
Sinemasal Açılımlar 16: Christopher Nolan Sineması
4 Ağustos 2022 · 25 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta sinemasal açılımlar dosyamızın 16. bölümünde, yakın zamanda 52. yaş gününü kutlayan, dönemimizin en önemli sinemacılarından biri olan Christopher Nolan'ın sinemasını incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Çok önemli filmler, çok önemli karakterler kazandırdı sinema dünyasına.
Kendisine sevgimiz büyük, ilgimiz büyük.
Hemen hemen bütün filmlerini heyecanla, merakla izliyoruz ki son filmi Open Harbor'ın 2023 yılında gösterime gireceğini biliyoruz.
Şu an post prodüksiyon yani çekim sonrası çalışmaları yapılıyor bildiğimiz kadarıyla.
Çok da güçlü ve sıra dışı bir film olacağını tahmin ediyoruz.
Hemen hemen Christopher Nolan'ın bütün filmleri gibi.
Geçtiğimiz programlarda aslında birçok kez Christopher Nolan'ın hem bazı filmlerinden hem de kendisinden bahsetmiştik yani ancak tam olarak Christopher Nolan üzerine bir program yapmamıştık hiç bugüne kadar.
Bugün tam olarak Christopher Nolan'a odaklanalım.
Onun sinemasının genel özelliklerini, temel özelliklerini daha çok neylerle iştigal ettiğini, nelerini anlatmayı sevdiğini ve sinemasının ayrıcalıklı taraflarını da özetlemeye çalışalım.
Şimdi Christopher Nolan aslına bakarsanız Bir gişe yönetmeni büyük bütçeli filmler yapıyor çok yüksek teknik işçilikli uzun büyük ölçekli yani kocaman filmler yapan hatta diyebiliriz
ki son 20 yılın en büyük bütçeli en yüksek hasılatlı en ölçekli filmlerini yapan yönetmenlerinden bir tanesi.
Ancak buna karşılık ilginç bir şey var ki Hollywood'un gişe sineması Aslında daha çok yönetmenlerden daha fazla yapımcıların elindedir, yapımcıların kontrolündedir.
Çoğunlukla bir gişe filmi yapımcısının onayını almadan gösterime giremez.
Hani yönetmen filmi yapıyor, biçimlendiriyor, tamamlıyor ve bize sunuyor gibi biliriz daha çok.
Ancak aslında gişe sineması için özellikle de yüksek bütçeli aksiyon filmleri, serüven filmleri gibi yapımlar için de esas yönetmenin yapımcılar ve yapım şirketleri olduğunu söyleyebiliriz.
Bu konuda ayrıcalık sunan yönetmenler olmadı değil işte son dönemlerde yakın zamanda örneğin son 20 yıl içinde hangi yönetmen bu konumda diye soracak olursanız gerçekten Christopher
Nolan diyebiliriz.
Çok büyük bütçeli, çok büyük ölçekli filmler yapmasına rağmen filmlerini hem tasarlama, hem çekim, hem de çekim sonrası aşamalarında neredeyse tamamen özgür bırakılan filmlerini
tam olarak kendi istediği gibi biçimlendirip izleyicisine ulaştırma özgürlüğüne sahip nadir sinemacılardan, nadir yönetmenlerden bir tanesi Kristofun Dolu.
Peki bu payeye, bu karizmaya, bu yeterliliğe nasıl erişti Kristofun Dolu?
Sinemasının ayrıcalığından bahsederken aslında bu soruya da cevap vermiş olacağız.
Şimdi hemen ben bir cümleyle Christopher Nolan'ın hem son 20 yıla hem de sinema tarihine ne kattığını size özetlemeye çalışayım.
Christopher Nolan çok karmaşık öykülemeyi hatta anlaşılması güç derecede öykülemeyi diyeyim.
Hatta ve hatta sinemaya...
Kuramsal olarak farklılıklar sunma seviyesindeki öykülemeyi gişe sineması formülleriyle kaynaştırmayı başaran sinemacı yönetmen desek onu tanımı yapmış
oluruz. Nasıl yani şöyle.
Geçtiğimiz programlarda öykülemeden ya da hani karmaşık hikaye kurgusundan da az çok bahsetmiştik.
Şimdi yine kısaca özetlemeye çalışayım.
Hani bir öykünün film önce sonunu gösterir sonra o noktaya nasıl ulaştığını gösterir.
Bir başından gösterir bir sonundan bir öykünün bir ortasından gösterir.
