
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, sinemasal açılımların onsekizinci bölümünde, "Sinemada Kötü Adam" konusunu incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Netflix'te gösterime giren filmlerden size bahsetmiştim.
Onlar hakkında yorumlar yapmıştım.
Güncel sinema haberlerinden örnek vermiştim.
Yani biraz gündemi tutmaya çalışmıştık.
Bu hafta bir ara verelim.
Sinemasal açılımlar dosyamızda yaptığımız gibi hem biraz sinema tarihine bakalım.
Hem sinemanın belli türlerine, belli karakterlerine, belli alanlarına bir göz atmaya çalışalım.
Programın başlığında görmüşsünüzdür.
Bu haftaki konumuz kötü adam.
Kötü adam çok önemli bir şey değil mi?
Sinema için aslında bütün dramatik sanatlar için öyle.
Bu arada hemen girmeden önce bir parantez açayım.
Kötü adam diyorum ama kötü adam ya da kadın olması çok fark etmiyor aslında.
Hani buradaki kötü adam vurgusu zaten kötü karaktere vurgu yapıyor.
Cinsiyetle alakalı bir tercih değil.
Onu belirtmiş olalım.
Şimdi kötü adam diyorum ama tabii ki kötü adamı incelerken ister istemez kötülükten falan bahsetmek gerekiyor.
Kötülük nedir, ne değildir?
O da biraz felsefi bir sohbet gerçekleştirme gerekliliğini doğuruyor.
Ben oraya fazla girmeye çalışmayacağım.
Daha çok sinemacılar, senaristler, yazarlar ve hani kısmen de dramatik sanatlar konuya nasıl bakmış, iyi ile kötüyü nasıl ayırt etmiş, nasıl birbirine yaklaştırmış ve izleyicisiyle nasıl bir
bağlantı kurmuş bunu incelemeye çalışacağım.
Şimdi şöyle bir...
bir şey var ki genel olarak gişe filmleri diyelim genel gişe filmleri böyle bizi hani eğlendirme amacıyla yapılmış karşımıza gelen filmlerin zaten büyük çoğunluğunda biz az önce dediğim gibi iyi karakterle
özdeşleştiğimiz için o bizim kılavuzumuz olduğu için karşı tarafta bir kötü karakter oluyor ve o kötü karakteri yani adı üzerinde kötü karakter kötü adam ne diyorsanız deyin onun biz karşısında yer alıyoruz ve
onun eylemlerini varlığını hemen hemen iddia ettiği birçok şeyi diyelim en azından kötü, istenmeyen veya bir şekilde uzak durulması gereken odakta görüyoruz.
Okey bunda sorun yok.
Bunu biz izliyoruz. İyiler kötüleri yeniyor.
Yaşasın kazandık.
Hepimiz çok mutluyuz. Olarak o filmleri izliyoruz.
Hani çok fazla incelenecek, çok üzerine fikir muhakemesi yapılacak, düşünecek bir şey sunmuyor bize bu filmler.
Onları bir kenara atalım.
Onlar üzerine söyleyecek, dediğim gibi konuşacak fazla bir şey yok.
Ancak, ancak, ha zaten bu arada tabii sinemanın özellikle ilk yıllarında diyebiliriz ki 60'lara 70'lere kadar çoğunlukla sinemada iyi ve kötü ayrımı gayet net, gayet belli.
Hani bu dönemin filmlerinde çoğunlukla kötü adamı anlamamıza, neden kötü eylemlerde bulunduğu, kötü şeyler yaptığı ya da hani bizim bakış açımızdan tırnak içinde neden
kötü karakter olduğu üzerine çok fazla inceleme görmüyoruz bu yılların öncesindeki filmlerde.
Ancak daha başka bir yaklaşımla yavaş yavaş dramatik sanat icra edicileri diyelim sanatçılar, sinemacılar, yazarlar Yavaş yavaş böyle mikrofonu, kamerayı
kötü tarafa yönlendirmeye başlıyorlar.
Aslında Fransız yeni dalgasında mesela Jean-Luc Godard'ın birçok filminde bizim izlediğimiz, takip ettiğimiz, sevdiğimiz karakterler hırsızlık yapıyorlar, cinayet işliyorlar ve Jean-Luc Godard bizi onların öyküsüne ortak ediyor.
