
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
,Bu haftaki programımızda, Sinemasal Açılımların 29. Bölümü konuştuk ve konumuz "Sinemada formül". Sinemada formül nedir, formül sineması ne demektir, incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Sinemada formül nedir?
Formül sineması nedir?
Bundan bahsetmeye çalışacağız.
Aslında çok tabii köklü bir konu yani ta antik Yunan'dan falan çıkıp gelmek lazım.
Tanımlardan bahsetmek lazım.
Bunların hepsine kısa kısa gireceğim.
Bir an önce günümüze gelmeye çalışacağım tabii.
Ama sinemasal açılımlarda genellikle yaptığımız gibi, şu kısaca da olsa bir tanımından başlayalım.
Formül nedir, ne değildir diye.
Formül aslında dil bilgisine, matematikte veya kimyada, bilimde çok farklı anlamlara geliyor.
Ama bütün bu farklı anlamların bir ortak noktası da yok değil ve bu zaten ortak nokta da hemen hemen sinemadaki formülün tanınına ya da bizim için ne anlama geldiğine yakın bir içerik barındırıyor.
Şöyle söyleyelim bir ilkeyi açıklayan simgeler bütünü gibi açıklanabiliyor mesela dil bilgisinde ya da basma kalıplaşmış anlatım.
gibi de tanımlanabiliyor.
Ya da herhangi bir işi yapabilmek için tutturulmuş olan yöntem, yol gibi de kabul edilebiliyor formül.
Bir tık daha detaya inersek belli girdilerden belli çıktıyı elde etme ya da belli bir çıktıyı elde edebilmek için belli girdileri kullanma gerekliliği ve bu
söz konusu yapıyı da ifade etme yöntemi olarak formül kelimesi kullanılıyor.
Ve zaten hani sinemaya bunu tercüme ettiğimizde de Ortaya iyi bir film çıkarabilmek için, insanların paylaşmak isteyeceği bir duyguyu elde edebilmek için gereken filmi
ortaya çıkaracak olan girdiler bütünü olarak kullanıyoruz biz bunu.
Şimdi ta antik yolan falan dedik, trajedinin formülüyle karşı karşıya geliyorsunuz.
Erdemli, güçlü, kuvvetli, harika bir kahramanın ölümüyle sonuçlanan üzücü öyküye trajedi diyoruz biz.
Bakınız burada hemen zaten trajedinin formülünü hemen hemen vermiş olduk.
Trajedi yazan yazarlar nasıl bir duygu oluşturmaya çalışıyor?
Hüzünlü değil mi? Hüzün yaratmaya çalışıyor.
Yani bizi ağlatmak istiyor.
Aslında trajedinin kelime anlamlarından bir tanesi ya da eş anlamlısı diyelim ağlatı.
Yani izleyici ağlatmaya çalışan bir tür ve biz ne kadar erdemli, ne kadar güçlü, ne kadar değerli bir karakter yaratırsak ölümden o kadar uzak olmasını bekleyeceğimiz
bir karakter yaratmışızdır değil mi?
Yani çok zayıf bir karakterin ölmesi çok da şaşırtıcı olmaz.
Onun duygusu çok da çarpıcı olmaz.
Ne kadar güçlü bir karakter yaratır da onu öldürürsek...
yaşayacağımız duygusal patlama o kadar büyük olur.
İşte çok yüksek bir duygu yoğunluğu, bir ağlatı elde etmek için de bakın bir denklem kuruyoruz.
Güçlü bir karakteri öldürdüğünüzde daha büyük bir duygu patlaması yaşıyorsunuz.
İşte size trajedinin formülü.
Şimdi diyorum antik Yunan'da işte çağlar boyu bir çok sayıda anlatı bu şekilde belli formüllere sığdırılıp İzleyiciliğe sunulmuştur ve çoğunlukla elbette başarılı olmuştur ki bu formüllerin
büyük çoğunluğu hala günümüzde uygulanıyor diyebiliriz.
Şimdi gelelim sinemaya.
Sinemaya geldiğimizde işler biraz daha karmaşıklaşıyor.
Bakınız değişmiyor aslında.
Temeller hala olduğu yerde duruyor ama biraz daha karmaşıklaşıyor.
Bunu da size şöyle anlatmaya çalışayım.
Neticede sinema kendisinden önce gelen sanatların bir çoğuna göre daha karmaşık, çok daha fazla bileşenin bir araya geldiği bir anlatı olduğu için sinemada formülasyon diğer
anlatılara göre aslında daha katı hatta belki de kullanılmadan ortaya değerli örneklerin çıkarılamayacağı bir anlatı türü olarak karşımıza geliyor.