Hani aslında öykünün akış...
sırasıyla filmin bize o öyküdeki olayların akış sırasını aynı şekilde vermesini beklemeyiz.
Karmaşık bir şekilde anlatabilir film bize öyküyü.
İşte Christopher Nolan'dan önce elbette karmaşık öyküleme yok değildi, vardı.
Ancak Christopher Nolan bunu geleneksel gişe sinemasının yapmaya cesaret edemeyeceği ve aslında genel izleyici kitlesinin de Anlamakta ve algılamakta zorlanacağı
ölçekte kullanarak filmlerinin esas meselesini bu sadece neredeyse diyebilirim ki bu öyküleme üzerinden anlatan ilk sinemacı oldu, ilk gişe sinemacısı oldu.
Hemen hemen bütün filmlerinde çok karmaşık öyküleme var.
Hani neredeyse filmi anlamak gerçekten çok zor diyebiliriz.
Filmi birden çok kez izlemeniz gerekiyor.
çok sıkı örülmüş öykülerle çok karmaşık biçimde anlatılmış öykülemeleri bir araya getirerek gişe sinemasına, gişe izleyicisine hitap edebiliyor.
Yani normalde aslında gişe sineması deyince çok geniş kitlelere ulaşması beklenen filmlerin bulunduğu bir alandır gişe sineması.
Ve bu sinemada da aslında genellikle hani izleyicinin fazla kafasını karıştırmak istemez yönetmenler ve yapımcılar.
Anlaşılması zor yapılar sunmak istemezler.
Hani en eğitimli ya da en eğitimsiz ya da nasıl diyelim Sinemaya en az aşina ya da çok aşina, çok farklı türden sinema severlerin de filmi kolayca anlamasını
hedefler. Genellikle gişe sineması.
İşte Christopher Nolan bu formülü ve bu yapıyı neredeyse hiç umursamayıp, son derece karmaşık, son derece anlaşılması zor filmler yapmaktan çekinmedi.
Ve bunu da gerçekten yapımcılara, yapım şirketlerine kabul ettirebildi ki bu kadar farklı ve ilginç filmlerle Karşımıza çıkabildi.
Peki 11 filmlik filmografisine baktığımızda Christopher Nolan'ın hangi filmle...
bu yapıya başladığını ya da en azından geniş kitlelere bunu kabul ettirdiğini soracak olursak hangi film karşımıza çıkıyor derseniz aslında ta ilk filminden beri 1998 yapımı Following
yani takip filminde bile aslında bu yapı söz konusuydu.
Ancak o film tabi biraz daha özel bir filmdi.
Biraz daha küçük bütçeli bir filmdi.
Daha biraz art house dediğimiz sanat filmi diyebileceğimiz kapsamda bir filmdi.
Ancak ondan sonra Akıl Defteri filmi Memento 2000 tarihli.
O da bir anlamda festival filmiydi aslında.
Küçük bütçeli bir filmdi.
Sadece 5 milyon dolara mal olmuştu.
Önemli oyuncuların hani filmde bulunmuş olmasına rağmen geniş kitleye ulaşan bir film olmadı.
Festivallerde bol miktarda ödül almıştı ve bu başarıdan dolayı bir memento fırtınası kopmuştu ve aldığı ödüllerden sonra bu film Sinemalarda da gösterime girmişti.
Yine çok yüksek hasılat rakamına ulaşmamıştı.
Ancak yine de belirli bir kesimin hayranlığını ve sevgisini kazanmıştı ki.
Hani ben de şahsen following'i değil mementoyu izleyerek Christopher Nolan'ı keşfetmiştim.
Ve demiştim ki işte bir cengaver sinema cengaveri geliyor.
Bu yönetmen ortalığı yıkacak demiştik o zamanlar mementoyu izleyip sevenler.
Ve aynen de tahmin ettiğimiz gibi oldu.
Yani diyebiliriz ki aslında ilk filminden beri Christopher Nolan karmaşık...
öykülemeye, anlaşılması zor olmasını umursamadan son derece karmaşık ve sıkı örülmüş öyküleri anlatmaya eğilimli ve meyilli bir sinemacı.
Ondan sonra hani filmleri yavaş yavaş anlatalım o zaman madem başladık.
Ondan sonra Insomnia diye bir film yaptı.
Tam hani çevresiyle uykusuzluk hastalığı oluyor insomnia.
Bizde de uykusuz ismiyle gösterime girmişti.
Bu film aslında bir yeniden çevrimdi.