Şimdi o karakterleri bize tam olarak iyi olarak sunmuyor aslında ama onların içerisinde bulunduğu dünyanın, onların başına gelenlerin, onların mücadelelerinin onları çok
da tercih edilmeyecek ve ahlaki olarak şüpheli ve hatta düpedüz kötü olarak isimlendirebileceğimiz alana kaydırdığını göstermeye, resmetmeye çalışıyor.
Sinema tarihinde bunun üzerine çok güzel örnekler var ancak anlatacağım daha çok fazla şey var.
Şimdi buna tam olarak odaklanmayayım.
Şimdi böyle bir şey var ama dediğim gibi 60'lardan 70'lerden önce hani çok fazla biz kötü karakterlerle iç içe olmuyoruz.
Onları anlamaya çok fazla çalışmıyoruz.
Şimdi 60'lardan 70'lerden sonra özellikle Godfather filminden bahsedeceğim tabii ki.
Çünkü Godfather kötü olarak isimlendirilebilecek alana bizi...
Hiç sorgusu sualsiz sokan o alanda gezinmemize ve o alının karakterlerine yakınlaşmamıza onlarla özdeşleşmemize olanak veren hatta bunu isteyen bir proje olarak yapıldığı
zaman da çok eleştirilmişti gerçekten.
Hani çok sayıda muhafazakar ya da böyle ahlaki hassasiyeti olan eleştirmenler işte izleyiciler.
Hani o filmi Godfather demişlerdi ki ya sen hani Coppola alenen bizi kötü karakterleri bize iyi olarak sunuyor.
Onların aslında kötü olan eylemlerini yaklaşımlarını bize gayet erdemli hatta belki yapılması kaçınılmaz olan eylemler olarak gösteriyor diye o film.
O zamanlar bayağı eleştirilmişti.
İşte şimdi orada güzel bir denge var aslına bakarsanız.
Çünkü Godfather 3'lemesi temel olarak.
gücün yozlaştırıcılığı üzerine bir proje olduğu için ancak ilk filmde tam olarak böyle bir mesaj filmden çıkmadığı için Godfather 1'in özellikle bu açıdan eleştirilmesini
anlayabiliyoruz. Şimdi az önce bahsetmiştim ya hani bir filmler hani normal gişe filmleri çok böyle kötü tarafı anlatmaz.
Onlar kötüdür, iyiler kötüleri yener, konu kapanır, herkes mutlu olur diye bir film grubu var demiştim.
Onu dediğim gibi bir kenara atıyorum.
Godfather gibi filmlere geldiğimizde İkinci bir grup var ki çok daha özenli çok daha incelikli yazılmış iyilik ve kötülük arasında ilginç bir denge kuran kaliteli
gişe filmleri diyelim iyi gişe filmleri diyelim.
Zaten hani bu sohbetimizde de daha çok incelememiz beklenecek olan filmler bunlar ki birçok gişe filminde ve özellikle de Godfather sonrası 70'lerden sonra çok fazla gişe filminde ama dediğim gibi
çoğunlukla iyi olanları.
iyi ve kötü arasındaki çizginin giderek bulanıklaştırıldığını gayet iyi ile kötünün birbirine aslında çok yakın olduğunu bazı projelerde iyi ve kötü karakterin aslında aynı madalyonun
farklı tarafları olduğunu gördük.
Şimdi bakın bu çok incelenesi üzerine çok fazla şey söylenmesi gereken bir durum ki en başta hani sinema tarihinin en güçlü, en harika, kötü adamı kim diye hani soracak olsak herhalde birçok sinema
sever Darth Vader'dan bahsedecektir.
Darth Vader karakteri gerçekten inanılmaz bir kötü karakterdi.
Şimdi ilk üçlemede biz yani 1977-80-83 yıllarında yapılan Star Wars'larda Darth Vader karakterini inanılmaz bir kötü karakter olarak gördük.
O niye kötüdür, nasıl kötüdür falan.
Hani bunun üzerine çok fazla açılım yoktu.
Darth Vader ikinci üçlemede resmen iyi karaktere dönüştü.
