
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, sinema tarihinin en sevilen konularından biri olan "Gücün Yozlaştırıcılığı'nı inceledik. Sinemasal Açılımlar dosyamızın ikincisi ile karşınızdayız. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda sinemasal açılımların ikinci bölümünü yapacağız.
Gücün yozlaştırıcılığından bahsedeceğiz.
Sinema tarihinde sıkça karşımıza gelen bir tema bu.
Birçok birbirinden farklı film aslında birbiriyle hiç yani alakası olmayan film çok alakasız filmler bile bu konu üzerine birkaç kelam etme böyle belli tespitler yapma eğiliminde olmuşlar geçmişten beri.
Bugün de size üç tane filmden örnek vereceğim bu konuyu işlerken ve birbiriyle çok alakasız filmler.
İnanın ki yani bu üç filmi bir arada anmak ya Görkem ne yaptın diyebilirsiniz aslında ama inanın ki tematik olarak birbirinin devamı olan konuları odağa alıyorlar.
Hani filmlerin dediğim gibi bir ortaklığı bir şey yok ama hani bu gücün yozlaştırıcılığı dediğimiz çok önemli temanın hani yüzümüze boca edildiği durumlar da var aslında ama çok fazla filmden örnek vermek istemiyorum.
Dediğim gibi 3 tane film seçtim ve Yüksek olasılıkla aslında aklınıza gelecek en azından bir tanesi Godfather yani gücün yozlaştırıcılığı deyince herhalde muhtemelen ilk akla gelecek filmlerden bir tanesi odur.
Ondan bahsedeceğim biraz uzunca bahsedeceğim Godfather'dan.
Hatta Godfather'dan bahsederken neredeyse bütün kariyeri diyeyim hani tamamen değil ama yüksek oranda kariyeri Godfather'ın filminin yönetmeni Francis Ford Coppola'nın zaten bu tema üzerine.
Gücün Yozlaştırıcılığı üzerine Apocalypse Now filmi örneğin tam olarak bundan bahseder.
Rumblefish filmi bundan bahseder.
The Conversation filmi biraz bundan bahseder.
Kısmen yani teğet geçerliyim ya da yakındır.
Ortaklıkları vardır bu konuyla ilgili.
Gücün Yozlaştırıcılığı gerçekten çok önemli bir konu.
Önemli bir tema. Günlük hayatta da yansımalarını görüyoruz zaten.
Hani sinema bir nevi günlük hayatın zaten bir yansımasıdır.
Hani bizi ayna tutar aslında sinemanın bir kısmı en azından.
Ya da belli yönetmenler, belli üretimler.
Onun için gücün yozlaştırıcılığı deyince aslında çevremizde de günlük hayatta da buna benzer bir sürü örnek görüyoruzdur mutlaka.
Onun için önemli bir konu, değerli bir konu.
Şimdi ben ama şuradan başlamak istiyorum.
Godfather'dan başlamayacağım. Çok alakasız bir filmden başlayacağım arkadaşlar.
Hangisi biliyor musunuz? Örümcek Adam.
Tobey Maguire'nin oynadığı var diye ilk yapılanlar, 2000'li yıllarda yapılan Örümcek Adamlar.
Tek bir odağı vardır o filmin yani önemli bir odağı vardır aslında.
O serinin zaten.
Orada bir mottodan yola çıkıyordu.
Daha doğrusu bir mottodan yola çıkmıyordu da bir yerden yola çıkıp bir yere varıyordu.
O vardığı nokta tam cümle şuydu arkadaşlar.
Büyük güç büyük sorumluluk getirir.
İlk filmin sonunu hatırlıyorsunuzdur.
Yani izleyen arkadaşlar vardır mutlaka.
İşte Peter Parker karakteri.
Yani liseli bir genç ergen bir tip.
İşte bunu ökü artık herkes biliyor.
Örümcek ısırıyor ve bir süper kahramana dönüşüyor.
