç işlenir, bir cinayet işlenir, bir hırsızlık yapılır, bir şey olur.
Polis oradaki tanığı alır ve sorgulamaya başlar.
O size bir şeyler anlatmaya başlar.
Yönetmen de o anlatılanları geriye dönüşlerle, hani flashback dediğimiz yapıyla bize anlatır.
Bu çok klasik bir suç öyküsü şablonudur bu.
O filmde ne yapılmıştı?
Tabii spoiler veriyorum ama diyorum 90'lı yıllarda yapılmış bir filmin spoilerı olmaz diyorum artık arkadaşlar.
Kusura bakmayın. O filmde anlatıcı her şeyi anlatıyor ya.
Yönetmen bize bir şeyleri gösteriyor.
Film boyunca onun anlattıklarını izliyoruz.
Ama aslında anlattığı her şey yalan.
Yani izlediğimiz bütün film yalan.
Ve o filmde aslında mülkünün nasıl süre gittiğini hiçbir zaman da öğrenemeyeceğiz.
Şimdi bakınız bu tam bir revizyonist sinema örneği.
O güne kadar gelen tür kalıplarını bozma.
Onun üzerine başka bir şeyler inşa etme yapısı mesela.
İşte bu revizyonist yaklaşım 90'larda birçok yönetmen tarafından harika biçimde uygulanmıştı.
Ve türleri kalıpları başka bir amaç için kullanıyor olmuştu.
Bakınız bu bir. İkincisi ne?
Tür sinemasında 90'larda nasıl bir değişiklik oldu bundan bahsediyorduk.
Birincisi bu. İkincisi de şu.
Türk kaynaşmaları ortaya çıktı.
Aslında bu daha önce hiç yapılmamış bir şey değildi ama gayet sade ya da kolay anlaşılabilir, kolay algılanabilir biçimde Türk kaynaşmaları yapılıyordu 90'lardan önce.
Mesela size hemen bir örnek vereyim.
Ridley Scott'ın unutulmaz başyabıtı Alien.
Alien nasıl bir Türk kaynaşmasıydı?
Korkuyla bilim kurgunun nefis bir kaynaşmasıydı.
Bir yaratık geliyor korkutucu.
Bu nerede geliyor? Bir uzay gemisinde.
Sinema tarihinde başka birçok yaratık filmi vardır.
Yaratıklar gelir sizi şehrinizde, sokağınızda, evinizde, odanızda ne bileyim öldürmeye çalışır.
Şimdi çok klasik bir yaratık korkusudur mesela.
Çok arkayık diyebiliriz bu ülke yapısına biz mesela.
İşte burada yaratık nerede geliyordu?
Uzay gemisinde. Uzayda yani.
Bir film uzayda geçiyorsa nedir?
Bilim kurgudur değil mi? Çok net.
İşte bir yaratık korku filmi imgesi.
Uzay ve uzay gemisi ise bilimkurgu filmi imgesi.
İşte bunun ikisini birleştirmişti mesela Liskat.
Sinema tarihinin hele hele kendi dönemi için son derece çarpıcı bir Türk kaynaşması teşkil etmişti.
Bakınız şimdi öyle bir şey görsek hiç ilginç gelir mi bize?
Hayır. Bugün için hiçbir sarsıcılığı hiçbir ilginçliği yok.
Ama 1979'da...
Bu çok ilginç bir şeydi.
Çok farklı bir şeydi yani. Çünkü Türk kaynaşması yok ki o zamanlar.
Yani çok ilginç geldiği insanlara zaten bir başyapıttır Alien dediğimiz gibi.
İşte ondan önce diyorum 90'lardan önce çok nadir örnekleri vardır.
Bunun tür kaynaşması olmayan film neredeyse ya kalmadı 90'lardan sonra.
Saf film bulmak bir türün şablonlarına dayanıp tek bir türün temsilcisi olan film bulmak inanın ki çok zorlaştı.
İşte bu iki temel farklılıktan dolayı 90'lardan sonra tam sohbetin başına döneceğim.
Öyle bir dedim ya Arap saçına döndü.
Şu film şu türün örneğidir falan demek arkadaşlar o kadar zorlaştı ki karma karışık bir sinema dünyası ve film türleşmesi yapısıyla karşı karşıyayız gerçekten.
Temel bazı formüller uygulanmıyor değil.
Yani işte aksiyon, korku, ne bileyim gerilim, komedi, drama, trajediya bunlar hala uygulanıyor.
Ama bunların üzerine öyle ilginç karakterler, öyle soslar, öyle görsel farklılıklar falan bindiriliyor ki.
Yine hani biz işte eleştirmenler olarak belli türler kapsamında inceliyoruz elbette.
Yani size sunuyoruz, anlatıyorum işte.
Yorgos Lantimos'un son filmi Poor Things.