Hatta düşmüş karaktere dönüştü ki işte Star Wars bu açıdan gerçekten çok güçlü bir örnek olarak karşımıza geliyor ki aslında iyiliğin ve kötülüğün aynı kişinin bedeninde
ortaya çıkabileceğini, çünkü Anakin Skywalker, Darth Vader'ın önceki hali diyelim, gayet erdemli, çok böyle harika bir karakterdi.
Çok üzücü şeyler yaşamıştı.
Can sıkıcı şeyler yaşamıştı.
Bir anlamda kandırılmıştı.
Yaşadığı deneyimler sonucunda o iyi karakter kötü bir karaktere dönüşmüştü.
TV film bunu bize gayet çok ikna edici biçimde anlatıyordu.
Şimdi iyi karakterle kötü karakterin arasındaki çizgi yavaş yavaş fluğlaştırılıyordu dedim ya.
Bunun başka örnekleri de var tabii ki.
Ancak illa iyi karakter iken kötü karaktere dönüşmeyip Belli sebeplerle, belli felsefi sebeplerle, belli yaklaşımlarla kötü karakter olmaya soyunmuş.
Bazılarına göre kötü karakter olarak görüldüğünün farkında olup o karaktere sarılmış ve onu benimsemiş inanılmaz karakterler var.
Buna da çok yakın zamandan Marvel evreninin en güçlü kötü karakteri olan Thanos'u örnek vereceğim ki.
Avengers filmlerinin üçüncüsünde Infinity War filminde ilk kez karşımıza gelmişti ve orada çok şaşırtıcı biçimde aslında hani bu kimileri buna çok şaşırdı aslında ben de şaşırdım ama belki de ortada şaşılacak bir şey yoktur.
O filmden sonra Twitter'da on binlerce tweet atıldı Thanos was right etiketiyle yani Thanos haklıydı etiketiyle.
Thanos kendince bir şeye inanıyor.
İnandığı bir şey var. O inandığı şeyin peşinden gitmek için kötü bir karaktere dönüşüyor.
Ve Avengers filmleri iki tane film defalarca kez Thanos'a neden kötü olduğunu hani bazı kişilere göre bize göre en azından.
Hani film neticede onu kötü bir karakter olarak sunuyor.
Bu doğru. Hani o iyi bir karakterdir demiyor.
Ancak onun neden kötü karakter olduğunu diyelim ya da yaptığı eylemleri neden yaptığına.
...defalarca kez sahne açıyor, alan açıyor ve o karakterin...
...dedim gibi hani farkındaysanız hep zorlanıyorum yani o karakterlere kötü demeye ama...
...hani yaptıklarını diyeyim neden yaptığını uzun uzun anlatmasına izin veriyordu.
Buna benzer bir başka karakter söyleyeyim hemen size Joker.
Batman'in ve bence de sinema tarihinin en büyük kötü karakterlerinden bir tanesi zaten Joker.
Özellikle de Dark Knight filminde...
Joker ortaya çıkıyordu Heath Ledger'ın inanılmaz performansıyla.
Merhum diyorum ne yazık ki o filmden sonra ölmüştü biliyorsunuz.
Ve en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar'ını almıştı.
Hani öldükten sonra ailesi almıştı.
İnanılmaz bir performanstı gerçekten.
Heath Ledger zaten çok değerli bir oyuncuydu.
O genç yaşına rağmen çok üzmüştü tüm sinema dünyasını.
Tabi ki hani başka Joker'ı canlandıran harika oyuncular da olmuştu.
Ama Heath Ledger'ınki gerçekten çok özeldi değil mi?
Bence gerçekten en iyisi oydu.
Hani diğerlerine kötü demiyorum. Başka çok iyi Joker'ler de var dediğim gibi.
Neyse o filmde Joker inanılmaz güçlü Erdem gibi bir karakterdi aslında.
Şimdi Erdem'i yine tırnak içinde kullanıyorum.
O filmde de gerçekten Joker inanılmaz felsefi açıklamalar yapıyordu.
İnanılmaz replikler vardı.
İnanılmaz konuşuyordu.
Yani o filmde...
Biz hepimiz Joker'e mi hak verelim, Batman'e mi hak verelim aslında?
Gerçekten bilemiyorduk ikisi.
Zaten birbirinin tam anti teziydi.
