
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sinemasal açılımlar dosyamızın üçüncüsünde, gücün karanlık tarafını arşınlıyoruz. Gücün karanlık tarafına geçenler için keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda sinemasal açılımların 3.
bölümünü yapıyoruz ve karanlık taraftan bahsedeceğiz arkadaşlar.
Çok keyifli bir konu, çok derin bir konu ve hep filmlerde böyle anıldığı gibi hani karanlık tarafın cezbediciliği, bu konu üzerine yapılacak sohbetlerin de...
İçeride iyi bir şey aslında. Gerçekten çok cezbedici bir konu.
Üzerine konuşmanın çok keyif vereceği, üzerine sohbet etmenin insanı besleyeceği bir konu gerçekten.
Çünkü çok derin açılımları var ve karanlık tarafı konu edinmiş filmlerin de çok net, böyle belirgin ortaklıkları var.
Tabii ki bugün onlardan da bahsedeceğiz.
3 ayrı böyle okkalı, güçlü, sağlam filmden örnekler vereceğim.
Onların ortaklıklarını ortaya çıkarmaya çalışarak karanlık tarafı incelemeye çalışacağım.
Bugün harika filmlerimiz var, harika karakterlerimiz var.
Ve aslında...
Şu an sinema çalışımlarının üçüncüsünü yapıyorum.
Birincisi neydi? Zirveden düşen insan.
İkincisi neydi? Gücün yozlaştırıcılığı.
Ve üç de karanlık taraf oluyor.
Bunların da aslında üçü birbiriyle bağlantılı.
Yani bir üçleme yapmış oldum.
Şöyle söyleyeyim. Zirveden düşen insanda belirli zayıflıkları olsa da aslında erdemli insanların ve erdemli amaçlar peşinde koşarak zirveye çıkan insanların öyküsünden
biraz bahsetmiştim. Gücün yozlaştırıcılığındaysa daha çok Çok da erdemli olmayan amaçlarla güçlenen insanların ya da güçlenme süresince erdemlerini
kaybeden insanların öyküsünden bahsetmiştim.
Yani birbirinin zıttıydı aslında onlar bazı açılardan.
Bazı açılardan ortaklıkları olsa da temel motivasyon olarak birbirinin zıttı taraflardan bahsetmiştim.
İşte bugün ise gerçekten bu iki tarafın...
Ortaklığından ya da tam ortasında merkezinde yer alan karakterlerden bahsedeceğim.
Bir anlamda bakarsanız karanlık tarafın öyküsünü yaşayan karakterler yani karanlık tarafa geçen karakterler iki tarafa da benziyor aslında.
Yani hem zirveden düşen insana benziyor.
Hem de gücün yozlaştırıcılığına maruz kalan insanlara benziyorlar.
Önemli olan aslında onların ortaya çıkışları ya da akıbetleri değil yani zirveden düşmeleri ya da yozlaşmaya maruz kalacak bir güce sahip olmaları öyküsü değil.
Aydınlık taraftan karanlık tarafa ya da erdemli taraftan biraz pürüzlü ve şüpheli tarafa geçişlerinin öyküsü oluyor aslında bu.
Karanlık taraf evet çok cezbedici.
Hemen çok uzatmadan muhabbete gireyim.
Şimdi şöyle arkadaşlar karanlık taraf dediğimizde aslına bakarsanız.
Şöyle bir ayırım koymak lazım öncelikle.
Güçlü insan, vasıflı insan, hani bir noktaya çıkmış, belli bir güce erişmiş, zirveye erişmiş insan başka bir şey.
Erdemli insan başka bir şey arkadaşlar.
Zirvede düşen insan bölümünü yaparken bahsettiğimiz, örnek verdiğimiz karakterler işte Iron Man'den örnek vermiştik, Doctor Strange'den örnek vermiştik ya da Batman'den örnek vermiştik.
Şimdi bunların hepsi... Hayatlarında bazı sıkıntıları, sorunları, bazı kötü tarafları, pürüzlü tarafları olmasına rağmen temelde erdemli insanlardı.
Ve sahip oldukları gücü neticede erdemli niyetler için, iyi niyetler için kullanan insanlardı.
Ve güçlerini elde ediş süreçleri de aslında bir anlamda hem kendilerini kanıtlama ve...
Yani kimseyi düşmanlık yapma anlamında değil.
Güçlenme sebepleri bu değildi.
Düşman edinmek ya da düşmanlarla mücadele etmek değildi.
