
Sinemasal Açılımlar 26: Geçmişiyle Hesaplaşan İnsan
1 Eylül 2023 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, "Geçmişiyle Hesaplaşan İnsan"ı incelemeye çalıştık. keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Geçmişiyle hesabını kapatamamış insan.
Biraz karmaşık mı duruyor ya da biraz abartılı mı duruyor?
Çok mu uzatmış oluyorum? Belki de kısa bir başlık atmam daha iyi olmuştur ama.
Neyse arkadaşlar çok ince bir karakter bu.
Birçoğumuzun belki sinema adına söylüyorum tabii ki günlük hayat için konuşmuyorum ama belki günlük hayatta bile öyledir.
Farkında bile olmadığımız bir karakter olabilir ki buna benzer.
İki tane daha program yaptım.
Yine de... Bu insan başka bir insan.
Bu insan farklı bir karakter.
Sinema tarihinde de bu karakterle gerçekten sinemacılar yakından ilgilenmiş.
Tam olarak bugün size tanıtmak ve incelemek istediğim karakter üzerine birçok film yapılmış.
Hatta bu karakteri bir nevi takıntı haline getirmiş yönetmenler bile var.
Kim bu karakter? Dediğim gibi geçmişiyle hesabını kapatamamış insan.
Şimdi nasıl bir insan bu biliyor musunuz?
İlginç bir insan. Ha önce geçtiğimiz aylarda yaptığım iki ayrı programı da hatırlatacağım.
Onlardan çıkan bir karakter bu aynı zamanda.
Şöyle ki birincisi intikam diye ben bir program yapmıştım.
İntikamın ne olduğunu biliyorsunuz.
Biri size çok kötü bir şey yaptı.
Size acı çektirdi. Siz de gidiyorsunuz.
Size bunu yapana bunu ödetmek istiyorsunuz.
İntikam almak isteyen karakter gayet bilinen bir karakterdir.
Orada uzun uzun bunu anlatmıştım.
Şimdi tekrar girmeyeyim. Birincisi bu.
İkincisi arınma yaşayan karakter diye bir program yapmıştım ben.
Orada demiştim ki bir karakter geçmişte bir hata yapıyor.
Onun sorumluluğu hala üzerinde hissediyor ve kendisini o günahtan o hatadan arındırmak istiyor.
Yani kendisini huzursuz hissediyor ve arınması lazım.
Çektiği vicdan azabından.
İşte geçmişiyle hesabını kapatamamış karakter biraz daha farklı bir karakter.
Nasıl biliyor musunuz? Şöyle ki elbette hepimiz hayatımızda Sonlanamamış öyküler yaşıyoruz.
Yaşadığımız bazı öyküler yarın kalıyor.
Birçok örnek verebiliriz buna.
Filmlerden bahsedeceği o öykülere biraz daha gireceğim.
Yani yarın kalmışlıklar.
Biz ne yapıyoruz o durumda?
Elimizde olmadan ister istemez o hesabı kapatamıyor olsak da üzerini kapatıyoruz.
Yani çözemiyoruz, sonlandıramıyoruz, tamamlayamıyoruz.
Üzerini kapatıyoruz ve hayatımıza devam ediyoruz.
İster istemez. Elimizde değil çünkü bu.
Aradan uzun yıllar geçiyor.
5 sene, 10 sene, 20 sene, 30 sene, 50 sene geçiyor.
Ne oluyor biliyor musunuz?
O hesap tekrar şu noktaya dikkat.
Bizim iradeniz dışında.
Bakın biz kapatmışız aslında onu.
Artık hani o hesabı, o meseleyi tekrar açmak ya da devam ettirmek, yaşatmak falan istemiyoruz.
Bakın intikam öyküsü gibi değil.
Arınma yaşayan karakter gibi değil.
Bakın onlardan farkı bu zaten.
Onlarda karakter kendisi o hesabı tekrar açıyor.
Ya başkasını ödetiyor ya da kendisi borcunu ödüyor.
Buradaysa o tamamlanamamış hesap elimizde olmayan bir sebepten dolayı açılıyor.
Bu açılma sebebi de genellikle ne oluyor biliyor musunuz?
O bizim üzerini kapattığımız olaya benzer bir olay karşımıza geliyor.
