
Sinemasal Açılımlar 19: Rahatsız Edici Filmler
10 Kasım 2022 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, sinema tarihinin en rahatsız edici filmlerini ve sinemada rahatsız edicilik olgusunu incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Mutlaka görmüşsünüzdür ki çeşitli dergilerde işte sinema dergileri artık sinema dergisi falan kalmadı zaten ama bu haftadaki altyazı dergisi artık yayın hayatına son vereceğini açıkladı.
Çok uzun yıllar boyunca tüm sinema severleri beslemişti altyazı dergisi.
Hani bunun üzerine de bir şeyler söylemeyi düşünüyorum ilerleyen programlarda sinema medyası diye sinema mecraları sinema konuşma mecraları diye ama bugünkü konumuz o değil.
Dediğim gibi hem sinema dergilerinde ya da bazı internet sitelerinde rahatsız edici filmler seçkileri dosyaları mutlaka görmüşsünüzdür.
Orada adı geçen filmlerin bazılarını da hani ben bugün de anacağım zaten çünkü o seçkilerin bazılarında gerçekten yapılmış çok doğru tespitler var.
Ancak o listelerde hiç adı geçmemiş bazı filmlerden de bahsetmeye çalışacağım.
Ama ondan önce genelde sinematiste yaptığımız gibi biraz kuramdan bilgiden bahsedelim.
Rahatsız edici ne demek? Biraz onu anlatmaya çalışalım.
Şimdi rahatsız edici demek aslında bizim filmi izlerken üzülmemiz, ağlamamız falan değil.
Öyle bir şey değil. Size çok basitçe şöyle bir örnek vereyim.
Bir yetişkin diyelim ki küçük bir çocuğu öldürüyor.
O çocuğun babası da gelip kendi çocuğunu öldüren kişiyi öldürüyor.
Şimdi bundan rahatsız olur muyuz?
Yüksek olasılıkla rahatsız olmayız.
Çünkü böyle bir öyküde dramatik olarak biz...
Aslında tatmin olmuş oluruz.
Hani çok sevdiğimiz bir insanı bir çocuğumuzu falan hani biri gelip öldürecek olsa biz de onu yapmak isteriz.
Çünkü orada ne yazık ki tabii ki çok dramatik çok üzücü bir olay vardır ve bir duygu patlaması vardır.
Ondan dolayı babanın her ne kadar bu suç teşkil edecek olsa da.
Hani dramatik olarak onun böyle bir girişimde bulunmasını bir cinayet işleyebilmesini anlayışla karşılarız en azından dramatik olarak.
İşte aslında bu tip olaylar böyle üzücü olaylar falan çok da rahatsız edici filmler kategorisine girmiyor.
Rahatsız edici film dediğimizde olması gereken şey sadece bizim üzülmemiz ağlamamız değil rahatsız olmamız dramatik olarak ikna olmamamız.
Söz konusu karşımızdaki öykünün ya da karakterlerinin başına gelen şeylere bir gerekçe ya da en azından duygusal bir denge tutturamamamız ve bundan dolayı da filmi hem izlemekte
hem de izledikten sonra üzerine fikir muhakebesi yaptığımızda pek bir ikna edicilik...
pek de bir tatmin olmuşluk yaşayamamamız durumu aslında rahatsız edicilik anlamına geliyor.
Tabii bu bir tarafı işin metin tarafı diyeyim.
Tabii bir anlamda hani fiziksel şiddet, kan, revan, kesme, biçme, öldürme falan gibi görsel olarak insanı rahatsız eden şeyleri de tabii fazlaca içeren ve biraz da hoyrat biçimde içeren filmleri
biz kolayca rahatsız edici film olarak adlandırıyoruz.
Şimdi diyorum örnekler vereceğim ama ben daha çok alt metinlere olan duygusal dramatik hani söz konusu görsel şiddetin altını doldurabilen filmlerden örnek vermeye çalışacağım ki bir
anlamda da şunu hatırlatmak istiyorum tam örneklere girmeden önce iki hafta önce kötü adam diye yine sinemasal açılımlar dosyamızda bir dosya yapmıştık orada kötü adam nedir ne değildir biraz ondan bahsetmiştik hani kim kötü oluyor
nasıl kötü oluyor nasıl kötü adam ya da kötülük ortaya çıkabiliyor bunlardan bahsetmiştik orada demiştim ki ben Dinleyenler hatırlayacaktır.
