
Sinemasal Açılımlar 22: Arınma Yaşayan Karakter
2 Şubat 2023 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda Sinemasal Açılımlar dosyamızın 22. bölümünü sunuyoruz ve konumuz, sinemacıların çok sevdiği, sinema tarihinde üzerine çok sayıda film yapılmış bir tipleme olan "Arınma Yaşayan Karakter".
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Şimdi öncelikle şu arınma yaşayan karakter nedir ne değildir kısaca size ondan bahsetmeye çalışayım.
Şimdi filmlerde dramatik yapılı kurmaca filmlerde neticede ortada bir çatışma oluyor.
Bir karakter bir şey istiyor başka bir karakter başka bir şey istiyor.
Ve bu iki karakteri biz iyi insan kötü insan iyi adam kötü adam diye bir şekilde çarpıştırıyoruz.
Farklı istemler oluyor.
Ama işte aslında arınma yaşayan karakterin öyküsünü anlattığımızda ortada biraz farklı bir durum var.
Nasıl biliyor musunuz? Bizim baş karakterimizi hani bunun arınma yaşamayı isteyecek olan karakter olduğunu varsayıyoruz şimdi en azından bugünkü sohbetimiz bağlamında.
Bu karakter bir şey istiyor ama başka bir şey isteyen karşı taraftaki karakter her zaman da bir karakter olmayabiliyor.
Bir sistem olabiliyor, bir topluluğu grup olabiliyor.
Hatta bir paradigma, bir inanış biçimi, bir kültür, bir gelenek olabiliyor.
Burada da biraz öyle bir durum var.
Peki arınma yaşayan karakterin ayrıcalığı nerede?
Arınma yaşayan karakterde karakter bir hata yapmış oluyor, bir suç işlemiş oluyor ve söz konusu suçu ya da hatayı kendi vicdanında kaldıramıyor, bunu kabullenemiyor.
Biri biri birisini öldürür, biz gider onu öldürürüz, intikamımızı alırız, bitti.
Hayır, bu bir arınma değil.
Hani o karakter bir şekilde hayatını kaybederek belki de yaptığı hatanın bedelini ödemiş oluyor ama arınma yaşayan karakter söz konusu suçun bedelini...
Kendisi ödemek istiyor.
Kendi içerisinde yaşadığı o vicdan azabını, o hatanın, o kabahatin, o suçun bedelini bir şekilde ödeyip rahatlama çabasına girişiyor.
Baş karakter isteyerek, bakın bu çok önemli bir ayırım yani isteyerek olmak zorunda.
Ha bazen bir şeyler buna yol açıyor olabilir.
Başka bir sebep olur. Bir şekilde karakter başka bir çatışma yaşar.
O çatışma karakterin...
Arınma yaşaması da olanak verebilir.
Şimdi filmlerinden örnek vereceğim.
Hani orada da güzel bir denge var, güzel bir incelik var.
Ondan da bahsedeceğim zaten ama öncelikli mesele karakterin yaşadığı o iç vicdan azabını kendi içerisinde yaşaması ve bir şekilde arınmaya ve işlediği
suçu, kabahati her neyse üzerinden atmaya.
niyet etmesi, bunu yapmaya gönüllü olması.
Hani tabii bir anlamda karakterler arınma yaşamak istiyorlar belki ama bazen yaşayamıyorlar.
Hani bu arınmayı yaşamak için elinden gelen her şeyi yapıyorlar ama bunu başaramıyorlar ya da fatura belki de beklediklerinden ağır oluyor.
Mesela Godfather serisi hani sinema tarihinin en büyük suç öykülerinden bir tanesi olarak karşımıza gelir ve birinci ve ikinci Godfather'da her ne kadar çok güçlü böyle ulu Hani
sarsılmaz bir Carleone ailesi görüyor olsak da 3.
bölümde ne olur? Çok ağır bir arınma çabasına girer Al Pacino'nun canlandırdığı Michael Carleone karakteri ve hatta çok sevdiği bir dostunun cenazesinde tabutun başında bir Vatikan
kilisesi tarafından da vahsiz edilmiştir.
Godfather 3'ün başında Michael Carleone artık hani tertemiz bir karakter olmak istemektedir.
