
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinematris'te, sinemasal açılımlar dosyamızın 20. bölümünü sunuyoruz ve konumuz, sinema tarihinin son büyük akımı olan, sinemanın son güncellemesini oluşturan Revizyonist Sinema. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Çok bilindik filmlerden bahsedeceğim.
Gayet iyi bildiğimiz yönetmenlerin, sinemacıların, filmlerin hani gizledikleri taraflarını hani biraz ortaya çıkışlarını biraz ortaya çıkış dinamiklerinden size bahsetmeye çalışacağım ve aslında
o isimleri, o filmleri neden bu kadar çok sevdiğimizi tekrar tekrar daha önce yaptık ama en azından başka bir açıdan tekrar hatırlamış, tekrar konuşmuş olacağız.
Ondan dolayı revizyonizm aslında sinemada çok önemli.
Zaten hani başka birçok alanda zaten revizyon diye bir şey var.
Yenilemeye, yeniden gözden geçirmeye tanımlardan da kabaca bahsedeceğim zaten.
Ama çok uzatmayayım yani aslında revizyonist sinema Gayet iyi bildiğiniz bir şey.
Hemen hemen tüm sinema severlerin zaten deneyimlediği bir şey.
Ben hani böyle küçük çapta bir fark ettirme küçük çapta bir dikkati belli noktalara çekme çalışması yapmaya çalışacağım bugün.
Şimdi vizyon deyince çoğumuz bu kelimeyi biliriz ama aslında tanımını çok da iyi bilmiyor olabiliriz.
Hani ben de zaten bu sohbeti gerçekleştirmeye başlamadan önce hani neydi ya diye böyle bir açıp baktım hemen neydi ne değildi diye.
Aslında farklı alanlarda farklı mecralarda vizyon çeşitli şekillerde tanımlanıyor ama genel olarak bizim konumuz bağlamında Algılama biçimi demek ya da herhangi bir şeye
yaklaşım biçimi, sunum biçimi, kabulleniş biçimi, sunuş biçimi biraz kişiye ya da akıma, döneme, bir gruba, topluma ait bir algılama ve algıladıklarını da
aktarma biçimi olarak tanımlayabiliriz vizyonu.
Sinemasal olarak da ya da sanatta biraz da vizyon zaten hani sinemanın kendisi aslında bir vizyon.
Olayları, eylemleri, kişileri, karakterleri sinemanın algılayışı başka.
Hani farklı sanat dallarının ya da farklı sanatçıların bu tip olguları algılayış biçimi başka.
Sinemada başlı başına bir vizyon zaten, bir algılama biçimi, bir anlatış biçimi, bir imgeler bütünü zaten.
İşte revizyon deyince ne geliyor?
Revizyon deyince de aslında bir şeyleri...
belli bir algılama biçimini diyelim, belli bir sunuş biçimini, imge biçimini, imgeleri düzenleme, toparlama biçimini yeniden ele alma, yeniden inceleme ve aslında bir anlamda da
yeniden sunma, farklı bir şekilde sunma anlamına geliyor revizyon.
Sinemada revizyon deyince ya da revizyonist sinema deyince de temel olarak sinemanın belli bir döneme kadar yaptıklarını, sunduklarını Dikkati alarak tekrar gözden
geçirerek yenileme ve tekrar sunma anlamında revizyonist sinemayı biz kullanıyoruz.
Bir sinemacı revizyonist sinema yapacaksa ortada bir revizyon çalışması varsa aslında o sinemacının kendisinden önceki sinemayı zaten bildiğini, zaten düşündüğünü, algıladığını,
onu zaten yaptığını bir şekilde dikkate aldığını ve onun üzerine başka bir şeyler koyup Kendisinden önce yaptıklarını yenilediğini ama bu yenilemeyi de nasıl bir
kafayla nasıl bir yaklaşımla yaptığını anlıyoruz biz revizyonist sinemadan.
Zaten özellikle de bu noktaya dikkat etmeye çalışacağız.
Yani hani bir şeyler yapıldı biz onu alıp...
Aynı şekilde devam ettirdiğimizde revizyonist olmuş olmuyoruz.
Onun üzerinde oynamalar yapmamız gerekiyor.
Onu değiştirmemiz gerekiyor.
Onu güncellememiz gerekiyor.
Aynısını tekrar yaparsanız bir anlamda takipçi oluyorsunuz.