Şimdi süper kahramana dönüşüyor ama ne yapacağını bilemiyor.
En başta. Şaşırıyor. Hani bir yandan böyle mutlu oluyor.
Ey ben süper kahramanım. İşte ne bileyim kasları gelişiyor, refleksleri gelişiyor.
Flu görüyordu falan. O düzeliyor.
Peki tamam. Bir süper kahramana dönüşüyor yavaş yavaş falan ama bir yandan da böyle tedirgin yani.
Ne olacağını bilmiyor. Bir de hani lise gençliği var.
İşte hoşlandığı bir kız var.
Mary mıydı adı? İşte onunla yakınlaşmaya çalışıyor.
Beceremiyor falan. Böyle insani tarafları vardır ya Marvel's çizgi roman uyarlamalarının falan.
Neyse. Arkadaşlar ne oluyordu filmin sonunda?
Sevdiği kızı terk ediyordu. Diyordu ki büyük güç büyük sorumluluk gerektirir.
Bu o kadar ince bir nokta ki aslında hani o eğlencelik bir Marvel filmi bir aksiyon filmi aslında yani böyle çok böyle düşünsel bakmıyoruz belki o filme.
Hımm burada nasıl alt metinler var falan diye incelemedik o filmi belki izledik eğlendik ve tamam o zamanlar için çok güzel keyifli bir filmdi belki yüksek bütçeli hasılatı da iyiydi o zaman için.
Sevilmişti yani geniş kitleler tarafından ama.
İncelediğimizde bugünkü konumuz bağlamında çok ince bir noktaya temas ediyordu.
Büyük güç büyük sorumluluk getirir.
Peter Parker gencecik bir çocuk.
Bir lisede bir çocuk yani.
Ve bir süper kahraman şeyi var böyle hani gücüne erişiyor.
Ve bu gücü aslında nasıl kullanacağını tam olarak bilmiyor.
Neden tedirgin oluyor? Gerçekten bilmiyor.
Ne yapacağını aslında bilmiyor.
O gücü, o büyük gücü nereye yönlendireceğini, nasıl kullanacağını bilmiyor.
Çünkü çok güçlüyseniz, çok çok güçlüyseniz bir hata yaptığınızda hatanız da çok büyük olacak.
Tamam yani sevabınız ya da yaptığınız iyilikler de çok büyük olacak belki ama bir hata yaparsanız da çok büyük olacak.
Bu çok tedirgin edici bir şey ve Peter Parker bunu gerçekten çok iyi hissettiriyordu aslında.
Hani filme böyle eğlenceli bir aksiyon filmi değildi biraz böyle alt metinlerine.
Tabii filmde çok işlenmiyor bunlar uzun uzun ama böyle dokunduruluyor.
Neticede filmin türü biraz daha eğlencelik olduğu için.
Ama o tedirgin ediciliği film iyi veriyordu aslında.
Ve işte sevgilisini terk ediyordu.
İkinci filmde zaten işte bocalıyordu gidiyordu geliyordu falan ne yapacağını bilemiyordu.
Ve üçüncü filmde kendisi de yozlaşıyordu arkadaşlar.
Şimdi o Peter Parker'ın tedirgin ediciliğini hani büyük güç büyük sorumluluk getirir ne yapacağım ben durumunu.
Şimdi ikinci filme tam yani dedim ya böyle hani birbirinin bağlantısı gibi bunlar.
Lord of the Rings arkadaşlar.
Yüzüklerin Efendisi. Çok büyük bir güç var ortada bir yüzük.
Ve hiç elinde olmadan istemeden bu Frodo'nun eline geliyor.
Çok büyük bir güç. Çok büyük bir yani nasıl diyelim hani sadece güç de demeyelim.
Hani yozlaştırma şansı yani o güce sahip olan kişiyi ne denir?
Türkçe'de şirazeden çıkarma mı denir ya da yoldan çıkarma mı denir?