Öldürdüğü insanlardan, işlediği cinayetlerden ya da hani...
emrini verdiği cinayetlerden diyelim bütün o yasadışı dünyadan falan arınmak istemektedir ve orada Tanrı'ya böyle çok ağır bir kafayla yalvarır yani ne olursun beni affet
arınmak istiyorum artık yemin ediyorum hiç suç işlemeyeceğim tamamen kınla para kazanacağım hiçbir yasadışı işe yasadışı Mecraya alana adım atmayacağım diye hani büyük
yeminler eder böyle hani bir arınma ister af ister ancak tabii ki suç dünyası Michael Carleone'nin peşini bırakmayacaktır.
İşte bakın o arınma çabası Michael Carleone'nin o yakarışında o ağlama da çok önemli bir şey bakın ağlama çok böyle insana duygulu gelir mi gelmez mi biraz yapmacık mı durur.
Hani çok da ikna edici durmaz gibi mi görünüyor?
Tam bilmiyorum. O artık izleyenden izleyene değişen bir şey ama bence Michael Carleone'nin oradaki ağlaması gerçekten bir arınma yaşama çabasını sembolize eden önemli görsel temsillerden bir
tanesidir. Şimdi esas anlatmak istediğim film tabii Godfather 3 değil.
Orada güzel bir arınma çabası var ama tabii aranamıyor ne yazık ki Michael Carleone ya da bedeli çok ağır oluyor.
Şimdi başka çok güzel arınma öyküleri var.
Şimdi bir tanesi Christine Bale'ın başrolde oynadığı Makinist adlı bir film.
Çok iyi bir psikoloji öyküsü.
Hatta şöyle bir hatırlatayım.
Hani filmi izlemediyseniz de mutlaka üzerine bazı görseller görmüşsünüzdür.
Makinist filmindeki Christine Bale sinema tarihinde bir rol için en fazla kilo veren karakter rekorunu kırmıştı.
Buradaki canlandırdığı karakter için tam 31 kilo vermişti.
Tam 51 kiloya düşmüştü.
Mutlaka diyorum bütün sosyal medyada onun caps'leri var.
Hani Christine Bale'in böyle kaburgalarının çıktığı böyle inanılmaz derece zayıfladığı bir görseli vardır.
Daha çok böyle yeşil bir tondadır.
O filmin neredeyse bütün renk skalası yeşil üzerindeydi.
Böyle yemyeşil bir filmdi. Çok soğuk bir filmdi.
Diyorum onun caps'lerini fotoğraflarını mutlaka görmüşsünüzdür.
Gifleri falan da var. İşte orada Christine Bale'in canlandırdığı Trevor diye bir karakter var.
İki yıldır uyumamış bir karakter.
Şimdi... İnanılmaz bir şey.
Nasıl olur ya? Bir karakter nasıl iki yıl uyumaz?
Bu karakterin biz psikozlarını görüyorduk film boyunca.
Çok uzun uzun anlatmayacağım.
Ama filmde işte bu karakter halüsinasyonlar görüyordu.
Hiç kimsenin görmediği başka karakterler görüyordu.
Olmayan şeyler görüyordu.
Garip bir psikoz içerisindeydi böyle.
Bu Trevor karakterinin derdi ne kardeşim?
Ya bu adam niye uyumuyor? İki yıldır.
Neden biliyor musunuz?
Her ne kadar şaşırtıcı olsa da ortaya çok nefis bir aklanma öyküsü çıkıyordu.
Trevor karakteri arabasıyla bir çocuğu eziyor.
Çok üzücü bir şey tabii ki ve kendisi de birini ezerek öldürmenin o vicdan azabını kaldıramamış.
Uyuyamıyor, uyumama sebebi bu.
Ve filmin sonunda da Trevor karakteri kalkıp gidiyordu.
Baya böyle işte polis bergezine kendisi teslim oluyordu ve itiraf ediyordu.
Ve ne oluyordu biliyor musunuz orada nefis bir sahne vardı.
Hapse girdiği ilk anda, hücresine girdiği ilk anda.
uyuyordu Trevor karakteri.
Bakın o kadar güzel bir şey ki hani o onun cezalandırması oydu.
O vicdan azabından dolayı uyuyamıyordu.
Bu uyuma mahali onun psikolojisini alt üst etmiş, bedenini alt üst etmiş hani yürüyen bir ceset haline gelmiş karakter.