Batman üzerine birçok kez eski programlarda Batman ve Joker'in ikiliği üzerine birçok şey söyledim.
Burada o konuyu uzatmayayım ama Joker kötü bir karakter olmasına rağmen ona hak vermek aslında gayet mümkündü.
Kendi içinde çok tutarlı bir karakterdi.
Kendi içerisinde çok haklı bir karakterdi.
İşte bu bahsettiğim ikinci film türü.
İşte hem Godfather'ı örnek veriyorum.
Hem Star Wars'ı örnek veriyorum.
Hem Avengers'ları örnek veriyorum.
Hem de Joker'ı örnek veriyorum.
Başka örnekler de verebilirim tabii.
Mesela ilk aklıma gelen Matrix'teki Ajan Smith kötü karakteri.
Ve Neo ile yaşadığı ikilik.
Onun yaşadığı ikilik Batman ve Joker ikiliğine çok benzer gerçekten.
İnanın hani hemen hemen aynıdır.
Yine eski programlarda bundan bahsetmiştim.
Şimdi bakın hep kaliteli çok güçlü gişe filmlerinden bahsediyoruz değil mi?
Bu filmler çok para kazandı. Gişe filmi.
Ancak gerçekten felsefi açılımları da olan, duygusal psikolojik açılımları da olan filmler ve görüyoruz ki hemen hemen hepsi kötü karakterini aslında saf kötü olarak konumlandırmıyor
ya da en azından onların kötülüklerini ya da neden kötü olduklarını ya da neden bizim kötü olarak isimlendirdiğimiz eylemlere imza attıklarını onlara anlattırıyor
bu filmler. Dediğim gibi mikrofon uzatıyor, kamera uzatıyor, onlara alan açıyor, sahne açıyor.
Sen neden kötüsün arkadaşım?
Hani bir anlat bakalım diye onlara söz veriyor.
Thanos örneğinde bahsettiğim gibi hani Thanos was right demişti ya çok geniş kitleler onu haklı bulmuştu.
Joker'i haklı bulanlar, işte Darth Vader'ı haklı bulanlar, başka birçok kötü karakteri haklı bulan gerçekten hani sayısız sinema sever var.
Aslında ben de onlardan hani biriyim diyebilirim.
Benim de haklı bulduğum aslında çok fazla kötü karakter oldu.
Şimdi bu durumda bu filmlerin hani nasıl diyeyim o kötü karakterlerle iyi karakterlere hak verip vermem konusunda böyle ortada olmaya...
Kötü karakteri kötü olarak sunsalar da ama yine de...
İyi karakteri daha çok böyle hani ne yapıyorlar onun kılavuzluğuna bizi sokmaya çalışıyor o filmler.
Neticede diyorum Joker kendi açısından çok haklıdır güçlüdür ama neticede Batman kazanır ve biz Batman'i daha haklı görürüz değil mi?
Elbette. Diyorum aynı şey Star Wars'ta da oldu.
Aynı şey hangisine örnek vermiştim?
Avengers evet Thanos'a karşı da olmuştur.
Neticede Thanos'u da yendi Avengers ekibi.
Neticede kötü kaybetti iyiler kazandı değil mi?
Peki tamam. Şimdi bu ikinci gruptu.
Orada iyi kötü biraz fluydu.
Hani kötüye de hak veriyorduk ama neticede iyi kazanıyordu.
Bir de üçüncü bir hani film grubu var.
İşte burada sular iyice bulanıyor.
Ne oluyor biliyor musunuz?
İkinci grupta sinemacılar bize...
Erdemli olmanın, güçlü iyi bir insan olmanın farklı deneyimlerle bizi iyi ya da kötü karakter olabileceği mesajını taşıyordu.
Son grupta ne oluyor biliyor musunuz?
Öyle daha da tehlikeli sulara giriyoruz.
Hani iyiyi kötüyü kendince haklı görmek bir yana.
Üçüncü grup filmler bize dünyanın zaten herkesi iyi ya da kötü kılabileceği ya da zaten insanın içinde herkesin içinde bir
kötülük olduğu ve herkesin aslında gayet basit sebeplerle kötü karaktere dönüşebileceği ve kötü olabileceği mesajını taşıyor bu filmler.
Şimdi bakın burası daha da tehlikeli sular.