Bir şeyler bizi bir olayın içerisine çekiyor ve o olay çok uzun yıllar önce bizim üzerini kapattığımız olaya benzerlikler teşkil ediyor ya da Üzerini
kapattığımız olaya benzer bir yere çekiyor bizi, duyguya çekiyor, ortama çekiyor, hatta belki kişilere çekiyor.
Yani o üzerini kapattığımız olayın ortağı olan birileriyle tekrar karşı karşıya gelmek zorunda kalıyoruz başka bir sebeple.
Ve dediğim gibi bizim irademiz dışında bir sebeple.
Ve işte bizim o üzerini kapattığımız hesap tekrar açılıyor.
Ve ne oluyor? Hani biz üzerini kapatmıştık onun.
Hayır işte nasıl kendi irademiz dışında kapatmıştık ya üstünü hani bizim elimizde olmamıştı ya işte o hesap tekrar açılıyor ve biz aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen o hesabı
tekrar görmeye kapatmaya hani üzerine kapatmaya değil o hesabın gerektiği şekilde kapatmaya ya da o hesaplaşmayı tekrar yaşamak zorunda kalıyoruz hatta belki de bunu istiyoruz.
İşte geçmişle hesabını kapatamamış karakter tam olarak bu.
Kim peki sinema tarihinde bu tip öykülere baya bir meyili olan hatta neredeyse saplantı haline getirmiş yönetmen?
İki tane size örnek vereceğim.
Bir tanesi İspanyol sinemasının gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerinden biri olan ve bizim ülkemizde de hatırı sayılır miktarda hayranı olan Pedro Almodovar.
Pedro Almodovar çok özel bir isim, çok özel bir sinemacı.
Muhteşem dramlar çekiyor, muhteşem aşk öyküleri, ayrılma öyküleri, aldatma öyküleri, dönüşüm öyküleri çekiyor.
Ve Pedro Almodovar'ın da birçok önemli filminde karşımıza tam olarak geçmişle hesabını kapatamamış karakterle karşı karşıya geliyoruz.
Mesela bana göre Pedro Almodovar'ın en iyi filmi Konuş Onunla.
O filmde gerçekten iki tane harika karakter var.
Bir tanesi Marco, bir tanesi Benigno.
Bu iki karakterde bir şekilde geçmişlerinde kapatıp hiç de açmak istemedikleri bazı hesapları, bazı meseleleri bitkisel hayata girmiş olan Lydia diye bir karakter
sebebiyle tekrar açmak zorunda kalıyorlar.
İnanılmaz bir film. Film çok derin, çok uzun uzun anlatmayayım.
Konuş onunla. Muhteşem bir geçmişle hesabını kapatamamış karakter filmi.
Diğer yönetmen kim?
Çok iyi bildiğiniz ve gayet de yani düşünüyorum ki çok sevdiğiniz bir yönetmen.
Yavuz Turgul sinemamızın en büyük isimlerinden bir tanesi.
Çok değerli bir senarist, çok değerli bir yönetmen gerçekten.
Birçok filminde işte kasabasına veya eski hayatına veya işte hani bir yerlere geri dönen bir karakter vardır.
Ve o karakter tamamen kapatmış olduğu hesapları...
Tekrar açmak zorunda kalır.
Filmi böyle. Mesela Gönül Yarası.
Gönül Yarası filmi gerçekten bu bahsettiğim geçmişiyle hesabını kapatamamış karakter öykülerine verebileceğim en güzel örneklerden bir tanesi.
Yavuz Turgun'un hemen hemen bütün filmlerinde olduğu gibi.
Bu filmde de başrolde Şener Şen var.
Ve ilkokul öğretmenin Nazım karakteri emekli olup kendi şehrine yani İstanbul'a, Güneydoğu'da görev yapmaktadır.
İstanbul'a geri döner.
Uzun yıllar önce eşinden boşanmıştır.
İki tane çocuğu, bir kız bir erkek çocuğu ve tabii eşiyle birlikte zamanında onu terk etmişlerdir.
Çocuklarıyla arasında elbette bir ilişki vardır ama bu ilişki biraz soğuktur.
Nazım karakteri hani artık ben emekli oldum, ülkeme, insanıma hizmet ettim, kendi şehrime geri döneceğim ve hayatıma devam edeceğim diye hani gayet de böyle emekli bir memur, emekli bir öğretmen
kafasıyla şehrine geri döner.