Üzerinde oldukları konuları, çalıştıkları konuları ya da kafa yordukları konularda zirveye çıkmaydı temel olarak bakarsanız.
Gücün yozlaştırıcılığında çok da erdemli olmayan ya da başta öyle görünse de o erdemin kaybedildiği bir süreç vardı.
Ama bu insanların hepsi güçlü insanlardı bakın.
Güçte problem yok yani ortada bir güç var.
Peki önemli olan demek ki buradaki ayırım söz konusu gücü nasıl bir amaç için, nasıl bir niyetle elde ettiğiniz ya da nasıl bir niyetle yükseldiğiniz konusu oluyor arkadaşlar.
İşte karanlık taraftaki karakterler bunun ortasında yer alıyor.
Nasıl? Şöyle. Hemen filmlerden gidelim aslında.
Çok kavramsal konuşmayayım böyle.
Şimdi karanlık taraf deyince aklınıza ilk gelen karakter kim arkadaşlar?
Hangisi? Karanlık taraf deyince ilk en çok böyle aklımıza gelen karanlık tarafı en iyi anlatan, sembolize eden, içeren karakter hangisi?
Çok yüksek olasılıkla Darth Vader değil mi arkadaşlar?
Star Wars'un unutulmaz kötü karakteri Darth Vader.
Ve aslında tabii hani Darth Vader işin karanlık tarafı.
O da işe aydınlık taraftan başlamıştı değil mi?
Anakin Skywalker'dı. Anakin Skywalker nefis bir karakterdi.
Harika bir karakterdi. İşte kanındaki bilmem ne enziminin yüksekliğinden dolayı şu şu parametresinin yüksekliğinden dolayı işte gücün aydınlık tarafına yani bir Jedi olmaya falan çok müsait bir çocuktu böyle.
İlk bölümde onu görmüştük. İşte büyüdüğü ikinci bölümde Artık böyle Jedi olma aşamasında artık böyle oraya doğru giden iyi bir öğrenciydi falan.
Üçüncüde, üçüncü bölümde artık işler değişiyordu hatırlıyorsunuz.
Neyse. Şimdi hemen şunu söyleyelim.
Şu noktayı koyalım yani. Nasıl bu karanlık taraf, aydınlık taraf işleri oluyor?
Bir karakter arkadaşlar çok güçlü.
Erdemli bir karakter. Erdemli bir amacın peşinde ilerliyor.
Şimdi Anakin Skywalker gibi ne olacak?
Jedi olacak, evreni kurtaracak, iyi taraf için çalışacak vs.
Eğer bu karakterin arkadaşlar küçücük, Ama daha doğrusu dışarıdan küçük görünen ama aslında kökü biraz derin ve aşılması güç noktalara varan
bir zayıflığı varsa işte o karakter aradaki bir karakter oluyor arkadaşlar.
Bir zayıflık bakın çok ince bir zayıflık yani her açıdan çok güçlü bir karakter.
İşte yetenekli, becerikli, ahlaklı, erdemli, hoplar, zıplar, atlar, koşar her açıdan harika bir karakter.
Çok zeki, çok yetenekli tamam okey.
Ama ne dedik? Güçlü olmakla erdemli olmak aynı şeyler değil arkadaşlar.
Çünkü o gücü içeriği olsanız da nereye harcayacağınızı, hangi amacın peşinde koşturacağınızı belirleyen şey aslında sizin sahip olduğunuz güç değil.
İşte zirveden düşen insan bölümümüzde bahsettiğimiz karakterlerin hepsi sahip oldukları gücü hep erdemli amaçlarının peşinde kullanıyorlardı ve zayıflıkları olsa da...
çok büyük zayıflıkları yoktu.
Yani sahip oldukları gücü hangi alanı kullanacakları açısından tereddüt yaşayacak bir zayıflıkları yoktu arkadaşlar.
İşte zirveden düşen insan buydu.
İşte karanlık tarafa geçen insan ise sahip olduğu gücü Yani oturduğu koltuğu, sahip olduğu mertebeyi hangi amaçlar uğruna kullanacağı konusunda kafası karışık karakter oluyor
arkadaşlar. İşte en büyük ayırım burada ve Anakin Skywalker bunun nefis bir örneği.
Orada yavaş yavaş bu Jedi oluşumundan şüphe duymaya başlıyordu.
Yani Jedi'ler hani nasıl bir oluşum tamam güçlüler erdemliler falan ama nereye kadar?