Çok fazla benziyorsa yaptığınız şeyler daha önce yapılanlara denebilir ki taklitçi oluyorsunuz.
Hani taklitçi çok da istediğimiz sevdiğimiz bir yakıştırma değil.
Genellikle sinemacılar ya da sanatçılar ya da zanaatçiler diyelim en azından.
Anlatı zanaatçileri kendilerinin taklitçi olarak isimlendirilmesinden pek hoşlanmazlar normal olarak.
Hani takipçi demek biraz daha nazik bir ifade oluyor aslında.
Aralarında çok büyük fark yok ama işte revizyonist dediğimizde aslında çok da takipçi olmuyorsunuz.
Hani takip ediyorsunuz bir şeyleri ancak onun üzerine bir şeyler katıyorsunuz, güncelliyorsunuz, değiştiriyorsunuz vs.
Şimdi revizyonist sinema aslında sinemaya...
90'larda girdi diyoruz aslında.
90'ları revizyonist sinema olarak görüyoruz.
Sinema üzerinden sinema yapma akımı olarak aslında bugün için dahi sinema tarihinin son kabul görmüş diyelim.
Hani tescillenmiş diyelim son sinemasal akımı olarak sinema üzerinden sinema yapma akımından bahsediyoruz.
Eski programlarımızda birçok kez bundan kabaca bahsetmiştim zaten.
Ama o akımı revizyonist olarak ya da o akımın daha çok revizyonist tarafına dikkati çekme açısından bu konuyu...
Burada ilk kez konuşmuş oluyoruz.
Hemen sinemacılardan bahsetmeye çalışayım.
Tanım tarafını çok da böyle uzatmayayım.
Sıkıcı olmasın sohbet. Şimdi revizyonist sinema deyince aklımıza gelen ilk sinemacı aslında Quentin Tarantino.
Hemen hemen hepimizin bildiği gibi Quentin Tarantino sinema üzerine sinema yapıyor.
İşte kendisi bir video dükkanında uzun yıllar çalışmış.
Uzak Doğu filmlerini, Hollywood'un işte eski filmlerini, korku filmlerini, dövüş filmlerini çok fazla izlemiş.
Bunları çok sevmiş, çok çok incelemiş ve bunlardan beslenerek bir sinema sevgisi oluşturmuş.
İşte o sinema sevgisine de zaten filmlerini...
ilk anlarından itibaren ta ilk filmi Rezervuar Köpeklerinden itibaren aktarmıştı.
Ancak Quentin Tarantino çok konuşulmuş bir isim olduğu için onun üzerinden gitmeyeceğim.
Ben aynı dönemin farklı birkaç sinemacısından yine bildiğiniz isimler yine bildiğiniz filmler olacak o sinemacıların filmleri biraz onlardan bahsetmek istiyorum.
Şimdi revizyonist sinema deyince aslında ilk akla gelecek isimlerden bir tanesi değil ama bence revizyonist sinemanın böyle tam göbeğinde tam merkezinde yer alan çok önemli bir sinemacıdan bahsedeceğim şimdi size.
Tim Burton. Tim Burton'ı gerçekten birçok sinema sever.
Zaten duymuştur. Filmlerini biliyordur, seviyordur.
Venice Lady'ye bir dizi yaptı.
Ondan hatırlatmıştım ben.
Tim Burton. Bayağı bir süredir biraz böyle uykuda hani eski gücünde eski konuşulmuşluğunda değil ama Venice Day ile umarım iyi bir dönüş yapar demiştim.
Ve dizi gerçekten çok sevildi çok izlendi.
Duyduğum gördüğüm kadarıyla ben izlemedim.
İyi bir dizi olduğu söyleniyor.
Tim Burton revizyonist sinemanın gerçekten en önemli sinemanından bir tanesi.
Peki revizyonizm derken onun revizyonluğu nerede?
Şöyle ki Tim Burton'a kadar bütün sinema tarihinde.
Korkutucu imgeler, korkutucu karakterler, korkutucu kişilikler hemen her zaman izleyiciden uzak tutulmuş tiplemelerdi.
Eğer bir dağın tepesinde, ürkütücü bir şatoda çok korkunç bir karakter varsa o karakteri sinemacılar çoğunlukla sadece korkutucu kişilik, korkutucu
nesne hatta korkutucu özne diyebiliriz olarak kullanmışlardı.