Hani bazı filmler kötü adamı inceleyen ya da kötülüğü inceleyen bazı filmler bize derler ki demiştim.
Dünyada o kadar çok kötülük var ki.
O kadar sıkıntılı, sorunlu, problemli bir yapı ki bu.
Her insan kötü insana dönüşebilir.
Herkes kötü adam, kötü karakter olabilir.
Mesajlı filmler var demiştim.
İşte bu da aslında biraz bu hafta konu edindiğimiz meseleyle biraz paralellik barındırıyor.
Biz hani medeni insanların diyelim bizlerin inşa ettiği sistemin içerisinden çıkıp gelebiliyor ve bazı filmlerde bize o kadar karamsar, o kadar kötü, o kadar can sıkıcı dünyalar inşa edip
sunuyor ki. Ve aynı zamanda bu filmler insanın içerisindeki, insanın zihnenin, ruhunun derinliklerindeki öyle karanlıklara pencere açabiliyor ki hani çok da fazla görsel işte
fiziksel şiddet sahnesi içermiyor olsa da o filmler bizi rahatsız etmeyi başarıyor ve daha çok düşünsel olarak diyelim mesaj olarak bizi karamsarlığa sürükleyip izlenmesi zor bir yapı
ortaya çıkarıyor. Şimdi daha da lafı daha fazla uzatmadan hemen örneklere geçmeye çalışayım.
Yakın biraz da daha güncel örnekler vermeye çalışacağım.
Daha sonra tarihsel filmlere geçeceğim ama yakın zamandan sinemanın en rahatsız edici yönetmenlerinden bir tanesi muhtemelen Gaspar Noe'dir.
Gaspar Noe'yi daha önce hiç izlememiş bir sinema sever.
Onun herhangi bir filminin başına geçtiği anda daha ilk 3-5.
dakikada diyeyim son derece rahatsız edici bir dünyayla karşılaşacağını rahatlıkla fark edebilir.
Gaspar Noe... Temel olarak son derece karanlık, son derece kayıp ve son derece rahatsız edici dünyalar resmediyor.
Ve zaten bunu görsel olarak mükemmel biçimde inşa edip karşımıza getiriyor.
Hani öyle bir görsel doku, öyle bir yapı, öyle bir ortam oluşturuyor ki o dünyada hani çok da normal hani her gün karşımıza gelen olayların karşımıza gelmeyeceğini Çok rahatlıkla emin
oluyoruz. Dediğim gibi daha ilk dakikalardan.
Gasparnoy deyince de hani hangi filminden örnek vereyim bilmiyorum.
Bütün filmleri bu yapıya uyuyor hemen hemen ama...
Öncelikle... Onun sesini tüm dünyaya neredeyse diyeyim tüm sinema severlere duyurmasını sağlayan Irreversible filmi, dönüş yok filmi 2002 tarihli.
Hani artık filmografisinin geçmişinde kalan filmlerden bir tanesi belki ama gerçekten çok rahatsız edici bir filmdi.
Zaten hani Gasparnaya ondan sonraki diyorum birçok filminde neredeyse bütün filmlerinde bu yapıyı devam ettirdi.
Ancak Irreversible bu açıdan biraz daha özel ve rahatsız edici filmlerden bir tanesi diyebiliriz.
Gasparnio'dan sonra Michael Haneke çok özel bir yönetmen, çok değerli bir yönetmen.
İnsanın zihninin derindeki karanlıklara pencere açma becerisinde gerçekten Michael Haneke ile yarışabilecek.
Çok az da yönetmen vardır.
Birçok filminde karakterin başına bir şey gelir ve o hani karakterin başına gelen şey o karakterin Diyorum ruhunun ve zihninin derinliklerindeki karanlıkların ortaya çıkmasına karşımıza
gelmesine sebebiyet verir.