Dönerken aklında...
Ne eski defterler açılacak da biz bu hesapları kapatmaya çalışacağız falan gibi düşünceler içerisinde değildir hiç.
Ancak elbette mutlaka öyle bir şey olacaktır.
Ana öyküde başka şeyler yaşayacak olsa da Şener Şen ne demiştim az önce?
Aslında o karakter eski hesapları açmak istemez ama o eski hesapları açmasına sebep olan bazı şeyler yaşar demiştim.
İşte öğretmen Nazım da tam olarak böyle şeyler yaşıyor Gönül Yarası filminde.
Yavuz Turgul'un zaten birçok filminde buna benzer durumlar var.
Mesela bir başkası eşkıya, bir başkası kabadayı.
Kabadayı filminin yönetmeni Yavuz Turgul değil ama senaristi Yavuz Turgul olduğu için orada da emekli olmuş bir kabadayı var.
Onu yine Şener Şen canlandırıyor.
Bakınız gönül yarasıyla hatta eşkıya ile ne kadar benzer.
Eşkıya'da da emekli olmuş tırnak içinde bir eşkıya var.
Yani bir şekilde eşkıyalığı bırakıp tekrar...
Eski defterleri açmak zorunda kalan bir karakter.
Diyorum Kabadayı filminde de aynı şey var.
Onun dışında Av Mevsimi ve Yol Ayrımları filmleri var mesela yakın zamandan Yavuz Turgul'un.
Onda da tam olarak bu karakter olmasa da yine de geçmişiyle hesabını tekrar açmak ve hesaplaşmak zorunda kalan karakterlerle karşı karşıya geliyoruz ki diyebilirim ki evet işte Yavuz Turgul
neredeyse bu karaktere saplantılı bir karakter.
Şimdi bugün için vereceğim...
En güzel örneklerden bir tanesi.
Bence hatta hani bu filmler içerisinde bu karaktere, bu tip öykülere en uygun düşen film Dolores Claiborne filmi.
1995 yapımı.
İnanılmaz bir aile dramı.
Muhteşem bir geçmişle hesaplaşma öyküsü.
Ve yine bir parantez açayım.
Hani kısmen yönetmen de diyebilirim ama biz tabii ki onu daha çok romancılığıyla, yazarlığıyla tanıyoruz.
Stephen King. Stephen King korku edebiyatının tabii en tanınan, en bilinen yazarlarından bir tanesidir.
Sinemayla da zaten çok işle dışı bir yazardır.
Yanlış hatırlamıyorsam 40 civarında romanı sinemaya uyarlandı.
Ben en son 33 falan saymıştım.
Bir ara ben Stephen King üzerine bir incelemeler yazmıştım.
Stephen King üzerine ayrıca çalışmışlığım olduğu için biraz daha yakından tanıdığım bir yazardır Stephen King.
Neredeyse, hepsi demeyeyim ama...
Çok büyük bir çoğunluğunda ailesinden şiddet görmüş ya da mutsuz bir ailede büyümek zorunda kalmış bir çocuk vardır.
Geçmişiyle hesabını kapatamamış bir karakter vardır.
Bu durum onun psikolojisini ve hani sosyal ilişkilerine zarar vermiştir.
Bir kısmı bu karakterlerin zaten ya alkoliktir vesaire vesaire.
Stephen King de bugün konusuna edindiğim o karaktere neredeyse saplantılı bir yazar.
Ki zaten kendisi de öyle.
Geçmişinde işte ailesi boşanmış.
Hani anlayabiliyoruz. Bütün sanatçılar, yazarlar, sinemacılar kendi geçmişinden de bir şeyler taşırlar eserlerinde.
İşte Dolores Claiborne ile Stephen King'in hem romanına hem de senaryosuna da katkı sunduğu yazar.
Dolores Claiborne inanılmaz bir film bence diyorum.
Tekrar hatırlatıyorum. Çok iyi bir film.
İzlemediyseniz izlemenizi öneririm.
Burada da parçalanmış bir aile var.
Ailesini terk etmiş bir kız çocuğu var.
Tabii filmde artık yetişkin bir karakter, genç bir kadın diyebiliriz.
Bir sebeple bu genç kadın çok uzun yıllar önce terk ettiği, artık pek de görüşmediği annesinin yanına dönüyor.