Tim Burton'a gelene kadar.
Tim Burton ne yaptı?
İzleyiciyi aldı o korkutucu şatonun içerisine soktu ve o korkutucu şatodaki korkutucu kişiyle tanıştırdı.
Onun hayatını izleyiciye anlattı.
Onun neden korkutucu bir kişilik olduğunu aslında onun da korkularının olduğunu korkutucu bir kişiye dönüşürken aslında gayette dramatik son derece bizim de anlayabileceğimiz
olaylar yaşamış olduğunu bize anlattı.
Korkanla korkulanı bir araya getirdi.
Dost yaptı. Birbirlerini anlamasını sağladı.
Şimdi bakın bu muhteşem bir vizyon.
Harika bir revizyon gerçekten sinema tarihi adına.
Bu nedenle biz zaten Tim Burton'ı çok seviyoruz değil mi?
Gerçekten çok sevenleri var.
Fanatikleri var Tim Burton'ın.
İşte bu fanatizmi de zaten sonuna kadar hak eden bir isim.
Tim Burton'ın bu revizyonu gerçekten sinema tarihinde bomba gibi patladı.
Birçok filmi var. Hani ben hangisinden örnek verdim aslında?
Edward Makaseller'den örnek verdim.
Bu film tam olarak bu bahsettiğim konu üzerinedir ve tam da revizyonist bir filmdir.
Tim Burton'ın başka bir hani revizyon vizyonu diyeyim içeren filmi ya da karakteri deyince akla gelecek olanlardan bir tanesi.
Beetlejuice'dur. Beetlejuice olağanüstü muhteşem bir filmdir.
Öteki tarafı biraz anlatır.
Öteki taraftaki... Ürkütücü karakterleri anlatır.
Bir insanın ölümünü ve bu dünyayla öteki dünya arasındaki o sarsıntılı geçişi anlatır.
Ve öteki dünyanın, öte dünyanın aslında hiç de beklediğimiz gibi ya da korktuğumuz gibi olmayabileceği üzerine nefis karakterler, nefis ortamlar, nefis bir tavır sunar.
Şimdi Tim Burton'u geçeyim.
Başka anlatmak istediğim sinemacılar var.
Birçok harika filmi var.
Birçok program yapabiliriz Tim Burton üzerine.
Şimdi çok muhteşem bir filmden örnek vereceğim mesela.
Özellikle bir... film ama. Yönetmeni de Bryan Singer.
Ancak Bryan Singer revizyonist bir isim olsa da kariyerinde revizyonist olmayan birçok film var.
Ondan dolayı Bryan Singer'ın üzerine konuşmayacağım.
Özellikle bir tane filmi üzerine konuşacağım.
Olan Şüpheliler. Olan Şüpheliler sinema tarihinin en revizyonist filmlerinden bir tanesi.
Bakın direkt nokta atışı yapıyorum.
Nokta atışı film ismi veriyorum.
Tek başına Olan Şüpheliler filmi gerçekten sinema tarihine damgasını bulunmuş bir film.
Zaten bir başyapıt olduğu geniş kitleler tarafından kabul edilmiş bir filmdir.
Şimdi revizyonist sinema üzerinden bahsederken ondan neden bahsettiğimizi özellikle anlatacağım.
Revizyon tarafı nerede filmin?
Şurada. Sayısız film türünde, sayısız hani akımın içerisinde falan işte polisiyelerde vardır bu, gerilim filmlerinde vardır, dramlarda vardır.
Anlatıcı diye bir karakter vardır.
Atıyorum mesela hemen kabaca bir örnek vereyim.
İşte bir tane cinayet işlenir.
Bir cinayeti tanık görmüştür.
Gelir polislere o tanık cinayeti anlatır değil mi?
Ve filmde ne yapar?
Hani anlatıcı olayları anlatmaya başlar.
Filmde flashback dediğimiz hani geri dönüş sahneleriyle geri dönüş sekanslarıyla o anlatıcının anlattıklarını film bize görsel olarak temsil eder.
Gayet bilinen bir formüldür bu.
Güzeldir de çok da güzel örnekleri vardır.
Şimdi buraya kadar sorun yok değil mi?
Evet bunu hepimiz gördük biliyoruz.