Hani gücünü nereye kadar koruyabilecek ve sahip olduğu güçle hayatındaki değer verdiği şeyleri, önem atfettiği şeyleri ne kadar koruyabilecek?
Anakin Skywalker'un takıldığı nokta buydu.
Çünkü aşık olduğu kadın olan Padme, Natalie Portman'ın canlandırdığı kraliçe ona çok aşıktı.
Onu çok seviyordu. Bir rüya daha doğrusu.
Onun öldüğünü görüyordu.
Ölecek mi? Benim aşık olduğum, hayatımı bağladığım, en çok sevdiğim, hayatımdaki en değerli şey olan kadınım ölecek mi?
Bir gün ölecek mi? Şimdi onu koruma güdüsüyle çok daha güçlü olmayı istiyordu.
Olduğundan çok daha fazla güçlü.
Çok daha fazla güçlü. Çok daha fazla güçlü.
Hemen bir parantaz açıyorum arkadaşlar.
Tıpkı Godfather 2'deki Michael Carleone karakteri gibi.
Onun danışmanı ona ne demişti?
Michael tamam bak herkesi yendin artık.
Tamam sen kralsın, şampiyonsun.
Daha ne istiyorsun? Nereye kadar gideceksin diyordu.
O da diyordu ki hiç düşmanın kalmayana kadar.
Böyle bir şey var mı? Yok.
İşte o Michael bunu kaçırıyordu.
Aynı şeyi Anakin'de kaçırıyor arkadaşlar.
İstediğiniz kadar güçlenin.
Tüm hayatınızı, tüm geleceğinizi, tüm kaderinizi, işte nasibinizi, şansınızı, adını her ne diyorsanız deyin.
Tamamen kontrol altına almanızı sağlayacak bir güce sahip olmak mümkün değil.
Bu bir saplantı. İşte Anakin Skywalker'ın da Michael Carleone'nin de düştüğü tuzak bu arkadaşlar.
Bu tuzak o kişinin aslında erdemli olan, aslında iyi olan bu kişinin kafasını karıştırıp Bakın kafasını karıştırıp o erdemli amaçtan saplantılı ve şüpheli, pürüzlü
bir alana kaymasına sebep oluyor arkadaşlar.
Anakin'in o aydınlık taraftan karanlık tarafa geçme aşamasında yaşadığı basamaklardan en güçlerinden bir tanesi Senatör Palpatine.
O zaman biz bilmiyoruz tabi ama filmde esas kötücül güç oymuş meğerse.
Palpatine de bu bir sanatsal gösteride yan yana böyle koltukta oturup konuşma yapıyorlardı.
Ve Palpatine ona bir öykü anlatıyordu.
İşte uzun yıllar önce şöyle şöyle bir işte general varmış.
Çok güçlüymüş. O kadar daha da güçlenmiş.
Daha da güçlenmiş. Daha da güçlenmiş.
Ve orada diyordu ki artık o kadar çok güçlendi ki korktuğu tek şey sahip olduğu gücü kaybetmekti.
Gibi bir öykü anlatıyor arkadaşlar.
Bakın o kadar hani Anakin'in böyle o endişelerinin, o kaygılarının yani ruhunun, zihninin en böyle derinliklerindeki noktaya temas eden bir öykü gibi.
O kadar güzel bir öykü ki işte tam olarak Anakin'de o gücünü kaybetmeyi çünkü gücünü kaybederse Padme'yi kaybetmesi ve onun ölümünü engelleyememesi gibi bir durum ortaya çıkacak.
Çevresindeki tüm güç odaklarını tıpkı Michael Carleone gibi kendisini düşman olarak görüyor arkadaşlar.
Orada ne demiştik? Ne olursa olsun belki de sen bu kadar güçlendiğin için düşmanların ortaya çıkıyordur.
Belki sen bu kadar güçlenmeyi kafaya taktığın için düşmanlar üretiyorsundur gibi bir durum var.
Aynı şey Batman'de de vardı arkadaşlar.
Joker'i ikinci bölümde doğuran neydi?
Alfred Batman'e ne diyordu?
Bruce Wayne'e diyordu ki Belki de siz bu kişiyi anlayamıyorsunuzdur.
Bu kişi siz diyor kötücül tarafı o kadar zorladınız.
O kadar bastırdınız ki. Onlar ortaya böyle bir negatif güç.
Yani karanlık tarafı aslına bakarsanız.
Ortaya çıkarmak zorunda kalmıştı gibi.