Şansı çok yüksek olan bir güç.
Frodo bunu taşımak zorunda kalıyor.
Frodo da aslında Örümcek Adam'daki Peter Parker'a benzer bir tip.
Bir hobbit, insan diyoruz biz.
O evren için, Yüzüklerin Efendisi evreni için bir hobbit.
Çocuksu, kısacık boylu, tamam gerektiğinde kılıcı alıp savaşabilen falan bir tip ama işte şair, middle earth'ün, orta dünyanın cenneti gibi sadece tarım yapan, hiçbir hayatlarında
savaş, kan, vahşet, dehşet olmayan bir şey bunlar.
Komün bunlar. Kendi içinde barış içinde yaşıyorlar.
Hepsi semirmiş, yemiş, içmiş, bol bol meyve, sebze, eğleniyorlar.
Harika bir yerde yaşayan tatlı bir çocuk yani.
Yani orası için yetişkin belki ama çocuksu bir tip Frodo ve bu devasa gücü taşımak ve hatta yok etmek zorunda kalıyor.
Bir sürü yardımcısı var değil mi yüzük kardeşliğinde?
En başta yani işte cüceler, elfler, insanlar falan filan büyücüler.
Gandalf o kadar güçlü, o kadar üstün bir karakter yani orta dünya için kendisi almıyor yüzüğü.
Dikkat edin bakın. Neden?
Yine örümcek adamdaki gibi büyük güç büyük sorumluluk getirir arkadaşlar.
Almıyor çünkü biliyor ki ben bunu alırsam kullanacağım.
Hani yüzüğün esas sahibi bunu fark edecek.
Benim üzerime kötücül güçler yağacak.
Ve hatta onun o kadar büyük bir güç var ki o yüzükte.
Aynı zamanda o yüzüğün Gandalf'ı bile yoldan çıkartması mümkün.
Bundan korkuyor. Başka bir çok güçlü bir karakter mesela Frodo'nun yardımcısı ve yüzüğü ele geçirme, ele geçirme demeyeyim de taşıma şansına ya da hatta yüzüğe belki sahip olma şansına sahip oluyor.
Kim? Aragorn. İnsanların kralı.
Ama ne yapıyor? Almıyor, istemiyor.
Aslında yüzüklerin efendisinde bu güçten herkes kaçıyor arkadaşlar.
Düşünün ve hatta yüzüğe meyil eden yani onu almak isteyen karakterlerin hepsi zayıf karakterli tiplemeler ve onlar hemen hemen hepsi filmde bir anlamda eleniyorlar.
Her şekilde eleniyorlar. Çünkü aslında o gücün kudretine ihtiyaçları var.
Kendileri biraz ezik demeyeyim de eksikli tiplemeler, eksikli karakterler.
Ve yüzükler, yani yüzüklerin hiçbiri, daha doğrusu tabii ortada bir tane yüzük var, diğer başka yüzükler de var da.
Hani onlar nasıl, diğer yüzükler sahibi oldukları karakterleri ya yoldan çıkarmışlar, kötücül birer tiplemeye falan dönüştürmüşler böyle.
O eksikli karakterler de o yüzüklere ulaşamıyorlar.
Çünkü aslında o gücü... Çekiniyorlar esas karakterler.
Zayıf karakterler buna meyil ediyorlar.
Ve aslında onu taşıyacak güçte de değiller.
Aslına bakarsanız. Film bunu çok güzel veriyor.
Ve sonunda ne oluyor arkadaşlar?
Üç bölüm boyunca Frodo'nun yük sürekli ağırlaşıyor.
Ağırlaşıyor. Yükü ağırlaşıyor.
Giderek Frodo zayıflıyor. Zayıflıyor.
Ve sonunda ne oluyor?
Aslında tam olarak yozlaşıyor. Yani o gücü...
Taşıyamıyor, kaldıramıyor ve onun en yakın yardımcısı dostu Sam yüzüğü taşımaya başlıyor.