Selena diye bir karakter Jennifer Jason Leigh'in canlandırdığı.
Anneyi de Katie Bates canlandırıyor.
Bir başka Stephen King öyküsü ve uyarlaması olan Misery'de en iyi kadın oyuncu Oscar'ını almıştır.
Bakın hatırlatayım. Ve bu da Stephen King öyküsü.
Hani ben biraz dediğim gibi Stephen King üzerine ayrıca çalışmış, dirsek çürütmüş bir sinema yazarı olduğum için hep de demişimdir ki Kathy Bates iki tane Stephen King uyarlamasında oynadı ve bence yanlış olanında en
iyi kadın oyuncu Oscar'ını aldı.
Keşke Dolores Claiborne filmindeki performansıyla almış olsaydı demişimdir hep.
Yani bu benim içimde bir yaradır.
Ve işte Selena annesinin yanına geri dönüyor ve eski hesaplar açılıyor.
Ve o açılan hesaplar o kadar derin, o kadar çarpıcı ki gerçekten çok iyi bir film ve tam da bugün işlemeye çalıştığım karakterin öyküsüne uygun bir öykü.
Başka bir filmden bahsedeceğim.
Bayağı daha yakın tarihli bir film ve çok iyi bir film.
Bizde galiba gösterime girmediği dijital platformlarda herhalde gösterim almıştır diye tahmin ediyorum.
The Dry diye. Yani İngilizce bildiğiniz kuru.
Dry filmin adı.
Robert Connolly diye bir yönetmenin yönettiği Avustralya yapımı bir film.
Eric Bana bir kesimin sevdiği bir oyuncudur.
Hollywood'da çok çarpıcı filmlerde oynamıştır.
Bir zamanlar The Hulk karakterini canlandırmıştır falan.
Çok iyi bir oyuncudur zaten. Avustralya asıllı bir oyuncu.
Çeşitli travmalarla...
Üzerini kapattığı hesaplar sebebiyle kasabasından büyükşehire göçmüş artık hayatını devam ettirmiş bir karakter.
Artık o eski hesapların üzeri kapanmış.
Bir şekilde kasabasına geri dönmek zorunda kalıyor ve evet eski hesaplar açılıyor.
Ve ilginç bir not birkaç yıl önce hatırlayan arkadaşlar olacaktır.
Avustralya'da devasa yangınlar çıkmış.
Hatırlıyor musunuz arkadaşlar? İşte bu film o yangınların çıkmasından hemen öncesinde süre giden bir hikayeyi anlatıyor.
Çok ilginç ve bu filmde de bir yangın çıkıyor.
Neredeyse bütün Avustralya bir kıta yanmıştı.
Ve bütün işte güvenlik güçleri, itfaiye güçleri falan herkes yetersiz olmuştu.
O korkunç afeti de, o dönemi de hatırlatan bir film.
Çok iyi bir film arkadaşlar. İzlemenizi öneririm eğer izlemediyseniz.
Ve tam olarak da geçmişiyle hesaplaşma yaşayan karakter filmlerine örnek olacak bir film.
Şöyle bir örnek vereceğim.
İlginç biçimde Marvel dünyası, hani herkesin böyle çok da...
Hani ucuz filmler işte ergen eğlencesi çok da dikkate alınmayacak çok da önemli olmayan filmler diye andığı Marvel aleminin ilginç biçimde ısrarla kullandığı bir karakter.
Geçmişle hesaplaşma yaşayan karakter.
Marvel evreninde diyelim tamamen bunun üzerine bir film de var.
Başka filmlerde küçük küçük yan öyküler veya alt metinler de var bu karakter üzerine.
Hemen örneğini vereyim.
Marvel evreninin en sevilen ve hiç de aslında insanüstü olmayan karakteri Natasha Romanoff karakteri, Karadol karakterinin kendi solo filmi diyebiliriz ki neredeyse tam olarak
geçmişiyle hesaplaşma yaşayan karakter üzerine.
Natasha Romanoff kimdi?
Bir Rus ajanıydı ve bir Rus ajanı yapılabilmek için ailesinden koparılmış, sahte bir aile ortamı tasarlanmış.
Ve oradan alınarak da bir ajan olarak yetiştirilmiş.