Hangi filminden diyorum örnek versem olur ama ben biraz daha yakın tarihli ve Oscar adayı olmuş ve bilinen filmlerinden bir tanesi olan Amor filminden, Aşk filminden örnek vermek istiyorum.
Aşkı izlediğinizde ilk böyle 15-20 dakikada yarım saate yetiyorsunuz derken rahatsız edici bir yapıyla karşı karşıya kalmıyorsunuz.
İki yaşlı karakterimiz var.
Bir kadın bir erkek. Karı koca bunlar.
Aynı evde yaşıyorlar. Gayet halleri vakitleri yerinde.
Zenginler, eğitimliler falan.
Hani hayatlarının böyle son demlerini gayet mutlu bir şekilde yaşıyorlar.
Ve filmde kadın karakter ne yazık ki hastalanıyor.
Çok böyle... Hani ölümcül bir hastalığa yakalanıyor diyeyim ve giderek hastalığı onun hem yatağı düşürüyor, yatalak bir hale geliyor karakter hem de ızdıraplı bir süreç yaşamak zorunda kalıyor.
Ve erkek de tabii kendi karısına, çok sevdiği karısına, eşine bakıyor, onunla ilgileniyor falan ama kadın giderek kötüleşiyor, kötüleşiyor, acı çekiyor, ızdırap çekiyor.
Şimdi buraya kadar zaten anlamışsınızdır hani olayın nereye doğru gidebileceğini.
Bir anlamda bize diyor ki herkes kendi sevdiğini bile öldürebilir öyle bir durumda.
İşte Michael Haneke'nin acımasızlığı burada.
Bunu düşünür müsünüz, düşünmez misiniz, bunu kabul eder misiniz, etmez misiniz bilmiyorum ama film öyle bir yapı kuruyor ki hani gerçekten o korkunç eyleme diyeyim ya da girişime diyeyim yavaş yavaş
film ilerliyor, ilerliyor, ilerliyor.
Ne bırakabiliyorsunuz, ne çok keyif alıp hoşlanabiliyorsunuz ve sonunda işte darbeyi vuruyor Haneke.
İşte tam rahatsız edici filmi bir örnek.
Hem görsel olarak aslında hem de metin olarak son derece rahatsız bir film.
Amor filmi Michael Haneke'nin filmografisine girdiğinizde mutlaka rahatsız edici başka birçok öğeyle karşılaşacaksınızdır.
Başka bir filmden örnek veriyorum.
Bu baya bir Hollywood yapımı.
Böyle bir sanat sineması falan değil.
Fransız böyle Michael Haneke ve Gaspar Nöden örnek verdim.
İkisi de Fransız yönetmenler. Baya Hollywood'a gideyim size.
Tom Hillcott çok bilinen bir Hollywood yönetmeni.
İyi yönetmenlerden bir tanesidir.
Yani ortalamanın üzerindedir.
Onun 2009 tarihli The Road, Yol adlı bir filmi var.
Benim hayatımda izlediğim en karamsar, gerçekten ve bu açıdan en rahatsız edici filmlerden bir tanesi Yol.
Post apokaliptik bir bilim kurgu filmi bu ama artık o kadar dramatik, o kadar üzücü bir film ki birçok tanıtımlarında falan böyle direkt drama olarak anılıyor.
İnsanlık hani bir sebeple dünyada gıda sıkıntısı çekilmeye başlanmış.
Çok geniş kitleler gıda eksikliğinden dolayı ölmüş.
Az sayıda kalan insan da hayatını böyle çok büyük zorluklarla sürdürmeye çalışıyorlar.
Burada bir baba ve oğlu var.
Onlar bir yolculuğa çıkıyor.
Road zaten adı bu yol. Ve hani biraz daha yaşanabilir bir yerler.
var olduğu ya da kaldığı sanrısıyla oraya doğru yola çıkıyorlar.
İlerliyorlar ve işin numarası şu ki rahatsız edici taraf da şu ki geleceğin dünyasında o besin sıkıntısında insanlar ikiye ayrılmış yamyamlar ve yamyam olmayanlar.
