
Sinemasal Açılımlar 25: Sinemada Bilim Karşıtlığı
18 Ağustos 2023 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, Sinemasal Açılımlar Dosyamızın 25. bölümünde Sinemada Bİlim Karşıtlığı konusunu incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Haftalardır gündeme çok hapsolduk çünkü çok önemli filmler gösterime girmişti.
Yani üzerine bir şey söylemeden geçemeyeceğimiz filmlerdi hemen her biri.
Bundan dolayı sinemasal açılımlar dosyamızı biraz arka plana atmış gibi olduk.
Biraz sinema tarihi konuşalım, biraz sinema kuramı konuşalım.
Sinema üzerine biraz fikir muhakemesi yapalım istiyorum.
Ve bunu da bu hafta biraz daha böyle provokatif, biraz daha üzerine farklı okumalar yapılabilecek bir konu üzerine yapmak istiyorum.
Zaten başlıkta görmüşsünüzdür sinemada bilim karşıtlığı.
Şimdi biraz iddialı bir laf değil mi?
Evet doğru iddialı bir laf.
Diyorum belki de bazı okumalarıma bazı fikirlerime katılmayabilirsiniz.
Bu da mümkün ama bu da güzel bir şey.
Fikir yürütmek de güzel bir şey.
Farklı fikirlerde olmak da güzel bir şey.
Hani tabii kafamdan atıp böyle hani hiç temelsiz bir şekilde böyle bir iddiada bulunmuyorum.
Sinema tarihine hani az çok hakim olmuş biraz olsun çalışmış biri olarak gerçekten beni bu fikire iten çok fazla tür, alt tür, klişe ve hatta yönetmen de var diyebilirim.
Bilim kurgu çok önemli bir tür.
Sinema tarihinde bilim kurgunun çok büyük başyapıtları var.
Hatta sinema tarihinin en büyük filmleri arasında bile çok sayıda bilim kurgu filmine rastlıyoruz.
Bilim kurgu yönetmenleri gelecek üzerine, insanın nereye gittiği üzerine, dünyanın, felsefenin, sanatın, bilimin, teknolojinin nereye gittiği ya da nasıl bir yön alabileceği üzerine Çok
güçlü fikir muhakemeleri yapma, akıl yürütmelerde bulunma olanağı veren bir tür.
Şimdi buradan yola çıkarak bilim kurgu hangi alt türleri var?
Bilim kurgu neyle çok ilgilenmiş?
Bunu kısaca inceleyecek olursak çok net bazı klişeler karşımıza geliyor.
Bu klişelerin de ilk akla gelenlerinden bir tanesi yolunda gitmeyen bilimsel çalışma klişesi.
Bilim adamları bir laboratuvara girerler, bir deney yaparlar ve o deney...
Yolunda gitmez, beklenmedik bir şeyler olur.
İlla ve illa bilim adamları bir beceriksizliğe imza atarlar ve işler planlandığı gibi gitmez.
Bunun o kadar çok örneği var ki hani hangisinden anlatsak, hangisinden örnek versek bilemiyorum.
Ta 1930'lu yılların yani bilim kurgunun böyle ilk ilginç örneklerine bile gitsek bu klişeyi görüyoruz.
İnsanoğlu makine yapar, bilgisayar yapar.
O makineler, bilgisayarlar insanlara karşı ayaklanır.
İnsanoğlu uzaya gider, orada bir keşiflere imza atmaya çalışır, bir gezegen keşfetmeye çalışır.
Orada bir şeyler yolunda gitmez, insanlar ölür.
Ne olur bir genetik çalışma yapılır, o teknoloji kötüye kullanılır.
Kabinin içine girersiniz, öteki kabinden çıkmaya çalışırsınız, omzunuza bir sinek konar, o insan sineğe dönüşür.
Ne zaman insanoğlu bilimsel bir çalışmaya, bir keşfe imza atmaya çalışsa, işler yolunda gitmez.
Şimdi elbette şunu da diyebiliriz.
Beklenmedik bir şeyler olacak ki ortaya bir gerilim çıksın, bir macera çıksın değil mi?
Bunu bir dramatik gereklilik olarak ya da bir gerilim, aksiyon, macera, korku yaratma anahtarı olarak kullanmak isteyecektir sinemacılar.
Okey bunlara bir sıkıntı yok ama hayır sadece bundan dolayı ben sinemada bir bilim karşılıklarının var olduğunu iddia ediyor değilim.
İşin alt metin ve felsefi bakış ve iddia taraflarında da gerçekten sinemacıların büyük çoğunluğunda bilime karşı bir şüpheyle bakma durumu var.
Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi sinema tarihinde Ridley Scott'tır.
Ridley Scott sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden bir tanesi.
Her ne kadar Oscar almamış olsa da ve bu durum Oscar tarihinin en büyük kara lekelerinden biri olarak görülüyor olsa da Ridley Scott bizim gönlümüzün şampiyonu, gönlümüzün kazananı gerçekten.
Çok seviyoruz Ridley Scott'ı.
En önemli iki filmini düşünürsek bir tanesi Alien, bir tanesi de Blade Runner'dır.
Ve bir tanesi insanoğlunun uzaya açılma macerası içerisinden başına ne tür kötü şeyler gelebileceğinin bir resmidir.
Ki ayrıca Alien filminin içerisinde başka eleştirel bir sürü alt metin de var.
Teknolojinin insanın kötüye kullanılması, kapitalist sistemin insanı sömürmesi, büyük şirketler vs.
vs. İşin o tarafına girmiyorum.
Orası çok zengin zaten. İkincisi de Blade Runner filmidir.
Burada insanın bir anlamda bilim ve teknolojinin ona sunduğu olanaklar sayesinde bir çeşit tanrıya dönüşmesi, Kendi yarattığının kendisine karşı gelmesi, isyan etmesi,
bilimi bir nevi tanrılaşma malzemesi olarak kullanıp kendi sonunu hazırlaması ya da kendi düşmanını ya da kendi alternatifini üretmesi üzerinedir.
Şimdi bakın bunlar öyle hani bir sorun çıksın da maksat bir gerilim ortaya çıksın, bir macera ortaya çıksın gibilerinden basit yoldan çıkışlar değil.
Burada gerçekten çok ciddi alt metinler var.
Şimdi buradan yola çıkarak nasıl bir okuma yapmamız lazım?
Şimdi sizce şöyle mi okuyalım?
Bu filmler şunu mu demeye çalışıyor?
İnsan ne zaman bilimsel bir keşfe, bilimsel bir icada imza atmak istese bunu başaramaz, bunu beceremez.
O yüzden bu işe hiç girişmesin.
Bu mu? Bence değil.
Hani bu kadar basit, bu kadar kaba bir bilim ya da teknoloji karşılığında olduğunu düşünmüyorum ben mesela Ridley Scott'ın.
Ancak şu olabilir. Benim gördüğüm şu.
İnsanoğlu tamam bilim yapsın elbette.
Teknolojik buluşlara falan imza atsın.
Okey. Ancak insan ne zaman varoluşsal temel problemlerine bilimle çözüm bulmaya çalışırsa orada başarılı olamaz.
İnsanın evrendeki yerini, konumunu ve kendi varoluşunun cevabı bilimde ve teknolojide değildir.
Şimdi benim okumam böyle.
Yani bence Ridley Scott bunu iddia ediyor.
Şimdi sadece Ridley Scott'tan gidiyor olmayayım.
Stanley Kubrick'e bakalım mesela.
Stanley Kubrick de sinema tarihinin en büyük, en güçlü yönetmenlerinden bir tanesi elbette.
Stanley Kubrick'in de iki tane çok güçlü bilim kurgu filmi var.
Bir tanesi 2001 Uzay Macerası, bir tanesi de Otomatik Portakal filmleri.
Şimdi 2001 Uzay Macerası diyebiliriz ki Cyberpunk'ın, hemen bir parantaz açayım, Cyberpunk neydi?
Kısaca hatırlatmaya çalışayım size.
Makineleşmenin ve bilgisayarlaşmanın, insanın pek de hayrına olmayacak bir teknolojik gelişim alanı olduğunu iddia eden, Bilimkurgu alt türü.
Genellikle bu bilimkurgu alt türü geleceğe baya karamsar bir bakış atar ve bugünün teknolojisi ve bilimsel gelişmesine bakarsak insanoğlunun geleceğinin baya baya karanlık olduğunu iddia eder.
Bu alt tür yani. Parantezi kapatayım.
İşte bu alt türün en erken ve en güçlü örneklerinden bir tanesi 2000'li uzay macerasıdır.
Orada insanoğlu farklı gezegenlere gider artık.
Yani o teknolojiye ulaşmıştır.
Ve oraya gidilen uzay gemisini yöneten ana bilgisayar.
HAL 9000 adlı bir bilgisayar.
Bir sorun çıkmıştır ve o uzay gemisinde bulanan astronotlar o bilgisayara derler ki hani sen bir hata mı yaptın?
Bir sorun mu var orada? Bilgisayar da der ki ben asla hata yapmam.
Ortada bir hata varsa o insanın hatasıdır.