Hollywood'un kurallarını yazan, onları ortaya çıkaran birçok isim sinema tarihi için sayılır ama benim araştırmalarımda, incelemelerimde, sinema tarihi üzerine yaptığım okumalarda tespit edebildiğim en
erken dönem yani sinemanın İlk formüllerini yazan kişi Thomas Harper Ince diye bir sinemacı.
Bu üstadımız aslında sinema tarihinin ilk uzun metrajlarından da bir tanesini yapan kişi zaten.
Birçok sinemacı o zaman hem yapımcı hem yönetmen hem senarist olduğu için Thomas Harper Ince de hem senarist hem yapımcı hem yönetmen.
Ancak yapımcılığıyla özellikle daha fazla hatırlanan bilinen bir sinemacı ve özellikle de Hollywood'da Western türünün babası olarak.
kabul edilebilen en erken dönem en güçlü westernleri yapmış bir sinemacı olarak da sinema tarihine geçmiş bir isim zaten çok güçlü çok önemli bir sinemacı Thomas Harper Innes yapımcı olarak kendi
şirketinde çalışan senaristlere bir formül veren Bu formülü hiç değiştirmeden uygulanmasını isteyen ve hatta yönetmenlere de kendi yazdığı senaryoları üzerinde
hiçbir değişiklik yapmadan çekimleri konusunda şartlar koyan bir yapımcı olarak diyorum Hollywood'un ve sinemanın en geçmiş formülcülerinden bir tanesi.
Thomas Harper Rees diyor ki En temel formül zaten bakınız hala bence günümüzde de tamamen geçerli olan ve hatta diyebilirim Amerika'nın da dünyanın sinemada en başarılı ülkelerinden
biri olmasını sağlayan cümleyi keşfetmiş ve sinema dünyasına kazandırmış bir sinemacından bahsediyoruz.
Thomas Harper Rees şöyle diyor.
Diyor ki senaryoda filmin esas öyküsüyle direkt alakası olmayan hiçbir sahne ve hiçbir detay olmayacak.
Sinema ile ilgili ilk ortaya çıkan kıstas bu.
Sen ne anlatıyorsun?
Bu karakter şuraya gidecek, şununla çatışacak ve kazanacak.
Bitti. Öykü bu mu? Tamam. Bununla direkt ilgisi olmayan hiçbir şey olmayacak senaryoda diyor.
Ve bundan sonra da Hollywood gerçekten geniş kitlelerin izlediği ve yaptığı filmlerin tüm dünya insanları için.
Bakınız bu nokta çok önemli.
Hollywood'un başarılı olmasındaki en önemli kıstaslardan bir tanesi budur.
tüm dünyaya hitap edebilen filmler yapmıştır.
Her zaman Hollywood. Yani Hollywood'da film üretiliyor.
Avustralya'da izliyor, Japonya'da izliyor, Rusya'da izliyor, Afrika'da izliyor, Avrupa'da izliyor.
Her yer izliyor ve herkes aynı şeyi anlıyor.
Herkes o filmleri seviyor, ilgiyle karşılıyor.
İşte bunun formülü, işte bu bahsettiğim Thomas Harper Innes'in yazdığı formül.
Ondan sonra zaten dramatik yapı dediğimiz kavram ortaya çıkıyor sinemada.
O zamanın senaristleri edebiyatın yani romanların ve öykülerin dramatik yapılarını uygulamaya çalışıyorlardı.
Giderek bu dramatik yapı sıkılaştı, sıkılaştı, daha da özet hale geldi, daha da sade hale geldi.
Hollywood anlatı sineması dediğimiz şey çıktı.
Ama işin temeli dediğim gibi Thomas Harper'ın yazdığı formüldü.
Şimdi bu yıllar boyunca devam etti devam etti Hollywood zaten başarılı oldu oldu oldu günümüz için söylersek geçtiğimiz programlarda birçok kez anlatmıştım burada kısaca geçeceğim 70
'li yıllarda sinema yapmaya başlayan Sakallılar diye isimlendirilen ya da o dönem için Movie Brats, film veletleri, film haylazları diye isimlendirilen bir ekipti.
Ve bu ekibin içerisinde özellikle iki tane sinemacıydı.
Bir tanesi Star Wars'ta George Lucas, bir tanesi Indiana Jones'ta Steven Spielberg.
Neydi bu formül?
Film aksiyonla başlar.