Hatasını ve kabahatini kabul edip itiraf ettiği anda bir arınma yaşıyordu.
Hani cezam neyse ben bu cezayı çekeceğim kardeşim diyordu.
Ve bunu söylediği anda da uyuyabiliyordu.
Bakın o kadar çok güzel bir denge değil mi?
Bu anlamdan Makinist filmi Nefis bir arınma öyküsü olarak dosyamızın en güzel filmlerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor.
Hemen bir başka arınma öyküsünden bahsedeceğim.
2002 tarihli Phone Booth telefon kulübesi filmi.
George Schumacher çok güçlü bir yönetmen.
80'lerin, 90'ların, 2000'lerin çok güzel filmlerini imza atmış bir yönetmen.
Ve başrolde de Colin Farrell çok sevdiğimiz oyuncu.
Bu sene de zaten en iyi erkek oyuncu dalında Oscar adayı oldu.
Altın küreği de aldı zaten.
Benim çok sevdiğim bir oyuncu Colin Farrell.
Ve burada da hani yeni yeni meşhur oluyordu böyle.
Yeni meşhurdu zaten. İyi filmleri vardı.
Tanıdığımız bir oyuncuydu ama Telefon Kulübesi filminde baya böyle parlamıştı.
Neden? Çünkü bütün zaten tek mekan filmleri diye bir dosya yapmıştım ben geçmişte.
O dosyayı dinlemiş dinleyicilerimiz hatırlayacaklardır.
Orada tek mekan filmlerinden bahsetmiştim ve Telefon Kulübesi filmi de...
Orada uzun uzun anlattığım filmlerden bir tanesiydi.
Bütün film bir telefon kulübesinde geçiyor.
Ve aynı zamanda küçük bir not daha düşeyim.
Alfred Hitchcock zamanında bu dar alanda gerilim öyküsüne ilgi duymuş filmin senaristine.
Larry Cohen'e demiş ki bu projeyi yazıp getirirsen keyifle çekerim.
Gerçekten çok iyi bir fikir. Bunu yaz getir demiş ama senarist 30 sene boyunca o karakteri bir telefon kulübesine hapsedecek bir sebep bulamadım diye böyle röportajlar veriyordu bu filmin gösterime girdiği zamanlarda.
Neyse filmin hani yapım öyküsünü çok uzatmayayım ama şöyle ki Hollywood'da diyeyim bir oyuncu menajeri bir reklam menajeri böyle bağlantılar kuran falan fırsatçı çakal tiplemelerinden bir tanesini
canlandırır burada Colin Farrell Stu Shepard diye bir karakteri canlandırır.
Bu karakter bir gün Hollywood'da bir caddede yürürken telefon kulübesine girer.
İşte bir evlidir. Aynı zamanda işte böyle yakınlaşmaya sevişmeye çalıştığı başka bir kadın daha vardır.
Onu arar falan derken bir anlamda telefonu çalar.
O da Ayize'yi kaldırır.
Tanımadığı bir adam ona der ki şu an dürbünlü tüfekle seni hedef alıyorum.
Eğer telefonu kapatırsan seni öldürürüm.
İşte orada Stu Shepard o telefon kulübesinde.
Bu sapık cani nasıl diyeyim tetikçi sniper değil mi?
Aynı zamanda sniper deniyor değil mi?
O uzaktan tüfekli adam öldüren kişilere.
İşte burada bir katil ve sniper var.
Diyor ki ben ne dersem yapacaksın.
Telefonu kapatırsan seni öldürürüm.
Ve diyor ki günahlarını itiraf et.
Bundan sonrası Stu Shepard'ın tam olarak bir...
Arınma öyküsüne dönüşüyor.
Çok iyi bir film izlemediyseniz tavsiye ederim.
Nefis, gerilimli bir öykü.
Zaten kısacık böyle 80 dakikalık falan çok basınçlı bir gerilim öyküsü.
İşte burada Stu Shepard bütün günahlarından, bütün işlediği o kabahatlerden, yalanlarından, bütün fırsatçılıklarından, çakallıklarından, işte karısını aldatıyor olmasından falan hani bütün
günahlarından... sonuna kadar arınma fırsatı buluyor.
Bakın en başta demiştim ya bazen bir şeyler onun arınmasına fırsat yaratır.