Ve filme göre yani insan ne zaman makineye güvense, bilgisayara güvense insan çok da güvenilir bir keşfe, icada imza atmamıştır.
Ve aynı zamanda insan kendi yarattığına güvenerek evrene açılacak olsa pek de doğru bir strateji gütmemiş olacak.
Filmde iddia edilen o ortada bir hata varsa o insanın hatasıdır iddiası belki de doğru oluyor.
Bakın aynı güvensizlik, aynı şüpheli bakış Stanley Kubrick'te de var.
Stanley Kubrick'in diğer bilim kurgusu olarak bahsettiğim filmde Otomatik Portakal'daysa bir sosyopatın, bir psikopatın ilginç ve kısmen bilim kurgusal denebilecek bir yöntemle topluma
kazandırılma sürecinden bahseder ancak orada yine başarısız olunur.
Bakın orada da Sosyoloji ile ilgileniyoruz, psikoloji ile ilgileniyoruz, suç ya da topluma uyum dediğimiz gayet varolusal ve önemli bir meseleye insan o bu filmde bilimle çözüm bulmaya çalışıyor
yine olmuyor. Kübrik burada hani bu bahsettiğim şeyi iddia etmiş olmuyor mu?
Evet onu iddia etmiş oluyor.
Şimdi bakınız yine alt metin hemen hemen aynı.
Temel varolusal problemlerine insan ne zaman bilim ve teknoloji ile çare bulmaya çalışırsa bu yanlış bir stratejidir, yanlış bir yoldur.
Şimdi başka örnekler de verebilirim ama bu örnekler yeterli herhalde.
Yani sinema tarihinin en büyük başyapıtlarından birkaç tane örnek verdim.
Bunun dışında Steven Spielberg'in de bazı filmlerinde bu var.
Matrix'i düşünün, Terminator'ı düşünün, James Cameron ya da Wachowski kardeşlerin filmlerinde bunlar var.
Var da var yani başka bir sürü örnek verebiliriz.
Şimdi sohbete şöyle devam ettirmek istiyorum.
Peki neden? Niye hani sinemanın bu büyük ustaları sürekli şüpheyle bakıyorlar bilime ya da teknolojiye?
Şimdi buradan benim okumam şöyle.
Aslında bu insanlar elbette yani olağanüstü dehal seviyesinde insanlar bunlar.
Mevcut dünyadaki bilimsel gelişmeleri ve teknolojik eğilimleri aslında bu insanlar sıkıntılı görüyorlar.
Yani bilimi yanlış ya da sıkıntılı bir bilgi türü, bir çalışma alanı olarak görmüyorlar.
Hani şu anki bilimsel gelişmelere bakarsak ve bilimin içerisinden çıkan işin pratik...
Teknolojiye bakarsak bu insanlar diyorlar ki ya arkadaşlar siz bilimi ve teknolojiyi aslında hiç de akılcı ve insanın hayrına olacak şekilde kullanmıyorsunuz.
Gibi bir alt metinde ve fikirde olduklarını düşünüyorum ben.
Peki bu doğru mu sizce?
Bu fikre katılıyor musunuz? Şimdi Stanley Kubrick gibi işte Ridley Scott gibi babaların, filozofların, sanatçıların fikirlerine katılmamak biraz şey ister.
Yani cüret ister diyelim.
Ama burada da ben şöyle bir sıkıntı olduğunu görüyorum.
Yani özetle hani başlıkta demiştim ya sinemada bilim karşıtlığı.
Aslında ben hani bu insanların hani kör gözüme bir bilim karşılıklığında olduklarını düşünmüyorum.
Bunu hani peşinen söylemiş olayım.
Ama bu insanların gayet de haklı olabilecekleri bu günümüzdeki bilim ve teknolojinin eğiliminin insanın hayrına olamayacağı iddiası ister istemez
bilimsel ve teknolojik gelişmelere de şüpheli baktıklarının da ne yazık ki göz önüne seriyor.
Neden? E tamam kullanmayalım.
Yani şöyle. Tamam diyelim ki bilim dünyası hani bir fantezi kuruyorum şu an.
Tamam bilim dünyası kalktı Stanley Kubrick'le rahmetliyle ve şu an hala yaşayan çok şükür Ridley Scott'a karşı karşıya geldi.
Dedi ki tamam arkadaşlar siz hani bu alt metinde filmler yapıyorsunuz.
Peki bize ne öneriyorsunuz?
Dedi diyelim ki bilim insanları.
Onlar şunu mu diyecek?
İnsanın temel varoluşsal meseleleriyle ilgilenmeyin uğraşmayın.
Bu alanlarda takılın ama bu alanlara pek bulaşmayın.