15 dakikada bir aksiyon formülüyle yani tansiyonun bir yükselip bir art çalması şeklinde devam eder.
Kolayca özdeşleşilebilen kahramanlar söz konusudur ve kahramanın yolculuğu olarak anabileceğimiz bu yapı, izleyiciyi baştan sona sürükleyerek finale kadar hiç soluk kesmeden devam
eder. Star Wars'da ve Indiana Jones filmlerinde Lucas ve Spielberg bu formülü yaklaşık olarak 2 saat süren filmlere uygulamışlardı ve daha çok eğlenceli serüven aksiyon filmlerinin temel
formülü olarak kullanmışlardı ve başarılı olmuşlardı.
Onlardan sonra söz konusu formülü başka türlere ve daha uzun süreli filmlere...
Tercüme eden yönetmen de James Cameron oldu.
Terminatör ve Aliens gibi filmlerde korku, gerilim, bilim kurgu gibi türlere söz konusu formülü tercüme etti.
Ondan sonra da 3 saatlik filmler dalgası diyebileceğimiz akımı başlatan Titanic filmine James Cameron bu formülü tercüme etti ve artık günümüze geldi diyebiliriz.
Neticede Hollywood her şekilde...
Belli formüllerle başarılı olmuş bir sinema yapma biçimini benimsemiştir.
Ta en başından beri yani 1800'lerin sonundan beri.
Bu kamu formül tabii ki yani hemen hemen bütün gişe filmlerinin uyguladığı formül kabaca bu.
Ancak bu formül farklı türlerde de var.
Ondan da örnek vereceğim ama hatta...
Belli evrenlerde bile bu formül daha da detaylandırıldı ve daha da inceliklere kavuştu.
Bakalım size çok güzel örnekler vereceğim.
James Cameron dedim ya mesela.
James Cameron deyince aklına Terminator ve onun devamı Terminator 2 gelir aslında.
Ve ondan sonra tabii başka bir sürü devam bölümleri yapıldı yani.
Terminator artık kendi içerisinde bir evren oldu.
6 tane film var yanlış hatırlamıyorsam.
Şimdi bu 6 filmin...
Kendine ait başka bir formülü var mesela.
Terminatör formülü. Nedir o formül?
Ortada, gelecekte ortaya çıkacak makinelerle insanların savaşı var değil mi?
Evet. Makineleri mağlubiyede uğratan bir insan lideri var.
Ya da bu insan liderini doğuracak olan bir kadın var değil mi?
Okey. Şimdi filmin başında iki kişi gelir bu zamana.
Ve film... Hangisinin iyi, hangisinin kötü ve hangisinin önce bizim kahramanımıza ulaşacağını belirsiz kılan bir gerilim tansiyon tutturur böyle film ilk yarım
saatinde değil mi? Ve genellikle biz hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğunu bilmeyiz.
İkisinden de korkarız.
Sonra bir tanesi daha erken varır ve o tabii ki iyi olandır.
Yani bizim karakterimizi koruyacak olanlar.
Önce koruyucu olan karakter bizim karakterimize ulaşır.
Tam o sırada da onu öldürmek için gelen karakter ulaşır.
Koruyucu karakter öldürmek için gelen karakterden bizim kahramanımızı korur kurtarır.
Sonra bir kolonavacı öyküsü izleriz işte filmin büyük kısmında.
Ve ondan sonra koruyucu karakter öldürücü karakteri öldürerek bizim kahramanımızı korur.
Ancak bu mücadelede kendisi de ölür.
İşte size Terminator evreninin formülü.
Eğer arkadaşlar yeni bir Terminatör filmi yapma fikriniz varsa ve Hollywood'a bu fikirle gitmeyi istiyorsanız alınız size anahtarı ve formülü verdim.
Bunu uygulamak zorundasınız yoksa projenizi Hollywood yapımcılarına ve özellikle James Cameron'a bütün Terminatör projelerinde James Cameron'la tekrar danışıldığını biliyoruz.
Yani onun da bir fikrinin alındığını biliyoruz.
Bu formülü uygulamak zorundasınız.
Bakın açıkça söyleyeyim size açık mektup yani.
Şimdi başka bir evrene geçelim.
Hemen size başka bir formül vereyim.
X-Men evreni.
X-Men evreninde de şöyle bir formül söz konusu.
Şimdi X-Men evreninde kaç tane odak var?
Temel olarak 4 tane odak var.
Mutantlara dost olan insanlar, mutantlara düşman olan insanlar.