Yani neredeyse aslında bütün geçmişi, bütün ailesi tamamen Rus istihbarat örgütünün imal ettiği yalan bir aileydi.
Bakar mısınız aslında ne kadar derin bir dram.
Diyorum işte hani Marvel evreni ama çok da önemli değil.
Bunlar da film mi? Bunlar film falan değil diyenlere.
Hani ben zaten o fikre katılmıyorum.
Öyle düşünenlere de saygı duyuyorum.
Yani Marvel filmlerini beğenmeyebilir tabii birçok insan sevmeyebilir.
Okey ona bir şey demiyoruz ama bence Black Widow'un filmi gerçekten gayet de duyguluydu.
Gayet de insanın içine dokunan bir hikayeydi.
İşte orada Natasha Romanoff'un karşısına tabii ki bir aksiyon filmi bu aynı zamanda.
Bir aksiyon mücadelesi hani vermek zorunda kaldığı bir öykü ve karakter geliyordu.
Ama Natasha Romanoff bu sorunu çözerken eski hesapları açmak.
Kız kardeşiyle eski, Natasha bunu duysa çok kızardı bana muhtemelen ama sahte kardeşi, sahte annesi ve sahte babasıyla tekrar karşı karşıya gelip o sahte ailesini
bir nevi tekrar hesaplaşmaya çağırmak zorunda kalıyordu.
Filmle ilgili spoiler vermeyeceğim.
Belki izlememiş dinleyici arkadaşlarımız vardır ama bence çok duygulu bir filmdi Black Widow gerçekten.
İyi de bir filmdi yani. Hani süper kahraman filmi gibi de değildi zaten.
Gayet insani bir filmdi bence.
Marvel aleminden iki tane daha örnek vereceğim.
Bir tanesi Shang-Chi 10 Halka Efsanesi.
Marvel dünyasının biraz daha az bilinen filmlerinden biridir falan ama notları çok yüksek.
Yani IMDB notu, Critical Note'u, Letterboxd notu falan gayet yüksek.
Burada da kısa keseyim gerçekten kendi babasıyla ayrı düşüp tekrar eski hesapları açmak zorunda kalan bir tırnak içinde süper kahramanın öyküsü anlatılıyor.
Gayet de duygulu bir film. Bir tane daha örnek vereceğim.
Avengers'ın son bölümü olan Endgame filminde Tony Stark'la Kaptan Amerika ikisi birlikte bir yere gidip o taşları falan alacaklardı ve bir şeyler yolunda gitmiyordu ve ne yapıyorlardı?
Bir askeri birliğine gidip orada bir şeyler yapmak zorunda kalıyorlardı.
Ve Tony Stark orada ne yapıyordu?
Howard Stark'la yani babasıyla karşılaşıyordu.
Tony Stark'ın en büyük iç çekişmelerinden, dramlarından bir tanesi neydi?
Tony Stark olağanüstü bir deha, bir mühendislik dehası, bir teknoloji dehası ve onun bu dehası çok hayran olduğu babasından yani hem tırnak içinde genlerinden geliyor diyelim.
Hoş hani zeka genle aktarılıyor mu aktarılmıyor mu o ayrı bir konu ama hani o dehası en babasından geliyordu.
Hem de babasından bir teknoloji imparatorluğu şirket buluşlar falan filan kalmıştı.
Tony Stark yani bir anlamda babasına çok hayrandı, onu çok seviyordu.
Ama hiçbir zaman babasıyla...
Duygusal yakınlığa da girememişti.
Onun ne kadar sevdiğini, ona ne kadar hayran olduğunu vesaire hiçbir zaman ona söyleyememişti.
Babası genç vefat etmişti zaten.
Ve ondan dolayı içinde bir eziklik vardı Tony Stark'ın.
İşte Endgame filminde babasıyla tekrar karşı karşıya geliyordu.
Hani orada işte bir mühendis gibi ten atıyordu.
Biraz sohbet ediyorlardı falan.
Annesi o sırada kendisine hamileydi.
Babasından bunu öğreniyordu.
Ya çok güzel o sekans.
Hatırlıyor musunuz? İzleyenler hatırlıyordur eminim.
Çok duyguluydu. Babasıyla bir anlamda Şile hesabını kapatamamış karakter diyorum ya.
Bakın duygusal bir hesaplaşma.