Yani Frodo aslında iyi niyetle kullanmak isterken ya da sonunda yok etmesi gereken bir şeyi, kötücül bir gücü yok etmekten vazgeçiyor.
İşte bu tam olarak o büyük gücün kaldıramamanın, o büyük gücü nasıl kullanacağını bilememenin, nereye kanalize edeceğini bilememenin ve sonunda o gücü taşıyamayıp şirazeden çıkmanın nefis
bir temsili, nefis bir örneği zaten.
Yüzüklerin Efendisi. Frodo da aslında bir anlamda az önce Örümcek Adam'da örnek verdiğim Peter Parker o gücü, büyük güç büyük sorumluluk getirir deyip sevgilisini terk ediyordu ve bütün gücünü enerjisini bir süper kahraman olmaya
adıyordu ya o gücü taşıyabileceği bir hale getirmeye çalışıyordu biraz.
Ve sonunda dediğim gibi bunu başaramıyordu.
O da yozlaşıyordu zaten. Aslında onun hikayesiyle bir anlamda Frodo'nun hikayesi belli ortak noktalar taşıyor arkadaşlar.
Yozlaşıyorlar. Peki yozlaşma deyince de dedik Godfather dedik değil mi?
İşte Godfather filmindeki yozlaşmayla aslında bunlar da bir anlamda koşut ve birbirine bağlantılar içeren yozlaşma türleri arkadaşlar.
Nasıl biliyor musunuz? Godfather'daki Michael Carleone karakteri bir subay, asker.
Yani işte Vietnam'da savaşmış, madalya almış, onuruyla işte ailesinin yanına dönmüş.
Ailesi bir mafya ailesi bayağı böyle mafyöz bir aile.
Aslında aile işleriyle en başta Michael'ın yani bir alakası yok.
Hani aile işlerine karışmak istemiyor değil mi?
Bir tane sevgilisi var onunla evlenmek istiyor, mutlu olmak istiyor falan vesaire.
Peki. Yani aslında evet bir anlamda Peter Parker'la Örümcek Adam'ın baş karakterleri ve Frodo ile hemen hemen aynı durumda aslında.
Hani o büyük güçle kaldırmak zorunda kalacağı ya da elini almak zorunda kalacağı ya da yönetmek zorunda kalacağı o büyük güçle önce alakasız.
Sonra... Elinde olmadan sebeplerle.
Kendisi de bunu filmde söyler zaten.
Ne yapabilirdim? İşte hani babası işte mafya babası işte suikast düzenleniyor.
Yaralanıyor. Hastaneye düşüyor.
Orada bir şey numaralar çeviriyorlar.
Başındaki korumaları alıyorlar falan.
Onu öldürmeye gelecekler. Mecburen Michael babasını koruma dürtüsüyle mecburen o işlerin içerisine girmeye başlıyor bir şey.
Yani babasını koruma dürtüsüyle.
Ailesini koruma dürtüsüyle.
Peki tamam. Ondan sonra aile işlerine giriyor.
Abisi Babayken, godfatherken ve bunun işte önerilerine ya da bazı fikirlerine.
Hani işte bunu telefon baktırıyorlar falan.
Hala aile içerisinde öyle görülmüyor.
Yani bir güç sahibi ya da güce aday olan bir kişi olarak görülmüyor.
Peki daha sonra bir şekilde işte babasını öldürüyor.
İtalyaları gidiyor geri dönüyor falan filan.
Baba ailesinin başına geçiyor. Şimdi bunu biraz mecburen yapıyor gibi bir durum var.
Yani biraz üzerine çöküyor gibi böyle.
Mecburen girdiği bir dünya gibi görüyoruz.
Ya da ailesini koruma içgüdüsüyle bunu yapıyor gibi.
Yine başta... Bahsettiğim hani Peter Parker ve Frodo karakteriyle hemen hemen benzer bir durum.