Ne derlerdi acaba?
Bunu mu söylerlerdi? İşte sorun burada.
Bundan sonrasının ben bir nevi bilim karşılığı olduğunu düşünüyorum.
Neden? Çünkü bilim ve bilim insanları zaten hani felsefi olarak da bilim her türden gerçeği, doğruyu, iyiyi, saklı olanı henüz ulaşamadığımız gerçeklikleri ortaya
çıkarma dürtüsünde olan bir alan ve felsefi yaklaşım biçimi.
Celal Şenger ne diyorduk?
Bilim meraktan doğar.
İnsanoğlu merak eder.
merak ettiği gerçeğe ulaşabilmek için belli sistematik çalışmalar yapar ve o merak ettiği gerçeği açığa çıkarır.
Yani bilimin yöntemi bu. Burada da şöyle bir sıkıntı çıkıyor ortaya.
Bunu özellikle de daha muhafazakar, biraz daha güvenlikçi bakışa sahip insanlar genelde bu şikayetleri dile getirirler.
Derler ki bilim insanlarına, kardeşim siz bir şeyi merak ediyorsunuz ama o merak ettiğiniz şeyin bize nasıl bir şey getireceğini bilmiyorsunuz.
Örnek işte Alien filmi.
Uzaya açılalım. Okey. Ama uzaydan bize çok büyük tehlikeler gelebilir.
Mesela en son Denis Villeneuve'un Arrival filminde buna dair nefis alt metinler demeyeceğim.
Nefis olaylar vardı yani. Üst metin de buydu zaten.
Dünyaya uzaylılar gelmiş.
Ne istedikleri belli değil.
Bir tane dil bilimci, bir tane bilim insanını alıyorlar.
Diyorlar ki ya kardeşim siz bu uzayları bir anlayın bakayım.
Bunlar bizden ne istiyor? Ama orada uzaylarla ilk muhatap olan ya da bu bilim insanını ve dil bilimciyi göreve çağıran kimlerdi?
Askerlerdi. Yani olaya her şeye daha doğrusu güvenlikçi bakan kitle.
Yani genellikle muhafazakar bakışa sahip ya da güvenlikçi bakışa sahip insanlar bilim insanlarının Celal Hoca'nın o söylediği meraktan doğar yaklaşımını çok sıkıntılı buluyorlar,
şüpheli buluyorlar. Evet gerçekten bilim insanları, bilimsel bakışa sahip insanlar her şeyi merak ederler ama bazen bu merakları onların sonunu getirebilir.
Yani güvenlikçi bakanlar.
Olaya muhafazakar bakanlar bilim insanlara karşı haklılar mı?
Bilim insanları saf mı?
Gerçekten dünyaya ve insanlığa korkunç şeyler getirebilecek, insanlığın ve dünyanın varlığını tehlike edebilecek şeylere de mi kapı açıyor acaba bilim ve bilim insanları?
Bu güzel soru gerçekten. Sizce nasıl?
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Ama bir yandan da ben şöyle bir fikir yürütmeyle yaklaşıyorum buna.
Eğer böyle olsa yani bu güvenlikçi ve muhafazakar yaklaşım bu şüpheli yaklaşım haklıysa eğer hiçbir zaman Magellan dünyaya dönmek üzere yola çıkmamalıydı.
Hiçbir zaman Christophe Colomb başka bir kıta hani farkında olmadan Amerika'yı keşfetti evet hiçbir zaman Amerika'yı keşfedemezdi.
Hiçbir zaman dünyayı keşfetmeye de soyunmamalıydık çünkü oradan da bize tehlikeler gelebilirdi.
Öyle değil mi? Hiçbir zaman uzaya açılmamalıyız o zaman.
Uzayda kim bilir neler gelir öyle değil mi?
Ya da belki bir zamanlar internet üzerine hiç çalışma yapılmamalıydı.
Çünkü belki de gelecekte hacker denebilecek ya da virüs denebilecek bazı tehlikeli kişiler ya da yazılımlar bizim bilgide sonumuzu getirecek.
O yüzden interneti bulmamalıyız değil mi?
Hangi bilimsel çalışma zaten bir tehlike getirme potansiyeli içermez ki?
Sinema dünyası aslında ya da sanat dünyası ya da felsefe dünyası zaten buna bir isim vermiş.
İnsanın en temel korkularından bir tanesi bilinmeyene karşı duyulan korku.
E tamam peki biz bilinmeyene karşı bir korku içeriyorsak insanoğlu olarak bu bizim temel dürtülerimizden biriyse o zaman hiçbir zaman bir bilimsel çalışma yapmamalıyız.