İnsanlara dost olan mutantlar, insanlara düşman olan mutantlar.
Bakın 4 tane ayrı odak var.
Bu odakların 2 tanesi bir şekilde bir savaş başlatır.
Bu savaşı insan dostu olan mutant Xavier bizim baş karakterimiz ve onun ekibi.
durdurmaya çalışır. Magneto'nun ekibi ise bu savaşı mutantların lehine...
Ve insanların aleyhine kullanmaya çalışır.
Ama Xavier sonunda hem de savaşı bitirir hem de Magneto'ya karşı durur.
Bütün X-Men evreninde aynı öykü geçerlidir.
Ve yine söyleyeyim yeni bir X-Men projesi yapmak istiyorsanız o bölüte falan gideceksiniz.
Bu formülü kullanacaksınız.
Hiç çareniz yok yani bundan kaçış yok.
Ve bir başka evren formülünden bahsedeyim size.
Jurassic Park zaten Steven Spielberg, Indiana Jones'la günümüz gişe sinemasının formüllerini yazmış sinemacıydı.
İşte kendisi de Jurassic Park'ta zaten kendi icadı olan diyelim formülü uyguladı ama ona bir formül daha ekledi.
Jurassic Park formülü.
Bu formül nasıldı?
Şimdi Jurassic Park evreninde neticede insanlar genetik teknolojisinin ilerlemiş olmasıyla dinozorları tekrar üretiyorlardı değil mi?
Temel öykü buydu zaten.
Ve bunu üretirken işte hem genetik bilimsel gelişmeyi hedefliyorlar.
Bir yandan da dinozorları eğlence için, para kazanmak için kullanmaya çalışıyorlar falan.
Şimdi burada bakın bir ayrım var.
Yani biraz daha bilimsel ve daha erdemli bir niyet var.
Ama bir yandan da para kazanma, para hırsı falan gayet kötü bir niyet var.
Ancak niyetiniz ne olursa olsun Jurassic Park 1.
filmdeki unutulmaz replikle özetlenir.
babasının silahını bulmuş çocuk metaforuyla dile getirilen, insanın başa çıkamayacağı ve kontrol edemeyeceği bir güçle oynadığı temel hatasıyla karşımıza
gelir tüm Jurassic Park filmleri.
Ve sonunda evet ortaya dinozorlar bir şekilde çıkar hangi amaçla olursa olsun.
Ancak sonunda onu kontrol edemez.
Dinozorlar işte kafeslerden kaçarlar falan insanları yemeye çalışırlar.
Ve o dinozorları ortaya çıkaran ekipse ne yapacağını bilemez.
Bunu engellemeye çalışırken insanları yiyip yok etmeye çalışan biraz daha kötücül vahşi dinozorlar vardır.
Ama bir yandan da insan...
Bazı dinozor bireylerle de diyelim artık bireyleşti yani kişilikleşti resmen bazı dinozor türleri işte raptorlar falan.
Ama bazı dinozorlarla da insanlar dostluk kurmayı başarmışlardır.
İşte insanları yemeye çalışan dinozorları insanlar yenemez öteki dinozorlar.
Yenerler ve insanlara yardım ederler.
Yani aslında bu mücadele insanla dinozorun değil dinozorların kendi arasındaki mücadeleye dönüşür.
Yani insan resmen bu mücadelede ikinci planda kalır.
Bakınız bütün Jurassic Park filmlerinin formülü.
Çok güzel harika yani.
İşte bu formüller artık o kadar şey oluyor ki temel oluyor ki böyle yani bir film ortaya çıkıyor.
Ve o bir formül yazıyor ve ondan sonra gelen filmler bu formülü takip ediyor.
Neden? Çünkü o formülü ortaya çıkaran film çok başarılı oluyor, çok seviliyor.
Hani şimdi genel olarak formül sineması dediğimiz şey biraz antipatik bir şeydir ya yani işte basma kalıp hep aynı şey.
Hepsi birbirinden aynı değil mi?
Hayır değil. Bu noktada şunu belirtmek çok önemli.
Bir formülü...
Çok klişe, çok alışıldık, çok sıkıcı.
Öncelerinin tam olarak basma kalıbı gibi kullanmak diye bir şey var.
Ama bir formülün içerisine daha yaratıcı, daha ilginç, daha sarsıcı...
...ülküler, tipler, karakterler, alt metinler sığdırmak diye de bir şey var.
Yani bir formüle uyan film her zaman kötü olacak, basma kalıp olacak diye bir şey yok.