Çok da farklı değil. Ancak bundan sonra gücü eline alıyor.
Tamam ailesini koruyor.
Peki ikinci bölümde ne oluyor?
Godfather 2'de yavaş yavaş güçlendikçe büyüdükçe büyüdükçe büyüdükçe o gücü sahip olduğu gücü katlama büyütme ya da Kendisine sorarsanız yani Michael
'a sorarsanız o yasa dışı faaliyetlerden elde ettiği gücü yasal bir güce dönüştürmeye çalışıyor aslında.
Yani temizlemeye çalışıyor kendisini.
Ama o kadar güçleniyor ki.
Tüm düşmanlarını, tüm rakiplerini yok etme, öldürme ihtiyacında hissediyor kendisini.
Bunu neredeyse amaç ediniyor.
Yani aslında başta ailesini korumaya çalışırken...
Ve tabii aynı zamanda yasa dışı bir dünyada olduğu için yatak odasını tarıyorlar adamın.
Belki o kendini buna mecbur hissediyor ve bunu haklı görüyor belki.
Evet doğru olabilir. Ancak şöyle bir durum var.
Hani şimdi mafya dünyası ya burası bir Godfather var.
Godfather'ın yanındaki ilk kişi kim?
Consigliere diyorlardı. Hani danışman olan kişi.
Tom Hagen karakteri Robert Duvall'ın oynadığı.
Şimdi orada bir yardımcısı var.
Bir yerde bir sahnede... Bu işte hani Las Vegas'ta bütün kumarhanelere falan şey yapacak.
Ona devredecek olan yaşlıca bir mafya babası gibi bir tip var böyle.
İşte o buna devredecekti de devretmedi.
Kaçtı gitti. Bizim Michael'ı dolandırdığı gibi bir durum var orada da şimdi orada.
Öyküyü hatırlıyorsunuzdur. Orada diyor ki onu öldüreceğiz.
Bizi kazık attı. Konsilyeri diyor ki ya Michael neyin peşindesin bak adam hani ülkeyi terk etmiş gitmiş dünyanın öteki ucunda bilmem şu ülkeye sığınmış kabul etmemiş oradan başka bir ülkeye sığınıyor falan.
Ya herkesi yendin güçlendin aslan kaplan tamam sensin ya tamam kralsın sen ya bırak bırak diyor yani.
O ne diyor sonuna kadar gideceğim diyor.
Hiçbir düşmanım kalmayana kadar.
Şimdi kendi argümanı bu.
O onun düşmanı. Bütün düşmanlarımı ben öldüreceğim.
Neden? Ailemi korumak için, varlığımı korumak için vs.
Acaba öyle mi gerçekten? Michael'ın ailesini korumak için hiçbir rakibinin ve düşmanının yeryüzünde var olmaması mı gerekiyor?
Kalmaması mı gerekiyor? İşte biraz da acaba sen bu kadar güçlü bir karakter olduğun için, bu kadar büyük bir güç sahibi olduğun için mi acaba bu kadar düşmanın var?
İşte bunu Michael'a kimse anlatamıyor arkadaşlar filmde.
İşte Peter Parker'ın...
Sevgilisinden ayrılmasının büyük güç büyük sorumluluk getirir derken sevgilisinden ayrılmasının daha sonra bunu başaramayıp tekrar sevgilisini birlikte olmasının vesaire yozlaşmasının falan tam temelinde bu var.
Aslında en azından Örümcek Adam serisini birinci filmle kısıldı tutsak yani ikinci ve üçüncü filmi görmesek diyelim ki film o kadardı sonunda işte ben süper kahraman oldum büyük güç büyük sorumluluk getirir ben senden ayrılıyorum Mereceğin artık seninle
birlikte olmayacağım çünkü hani ben seni bu sorumluluğun altına kendimi soktum seni de sokamam dedi diyelim ki.
O kadar olduğunu düşünelim filmin.