Nefis bir denge kuruyordu arkadaşlar.
Bakın Godfather, Batman, Star Wars.
Aynı şeyden bahsediyor arkadaşlar.
Aynı çıkış noktalarından, aynı kıvılcımdan hareket eden filmler bundan aslına bakarsanız.
Ve Anakin. Sevdiği kadını kaybetme korkusuyla gücünü çok daha fazla yukarı taşımak istiyor.
Yani çok daha güçlü bir karakter olmaya çalışıyor.
Ve biliyor ki Jedi Enstitüsü bir eğitimin, bir sınırlamanın, belli yaptırımların, belli köşeleri olan bir yapı.
Belli bir gücün ötesine, belli bir başı bozukluğa izin vermeyen bir yapı olduğu için.
Başlıyordu Jedi enstitüsüne, Jedi oluşumuna şüpheyle bakmaya.
İşte o noktada Anakin Skywalker Darth Vader olmanın hani o kanala, o yola, o koridora giriyordu arkadaşlar.
Küçücük bakın ya o kadar erdemli bir karakter.
Hani iki bölüm boyunca hani çok küçükken çok yeteneğini, o çocuksu hayalperestliğini, o hevesini, o tatlışlığını, o güzelliğini izlediğimiz karakter.
Tek bir zayıf noktasından dolayı Karanlık tarafa geçiyordu arkadaşlar.
Nefis bir örnek. Aynı çıkış noktasına yine aynı güdülere sahip başka bir örnek vereceğim şimdi.
Ama bu biraz da böyle dışarıdan ittirmeyle olacak.
O da çok güzel ayrıca. Ondan da bahsedeceğim.
Harvey Two-Face karakteri arkadaşlar.
Kara Şövalye filmindeki Dark Knight filmindeki hani Heath Ledger'ın unutulmaz Joker performansını izlediğimiz filmdeki Harvey Dance karakteri Aaron Eckhart'ın canlattığı çok da iyi bir oyuncudur.
Hani o kadar parlak bir yıldıza falan dönüşemedi o oyuncu ama bence çok iyi bir oyuncudur ve orada performansı da mükemmeldi Harvey Two-Face karakteriyle.
O da şimdi bakın Bruce Wayne hani filmde tema olarak neydi?
Şimdi Bruce Wayne hani neticede Batman.
İyilikler için savaşıyor.
O da inmiş çıkmış bir karakter vesaire tamam.
Ama iyiliği temsil etse de erdemi temsil etse de kendi içinde biraz karanlık bir tarafı olduğu için hani öfkeyle yola çıkan bir karakter aslında.
Erdemli amaçlar için çalıştı her zaman.
Bir süper kahramanı dönüştü ama annesinin babasını kaybetmenin üzüntüsüyle bir süper kahraman dönüştüğü için aslında bakarsanız Aydınlık yüzün temsilcisi olamıyor.
Bakın bu çok ince ve güzel bir şey.
Batman'in kendi içerisinde yaşadığı çok güçlü çelişkilerden bir tanesidir bu.
İyi bir karakterdir. Erdemli bir karakterdir.
İyilik için çalışır.
Kötülere karşı savaşır.
Ama kendi yüzü karanlıktır.
Korkuyla düşmanlarını diyeyim kötücül tarafı etkilemeye ve eylemlerinden uzak tutmaya çalışır.
Bu şekilde onlarla dövüşmeye çalışır.
O filmde bunu çok güzel vurguluyordu.
Diyordu ki işte... Kendisi bir parti veriyordu Harvey Dent'i hani öne çıkaracak böyle Gotham'ın yeni savcısı işte aydınlık yüzü kötülerle artık o savaşacak falan.
Ben işte emekli olacağım gideceğim Rachel ile evleneceğim falan planı buydu Bruce'un.
Okey işte şu yüze bakın falan diye böyle onun Harvey Dent'in o aydınlık yüzünü o herkesin tanıdığı bildiği erdemli işte böyle yakışıklı karizmatik nazik çalışkan falan filan böyle erdem harika
bir adam yani. Onun yüzünü O aydınlık yüzünü insanlara şey yapmaya çalışıyordu.
Tanıtmaya, lanse etmeye çalışıyordu ki kendisini biraz arka plana atsın hatta Batman'i ortadan kaldırabilsin.
Bırakabilsin Batman olmayı.
Devreye giriyordu arkadaşlar.
Nasıl devreye giriyordu? Tıpkı ve tıpkı Anakin Skywalker'ın başına gelen olay gibi.