İşte burada da bunun üzerine nefis sahneler var.
Çok güzel bir arınma öyküsü gerçekten.
Bu bağlamda hani dosyamızın en değerli filmlerinden bir tanesi diyebilirim telefon kulübesi için.
Eğer izlemediyseniz dediğim gibi mutlaka izlemenizi öneriyorum.
Nefis bir arınma öyküsü.
Bir başka arınma öyküsü yani telefon kulübesi ya da bahsettiğim makinist filmleri bunun yanında bayağı daha hafif kalır diyeyim, tırnak içinde hafif kalır diyeyim.
Lars von Trier'in Antikrist yani Deccal filmi.
Olağanüstü bir film. Bence bir başyapıt ki çok eleştirilen bir film oldu.
Hani puanları falan çok yüksek değil sinema sitelerinde ama bence bu filme haksızlık ediliyor.
Gerçek bir başyapıt bence.
Burada bir karı koca var.
Ve bu karı kocanın çocukları evlerinin işte üst katlarındaki yani pencereden aşağı atlayarak ölüyor çocuk.
Ve bu karı koca kendi çocuklarının ölümünü ve kendilerinin bu ölümdeki özellikle anne.
Özellikle anne karakteri çocuklarının ölümündeki kendi kabahatlerini bir türlü kaldıramıyor.
Kaldıramıyorlar diyeyim karı koca olarak.
Ve adam da bir terapist.
Karısı bir anne olarak hani iyi annelik yapamadığı ve çocuğunun ölümüne engel olamadığına dair çok derin bir vicdan azabı duyuyor.
Ve adam da hani karısı artık hani kendisini kaybediyor ne yapacağını bilemiyor.
Adam da bir terapist olduğu için karısına diyor ki gel biz şehir hayatından kopalım.
Gidelim bir daha küçük bir kulübeye yerleşelim.
Orada ben seni tedavi etmeye çalışayım.
Bir terapi süreci geçirelim birlikte ve seni arındırmaya çalışalım.
Hani bu kabahatten kurtarmaya çalışalım.
Böyle planlıyor adam ama ne yazık ki pek de işler böyle gitmiyor.
Öyle söyleyeyim o kadar söyleyeyim.
Devamını çok anlatmak istemiyorum.
Çok derin çok uzun bir konu yani baş başına bir program yapmamız gerekir Antikrist için.
Orada bir arınma öyküsü yaşamaya çalışıyorlar ama kadının bu arınma çabalarında kendisine bir anlamda işkence etmeye falan başlıyor.
Öyle söyleyeyim kendisine uyguladığı arınma yöntemleri pek de kabul edilecek gibi değil.
Çok iyi bir arınma öyküsü.
Arınma yaşayan, arınmayı isteyen karakterin o arınma çabasının hangi seviyelere varabileceği üzerine gerçekten çok derin bir açılım öyküsü, bir psikoz öyküsü.
Antikrist çok zor bir film.
İzlemesi de zor bir film. Çok işkence sahneleri var.
Çok kan revan falan çok zor bir film yani gerçekten.
Hani midesi sağlam, psikolojisi sağlam sinema sever arkadaşlara önerebileceğim bir öykü olarak Antikristi bu dosyamızda da arınma dosyasında anmış olayım.
Bir başka arınma öyküsü Birdman filmi.
Alejandro González Inarritu'nun unutulmaz filmi.
Skarlarda da boy göstermiş.
Çok sayıda ödül almış. Çok iyi bir film bence.
Çok güçlü bir film. Belli bir kesim bu filmin biraz abartıldığını düşündü ama ben öyle düşünmüyorum.
Çok iyi bir film olduğunu düşünüyorum.
Kısaca anıp geçeyim.
Entelektüel kokuşmuşluğun içerisine düştüğünün farkında olan Ve bu entelektüel kokuşmuşluğu sahnede tergileyip kendisi de bir arınma yaşamaya çalışan Eskiz
bir sinema meşhurunun filmi Michael Keaton burada hani kuş adam tam çevirisiyle o anlamı geliyor da Keaton 80'li yıllarda Tim Burton'ın yönettiği Batman filminde başrol oynamıştı.