Bu durumda Michael tam olarak Peter Parker'ın başardığı şeyi başaramayıp kaçtığı şeyi kaybetmiş oluyor arkadaşlar.
Nasıl kaybediyor biliyor musunuz?
Peter Parker sevgilisinden ayrıldı ya büyük güç diye.
Michael Carleone 3.
bölümün sonundaki o küçük sekansı hatırlayın.
Hayatındaki bütün kadınları kaybediyor.
Karısıyla boşanıyor ayrılıyor.
Kızını 3'ün sonunda öldürüyorlar.
Ve tüm...
Kendi oğlu ona sırt dönüyor.
Senin işlerinde asla olmayacağım.
Tamam babamsın ama asla senin sözünü dinlemeyeceğim.
Seninle birlikte çalışmayacağım diyor.
Onu da kaybediyor. Karısıyla boşanıyor zaten.
Artı 3. bölümün başında karısı işte bir vaftiz töreni gibi bir şeyler vardı.
Böyle ziyarete geliyorlar Michael'ı.
Orada konuşuyorlardı.
Oğlu hani müzisyen olup ben bırakacağım hani senin işlerinde hiç uğraşmayacağım falan deyip babasını terk ediyordu gidiyordu.
Orada karısı nefis bir şey söylüyor Michael'ı.
Diyor ki. Hayatım, yani Michael Owen diyor hayatım boyunca sizi diyor hiddetten korumak için, dünyanın korkutuculuğundan korumak için ben çaba sarf ettim.
Karısı da ona diyor ki sen hiddete dönüştün diyor.
İşte kilit nokta burası arkadaşlar.
Gücün yozlaştırıcılığı burada.
Ne kadar büyük bir güce sahip olmak isterseniz ya da öyle söyleyelim hani Godfather bize bunu anlatıyor.
Ne kadar büyük bir güce sahip olmak isterseniz...
O gücün o kadar fazla düşmanı ve rakibi olacak.
Ve siz ne kadar güçlü olursanız o gücü korumak için daha fazla güç kullanmak zorunda hissedeceksiniz kendinizi.
Ve er geç zirveye çıksanız da çıkmasanız da o güç sizi yozlaştıracak.
Ve erdemli, ahlaklı, saf temiz kalamayacaksınız.
Ve bu durumda da artık bir süre sonra o güç sizi o kadar yozlaştıracak ki o güç dışında...
Hiçbir şeyiniz kalmayacak arkadaşlar.
Hayatta hiçbir şeyiniz kalmayacak.
Godfather filmi tam olarak bize bunu anlatıyor.
Bakın şu noktaya dikkat edin.
Godfather 1'in sonunda Vito Carleone, Marlon Brando'nun canlandırdığı Vito Carleone'nin öldüğü sahne nasıl bir sahneydi?
Evinin bahçesinde meyve sebzeler var.
Önünde kendisi masada oturmuş portakal yiyor.
Önünde torunu elinde böyle küçük sulama pompasıyla meyveleri sebzeleri suluyor.
Diyor ki tamam git hadi sula falan diyor.
O sırada bu kalkıyor. Torununla birlikte oynaşıyor, o da suluyor falan.
Orada işte bir kalp krizi gibi bir şey geçirip ölüyor.
Yani Vito Carleano hayatının sonunda, hayatın son dakikasında diyeyim.
Yanında onun maddi manevi tüm varlığını geleceğe taşıyacak olan torunu var.
Yanında... sulanan sebzeler, meyveler.
Yani bir verimlilik, bir yeşillik, bir hayat, bir coşku, bir böyle çok tatlı, hoş bir yer orası yani.
Güzel bir yerde. Adam kendi cennetinde ölüyor aslında.
Aileye ne kadar değer veren bir kişi Vito Corleone.
Ailesiyle zaman geçirmeyen bir adam asla gerçek bir erkek olamaz falan diyordu hatırlayın.