Tabii hani şimdi 30 senelik 35 senelik bir film için spoiler vermiş olacağım haliyle.
Hani eski filmler üzerine spoiler vermekte bir sakınca yok aslında ama ben yine de söylemiş olayım.
Filmi hani izlemediyseniz hala kaçırdıysanız ve tekrar hani izlemeyi düşünüyorsanız diyeyim.
Biraz ileri alın şöyle birkaç dakika birkaç dakika olan şüphelerden bahsedeceğim çünkü.
Şimdi evet anlatıcı bir karakterimiz var ve filmde yönetmende o anlatıcının anlattıklarını gör.
Genel olarak geri dönüşlerle bize anlatıyor.
İşte revizyon şurada.
O anlatıcı yalan söylüyorsa ne olacak?
İşte muhteşem bir revizyon.
Olağan şüpheliler ve Bryan Singer bize diyor ki siz sinema tarihi boyunca anlatıcının anlattıklarını görsel olarak izlediniz.
Ya arkadaş nereden biliyorsunuz o anlatıcının anlattıklarının gerçek olduğunu?
İşte bir revizyon.
Tek başına olağan şüpheliler anlatıcı içeren sayısız filmin ve anlatıcı kullanan sayısız sinemacının bütün anlatımlarını bir anlamda Boşa düşüren, onları
yargılayan ve aslında siz bilmediğiniz şeyleri, güvenemeyeceğiniz şeyleri izleyiciye anlattınız.
Demiş oluyor olan şüpheliler filmiyle.
Olan şüphelilerde muhteşem bir anlatıcımız vardı.
Bize muhteşem bir öykü anlatıyordu.
Ve filmin sonunda inanılmaz yani filmin en bomba repliği neydi?
Şeytanın çektiği en büyük numara insanları var olmadığına inandırmaktır diye.
Muhteşem bir cümle zaten.
Filmi özetleyen bir cümle. Filmdeki anlatıcımız tamamen yalan söylüyordu.
Koskoca bir film.
İki saatlik bir film.
Koca bir yalandı.
Olan Şüpheliler filmi de sinema tarihinin bol bol kullandığı, sinemacıların, sinema severlerin çok sevdiği bir anlatım biçimini tam olarak oyunbaz biçimde bize kullanıyordu, bizi
kandırıyordu, bize yalan söylüyordu, biz de 2 saat boyunca anlatıcının yalanlarını dinliyorduk ve sonunda asla gerçek halini öğrenemeyeceğimiz öykünün sonunda söz
konusu kötü adam Böyle yani elini kolunu sallaya sallaya bir suçlu olarak girdiği ya da en azından yargılanmış olarak girdiği karakoldan böyle elini kolunu sallaya sallaya çıkıp gidiyordu.
Yani aslında şeytan bizi var olmadığına inandırmıştı.
Bakın o kadar güzel o kadar revizyonist ki yani hani tanımından yola çıkmıştık ya.
Yeniden gözden geçirme, inceleme, yenileme demiştik ya.
İşte Olağan Şüpheliler filmi.
Tüm sinema tarihini anlatıcı kullanan bütün projeleri ve yönetmenleri gözden geçirmiş ve onları resmen bir kalemde silip atmıştı.
Muhteşem bir revizyon örneği göstermişti.
Şimdi başka bir revizyonist sinema ve sinemacılar diyeyim örneği vereceğim.
Coen kardeşler. Coen kardeşler 80'lerde sinema yapmaya başlamışlardı ve daha çok 90'larda en çok böyle hani geniş kitlelere isimlerini duyurdular.
Onların olayı neydi?
Uzun uzun Coen kardeşlerden bahsetmeyeyim.
Esas revizyonist taraflarından bahsedeyim.
Yine sinema tarihinde Coen kardeşlere kadar suç öykülerinde daha çok iyiler ve kötüler, suçlular ve suç işlemeyenler ya da polisler, kanun tarafı vs.
vardı. Coen kardeşler ne yaptı biliyor musunuz?
Suçlu olmayıp, suç işlemeyip...
Suça niyetlenen karakterleri bize anlattı.
Ama bunların suça niyetlenme anlarını, ilk suçlarını işleme ya da ilk suçlarına niyet etme anlarını anlattı.
Bu revizyon bir. Hani bununla bitmiyor.
Bu revizyon bir. İkincisi de şu.
Genellikle suç öykülerinde biz...