Diyorum ki işte işin içinde hem steampunk var, hem bilim kurgu var, hem victorian dönem işte görselliği var.
Hem şu var, hem bu var.
Yani işte bakın birkaç türün temel motiflerini barındıran bir film diye size bunu özetlemeye çalışıyorum.
Yani birkaç türü bir arada anmaya çalışıyorum.
Ancak özetle 90'lardan sonra film türleşmesi sinemaya olan türsel yaklaşım hayli değişti ve bugün gerçekten özetlemesi zor bir hale geldi.
Şimdi bir de bunun ötesi var.
Sosyal medya döneminden sonra filmler çok garip ya da hani garip demeyeyim bile böyle olumsuz yaklaşmak istemiyorum ama özetlenmesi zor film türleri ortaya çıktı gerçekten.
Mesela örnek vereyim sürprizli filmler.
Şimdi bakınız bu bir tür. Şimdi ben size sürprizli filmler deyince sizin aklınızda bir şey oluşmuyor mu?
Eminim ki oluşuyor ama bir film korku filmi olarak da sürprizli olabilir.
Gerilim filmi olarak da sürprizli olabilir.
Hatta çoğu gerilim filmidir herhalde sürprizli filmlerin.
Onun dışında drama da olabilir.
Aksiyon da olabilir. Birçok şey olabilir.
Yani tamam sürprizli film diyorum ben size.
Sizin aklınızda bir şey oluşuyor ama o başta söylediğim ana türler dedim ya.
İşte bakınız ana türlerin hepsine girip çıkabilen.
Garip bir alt tür de diyemeyeceğim buna.
İşte bakın zorlanıyorum arkadaşlar gerçekten tanımlamaktan.
Yani sürprizi filmleri hangi dramatik ya da kuramsal yaklaşımla ben isimlendireceğimi bilmiyorum.
Mesela başka bir örnek vereyim.
Tek mekan filmleri.
Hemen aklınızda bir şey oluştu değil mi aslında?
Evet yani tek mekan filmleri olarak birçok film yapıldı.
Ama bunların içerisinde...
Korku da var, gerilim de var, drama da var.
Var o mu var yani? Şimdi bunu nasıl kuramsal yaklaşımla türleştireyim, anlatayım bilemiyorum gerçekten.
İş diyorum iyice karıştı, iyice çığırından çıktı.
Bu iyidir, kötüdür demeyeceğim.
Elbette bugün için hepimiz bu karmaşık türleşmeyi özümsemiş durumdayız.
Yani bunu çok da böyle garipsiyor muyuz?
Yo, yani biz bir filmi izlediğimizde...
Bütün bu türlerin geleneklerine, kalıplarına zaten az çok hakim olduğumuz için çok da zorlanmıyoruz aslında filmleri anlamakta ya da mümkün olduğunca belli kalıplara sokmakta.
Ama bir şeye sebep oluyor.
Neye sebep oluyor biliyor musunuz?
herkesin sinema üzerine farklı tercihler oluşturması ve insanların beğenilerinin farklılaşmasına sebep oluyor aslında.
Yani 1920'lere, 40'lara, 60'lara, 70'lere gitseniz herkesin sevip beğendiği benzer filmler, yakın filmler yani.
Çünkü zaten ortada çok fazla türü yok değil mi?
Elbette birbirine yakın türler, yakın filmler var.
Ancak işte günümüzde böyle değil.
İşte revizyonist sinema biraz bunu yaptı.
Sinema çok daha fazla türleşti.
Çok farklı zevklere ve sinema beklentilerine hitap eden çok daha büyük bir sinema dünyası karşımıza geldi.
Evet bu da güzel bir şey.
İlla herkes aynı şeyden elbette hoşlanmak zorunda değil.
Farklı açılardan tasnip edebildiğimiz çok sayıda filmin bir arada bulunduğu devasa bir sinema dünyası var.
Biz sinema sevenler olarak da elbette kendi zevkimize, sinema anlayışımıza uyan türlere, filmlere ilgi gösteriyoruz.
Ancak işte biz hani sinema üzerine konuşanlar, yazanlar zorlanıyoruz bu filmleri belli türler altında tasdif etmekte.
Olsun sıkıntı değil.
Bu bizi daha çok çalışmaya, daha çok incelemeye, araştırmaya teşvik eden bir şey elbette.
Biz de bunu yapma motivasyonuyla yola çıkmış kişiler olarak.
Elimizden geleni yapmaya çalışacağız diyorum ve işte ben de bugün elimden geleni yapmaya çalıştım.
Umarım konuyu özetleyebilmişimdir.
Çok fazla örnek veremedim arkadaşlar diyorum çünkü konu çok büyük çok geniş olduğu için daha çok böyle tanımlarla yaklaşmaya çalıştım.
Konuyu açıklamaya çalıştım.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Altyazı
M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