Sevdiği kadın yani Rachel ölüyordu arkadaşlar.
Kim öldürüyor? Joker öldürüyor.
O diyordu ki sizin aydınlık yüzünüz aranızda.
Hani bir Gordon var polis şefi.
Bir Batman var. Baya Bruce Wayne.
Bir de o filmde 3 tane iyi adam var.
Yani kötülere karşı savaşan diyeyim.
Joker'e karşı ya da diğer mafya falan karşı savaşan.
Orada Batman var.
Şimdi bu 3 karakterin arasında en güçlü, en sağlam, en zirvede olan aslına bakarsanız Harvey Dent.
Çünkü Batman zaten şey hani karanlık kim olduğu belli değil falan filan sadece geceleri dövüşüyor.
Yani aydınlık tarafın yüzü Batman olamaz.
Gordon polis şefi tırnak içinde yani Hani emir altında bir kişi aslında bir memur ama Harvey Dent'in bir şeyi yok.
Hani başında başka bir kişi yok ona direktif veren şunu yap bunu yap falan diyen bir insan yok.
O kendi içindeki erdemle kendi mücadeleciliğiyle kötülerle savaşıyor.
Bu nedenle de onu parlatmak istiyor Bruce Wayne ama Joker de araya giriyor.
Bakın o kadar güçlenmiş karakter araya giriyor ve diyor ki ben sizin aranızdaki en güçlü olanı alıp kendi tarafıma çekeceğim.
Yani karanlık tarafa çekeceğim. Ne yapıyor?
Bir tarafa Harvey Dent'i koyuyor.
Bir tarafa Rachel'ı koyuyor.
Batman'e de diyor ki ikisinden biri ölecek.
Hadi bakalım sen seç. Ve onu adres vererek işte yanıltıyordu falan.
Harvey Dent yaşıyordu.
Yüzünün yarısı yanıyor ve Rachel ölüyor.
Harvey'in aşık olduğu kadın ölüyor.
İşte aynı Anakin'in korkusu gibi.
Sevdiği kadını kaybetme korkusu.
Aslında Harvey Dent o yeterlilikte yani.
O güçte. Tamam mı?
Ama Batman'e de öfke duymasını sağlayan bir şey oluyordu bu.
Beni niye kurtardın? Git onu kurtar gibilerinden.
Böyle bir çatışma vardı orada hatırlıyorsunuz.
Ve Harvey'den sevdiği kadını kaybedince şehrin aydınlık yüzü olmasına rağmen ne oluyordu?
Diyor ki işte o parayı havaya atma muhabbeti var ya.
Sen istediğin kadar çalış, çabala, erdemli, güçlü bir insan ol.
Her şeyi kontrol altına almaya çalış.
Tıpkı Michael Carleone gibi.
Tıpkı... Anakin Skywalker gibi istediğin kadar sen bir şeyleri kontrol altına almaya çalış.
Alamıyorsun demek ki gibi bir sonuca varıyordu.
Zaten bu kaos demekti ve kaos da tam olarak Joker'in benimsediği hayat felsefesi arkadaşlar zaten.
Kaos. O kadar güzel bağlantılar ki bakın.
Filmler aynı şeylerden bahsediyor ve o kadar derin ki.
Ve Joker onun yanına gidiyordu hastanede ziyaret ediyordu.
Hani orada planlamadan falan bahsetti.
Böyle harika bir... Diyalog vardı yani.
Hatta monolog bile denebilir yani.
Joker kendi kendine bile konuşuyor.
Aynı duyguyu veriyor biliyorsunuz.
Diyor ki bak bir şey planlandığında diyor kimse korkmuyor ama planlanmadığında her şey bütün şehir nasıl birbirine giriyor.
Bak birkaç kurşun ve işte don benzinle şu şehre yaptığıma bak falan diyor.
Kaostur diyor. Esas hayatın temeli kaostur.
İnsanlar kaosta karşı karşıya kaldığında ellerini kaldırırlar.
Hiçbir şey yapamazlar. İşte orada her Harvey Dent'i tavlıyor arkadaşlar.
Karanlık tarafa çekiyor Joker.
Ve o karakter Harvey Dent o gördüğümüz hani şehrin aydınlık yüzü karanlık tarafa geçiyor.
O kadar güzel ki o küçücük zayıflık.
Aynı Anakin'inki gibi sevdiği kadını ve tırnak içinde ailesini korumak.
Aynı Michael Carleoni gibi ailesini korumak.