çok karizmatik, güçlü böyle kanuna karşı gelirken son derece psikolojik, felsefi falan işte sosyal kültürel sebepleri olan çok güçlü suçlularla biz o güne kadar
muhatap olmuştuk. Yani hani en basiten örnek vereyim işte Godfather değil mi?
Gerçekten suç öyküsü tarihinde işte gangster tarihinde falan hep böyle işte güçlü, gayet kendinden emin, son derece yetenekli, becerikli hani işte Deha suçlu diye bir tipleme
vardır sinema tarihinde. Deha suçlu.
Çok zeki, çok güçlü, çok kurnaz.
İşte polislerin bir türlü yakalayamadığı falan.
Ya zekasından ya da gayet güçlü oluşundan dolayı bir türlü işte polis güçlerinin kanunun alt edemediği.
Yani özetle genellikle güçlü, iradeli, sağlam suçlu karakterlerle biz o güne kadar muhatap olduk.
İşte Cohen kardeşler ne yaptı biliyor musunuz?
Son derece...
Aciz, aptal, sakar, daha önce benzerini görmediğimiz suçlu karakterler karşımıza getirdi.
Revizyon 2 Suçlu karakterlerin peşine ne tip kanun adamları takılır daha çok?
Güçlü, kuvvetli, silah kullanan, koşan, dövüşen, ipuçlarını kovalayan, son derece iradeli, son derece kararlı, güçlü kanun adamlarıyla biz o güne kadar daha çok muhatap olduk.
Tabi değil mi? Neticede hani suç öykülerinde bir kötü taraf vardır, bir iyi taraf vardır, bir suçlu taraf vardır, bir kanun tarafı vardır.
Hani o tarafların karakterleri ne kadar güçlü olursa, ne kadar iradeli, ısrarlı, ne kadar kendinden emin, ne kadar zeki, akıllı olursa ortaya...
O kadar büyük bir mücadele çıkar ve biz o kadar da heyecanlı bir film izleriz değil mi?
Temel mantık olarak. İşte hayır.
Coen kardeşlerin 3.
revizyonu da kanun tarafındaki kişilerin de son derece normal hatalar yapabilen eksikleri olan hani böyle tırnak içinde memur tiplemeler yani böyle memur son derece sıradan
polisler olduğunu gösterdi bize olabileceğini gösterdi.
İşte zayıf aciz.
Suçlu karakterler, zayıf, aciz, kanun tarafındaki polis karakterler.
Bunların tamamı birer revizyon oluyor.
Ve muhteşem suç öyküleri karşımıza getirdi.
En güçlü iki tanesinden bahsedeyim size.
Ve tam hani bu anlattığım kalıplara uyan filmler olacak bunlar.
Bir tanesi Büyük Lebowski.
Bir tanesi Fargo.
Zaten Fargo filmiyle Coen kardeşler Oscar'larda boy göstermişti falan.
Böyle seslerini tüm dünyaya duyurmuşlardı Fargo filmiyle.
İşte bu iki filmde de gayet aciz suçlular ve gayet aciz ya da aciz demesem de normal kanun adamları ya da işte dediktifler vs.
vardı. İşte tam bir revizyon.
Bütün sinema tarihinin suç öykülerini bir kalemde silen ya da silen demesem de...
Bambaşka bir güncellemesini sunan ve bunu da çok başarılı biçimde karşımıza getiren revizyonist sinemacılar Coen kardeşler.
Son bir revizyonist örnekten bahsedeceğim.
Gerçekten çok başka yönetmenler var.
Yani çok daha harika filmler var ama diyorum çok uzar program.
Bir tane daha son revizyonist isimden bahsedeceğim.
Geçtiğimiz günlerde zaten tekrar anmıştım.
Michael Mann adlı yönetmen.
Ve yine Michael Mann'den bahsederken adını duymamış olabilirsiniz demiştim.
Bir filmden örnek vereceğim.
Hepiniz eminim izlemişsinizdir ya da biliyorsunuzdur demiştim.
The Heat filmi, büyük hesaplaşma filmi.
Robert De Niro ile Al Pacino'nun sinema tarihinin...
En büyük iki ismini bir masaya oturtup sohbet ettiren, kahve içiren işte Michael Mann demiştim.
Heat filminin yönetmeni.
İşte Michael Mann de muhteşem bir revizyonist.