Şimdi az önce dedim ya Michael Haneke'den bahsederken bazı yönetmenler işte insanın içindeki o karanlık tarafa pencere açar diye işte yol tam olarak böyle bir film.
Diyor ki insan aç kalırsa başka çaresi kalmazsa yamyamlaşabilir.
Şimdi buna diyorum katılıyoruz, katılmıyoruz.
İnsan bu kadar ürkütücü, bu kadar korkutucu bir canlı mıdır bilmiyorum.
Bu benim haddim değil bu tespiti yapmak ama film bu tespiti çok da güzel yapıyor ve bize gerçekten son derece rahatsız edici, son derece karamsar ve gayet de iyi yani yapmak istediklerini başarıyla
gerçekleştirmiş ve bize son derece bütünlüklü bir yapı sunabilmiş bir film olarak anabiliriz.
Road çok iyi bir film diyebiliriz.
Ama dediğim gibi son derece rahatsız edici, son derece can sıkıcı bir film.
Şimdi hani rahatsız edici filmler derken, şimdi örnekleri biraz kısaltmaya çalışayım.
Programı biraz kısa tutmaya çalışacağım bahsettiğim sebepten dolayı.
Darren Aronofsky son derece rahatsız edici filmler yapmıştır.
Bu konuda mutlaka anılması gereken yönetmenlerden bir tanesi Lars von Trier'dir zaten.
O da çok rahatsız edici filmler yapmıştır bugüne kadar.
Darren Aronofsky için bir rüya için ağıt filmi.
Öncelikle hani rahatsız edicilik başlığı altında anılabilecek bir filmdir.
Lars von Trier'in ise çok sayıda filmi çok rahatsız edicidir.
Ben Antikrist'e örnek vermek istiyorum.
Bana göre Lars von Trier'in de en iyi filmidir.
Gerçekten çok iyi bir film Antikrist ve rahatsız edicilik açısından bakarsak da Lars von Thierry'nin en rahatsız edici filmlerinden bir tanesidir aynı zamanda.
Hem metin olarak çok rahatsız edicidir bir psikolojik açılım ve inceleme filmidir diyorum.
İnsanın o karanlık taraflarına pencere açma konusunda son derece...
Başarılıdır ve görsel olarak da en rahatsız edici yine filmlerden bir tanesi.
Cinsel pornografi var, şiddet pornografisi var.
İnanılmaz bir film. Gerçekten çok da iyi bir film ve çok rahatsız edici bir film.
Şimdi diyorum örnekler çok fazla.
Bunlarla yetinelim şimdilik yakın zamanda.
Ben biraz sinema tarihine bakmak istiyorum.
Sinema tarihinde de çok sarsıcı filmler var.
Öncelikle zaten Pier Paolo Pasolini İtalyan yönetmen, sinema tarihinin önemli yönetmenlerinden bir tanesidir ve İtalyan yeni gerçekçiliği akımının da altında senaryolar, filmler üretmişti.
Ancak İtalyan yeni gerçekçiliği 50'li yıllardan sonra biraz hızı azalmış ve ortadan kalkmış bir akım olduğu için Pier Paolo Pasolini daha 60'lı yıllarda, 70'li yıllarda Film yapmaya devam etti.
Özellikle Salo filmi genellikle sinema tarihinin en rahatsız edici filmlerinden bir tanesi olarak anılır.
Yine metni de çok derindir, çok eleştirelidir vs.
zaten. Pierre Paolo Passoni sol ve ileri görüşlü muhalif bir karakter olarak ne yazık ki İtalyan faşistleri tarafından işkence edilerek öldürülmüş.
Çok değerli bir sanatçıdır.
Hem zaten şair diye düşünürdü.
Pierre Paolo Passoni'yi bir filozof olarak da gören çok sayıda severi vardı.
Ve bir politik cinayete kurban gitmiş bir karakter olarak da sinema tarihine böyle üzücü bir anıyla da olsa adını altın harflerle yazdırmıştı.
Onun dışında iki tane daha örnek vereceğim ama bir tanesini vermeden önce biraz ön bir giriş yapmam lazım.