Ondan dolayı elbette günümüzde hala...
Bu formüllere uyan bir sürü iyi film yapılıyor.
Yani hani tüm formül filmlerinin kötü olduğunu iddia etmek gerçekten hiç de doğru olmaz.
Şimdi sohbetin bu anına kadar hep senaryo kalıplarından, anlatı kalıplarından bahsettik ama az önce ben sinema çok fazla bileşenin bir arada olduğu bir anlatı dedim ya.
Bundan sonrasını çok da detaylı anlatmayacağım ama inanın arkadaşlar bir sinema filmini bir araya getiren bütün bileşenlerin Kendi formülleri var.
Yani görüntü yönetmenliğinin de formülleri var.
Sesçiliğin de formülleri var.
Işıkçılığın da formülleri var.
Oyunculuğun da formülleri var.
Yani diyebilirim ki ne bileyim jenerik yapmanın bile, fragman yapmanın bile formülleri var.
Bu kadar endüstrileşmiş her ayrı uzmanlığının da belli bir formüle kırılmaması...
Aslında gerçekten imkansız.
Ondan dolayı hani formüller yığını yani bir çuval formül izliyoruz aslında.
Biz bir sinema filmi izlediğimizde şu noktaya da ben dikkat çekmek istiyorum.
Revizyonist Sinema diye bir program yapmıştım ben.
Konu ilginizi çekiyorsa dönüp o programı dinlemenizi de tavsiye ederim.
Bu formüller üzerine oynamak diye bir şey var.
Az önce bahsettiğim formülleri esnetmek, tersine döndürmek ya da o formülleri başka bir şey için kullanmak diye de bir şey var.
Ve bambaşka güzel şeyler, harika şeyler ortaya çıkabiliyor.
Hemen o programda da bahsettiğim bir örnek.
Burada da o örneği hatırlatmaya çalışacağım.
Mesela anlatıcı diye bir formül vardır sinemada.
Özellikle polisiyet türünde bu karşımıza çıkar.
Bir olay olur bir yerde.
O olaya tanık olan birini polis sorgular.
Gel bakalım sen anlat.
Orada atıyorum işte bir soygun oldu.
Orada bir cinayet oldu.
Gel sen bunu anlat diye polis bu tanığı alır.
Söz konusu tanık bir şeyi anlatmaya başlar ve yönetmen de o tanığın anlattıklarını görsel olarak bize anlatmaya başlar değil mi?
Geri dönüşlerle. Çok bilinen bir formül durumu gerçekten.
Şimdi o olayı bize anlatır, anlatır, anlatır.
Ancak... O anlatıcının güvenilir bir anlatıcı olduğunu nereden biliyoruz biz?
Doğru söylediğini nereden biliyoruz?
Bilmiyoruz değil mi? İşte o anlatıcı bir şeyleri anlatır anlatır ancak bizim külliyotubaz polisimiz o anlatıcının dediklerine güvenmez ve işte onun anlattıklarından belli kopukluklar, boşluklar,
tutarsızlıklar bulup esas olayı bulur falan değil mi?
Böyle bir şey vardır. Olağan Şüpheliler adlı filmi en azından duymuşsunuzdur.
Yani izlemediyseniz mutlaka izleyin diyorum.
Bu güvenilmez anlatıcı formülünü, klişesini olağanüstü bir biçimde kullanıp tersine çeviren bir filmdi mesela.
Aslında Olağan Şüpheliler de bir formül filmi.
Onlara formüller var.
Ancak ne yapıyor?
Bu formülü tersine çeviriyor.
Günümüzde de geçmişte de çok sayıda film bilinen formülleri tersine çevirerek, esneterek, uzatarak, kısaltarak falan bu formül sinemasını gerçekten çok yaratıcı bir
biçimde kullanmıştır ve ortaya sanat eseri seviyesinde filmler çıkarmıştır.
Bunu şu sebeple söyledim yani sinemada formül demek her zaman sıkıcı, aynı şeyin tekrar yapıldığı ve bize hayli tanıdık gelen filmlerin karşımıza geleceği anlamına gelmez.
Formül meselesine yani o kadar da antipatik bakmamanızı öneriyorum size.
Ondan dolayı formül aslında bir anlamda bir şeyleri hem katlanılır hem...
Yani aşinalık yaratan ve aynı zamanda farklı ve çarpıcı şeyler ortaya çıkarma konusunda da sinemacılara olanak veren bir yapı olarak görülmesi
gerektiğini düşünüyorum şahsen ben.