Babasıyla orada tekrar dost gibi sohbet ediyordu.
Böyle yani çok güzel duygulu böyle birkaç dakika yaşıyordu.
Ve en sonunda ona sarılıp teşekkür ediyordu.
Bakın o sahne çok duyguluydu gerçekten.
Hani Howard şaşırıyordu. Hani bu adam niye sarılıyor bana niye teşekkür ediyor falan.
O da diyordu ki işte hani thanks for your country falan diyordu.
Yani işte ülkene hizmetlerinden dolayı sana teşekkür ederiz falan diyordu da.
Hayır. Tony Stark'ın oradaki teşekkürü kendisine bıraktığı o olağanüstü deha, o imparatorluk, hem ülkesine hizmet etme duygusallığı ve hani olağanüstü o harika
bir baba oluşu yani. Tony babasına orada gerçekten teşekkür ediyordu.
Çok güzel değil mi? Çok duygulu bence.
Çok harika bir örnek gerçekten.
Bahsettiğim örneği işte Tony Stark da tıpkı Natasha Romanoff gibi geçmişiyle hesaplaşmasını kapatamamış bir karakterdi.
İşte orada kapatmıştı Tony Stark.
Şimdi sinema tarihinin, yazarların, sinemacıların ilgilendiği tiplemeler üzerine birçok program yaptım ben.
Ve o sinemacıların da bu karakter üzerine, bu öykü üzerine fikirlerini de özetlemeye çalışmıştım farkındaysanız.
Şimdi onu yapacağım ama bir de hani sevdiğim bir şey bu.
Zıttından örnek vereceğim bir de.
Hani öyle düşünmeyen yönetmenler de var diye de örnek veriyordum.
Hep bugün de onu yapacağım ama şimdi ben şu ana kadar verdiğim örnekleri bir özetlemeye çalışayım.
Yani sinemacılar, yazarlar, senaristler...
geçmişiyle hesabını kapatamamış karakter üzerine ne düşünüyorlar?
Şunu düşünüyorlar arkadaşlar.
Diyorlar ki aslında insanlar hiçbir hesabı bilerek üzerine kapatmazlar.
Bakın bu verdiğim örneklerin hemen hemen hepsinde karakterler geçmiş hesabın tekrar açılması durumu istemeden oluyor ama bütün karakterler de o hesabı kapatmak için bahane
arıyorlar gibi bir durum var. Bakın bu çok ilginç, çok güzel bir tespit bence bu.
Yani sinemacılar harika bir tespitte bulunuyorlar.
Hiç kimse hesapları isteyerek yarım bırakmaz.
Mutlaka kapatmak ister.
Aradan 20 sene, 30 sene geçecek bile olsa insanlar o hesapları kapatma fırsatını kaçırmazlar.
İsterlerse hani geri dönemeyecek olsunlar fark etmez.
Tony Stark tekrar babasıyla birlikte yaşayabilecek mi?
Hayır. Ama bakın yine de ona duygularını...
Açık etmek istiyor. Çok güzel.
Dolores Claiborne'de çok travmatik olaylar vardı.
Artık o olaylar geri döndürülemez olaylardı.
Ama yine de karakter annesiyle bir hesaplaşma yaşıyor.
Gönül Yarası filminde öğretmen Nazım artık kaybettiği yılları geri getirebilir mi?
Hayır getiremez. Ondan üzerine kapatmış da aslında unutmayı seçmişti.
Ama tekrar karşısına çıktığında çocuklarıyla en azından kızıyla filmde öyleydi yani.
En azından kısıyla hesaplaşma yaşama fırsatını kaçırmıyor.
Çok güzel gerçekten.
Şimdi işte bu tespitin zıttı bir örnek vereceğim size.
Tabii hani bu filmde ona göre bir öykü var.
Yani diğerleri gibi bir öykü yok ama hangi film?
Muhteşem bir film, nefis bir film.
2017 yapımı Wind River diye bir film.
Wind River hani yer nehri gibi bir çevirisi oluyor ama bizdeki daha çok kardaki izler.
adıyla bilinen bir film. Nefis Mir, modern zaman westerni gibi bir polisiye öyküsü.
Çok iyi bir film. Amerika'nın çok böyle taşralarında geçen bir öykü.