Tabi şimdi bir entelektüel kokuşmuşluk yaşadığını düşünen bir kişi değildir muhtemelen Michael Keaton ama hani bir anlamda kendi meşhurluğuna da gönderme yaptığı bir film oldu.
Çok derin bir psikoso öyküsü aynı zamanda.
Eğer izlemediyseniz izlemenizi öneriyorum.
Çünkü burada da arınmak için verilen bedeller baya sarsıcı, baya ilginç diyebilirim gerçekten.
Şimdi şöyle bir arınma öyküsünden bahsedeceğim.
Bu biraz şüpheli bir arınma öyküsü.
Daha doğrusu bir yalan arınma öyküsü diyebiliriz onun için ama yine sonunda bir tür arınmaya varıyor.
Paul Thomas Anderson'ın unutulmaz There Will Be Blood filmi.
Burada Amerikan rüyasının ne kadar yalan, ne kadar nasıl diyeyim hırslarla dolu, kandırmalarla dolu ve yalanlarla dolu bir öykü olduğunu anlatmaya çalışıyor bize Dave Biblot.
Burada Daniel Day Lewis'in canlandırdığı petrol arayan, para peşinde, hırs peşinde, altın peşinde, petrol peşinde, Amerika'nın zenginliklerinin peşinde olan bir karakteri
canlandırıyor Daniel Day Lewis ve Bu yolda bu arayışta yoldan çıktığını, ahlaksızlaştığını, çirkinleştiğini de bir anlamda itiraf ediyor.
Tokatlar yiyerek, dayaklar yiyerek bir kilise cemaatinin önünde unutulmaz bir performansla çok böyle nasıl diyeyim sarsılmış halde, utanır halde falan ama buradaki itiraf ne
kadar doğru, ne kadar yalan, ne kadar gerçek onu artık filmi sevenlere bırakıyorum.
Çok geniş bir kitle tarafından çok sevilmiş ve onore edilmiş bir...
Film gerçekten There Will Be Blood.
Paul Demers Anderson da zaten bu filmde sinema tarihine geçti diyebiliriz.
Çok güçlü bir film karşımıza getirdi.
Hani ne kadar yozlaşabilir insanlar zenginlik peşinde, para peşinde ve bu yozlaşmanın da kendisini hangi noktalara götürdüğünü gerçekten bu film bize gösteriyor.
Eğer izlemediyseniz tabii ki izlemenizi öneriyorum.
Gerçekten çok sarsıcı bir arınma öyküsü.
Bir tane de tam bir dramdan bahsedeyim.
Karakter dramı. Peter Weir Avustralyalı bir yönetmendir ama daha çok Hollywood'da film üretmiştir.
Ve gerçekten çok derin dramalara karakter dramalarını imza atmıştır.
En bilimlen filmi herhalde Truman Show'dur.
Jim Carrey'nin başrollerde oynadığı.
Ancak bir filmi vardır ki bunu gerçekten sinefiller bilir diyeyim.
Çok böyle arkada kalmış bir filmdir.
Geniş kitleler bu filmi bilmez.
Ancak muhteşem bir filmdir.
Bana göre başhubut seviyesinde bir filmdir.
Hangisi? Fearless filmi, korkusuz filmi.
Başrolünde Jeff Bridges oynar.
Nasıl bir film biliyor musunuz?
Çok gerçekten etkileyici bir karakterdir ama.
Bir uçak düşer ve o uçak düştükten sonra tabii o uçak kazasında çok sayıda kişi ölür.
Az sayıda kişi ise hayatta kalır.
Bu az sayıda hayatta kalan kişinin ölümle yüzleşme öykülerini anlatır.
Fearless ve özellikle bir karakter, baş karakter.
Jeff Bridges'ın canlandırdığı Max adında bir karakter çok derin bir psikoza girer.
Hani ben nasıl hayatta kaldım?
Hayatta kaldım ama hayatımı nasıl sürdüreceğim?
Ölümle bu kadar burun buruna gelmişken hayatıma nasıl devam edebilirim falan diye böyle çok derin bir psikolojik açılım hisseder.
Ayrıca bir psikolog bu kazadan hayatta kalan az kişiyle bir terapi seansı yapmaya çalışır.
Hani o ölümcül kazadan sonra hayatlarınıza nasıl devam edebildiniz diye.
Ve sıkıntılı olan şudur ki o terapi seansından hiç kimse gerçekten bir arınma yaşayarak çıkamaz.