Şimdi gelelim başka bir karaktere.
O da nefis bir karanlık taraf karakteri arkadaşlar.
Aslında şimdi muhabbeti çok uzatacağım ama bunu anlatmazsam olmaz.
Hadi canım o olur mu diyeceksiniz belki ama bence olur ve de harika olur.
Ajan Simit arkadaşlar.
Matrix'in muhteşem kötü karakteri.
Peki o nasıl kötü tarafa geçiyor değil mi?
Karanlık tarafa geçiyor. Zaten karanlık taraftaydı.
Hayır arkadaşlar. O aslında Matrix'in yani tüm insanlığı kontrol altında tutan Matrix dediğimiz simülasyonun ajanıydı.
Sistemin içerisinde bir karakterdi.
Kontrol altında bir karakterdi.
Ve çok da güçlü bir karakterdi.
Yani zirvedeydi. Ancak ilk filmden itibaren bakınız ajan Smith diğer ajanlardan farklı çizilmiş bir karakterdi.
Nasıl da biliyor musunuz? Biraz daha insani bir tarafı vardı.
Biraz sinirlenebiliyordu.
Biraz öfkelenebiliyordu.
Bazı böyle talepkar, heyecan.
Yani insansı bazı tepkileri, duyguları vardı.
Diğer ajan karakterlerde bu yoktu bakın.
Onun yani Wachowski kardeşler o zaman bunu vurgulamışlardı.
Ve ilk filmin sonunda Morpheus'u işte Zaya'nın şifrelerini alacaktı.
Gidip orada insanları yok edecek falan.
Orada diyor ki dikkat edin o şeyi hatırlayın diyaloğu.
Gerçi o da monolog yani Morpheus orada hiç konuşmuyor.
Sadece ajansimiz konuşuyor. Diyor ki I hate this place.
Buradan nefret ediyorum diyor.
İşte buraya ne diyorsanız this prison falan diyordu.
Bu hapishaneden nefret ediyorum.
Hele şu koku falan diyor.
Bu pis koku benim üzerime bulaşıyor falan gibilerinden şey yapıyor.
İçerisinde bulunduğu o Matrix dünyasından kurtulmaya çalışırcasına oradan çekip gitmeye çalışırcasına içinde bir öfke bir şey vardı.
Hani kulaklığını falan çıkarıyor.
Sanki sistemi terk ediyor gibi sistemden uzak durmak istiyormuş gibi bir havası vardı böyle Ajan Smith'in.
Oradan çıkıp kurtulmak istiyordu.
Ama bu muhabbeti yapmadan iki dakika önce de diyordu ki insanlık bu dünyanın hastalığıdır.
Bir virüstür. Bir yerden başka bir yere bulaşır falan diyordu.
Hatırlıyor musunuz? Hani bir yere gider orada çoğalır.
Hayatiyetini sürdürmesinin tek yolu başka bir yere bulaşmaktır.
Tıpkı bir virüs diyor. Siz kansersiniz, siz bir hastalıksınız insanlar diyor yani bize.
Ben de ilacım. Öyle mi?
İki dakika sonra kendisi de diyor ki artık bu hapishaneden bıktım.
Kendisi de aslında oradan kurtulup başka bir yere bulaşmayı istiyor aslında.
Bakar mısınız? O kadar doğru bir bağlantı ki.
Wachowski kardeşlere o Ajan Smith'in hafif insansı tarafını, o duygulu tarafını harika biçimde vermişti.
İşte Ajan Smith'in de zayıf tarafı buydu arkadaşlar.
Diğer karakterler nasıl?
Daha çok kadınları, aileleri ve hani onların reddedemeyecekleri küçük bir zayıflığı, küçük bir onları şüpheye iten bir nokta oluyordu.
O karakterler aydınlık taraftan karanlık tarafa gidiyordu.
İşte Ajan Smith de o duygulu tarafı, o insansı tarafı, yani sistem tarafından kontrol altında tutulmaya karşı duyduğu alerji diyeyim, yani tepkiden dolayı Neo'nun onu
hani öldürmesi diyelim ya da çöktürmesi diyelim, hacklemesi mi diyelim artık hangisi uygunsa siz bilirsiniz.
Ondan dolayı sistemin dışına çıkıyordu ve...
Önüne çıkan her şeyi yok etme üzerine inanılmaz bir böyle şey hırs kaplıyordu içine.
Bu neye benziyor arkadaşlar? Aynı Anakin Skywalker'a.