Birinci filmde. Yani Vito Corleone aslında kendi cennetinde ölüyor arkadaşlar.
O başarılı bir adam. Mutlu bir adam.
Michael Corleone nasıl ölüyor?
Üçünün sonunda. Yaşlı bir binanın önünde.
Kuru bir toprağın üzerindeki tekerlekli sandalyede yanında hiç kimse yokken düşüp ölüyor.
Toprak kuru bakın dikkat edin diyorum.
Vito Carleone sebze meyve suluyordu yani torunuyla birlikte kendi evinin bahçesinde.
Ama Michael Carleone yalnız yaşlı bir binanın yanında kuru toprağın üzerine düşüyor.
Bakın o kadar anlamlı ki o kadar güzel ki.
İşte gücün yozlaştırıcılığı.
Gücün yozlaştırıcılığının kişilere ulaştırdığı nokta.
Birinci filmde Vito Carleone Michael'a diyordu ki oğluna.
Yeterince zaman olmadı Michael diyor.
Hiçbir zaman iplerin ucunda kukla oynatılır ya.
Kumanda tahtalarıyla iplerin ucunda kuklalar oynatılır ya.
Hiçbir zaman iplerin ucunda oynayan biri olmak istemedim diyor.
Aslında Vito'nun temel amacı büyük güçlerin, insanları, kitleleri, toplumları yöneten kötücül güçlerin yönetiminde bir kukla olmamaktı.
Oradan işte daha büyük bir insan olmaktan bahsediyordu Vito.
Hani buna hayatı yetmemiş falan.
Okey peki. Michael oldu.
Ama nasıl oldu? Gücün aslında karanlık tarafına geçerek.
Yani o büyük gücü taşıyamadı aslına bakarsanız Michael.
Evet çok büyük güç oldu.
Bir mafya babası oldu. Ta işte dünyanın en büyük işte telekomünikasyon şirketlerini aldı kazandı falan ama hiç o kadar büyük gücün peşinde her zaman düşmanlar ve rakipler oldu.
Ve Michael o düşmanlar ve rakiplerle gücünü korumaya ve büyütmeye çalışırken mücadele etti.
Ve bu durumda... Kendi ailesini, kendi değerlerini, kendi kadınlarını ve aslına bakarsanız her şeyini kaybetti.
Hiç kimsesi kalmıyor Michael'ın sonunda.
O gücün yozlaştırıcılığı Michael'ı tamamen yalnız kılıyor arkadaşlar.
O kadar güzel ki aslında yani Godfather filmine hayran olan insanlar aslında bunu biraz kaçırırlar.
Mafyoz işte çok karizmatik, öyle değil.
Aslında Godfather üçlemesi tam olarak gücün yozlaştırıcılığının ulaştığı noktayı gösterir.
Dediğim gibi şimdi 3 alakasız filmden örnek vermiş oldum.
Hani Sidney Efendisi, Örümcek Adam ve bu çok bağlantısız gibi gelse de işte aslına bakarsanız Peter Parker taşımakta zorlanacağı bir güçle karşılaştığında tedirgin oluyordu.
Frodo zaten bunu başaramıyordu.
Zorlanıyordu, çok zorlanıyordu yardımcılarına rağmen ve yozlaşıyordu ama hani son anda yardımcısıyla falan işte böyle hani hata yapıyordu da işte destekçi Sam ona yardımcı oluyordu falan bir şekilde yüzüğü yok ediyorlardı.
Yani sınırdan dönüyordu diyelim hadi öyle diyelim.
İşte Michael onu da dönemiyor.
O sahip olduğu büyük güç onu yozlaştırıp yapayalnız kılıyor ve yapayalnız öldürüyor arkadaşlar.
Orası aslında aileye bu kadar değer verirken ben bütün sahip olduğum gücü, bütün sahip olduğum her şeyi sizi korumak için kullandım derken en önemli şeyini, en değer verdiği şeyi ailesini kaybediyor.