Nasıl o güne kadar, Coen kardeşler işte öyküsünde bahsettiğim gibi çok güçlü bir kanun adamı, çok güçlü bir suçlu değil mi?
Evet. Bunlar hiçbir zaman karşı karşıya gelemez.
Gelirlerse ne olur? Yani birbirlerini öldürürler, dövüşürler, savaşırlar vesaire.
Hani o karakterlerin...
Birbirini anlayan, bir anlamda aslında birbirlerine içlerini açan, korkularını, dramlarını, dertlerinin birbirleriyle paylaşan iki karakter olarak biz hiçbir zaman görmemiştik
onları. İşte Michael Mann bunu yaptı.
İyi tarafla kötü taraf arasındaki o kalın çizgiyi bulandırdı.
Suçluyla kanun adamını birbirine yaklaştırdı.
Neredeyse iki dost haline getirdi.
Geçtiğimiz programlarda ben yine rakiplerin dostluğu diye bir sinemasal açılımlar programı yapmıştım.
Orada bu konuyu derin derin uzun uzun işlemiştim.
Çok bence hani hoş bir program olmuştu bence.
Hani orada bu konuyu anlatmıştım.
Tekrar uzun uzun anlatmayayım.
Merak eden dinleyici arkadaşlarımız oraya dönebilirler.
İşte Michael Mann bunu yapmıştı.
Sinema tarihinde o ana kadar öyle bir şey yapılmamıştı.
Şimdi diyorum çok daha fazla örnek var vermeyeceğim.
Bence bunlar yeterli böyle başyapıtlardan çok önemli isimlerden bahsettim zaten.
Revizyonist sinema üzerine çok küçük bir şey daha söyleyip programı bitirmek istiyorum.
Aslında ilk bakışta bu yönetmenler aslında yapımcılarını bu projeleri nasıl kabul ettirmiş gerçekten inanılır gibi değil.
Bir yapımcıya siz gitseniz de ben bugüne kadar yapılmış birçok şeyin farklısını yapacağım, onları yıkacağım, alışılmışlıklara, paradigmalara ters bir şey yapacağım deseniz bir yapımcının sizin
projenize destek vermesi gerçekten çok güçtür.
Ama bu filmler bizim karşımıza gelebildi değil mi?
Hepsi de bakın baş yapıt seviyesinde filmler.
Peki bu nasıl olabiliyor biliyor musunuz?
Revizyonist sinemanın bir özelliği daha ortaya çıkıyor.
Eğer siz alışılmışlıklara, paradigmalara ters bir şey yapacak iseniz ortaya nefis bir sinemasal paketle çıkmaz zorundasınız.
Bakınız bu nokta çok önemli. Nefis oyunculuklar, nefis senaryolar, çok şık görsellik, harika bir kurgu, güzel fotoğraflar falan vesaire.
Yani çok ikna edici olmak zorundasınız.
Temel olarak onu söylemeye çalışayım.
Eğer revizyonist olma iddiasındaysanız ve ikna edici olamıyorsanız gerçekten oraya saçma sapan bir şeyin çıkması çok mümkün.
Böyle de birçok film var aslında.
Farklı ve yeni bir şey yapmaya çalışıp da...
Ne diyelim hani sıçıp batıran deriz ya olmayan yani.
Tabii ki böyle çok da film var.
Hani birçoğunu duymuyoruz bile.
Ancak gerçekten farklı bir şey yapacak iseniz çok güçlü bir sinema yapmak, çok etkili karakterler sunmak zorundasınız.
İşte zaten bu andığım isimler hani sanatçı seviyesinde sinemacılar, muhteşem başıbıtlara imza atmış sinemacılar.
O nedenle de revizyonları...
Bir akım teşkil etti.
Bir sinemasal üslup teşkil etti.
Ve 90'larda ortaya çıkmış yepyeni bir sinemasal varlık ortaya çıkardılar.
Hala bu akım devam ediyor.
Hala böyle revizyonist olmaya çalışan farklı ve sıra dışı filmler.
Görüyoruz hala sıra dışı karakterler görüyoruz.
O anlamda revizyonist sinema gerçekten sinemanın bence de, bence de birçok kuramcı da zaten sinema yazarı, sinema tarzısı böyle düşünüyor.
Bence de sinemanın son ve çok güçlü en büyük akımı.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