Hiçbir zaman o zaman karanlıkları aydınlatmaya çalışmamalıyız.
Çünkü hangi merakımızın başımıza nasıl bir çorap öreceğini Zaten bilemeyiz.
Ne olacak o zaman? Çok derin bir konu.
Üzerine çok daha fazla şey söylemek geliyor şu an içinden.
İnanın ama kabaca konuyu toparlamaya çalışayım.
Ridley Scott ya da Stanley Kubrick gibi ustalar elbette bilim karşıtı değildir.
Ama onların bu şüpheli bakışları bilime biraz daha güvenlikçi yaklaşan kişilerin bilim korkusunu ve bilinmeyene duyulan o güvenlikçi hislerin
de destekler özelliktedir.
Bilmiyorum. Benim okumam bu.
Bana katılıyor musunuz, katılmıyor musunuz?
Tabii o sizin düşünceniz.
Ancak sinema tarihine baktığımda ben günümüz bilim dünyasına böyle hoyrat bir bilim karşılıklı değil elbette ama ihtiyatlı yaklaşılması gerektiğini düşündüklerini hissediyorum.
Ya bilimin dünyanın ve insanın sonunu getirecek seviyede naif bir çalışma alanı olduğunu düşünmediğim için biraz daha esnek yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum ama.
İnsanların büyük çoğunluğu görebildiğim kadarıyla bilime biraz daha şüpheyle bakıyor.
Biraz daha güvenlikçi ve korkuyla bakıyor diyeyim.
Ve herhalde sinemadaki bu size hatırlatmaya çalıştırmak için de bilim karşılıklığı da biraz buradan besleniyor gibi geliyor bana.
Yani özetle keşke ya pardon şunu da söyleyeyim.
Gerçekten bunu yaptım. Sevdiğim birkaç sinema yazarı ve birkaç sinemacı dostuma baya böyle Twitter'dan mesaj attım.
Ya dedim dostum bir şey soracağım sana.
Bana sinema tarihinde...
Bilimin ve teknolojinin insanın geleceğine pozitif katkılar yapacağı, bilim ve teknoloji sayesinde insanlık yarın öbür gün daha güzel günlere ulaşacak mesajlı film
söyleyebilir misin? Arkadaşlar inanın bir tane bile örnek gelmedi.
Şimdi ben bilim kurgu tarihi semineri vermişti bir sinema yazarıyım ben az çok hani bilim kurgu tarihine hakim olduğumu düşünüyorum ama elbette akıl akıldan üstündür yani benim gözümden kaçmış çok sayıda film elbette vardır.
Ama diyorum bakın. Öyle bir örnek yok.
Bildiğim kadarıyla yok. Gerçekten yok.
Çok yakın tarihli tek bir tane örnek vereceğim size.
Gerçekten çok ilginç bir film.
İyi de bir film zaten. 2021 yapımı Benjamin Cleary diye bir yönetmenin yönettiği Sval Song yani Kuğu şarkısı tam çevirisiyle adlı bir film.
Çok ilginç bir film, çok güzel bir film.
Apple TV yapımı bir film.
Bakın dikkat edin. Neticede Apple teknolojiyi dönüştürmüş, teknoloji tarihine adını yazdırmış bir firma ve yakın zamanda bildiğiniz gibi Apple TV ile sinema sektörüne girdi Apple.
Sinema tarihinin, teknolojinin insana mutluluk getireceğini iddia eden filmlerini yapan yapım şirketi oldu.
Benim bildiğim neredeyse tek film, adını andığım film Svan Song ve sizden küçük bir ricam var.
gerçekten dediğim gibi bilimin ve teknolojinin insana mutluluk getireceği alt metnine sahip film biliyor iseniz eğer lütfen sosyal medya hesaplarından bana bu filmleri gönderin.
Ama gördüğümüz gibi ne yazık ki böyle film bildiğimiz kadarıyla yok.
Benim bildiğim gerçekten tek bir film var.
Yani en azından şunu diyebiliriz herhalde.
Çok nadir film bu mesaja sahip sinema tarihinde.
Evet bugün sinemada bilim karşıtlığı konusunu incelemeye çalıştık.
Size bazı fikirler, açılımlar, yönetmenler, filmler sunmaya çalıştım.
Dediğim gibi belki de benim fikirlerime katılmıyor olabilirsiniz.
Ben belki yanlış okumalar yapıyor olabilirim.
Siz de hani bu konu üzerine bir parça olsun sizi düşünmeye ve kendi fikrinizi oluşturmaya en azından.
Sevk edebildiysem ne mutlu bana zaten amacım buydu.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