Yanında ne karısı var, ne kızı var, ne oğlu var.
Hiç kimsesi yok. Yapayalnız.
Bu nedenle bu...
Yani Francis Ford Coppola'nın dediğim gibi başka filmlerinde de aynı şey vardır.
Şimdi çok fazla kişinin izlemediğini düşünerek hele hele yeni nesil sinema sever arkadaşlarımız biraz daha böyle Godfather'ı hemen herkes bilir onun için bu filmden örnek verdim.
Aslında Apocalypse Now filminden örnek vermek de bu kadar keyifli ve zengin olurdu çünkü orada da gücün yozlaştırıcılığının.
Olağanüstü bir örneği var. Orada da yine Marlon Brando var.
Yine Albay Kurtz karakteri vardı orada.
Bir tanrılaşan böyle.
Vietnam'da kendi ordu gücüne Amerika'nın bir albayı o ve orduyla bağlantısını kesiyor.
Gidiyor ormanda bir yerde kendi krallığını kuruyor gibi bir durum var.
O da çok büyük bir güce sahip olup sahip olduğu gücün yozlaşmasıyla ya da belki savaşmak için gelen ABD'nin Zaten yozlaşmış bir güç olduğunu fark etmesiyle o da böyle yoldan
çıkan bir olağanüstü bir karakterdir yani Albay Kurtz.
Ama şimdi ya dediğim gibi çok daha sohbeti uzatmamak için ya da yeni nesil arkadaşların biraz daha en azından Godfather'a göre daha az izledikleri bir film olduğunu tahmin ettiğim için Apocalypse Now'dan örnek vermedim ama.
Ya özetle arkadaşlar çok çok çok iyidir.
Yani hani...
Gücün yozlaştırıcılığının çok güzel temsilleri var.
Çok güzel örnekleri var. Diyorum Godfather da bunun en önemli örneklerinden bir tanesi.
Yani o filme bakınca hani işte mafya üzerine, aile üzerine işte çatışma falan filan okey ama esas Godfather'ın numarası gücün yozlaştırıcılığının muhteşem bir temsili olması gerçekten.
Evet iki hafta önce geçtiğimiz hafta ile ondan önceki hafta zirveden düşen insandan bahsetmiştik.
Aslında bu konuyla biraz bağlantılı çünkü Michael da aslına bakarsanız zirvedeki bir insan ama onlar iyicil, iyi insanlardı.
Zirveye çıkan, başarılı, güçlü, erdemli insanlardı.
Onlar bir şekilde gidecek başka bir nokta kalmayınca döngüyü tekrar bir nevi kendileri başlatıyorlardı dedim.
Mücadelenin o sürecin kendisi değerliydi dedim ama burada biraz erdemli olmayan bir dünyadan bahsettiğimiz için dinamikler biraz farklı.
Ve bundan sonraki programda da arkadaşlar...
Karanlık taraftan bahsedeceğiz.
Gücün karanlık tarafına geçişten bahsedeceğiz.
Bu iki programın ortası olacak.
Yani birincide erdemli ve iyi karakterlerin zirveye çıkıp orada yaşadıkları kendi iç çatışmayı ve bir şeylere baştan başlamak gerektiğini esas önemli olan sürecin.
Simurg efsanesindeki gibi sürecin ve o mücadelenin değerli olduğundan bahsetmiştik.
Bu kez karanlık taraftaki yükselmenin sonuçlarından.
Yani kaçılmaz bir yozlaşmaya götürmesinden bahsettik.
Bu kez de iyi taraftan kötü tarafa geçip karanlık taraf diyoruz değil mi aslında?
Tam böyle sinemada da böyle bahsediliyor.
Çok güzel filmlerden örnek vereceğim.
Çok güzel böyle bir size bir açılım, bir açıklama, bir sinemasal açılım sunmaya çalışacağım.
Evet bir dahaki programda görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