Şöyle ki 1933'tü yanlış hatırlamıyorsam.
Nasyonal Sosyalist Parti, Hitler'in partisi Almanya'da başa geliyor seçimle.
Ondan sonra çok ciddi bir nazi propagandası tabii uygulamaya başlıyorlar.
Ve Hitler'in sağ kolu en yakın dostlarından bir tanesi propaganda bakanı olan Goebbels de Sinemayı kullanarak Nazi Almanyası'nın işte politikalarını, fikirlerini, mesajlarını hem Alman
halkına hem de tüm dünyaya duyurmak istiyor.
Bunun için de sinemayı kullanmak istiyor.
Hani orada daha bir sürü detay var.
Yani onu uzun uzun anlatabilirim size.
Belki başka bir siyasi sinema falan diye veya Nazi sineması diye bir başlık yapabiliriz.
Orada diyorum gerçekten çok ilginç, çok önemli detaylar var.
Konuşulmaya, anlatılmaya değer çok fazla şey var.
Şimdi kısa keseyim. Şöyle ki...
Nazi Almanya kendilerine en büyük düşman belledi.
Soykırma tabi tutmayı en başından beri planladıkları halk kimlerdi?
Yahudilerdi zaten. İşte Goebbels o zamanlar çok sayıda Alman sinemacıya Nazi propaganda filmi yapmaları konusunda direktifler veriyor.
Hatta bir anlamda baskı uyguluyor.
Bundan dolayı da çok değerli yönetmenler Almanya'dan kaçıp gidiyorlar.
Bazı yönetmenler de Goebbels'in dediğini yaptılar.
Yapmak hani çok da ne kadar zorunda kaldılar bilmiyorum ama bir şekilde yaptılar.
Ve Goebbels'in direktifleriyle iki tane özellikle film inanılmaz bir Yahudi kötüleme filmi, nazi propagandası filmi olarak tarihe geçtiler.
Bunların bir tanesi kurmaca film, bir tanesi ise belgesel film.
Düşünebiliyor musunuz? Bakın yalan bir belgesel film yapıyorsunuz.
İnanılır gibi değil. Söz konusu kurmaca film Yahudi süs adıyla çekilmişti.
Veit Harlan yönetmişti.
Bir gerçek olayı...
saptırarak söz konusu gerçek öyküden çıkarıp yalan bir öyküye evrilterek diyeyim Yahudi kötülemesi yapan Yahudilerin işte son derece üçkağıtçı, iğrenç, berbat insanlar olduğu işte
ne bileyim çocuklara cinsel taciz uygulamak onlarda gayet normal bir şeymiş falan gibi anıldığı böyle inanılmaz korkutucu, yalan dolan detaylarla, öykülerle biçimlendirilmiş
bir film falan. Acayip.
Zaten çok da kötü bir film.
Yani izlemekte zorlanacağınız bir film.
Ben izlediğim filmi diyorum hem kötü bir film hem de hani filmin hoyratlığına Söylediği yalanlara falan inanamıyorsunuz.
Ancak eskiden bilinmeyen bir filmdi.
Bu internet hani çağı öncesinde bu filmi duyan bilen çok az insan vardı.
Sinema tarihçileri falan bilirdi muhtemelen.
Ve filmin kopyaları bayağı gizli kapak kimseye yayılmasın diye kimseye izletilmiyor falan.
Ancak işte akademik çalışma yapacak kişilere kontrol altında izletiliyormuş falan.
Ve hani bakın bu film o zamanlar yapılmıştı.
Hani yalan bir filmdir falan.
Hani burada izleyeceklerinizi gerçek olarak düşünmeyin görmeyin falan filan diye böyle uyarılarla.
İzlemek isteyenlere izletiliyormuş.
Özel gösterimler yapılıyormuş falan.
Ondan dolayı şimdi o kadar rahatsız edici ki bakın hani gerçek hayattaki yansımasıyla da rahatsız edici.
Bir örnek daha vereceğim.
Fritz Hippler diye bir Alman yönetmenin yönettiği Sonsuz Yahudi diye bir film var.
Şimdi orada bir işte Yahudi süste dedim ya o bir kurmaca film.