Doğal Hayatı Koruma Derneği falan gibi bir kurumda çalışan bir avcı var burada.
Baya böyle hani hayvanları avlayan bir karakter.
İşte orası çok taşra ya böyle.
Tarım yapan insanların hayvanlarını falan böyle dağ aslanları, kurtlar, çakallar falan musallat olduğunda bu gidip avcılık yapıp hani o çevredeki arazileri falan koruyan bir karakter.
Jeremy Renner'ın canlandırdığı Corey diye bir karakter eşiyle ve iki çocuğuyla bir erkek çocuk ve daha büyük yaşlı bir kız çocuğuyla birlikte yaşayan bir karakter bu ve kızı öldürülüyor.
Bu tabii ki karakter için ve o aile için çok ağır bir travma oluyor.
Hatta karısı bu travmaya dayanamayıp kocasını suçlayıp yani sen bizim hani bu evi...
Hani bu yuvayı ve kızımızı koruyamadın diye kocasını suçlayıp kocasını terk ediyor.
Ayrılıyorlar, boşanıyorlar. Onların böyle bir travması var ve bunun üzeri evet konumuzdaki gibi kapatılmış.
Hani aslında tam da kapatılamamış ama hani yarım kalmış bir öykü bu diyelim ki.
En azından erkek karakter Corey için.
Ve aradan zaman geçiyor ne oluyor biliyor musunuz?
Bu kasabada bir kız çocuğu daha öldürülüyor.
Ve bu kız çocuğunun katilini işte bu Corey karakteri bulmak durumunda kalıyor.
Bakın yine durumunda kalıyor diyorum.
Elinde değil istemeden böyle bir durumla karşı karşıya geliyor.
İşte size nefis bir denge.
Kendi kızını öldüren katili bulamamış bir karakter.
Öldürülen başka bir kızın ki bir parantez açayım.
Kendi kızının da çok yakın bir arkadaşı bu zaten.
Yani o kızı da tanıyor. Ve çok da yakın da bir dostunun kızı bu.
İşte bu karakter bu kızın katilini bulmaya çalışıyor.
Şimdi ne deriz biz?
Hani şu ana kadar anlattığım filmlerde.
Bir olay oluyordu. Bu karakterler o hesabı kapatırken geçmişte yarım kalmış hesabı da kapatmaya çalışıyorlardı değil mi?
Hani şu ana kadar anlattığım öyküler böyleydi.
İşte bu kez öyle olmuyor.
Corey ne diyor biliyor musunuz? Geçmişteki hesaplar kapatılanmaz diyor.
Bakın diğer filmlerin mesajlarına ters bir mesaj veriyor Corey karakteri.
Ben bu kızın katilini bulurum tamam ama diyor.
Bu benim acımı hafifletmeyecek.
Ben bunu peşinen kabulleniyorum diyor.
Tam olarak zıt bir mesaj arkadaşlar.
Bunu daha uzun uzun incelemeye çalışmayayım artık.
Bakın bu çelişkiyi, bu zıtlığı incelemek isterseniz, bu konu ilginizi çekiyorsa bu filmi izlemenizi öneririm.
Çünkü geçmişiyle hesabını kapatamamış karakter filmlerinin bir nevi antitezi gibi bu film.
Çok sıradışı bir film.
Bence çok ilginç bir film. Tekrar hatırlatayım.
2017 yapımı Wind River.
Bizdeki adıyla Kardaki İzler adlı film.
Evet yeterince özetleyebildim mi?
Güzel örnekler verebildim mi?
Bilmiyorum ama geçmişiyle hesabını kapatamamış karakter sinemacıların, yazarların gerçekten çok sevdiği bir karakter.
Gördüğünüz gibi bu karakter üzerine çok sayıda film yapılmış, harika filmler yapılmış ve bu karakter de hani belki de bizi ayna tutuyordur.
Bizim de geçmişimizde kapatamadığımız, bu nedenle de üzerini kapattığımız hani buna güzel bir deyim kullanılıyordu ya neydi?
Neydi? Pislikleri halının altına süpürme değil mi?
Halının altına tozları pislikleri süpürüyor derler değil mi Türkçe'de?
Öyle güzel bir deyim vardır bunun üzerine.
Evet güzelmiş. Neyse dediğim gibi çok güzel bir karakter bu.
Güzel filmler var bunun üzerine.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