Tabii ki hani çok gönül rahatlığıyla anacağım ilk yönetmen kim biliyor musunuz?
Hani bu filmleri yapan yönetmen deyince ilk aklımıza gelecek yönetmen Michael Haneke.
Michael Haneke'nin bütün karakterleri kötüdür ama o karakterler aslında filmlerde bize gayet normal demeyeyim ama son derece normal, kendilerince en azından normal hayatlar yaşarlarken çok
rahatça kötüye dönüştüklerini, kötüye dönüşebildiklerini ya da Bizim kötü olarak isimlendirebileceğimiz şeyleri gayet rahatlıkla eylemlere icra edebildiklerini, yapabildiklerini ve
aslında onların yaptıklarını belki de hepimizin yapabileceğini mesajlayan filmler yapıyor.
Şimdi bakın çok tehlikeli. Gerçekten çok tehlikeli.
Mesela şöyle bir Michael Haneke karakterine kötü bir şey yapsa karakter.
Siz ona sorsanız ya bunu niye yapıyorsun diye sorsanız alacağınız cevap nedir biliyor musunuz?
Neden yapmayayım ki? Hani bu mesela Ölümcül Oyunlar filminde aynen bu replik vardır.
Hani bunu niye yapıyorsun diye sorar.
Tırnak içinde iyi karakter, kötü karakter.
O da der ki niye yapmayayım? Michael Haneke'ye göre dünya ve insan zaten kötülüğe çok açıktır.
Kötülüğe çok gebedir.
Ve bundan dolayı da iyi ve kötü arasında aslında...
Hani bir çizgi bile yoktur neredeyse.
Michael Haneke bu tip filmler yapar, bunu mesajlar, tamamen felsefi sularda yüzer.
Buna hak verip vermemek zaten çok zordur ama zaten Michael Haneke ona hak verip vermememizi çok da umursamaz.
Şimdi başka bir filmden örnek vereceğim.
Bu biraz daha hani Michael Haneke tabii ki hani entelektüel kitleyi biraz avantgard bir isimdir.
Daha sanat filmi dediğimiz filmleri yapar falan ama şimdi...
Geniş kitlelere hitap etmiş ve çok yüksek hasılat rakamı elde etmiş sansasyonel bir filmden bahsedeceğim şimdi size.
Oliver Stone'un Katil Doğanlar filmi.
Şimdi bakınız bu sinema tarihinde de çok özel bir film.
Orada tamamen zaten hani filmde iyi karakter diye bir şey yok zaten.
Kötü karakterlerle özdeşleşiyoruz.
Hani şimdi filmi tabi Z kuşağı sinema severleri filmi ancak belki de duymuştur.
İzlemeyen çok fazla sinema sever arkadaşım vardır.
Onun için çok kısaca filmi özetleyeyim.
Mickey ve Mallory adlı iki sevgili bunlar birbirlerini seviyorlar aşıklar.
Başlarına çok kötü şeyler geliyor.
Bunlar ailelerinden evlerinden kaçıp birlikte cinayetler işlemeye başlıyorlar.
Bir yolculuğa çıkıyorlar. Amerika'nın gelmiş geçmiş en büyük seri katillerine dönüşüyorlar.
Sonra yakalanıp hapse atılıyorlar ve Amerika'nın işte en sansasyonel televizyon programlarını yapan Wayne Gale filmdeki karakterin adı bir televizyoncu bunlarla hapishanede bir röportaj
yapıyor. Şimdi bakın muhteşem bir film.
Zaten diyorum hani izlememiş sinema sever arkadaşım varsa sesimi duyan mutlaka izleyin diyorum.
Bana göre sinema tarihinin gerçekten En büyük başyapıtlarından biridir.
Ve sadece tek bir açıdan değil.
Bugün kötülükten, kötü adamdan bahsediyorum ben size.
Ancak filmde bambaşka konular üzerine de muhteşem tespitler var.
Çok çok iyi bir filmdir gerçekten.
Şimdi orada televizyoncu karakter 50 kişiyi öldürmüş bir katille röportaj yapıyor.
Bakınız dikkat ediniz. Ona mikrofon uzatır.
Hani az önce dedim ya işte bakın kötü karakterlere bazı filmler mikrofon uzatır, kamera uzatır.