Hayatta kalan bütün karakterler çok derin psikozlara girmiştir ve anlaşılır ki hiçbiri hayatlarını eskisi gibi devam edememişlerdir.
Ve özellikle unutulmayan bir sahne vardır.
Orada başka bir kadın karakter vardır ve uçak kazasında kucağında bebeği vardır.
Ve bebeğini ne yazık ki o kazada kucağında tutamamıştır.
Ve tutamadığı için kucağından bebek uçtu gittiği için bebek ölmüştür.
Anne hayatta kalmıştır ve kadın kendisini suçlamaktadır.
Ben bebeğimi tutabilseydim nasıl ben hayatta kaldıysam benim bebeğim de hayatta kalabilecekti.
Ondan dolayı kendisini suçlu hissetmektedir.
Ve baş karakterimiz o kadının tekrar bebeğini kendi kucağında tutabilme şansı vermeye çalışır ona.
Bakın o kadar o sahne çok etkileyicidir.
İnanılmaz bir... Arınmaya çalışma sahnesidir o.
Çok güçlü bir film korkusuz Fearless gerçekten.
Arınmaya çalışan karakterlerin bu arınma yolunda nasıl psikolojik açılımlara, nasıl dramatik sarsıntılara girdiğini ve yine arınma çabalarının insanı ne kadar zorlayıcı
noktalara götürdüğünü bize adım adım gösteren çok değerli filmlerden bir tanesidir.
Korkusuz filmi çok önemli arkadaşlar.
Eğer izlemediyseniz veya duymadıysanız.
Hani benden duymuş olun diyorum.
Size tavsiye etmiş olayım diyorum.
Çok güçlü bir arınma öyküsü olarak karşımıza çıkar.
Şimdi sohbetimizi yavaş yavaş bitiriyorum ama iki tane daha filmden bahsedeceğim en son.
Şimdi bunların hepsi arınma çabası öyküsü ya da arınma öyküsü.
Bunlar arınmaya çalışıp ne yazık ki arınamayan ya da arınmak istemeyen, arınmayı kabul edemeyen diyeyim karakterlerin öyküsü.
Şimdi hangisi? Bir tanesi Amerikan sapığı filmi Amerikan Psycho başrolünde yine Christine Bale var.
Burada Amerikan sapığı filminde kendisi de sayısını bilmiyor artık.
Yani o da öyle söylüyor işte 10 kişiyi öldürdüm.
Hayır hayır işte 20 kişiyi öldürdüm.
Hayır 40 kişiyi öldürdüm.
İnanılmaz bir sapık gerçekten.
Amerikan sapığı içerisinde bulunduğu yapay yalan dünyanın yalanlarıyla yapaylığıyla başı çıkamayıp söz konusu yaşadığı yalan hayatın Öldürme
ile insanları öldürerek bir katile bir sapığa dönüşerek bir nevi kaldırmaya çalışan bir karakterin tabii ki bunu kaldıramaması ve bunu itiraf etmesi ama itiraf ettiği
halde yani arınmaya çalıştığı halde arınamamasının öyküsü ki Christine Bell filmin finalinde aynen şöyle bir cümle kırar.
O kadar kötüyüm ki kötülüğüm o kadar büyük ki ne yaparsam yapayım.
Arınamıyorum der. Bir arınma yaşayamıyorum der.
Arınmak için yapabileceği hiçbir şey ona bir arınma yaşatamayacaktı.
Amerikan sapığından sonra da anacağım son film.
Hani bu tip bir öyküye ilgi duyması gayet anlaşılır olabilecek olan bir yönetmenin öyküsü.
Bir Michael Haneke öyküsü.
Bana göre de Michael Haneke'nin en iyi filmi.
Kaşe filmi Saklı isimli bir film.
Muhteşem bir film. Gerçekten çok iyi.
Çok sayıda ödül almış bir film.
Çok önemli bir entelektüel bakış filmi aynı zamanda.
Bir arınamama öyküsü diyeceğim bunda da.
Burada da Fransa'da yaşayan çok zengin, eğitimli, entelektüel bir ailemiz var.
Biliyorsunuz böyle ailelere Michael Heneket'in alerjisi vardır.
Bütün bu tip dışarıdan çok mükemmel görünen aileleri, kitleleri, kişileri, toplulukları.