Ondan dolayı hani formül aslında iyidir arkadaşlar.
Bakınız bir tane daha örnek vereyim.
Bakın onu es geçtim yani aklımdaydı ama artık çok klişe yani çok fazla formül diye söylemeyecektim ama.
Romantik komedi. Bakınız sinema tarihinin sınırları en belirgin, en katı ve neredeyse 1930'lu yıllardan bugüne kadar aynı şekilde kullanıp da
sevilen formül sinemalarından, türlerinden, alt türlerinden bir tanesidir romantik komedi.
Çok hoş, çok tatlış, çok güzel bir kadın bir erkek karşı karşıya gelir, birbirlerinden hoşlanırlar ve bir ilişki başlayacak gibi olur.
Ancak bir şekilde bir sebeple bu iki karakter ayrı düşer, film boyunca onları ayrı düşüren sebebi aşmaya çalışırlar ve sonunda o engeli
aşıp bir araya gelirler.
İşte formül bu. Yani çok uzun süredir yani neredeyse 90 senedir 1930'larda falan başladığı kabul edilir yaklaşık olarak romantik komedinin.
O zamanlar screwball komedi falan deniyordu.
Bir Gece Doğuldu filmiyle başladığı iddia edilir.
Ama diyorum yani neredeyse 90 yıldır değişmeyen formül.
Aynen uygulanıyor ve seviyor muyuz?
Evet seviyoruz da hala romantik komedi filmleri karşımıza geliyor.
Ancak bu formülü esneten, terse döndüren filmler de var.
Hangisi? Mesela Woody Allen'ın Annie Hall filmi.
O da neredeyse bir romantik komedi gibi işler finaline kadar.
Ama tabii Woody Allen'ın sinemaya kattığı o entelektüel damar, o inceleyici, hani biraz soğuk mizah diyebileceğimiz, biraz düşünsel, felsefi mizah diyebileceğimiz tabii bir artısı da var filmin.
Ama ne diyeceğimiz bir romantik komedi filmi gibi işler Annie Hall filmi.
Ancak sonunda karakterler bir araya gelemez.
Ayrılırlar. Ancak ayrılmaları da bizde bir hüzün yaratmaz.
Yani kısmen hüzün yaratır, kısmen de hem psikolojik olarak hem sosyolojik olarak hem kadın erkek ilişkileri açısından incelenecek nefis bir örnek sunmuş olur bize bu diye alın.
İşte bakınız türe esnetme var burada.
Hem klişe var hem formül var ama o formülü başka bir amaç için kullanıp ortaya geleneksel olandan daha da güzel bir şey çıkarma var.
Başka çok sayılı örnek verebilirim arkadaşlar ancak uzatmayayım yine çok uzattım aslında kusura bakmayın.
Ama özetle şöyle bir finale varayım yani formülün yani bizim sinematriz programlarının formülü gereği şöyle son bir noktaya bir finale varayım.
Evet formül.
Belli kalıplar, belli beklentilerin paralelinde hareket ettiği için izleyicisine aşina bir yapı sunuyor olabilir.
Yani bir kötü tarafı olabilir.
Ve elbette kötüye kullanılması çok da mümkün bir şey zaten.
Ancak iyi kullanıldığı takdirde, yaratıcı kullanıldığı takdirde gayet de güzel, gayet keyifli olabilen bir...
Anlatı bileşenidir formül ve bu noktada en sonda son bir kötü adam öldü sanırız da bir daha canlanır ya böyle.
O da bir formül bileşenidir.
Vardır bu formülü kullanan filmler.
Burada küçücük bir dirilmeden daha bahsetmek istiyorum.
Sanat filmlerinin kabaca sanat sinemasının pek de formül sineması olmadığı iddia edilir ama inanın ki sanat sineması dediğimiz alan da kendi içerisinde.
hayli bilindik, hayli tanıdık formüllere sahip ancak sohbeti çok uzatmamak için bugün o konudan bahsetmedim.
Belki de ilerleyen Sinematris't programlarında ayrı bir program yapıp sanat sinemasının klişelerini formüllere de incelediğimiz başka bir sinemasal açılımlar bölümü yaparız diyorum
ve sıradaki bölüme, bir sonraki bölüme küçük bir tohum atıyorum.
Bakınız bu da bir formüldür. Dizilerin formülasyonunda da bir sonraki bölümü merak ettirecek böyle son bir hani küçücük bir tohum ekme vardır biliyorsunuz değil mi?
Mutlaka biliyorsunuzdur hatırlıyorsunuzdur bunu.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