Onlara hani kendilerine anlatmasına izin verir dedim ya.
Burada artık bu tamamen bedenlenmiş durumda.
Ve orada diyor ki sen neden birini öldürüyorsun?
Nasıl birini öldürüyorsun?
Hani o tetiği çekerken hiç mi elin titremiyor?
Arkadaş sen nasıl birini öldürebiliyorsun diye soruyor.
Nasıl bir cevap verebiliyor musunuz Mickey?
50 kişiyi öldürmüş bir katil.
Diyor ki bunu doğadaki tüm canlılar yapıyor zaten diyor.
Hani sadece öldürmek doğada zaten var diyor.
İnsanlar diyor herkes zaten katil.
Hani katil olmayan insan yok ki diyor.
Siz gidip orman kesiyorsunuz, ağaç kesiyorsunuz, binlerce hayvanı öldürüyorsunuz ve buna endüstri diyorsunuz diyor.
Bu da cinayet diyor.
Ben diyor senin gibiydim ama evrim geçirdim diyor.
Yani benim açımdan baktığımda sen bir maymunsun diyor.
Öldürmek son derece doğal bir şey.
Doğada zaten var olan bir şey diyor.
Şimdi bakınız bu açıklama sizi ikna edici gelir gelmez.
Bilmiyorum. Ama o karakter bunu söylerken o kadar rahat ki o kadar kendinden emin ki izlemeniz lazım.
Zaten çok çılgın bir film.
Öyküsü zaten o filmin Quentin Tarantino'ya ait.
Senaryosunu bir ekip yazıyor ve yönetimini de Oliver Stone yani gerçekten inanılmaz bir filmdir.
Dediğim gibi hani tekrar övmeyeyim hani övmekten bitiremeyeceğim bir film.
Hani filmde zaten inanılmaz çılgınlıklar oluyor ve az önce söylediğim gibi biraz Michael Haneke'nin mesajına yakın biçimde film diyor ki zaten dünya o kadar çığırından çıkmış, o
kadar ürkütücü bir dünya ki ve insan zaten o kadar tekinsiz ve o kadar kaybolmuş bir varlık ki zaten herkes kötü olabilir, zaten herkes cinayet işliyor ve zaten
bu dünya kötülüklerle dolu bir dünya.
Yani ondan dolayı... İyiyi ve kötüyü ayırt etmek son derece anlamsız bir şey gibi bir mesaj taşıyor bu film.
Bu noktada artık hani konuyu yavaş yavaş toparlayayım şöyle bir noktaya geliyor.
İyi filmler hem duygusal olarak hem dramatik olarak hem felsefi olarak belli mesajlar belli misyonlar taşıyan filmlerden biz görüyoruz ki aslında iyi ve kötü karakter arasında
gayet flu bir çizgi var.
İyi insan yaşadığı deneyimlere göre karşısına çıkan eylemlere deneyimlere göre yaşadığı ne yazık ki sarsıcı ya da üzücü olaylara göre gayet kolay kötü karaktere dönüşebiliyor ya da dönüşebilir.
Bu mesajlardan bir tanesi.
İkincisi zaten dünya içerisinde bol miktarda hani herkesi iyi karakterden kötü karaktere dönüştürebilecek kadar kötülük taşıyor zaten.
Ve aynı zamanda felsefi olarak da insan belki de zaten kötü.
Şimdi üç tane bakın temel mesaj saydım size hani seçin beğenin alın diyorum.
Sinemacıların büyük çoğunluğu bu mesajları gerçekten hani kolayca itiraz edilemeyecek formlarda, filmlerde, öykülerde, karakterlerde karşımıza getirmiş durumdalar.
Ondan dolayı hani diyebilirim ki sinemaya üzerine kötü adam dediğimiz karakter aslında Herkes.
Hepimiz kötü karakter olabiliriz.
Bu dünya, bu düzen, bu sistem, bu yapı, bu felsefi organizasyon diyeyim zaten kolayca kötü karakter, kötü adam ortaya çıkarabiliyor.
Ondan dolayı aslında dediğim gibi hani hepimiz kötüyüz ya da kötü adam da, kötü karakter de biziz ve zaten aramızdan çıkan karakterler.