Hani bir yazılmış öykü var falan.
Film bunu saklamıyor. Burada belgesel direkt gerçekleri anlatıyor iddiasıyla izleyiciyle buluşmuş bir film.
Diyorum ben bu filmi de izledim.
İnanılır gibi değil. Zaten çok iğrenç insanlar olan Yahudiler falan diye başlayan replikler, dış sesler anlatımlar falan var filmde.
Yahudilerin farelerle, böceklerle falan bir arada yaşadığı sahneler falan var.
Bunlar hep tabii diyorum biçimlendirilmiş.
Gerçek olmayan sahneler.
Burada mesele Yahudiler üzerine bir tespit yapmak falan değil ama bu filmlerin son derece kaba propaganda filmleri olduğu ve birçok şeyi çarpıttığı belli dayatmalar neticesinde, biçimlendirmeler neticesinde
yapıldığı ve izlemenin de bu filmleri zaten çok zor olduğu Tüm bunlara ek olarak da hani tarihsel bilgi olarak ya da tarihsel önemleri açısından da son derece rahatsız edici bir
noktaya işaret ettikleri anlamında bu filmleri.
Anmak istediğim bu iki film nazi propagandası tarihinde ve sinema tarihinde de gerçekten kendilerine ait bir böyle başlık açmayı başarmış katlanılmazlıkta filmler ve rahatsız
edici filmler dosyasında da adı anılmasını gerektiğini düşündüğüm filmler.
Artık programın sonuna gelmeye çalışayım.
Gerçekten çok zorlanıyorum şu an.
Sesim çok acıyor, boğazım çok acıyor ama son bir tane film hani gerçekten biraz daha acı çekmeye değecektir.
Yine Hollywood'a gideceğim.
Şimdi burada artık nasıl bir şey var?
Burada son derece iyi niyetlerle çok iyi bir film yapmaya çalışarak yapılışlı bir film var.
Ve gerçekten de harika bir film bence.
Çok da iyi bir film yapılmış.
Buna da ulaşılmış diyeyim.
Öyle söyleyeyim. Hangi film?
1932 tarihli. Todd Browning diye bir yönetmenin yaptığı Freaks.
Yani Freak ücube yaratık gibi bir anlama geliyor.
Freaks filmi çok iyi bir film.
Gerçekten çok iyi bir film. Hani izlediğiniz...
Bir anlamda inanım, yüksek olasılıkla zaten diyorum rahatsız olup kapatabilirsiniz.
Çok rahatsız edici bir sürü şey var filmde.
Ancak çok da iyi bir film.
Çok iyi yazılmış, çok iyi yönetilmiş, çok iyi oynanmış.
İnanılmaz bir film. Ve Todd Browning 30'lu yılların önemli korku filmi yönetmenlerinden bir tanesi.
Gayet başarılı bir yönetmen.
Hani korku dozunu...
Ürkütücülük dozunu daha da ileriye taşıma amacıyla bir tane film yapıyor ve film o kadar hassas noktalara temas ediyor ve o kadar nasıl diyeyim rahatsız edici bir seviyeye varıyor ki.
Todd Browning'in kariyeri bitiyor.
Bir daha sinema yapamıyor.
Bütün film çok linç ediliyor, eleştiriliyor, cezalar alıyor falan.
Ve Browning Hollywood'dan tekme tokat kovuluyor.
Adam bir daha sinema yapamadı, film yapamadı yani.
İnanılır gibi değil. O kadar iyi bir yönetmen, bu kadar başarılı işlere imza atmış bir yönetmen.
Bu filmle öylesine linç edildi.
Filmin olayını söyleyeyim size.
Bir sirk, gezici bir sirk.
Bu sirkte işte hani her sirkte olduğu gibi işte hayvanlar var falan filan gösteriler yapıyorlar.
Sahne şovları falan. Ve bu sirkte engelli bireyler var.
Çok sarsıcı biçimde diyeyim.
Filmde gerçek engelli karakterler oynuyor.
Onları zaten izlemek insanın böyle kanını çekiyor resmen.
Kendileri zaten engelli, oyuncu değiller zaten.