Yerle bir etmeye çok sever Michael Haneke.
Burada da harika bir aile var ve bu harika ailenin babası George.
Geçmişinde çok karanlık bir suç vardır, kabahat vardır.
Bu kabahat bu karakterin tekrar karşısına çıkar ve bu karakter bu kabahati ısrarla inkar eder.
Karşı taraf bu karakterin söz konusu hatayı sadece yaptığını İtiraf etmesini bekler.
Bakın inkar etme. İtiraf et.
Sadece itiraf et. Başka hiç kimse senden hiçbir şey beklemiyor.
Bunu itiraf et. Kabul et.
De ki evet ben böyle bir şey yapmıştım bir zamanlar.
Hiçbir bedel yok. Hapis yok.
Cinayet yok. Ölüm yok.
Para yok. Pul yok. Hiçbir şey yok.
Sadece itiraf et.
Ama o karakter bunu itiraf etmez.
Sadece inkar eder.
Michael Haneke'nin de zaten vurgulamaya çalıştığı nokta budur.
Bu entelektüeller, yani Michael Haneke öyle der.
İşte bu eğitimli insanlar, bu entelektüeller, bu avantgardlar, bu zengin kesim, bu kaymak tabaka, bu toplumun kaymak tabakası her ne kadar dışarıdan böyle çok güçlü, başarılı, muhteşem görünüyor
olsalar da altları pislik dolu der.
İşledikleri bir kabahati.
Bırakın bedelini ödemeyi, onu itiraf bile edemeyecek kadar da yalancılardır der.
Kaşe filminin temel meselesi, temel şeyi bu.
Ve gerçekten film bunu o kadar güzel anlatır ki o kadar ince ince böyle ince ince.
Hani Michael Haneke'nin filmleri biraz sıkıcıdır böyle izlemekte zorlanırsınız falan ama film bunu gerçekten çok iyi anlatır.
Bu anlamda andığım diğer başka birçok filmde bakın hani arınmak için elinden gelen her şeyi hayatını bile kaybetmeyi göze alan karakterlerden bahsettim az önce size.
Ama işte öyle insanlar öyle karakterler de vardır ki.
Bunu itiraf etmekten bile kaçınır çünkü bu gerçekten derin bir vicdan muhasebesidir.
Gerçekten aslında arınmaya çalışmak da başarılı olun ya da olamayın büyük bir erdemdir.
Bu anlamda diyebiliriz ki arınma öyküleri çeken sinemacıların hemen hepsinin ortak fikri arınmaya çalışmak da bir erdemdir.
Ve arınmaya çalışmak gerçekten de onore edilecek erdemli bir davranıştır ki.
Evet bu karakterler belki acı çekiyorlar.
Bu arınma süreçlerinde büyük bedeller ödüyorlar belki ama neticede gerçekten arınıyorlar.
Türkçede vardır ya sütten çıkmış ak kaşık değilsin deriz birilerine.
Yani sen de çok temiz değilsin deriz.
Ama hayır bu karakterler gerçekten diyorum zorluklar çekseler de büyük bedeller ödeseler de bir şekilde arınıyorlar ve hayatlarına güçlü son derece mutlu.
son derece böyle yepyeni bir kişiye dönüşerek devam etme şansı buluyorlar.
Elbette hani bir suç işlediniz ve bundan dolayı hayatınızı kaybettiniz, sahip olduklarınızı kaybettiniz falan.
Belki de arınma yaşayan karakterler kendileri bu yola girip ödeyebilecekleri çok daha büyük bedellerden kurtulmuş oluyorlar.
Şimdi bunu söylemek benim haddim değil de belki de aslında arınma yaşayan karakterler Daha küçük bedellerle bundan kurtulmaya çalışıyorlar.
Bilmiyorum öyle diyebilir miyiz bilmiyorum hani belki de öyledir.
Güzel bir nokta bu incelenesi bir nokta.
Selamcıların en azından iddia ettiği bu kastettikleri bu filmlerde karşımıza çıkan bu.
Ben de size hani bu mesajlı filmleri özetlemeye çalıştım.
Umarım becerebilmişimdir umarım başarabilmişimdir diyorum.
Umarım size kayda değer bir inceleme sunabilmişimdir diyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