Anakin Skywalker nasıl Jedi'lık enstitüsünün belli disiplinler, belli sınırlamalar, belli öğretiler altında.
icra edilen bir meslek ya da hani bir hayat anlayışı olduğunu gördüğü ve bu ona yetmediği için karanlık tarafa Sith yani Sith Lord'u olma tarafına geçiyor ve tabii Darth
Vader oluyor sonunda aynı Ajan Smith de öyle arkadaşlar.
Çünkü Anakin nasıl sevdiği kadını korumak için sınırsız bir güç istiyorsa ve Jedi'lık sınırlı bir güç ise çünkü belli kısıtlamalar altında işte Ajan Smith de Matrix'in yani o sistemin
Sınırlarını aşan bir güç istiyor.
Sınırsız bir güç istiyor ve gücüyle karşısında çıkacak her şeyi yok etmek istiyor.
Aynı ve aynı Michael Carleone gibi.
O da insan açısından her şekilde karanlık taraf.
Yani ister sistemin bir parçası olsun isterse sistemin bir virüsü olsun.
Bizim için fark etmiyor insan açısından ama sistem açısından bakarsanız Matrix açısından bakarsanız Matrix'in en büyük silahlarından biri olan Ajan Smith sistemin karşısına geçiyor arkadaşlar.
Ve Matrix'i yok edecek seviyeye geliyor.
O kadar yükseliyor. Öyle bir karanlık tarafa geçiyor.
Öyle söyleyeyim size. Nefis bir karakter Ajan Smith'te.
Karanlık tarafa geçme açısından bakarsanız nefis bir öyküsü olan ve diğer hani işte Michael K.
Leone dedim, Harvey Dent dedim, Anaki Skywalker dedim falan.
Bunların hepsiyle nefis ortaklıklar barındıran bir yapay zeka diyelim.
Hani bir yazılım diyelim. Şimdi bunu da anlattım.
Şöyle bir noktayı söylemeden de bitiremem.
Biraz uzatıyorum kusura bakmayın ama dediğim gibi çok verimli bir konu aslında bu.
Karanlık tarafı üzerine bir program daha yapabilirim.
Şunu söyleyeceğim arkadaşlar. Ne dedik en başta?
Zirveden düşen insan. İkinci de ne dedik?
Gücün yozlaştırıcılığı. Peki biz karanlık tarafa geçen karakterlerin gücün yozlaştırıcılığının da bir üyesi olarak göremez miyiz?
Ya da zirveden düşen bir insan olarak göremez miyiz?
Şimdi bu insanların aslında arkadaşlar hiçbir zaman sahip oldukları gücü erdemlerini kaybettiği tarafa...
sonsuza kadar kullanıp kullanmayacaklarını bilmiyoruz.
Çünkü aslında bu insanların sonunu her zaman görmüyoruz.
Yani işte Darth Vader'ın sonunu gördük böyle ki işte imana geldi oğluyla sarıldı falan filan belki okey ama aslında bakarsanız bir hedefleri yok bakınız.
Nasıl bir hedefleri yok?
Yani erdemli insanın ya da atıyorum gücün yozlaştırıcılığındaki Michael Carleone hani bütün ailesinin şimdi o ulaşılması mümkün olmayan bir hedef zaten hani bu yüzden zaten Michael Carleone yozlaşıyor ama Diyelim
ki ulaştı. Bütün ailesini koruduğu bütün düşmanlarını, rakiplerini hepsini öldürdü.
Tamam huzur içinde yaşıyor diyelim ki.
Ne yapmaya başlayacak?
O noktada aslında Michael Carlin'in başka bir şikayeti yok.
Başka bir şikayeti kalmıyor. Ama gücün karanlık tarafına geçen karakterlerin arkadaşlar aslında kafa karışıklıkları devam ediyor.
Yani aslında belki de ilerleyen bir zamanda.
İyi tarafa da geçebilir.
Bakın karanlık tarafın biraz ya da karanlık tarafa geçen karakterlerin o arada kalır kafası var dedim ya.
Hani bunlar erdemli olarak geliyorlar dedim ya.
Anakin başta çok erdemli bir karakterdi.
Harvey Dent başta çok erdemli bir karakterdi.
Ya da Ajan Smith sistemin bu parçası.
Sistemin en güçlü parçasıydı hatta.
Bunlar en başta aslında karanlık tarafta değil.
Dediğim gibi tek bir zayıflıkları.
Tek bir kişisel zayıflıkları sebebiyle karanlık tarafa geçiyor.