Gerçek hayatta engelli kişiler.
Bu filmde bir şekilde oyunculuk yaptırılmış ki filmin oyunculuklarının o kadar iyi olduğu iddia edilemez ama elden bu gelmiş.
Yine de kurtarıyor bence yeterli.
Hani sıra dışı bedensel deformasyonlar söz konusu.
Ve filmde engelli olmayan karakterler, engelli olan karakterleri sömürüyorlar.
Onlarla alay ediyorlar.
Resmen kullanıyorlar bir anlamda.
O karakterler buna karşı direnmeye çalışıyorlar.
Biraz onları hoş görmeye çalışıyorlar falan.
Yani öyküyü nasıl anlatayım bilmiyorum.
Gerçekten hem dramatik olarak çok rahatsız edici hem görsel olarak çok rahatsız edici.
Ve biraz da bahsettiğim diğer birçok film gibi bir sanat filmi falan yapısı yok.
Gayet Hollywood filmi gibi bir gerilim filmi gibi ilerliyor, ilerliyor, ilerliyor.
İnanılmaz bir sona doğru varıyor böyle.
Ve rahatsız edici yapısını hiçbir anda kaybetmiyor film.
Tabii bugün tamamen rahatsız edici filmlerden bahsettim ama hani belki hiçbirini izleyemezsiniz.
Hani biraz hassas bir sinema severseniz zaten bugün andığım filmlerin hiçbirine yaklaşmayın diyorum ama biraz olsun böyle bir hani ya izlemek istiyorum ben ya belki rahatsız edici film bakalım falan diyorsanız bundan
başlayın diyeceğim. Bunu da internette çeşitli ortamlarda bulabilirsiniz.
Freaks filmini çok rahatsız edici ve bence de Bu liste içerisinde bakın bir sürü filmden bahsettim.
Çok iyi filmlerden bahsettim.
Freaks gerçekten en aykırı, en sıra dışı, en rahatsız edici film.
Bugün böyle bir film yapılamaz.
Yani işte The Road diyorum.
İşte Michael Haneke, Gaspar Noe, Lars von Trier falan diyorum.
Bunların hepsi hala bugün film yapıyorlar.
Rahatsız edici filmler yapıyorlar.
Ama mesela böyle bir film yapılamaz.
Mümkün değil. O zaman bir şekilde yapılmış.
Bir şekilde hani gösterime falan girmiş.
Hani o zamanlar stüdyo...
Bu kadar büyük eleştirilerle karşılaşacağını da herhalde tahmin etmemiş ki.
Filmi gösterime sokmuş.
Zaten o zamanlar sansüre uğruyor, kısaltılıyor falan inanılır gibi değil.
Hani filmin normal süresi...
Birçok kaynakta 1 saat 4 dakika olarak geçiyor.
Düşünmüyor musunuz? 1 saat 60 dakika yani neredeyse uzun metraj bile olmuyor.
66 dakikadır uzun metrajın uluslararası standarttaki sınırı.
Hani bu 64 dakika sanki orta metraj bir film gibi falan ama aslında makasa uğramış hali yani sansürlenmiş hali.
1 saat 4 dakika.
Esas hali 1 saat 20 dakika falan ve...
O makaslanmamış orijinal hali yönetmenin kurgusu internette var.
Onu görebilirsiniz. Bakın farkı oradan anlayın demeye çalışıyorum size.
Uzun versiyonunu tabii ki izlemeye çalışın.
Hani çok özel bir film.
Gerçekten çok rahatsız edici.
Ancak buna rağmen çok iyi bir film.
Freaks. 1932 tarihli Todd Browning'in filmi.
Tekrar anmış olayım. Evet artık bugün rahatsız edici filmlerden bahsetmeye çalıştık.
Rahatsız edici film nedir ne değildir diye anmaya çalıştık.
Örnekler vermeye çalıştık.
Benim de rahatsızlığım gerçekten bu filmler kadar arttı.
Çok zorlanarak konuşuyorum şu an.
Dediğim gibi bugün enerjim biraz düşüktü.
Lütfen kusura bakmayın. Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