Şimdi birkaç kötü adam karakteri verdim, örneği verdim.
Bir iki tanesini de son olarak incelemeye çalışayım size.
Hani nasıl kötü olmuşlar ya da kötülüğü nasıl anlatıyorlar ya da kendileri nasıl konumlandırıyorlar diye.
Sinemasal açılımlar dosyamızda intikam konusundan bahsetmiştim.
İntikam için kötülük yapan, öldüren ya da işte kötü eylemlerde bulunan, şiddet eylemlerinde bulunan gerçekten çok fazla karakter var.
Ve hatta belki de dediğim gibi...
Hem Godfather'ın kötü adamları, gangsterleri, hem Star Wars'un kötü adamı, Thanos diyeyim yani Marvel'ın kötü adamı ya da başka birçok kötü adam belki de aslında sadece intikam alıyorlar
arkadaşlar. Yani yaşadıkları kötü şeylerin faturası olarak dünyaya kötülük saçıyorlar, insanlara şiddet uygulayıyorlar, öldürüyorlar vs.
Şimdi burada bir denge var.
İyilik kötülük arasında bir denge var.
Başka muhteşem bir kötü karakterden bahsetmek istiyorum.
Yine bu da sinema tarihinin en iyi kötü karakterleri kimdir anketlerinde daha önce adı geçmiş bir karakterdir ki M Sokağı Kabusu'nun baş karakteri Freddy Krueger.
Gençlerin kabuslarına gelerek bir kasabanın tüm gençlerini öldürmeye başlayan kasabanın çocuklarını o kasabanın yetişkinlerinin elinden alma motivasyonuyla gençleri öldüren
bir kötü karakter. Hani harika değil mi?
Yani kendi içerisinde yine tırnak içinde diyorum.
Harika değil mi? Çok güçlü bir kötü karakter.
Peki neden? Freddy Krueger neden kötü?
Neden ürkütücü, korkunç bir yüzü var?
Niye? İşte o filmde de bu.
Zaten seride birçok kez anlatılıyor ve benim az önce bahsettiğim intikam olgusu altında Freddy Krueger'ı anmamız gerekiyor.
Freddy Krueger bir kasabanın yetişkinleri tarafından öldürülmüş bir karakter.
Şimdi bakınız. Ve intikam alıyor.
Ona kötü diyebiliriz değil mi?
Evet. O sizce kendisine kötü diyor mudur?
Hiç zannetmiyorum. Tıpkı diğer kötü karakterlerimiz gibi.
Yani aslında kötü karakterlerin hiçbiri ve aslında bizim kötü olarak isimlendirdiğimiz hiç kimse kendisine kötü demiyor.
Kendisini kötü olarak gören hiçbir insan yoktur diye bir fikir vardır bilirsiniz.
İşte zaten...
Bundan dolayı da iyi filmlerin kötü karakterleri aslında kendilerince kötü değiller ve sinemacılarda zaten bu nedenle de kötü karaktere mikrofon uzatıyorlar.
Onun neden bizim açımızdan kötü göründüğünü anlatmasına olanak veriyorlar ve hatta belki de dediğim gibi buralar tehlikeli sular ona hak vermemize olanak sağlıyorlar
diyeyim en azından. Evet biraz zor bir konu değil mi?
Yani hak veriyor muyuz, vermiyor muyuz?
Hepimiz gerçekten kötü müyüz ya da kolayca kötüye dönüşebilir miyiz?
Bu soruların cevaplarını diyorum size bırakıyorum.
Herkes kendince bir cevap verecektir, bir çıktı elde edecektir.
Ancak sinema...
Hani hiç dediğim gibi üzerine konuşmadığım o ilk grup filmi bir kenara atıyorum.
Bütün böyle sinemanın güçlü filmleri, değerli filmleri, önemli filmleri iyi ve kötü arasında son derece flu bir çizgi olduğunu iddia ediyorlar.
Hemen herkesin kötüye dönüşebileceğini iddia ediyorlar.
Ya da günümüz dünyasındaki birçok deneyimin, birçok olayın, eylemin insanı kötü karakter kılabileceğini ve zaten aslında herkesin de kendi içerisinde Michael Haneke'nin söylediği gibi
bir kötülük olabileceğini iddia ediyorlar.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