Ama bu karakterlerin tekrar aydınlık tarafa geçip geçmeyeceği üzerine bir garanti yok.
Yani aslında sonları ve akıbetleri tam olarak belli değil.
Neredeyse aslında Matrix'de 3.
filmin sonunda hani Ajansi mi tüm sistemi çökertecek güce geliyor falan da Neo onu gelip yeniyor ve barışı sağlıyor ya.
O son konuşmalarında falan dikkat edin.
Orada biraz Ajan Smith ile Neo'nun birbirinin tersi zıttı olduğu ve bir anlamda bakın şimdi konuyu nereye bağlayacağım.
Michael Mann'in Heat filmindeki Robert De Niro ve Al Pacino'nun masada karşı karşıya oturup konuştukları sahnedekine benzer biçimde aslında bir adaletin
ya da bir futbol sahasının bir spor müsabakasının karşı iki tarafındaki karakter olup Ama aynı sahada top koşturdukları için aslında birbirleriyle dost ya
da en azından yakın olduklarını hissettiren bir sohbete giriyorlar artık.
Neo ile Ajan Smith.
Hani birbirinin düşmanı onlar.
Kaç defa kavga ettiler, dövüştüler, birbirini öldürmeye çalıştılar falan ama aslında ikisi birbirini doğuruyor ve yaratıyor.
Tıpkı Batman ile Joker gibi ikisi birbirinin ürünü diyeyim.
Ya da Joker Batman'in ürünü.
Batman'de aslına bakarsanız Joker'in ürünü.
Joker filminde de bunu görmüştük.
Çünkü onun annesini babasını öldüren göstericileri kışkırtan Joker'de.
Joker'in kendisiydi. Yani bakın herkes birbirini doğuruyor.
O onun sebebi. O onun sebebi.
İşte burada da Ajan Smith ile Neo'nun son 3.
Matrix filminin sonunda karşılıklı konuşmalarında bakarsanız.
Tüm bu karakterler birbiriyle bağlantılı.
Ve zirveden düşen insan erdemli, gücün yozlaştırıcılığına maruz kalan karakter bir anlamda erdemsiz diyelim ya da yanlış amaçların peşinde, saplantılı hedeflerin
peşinde koşarken aslında karanlık tarafın karakterleri...
Tam olarak sonları belli olmayan, aslında tam olarak ne aradıklarını da bilmeyen karakterler arkadaşlar.
Karmışıklıklara aslına bakarsanız devam ediyor.
Yani hayatlarının bir kısmında çok erdemli ve doğru eylemlerde, hani faaliyetlerde, yaklaşımlarda bulunuyorlar.
Hayatlarının bir bölümünde baya karanlık tarafın faaliyetlerini, eylemlerini sürdüren karakterler oluyor.
Ama onların tekrar aydınlık tarafa geçip geçmeyeceğinin bir garantisi yok.
O nedenle de karanlık taraf...
Aslında karakterleri cezbedip kendisine çekiyor olsa da onların orada kalacağının arkadaşlar bir garantisi yok.
Filmler genellikle bu dengeyi bayağı şey tutuyor böyle.
Ortada tutuyor. Nitekim son Star Wars 3 demesinde de Kylo Ren karakteri de aynı Darth Vader gibi kötü tarafta ve karanlık tarafta olmasına rağmen iyi tarafa geçiyordu.
Nasıl Ren'i sen biraz böyle gel bizim tarafa sen bizim tarafa gel derken kendisi onun tarafına geçiyor.
O anlamda karanlık taraf diyorum çok cezbedici olsa da çok böyle renkli ve derin açılımlara olanak veren bir taraf olsa da aslında aydınlık taraf kadar en azından diyeyim güçlü ve yani insan üzerine etkili
bir taraf gibi görünmüyor gibi bir mesaj alıyorum ben bu bütün andığım ve buna benzer temaya sahip filmlerden.
Öyle mi değil mi yani yanılıyor muyum yanılmıyor muyum artık o sizin inisiyatifiniz diyorum sizin takdiriniz.
Evet bayağı bir uzattım kusura bakmayın ama dediğim gibi konu çok zengin.
Şimdilik bu kadar diyelim. Belki ilerleyen programlarda karanlık tarafın başka üyelerini ya da bugün konuşmadığımız taraflarını konu edinmeye çalışacağımız programlarla karşınıza geliriz.
Evet tekrar teşekkürler.
Önümüzdeki hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