Bir İskandinav filminin yeniden çevrimi.
Ve çok önemli oyuncular vardı.
Al Pacino, Robin Williams gibi çok değerli oyuncular.
Hilary Swank gibi. Çok iyi bir filmdi o.
Bence halen Christopher Nolan'ın filmografisinde arkada kalmış filmlerden bir tanesidir.
Yani daha az sinema sever o filmi bilir.
Ancak bence yine filmografisinin önemli ve iyi filmlerinden bir tanesi.
Bundan sonra belli bir güce hani...
Belli bir artık sektörel yeterliliğe ulaşan Christopher Nolan yapım şirketlerine gidiyor ve diyor ki ben bir Batman filmi yapmak istiyorum.
Hatta bir üçleme yapmak istiyorum.
İşte orada işin rengi biraz değişti aslında.
Bundan ayrıca bahsedeceğim.
Şöyle ki hani bu ilk iki film özellikle yani Following ve Akıl Defteri gerçekten çok sıra dışı, çok çarpıcı.
Hani sinema tarihinde böyle kendine yer açabilecek filmlerdi diyebiliriz.
Özellikle Memento için bunu söyleyebilirim ki sinema tarihinin ilk...
Tam olarak öyküsünü sondan başa anlatan filmidir zaten.
Hani daha önce hiç öyle bir film görmemiştik.
Sinema tarihinde böyle bir film yoktu.
Memento bunu yapmıştı ki çok sayıda kuramcı da zaten sinema yazarı da sinema tarihçisi de Memento'yu derlemelerinde, metinlerinde konu edinmiştir, anmışlardır.
Ondan sonra hani işte insomnia dedik.
O çok iyi bir film ama o kadar da önemli bir film diyebiliriz.
Ancak bu üç film...
Gerçekten sıra dışı çarpıcı öyküleriyle, çarpıcı karakterleriyle çok farklı bir hava yaratmayı başarmıştı Hollywood'un içerisinde.
Şimdi bundan sonra Batman serisine başladı diyelim.
Batman başlıyor. Batman Begins filmini yaptı.
O film de çok iyiydi ve normalde hani bir gişek...
Filmi olmasını beklerdik zaten Batman'in ki.
Öyleydi zaten ancak. Yine de bir gişe filmine nazaran.
Yine karmaşık öyküleme.
Yine son derece karanlık ve kasvetli bir atmosfer.
Tabii Batman filminin. Yani bir Batman filminin.
Öyle olmasına çok şaşırmıyoruz ama.
Yine bir Batman filmi için bile.
Biraz kasvetli ve karanlık bir atmosferi vardı filmin.
Ve orada da yine dediğim gibi.
Öyküleme gayet karmaşıktı.
Öykünün bir başından bir sonundan.
Bir oradan bir buradan. Hani izleyici filmi.
Hani izlemekte zorlanıyordu diyebiliriz başka birçok gişe filmine göre.
Ondan sonra... Prestige diye bir film yaptı.
Gerçekten hani çok özel hayranlarının olduğu bir film bu.
Christopher Nolan'ın özel filmlerinden bir tanesi.
Yanılsamalar, yine çok farklı karakterler, sıra dışı öyküler.
Yine karmakarışık öyküleme.
Hani ne oluyoruz? Her an böyle kendinizi tedirgin hissettiğiniz bir film.
Daha çok iki ilizyonistin, hani izleyenler biliyorlardır zaten.
Spoiler vermeyeyim. İki rakip ilizyonistin savaşı ve bir anlamda duellosu üzerine çok çarpıcı bir filmdi.
Ondan sonra... Dark Knight'ı yaptı.
Batman'in ikinci filmini yaptı Christopher Nolan.
Orada da yine aynı yapı söz konusuydu.
Ve hani ondan sonraki filmlerinde hep böyle şeyler vardı zaten.
Yine karmaşık öyküleme.
Yine bir başından bir sonundan.
Ve filmleri hep bu şekilde ilerleyen bu şekilde çarpıcı olan projelerdi.
Şimdi sadece buna sınırlı değil tabii ki Christopher Nolan'ın sinemasının ayrıcılığı.
Şöyle bir şey hani esas meselesi bu.
Hani esas numarası bu. Şimdi Bunu söylerken peki hani yönetmen niye böyle yapıyor?
Nasıl böyle bir şey yapıyor? Ya da böyle bir şey yaparak sinemaya filmlerine ne katıyor diye soracak olursanız burada şöyle net bir cevap verebiliriz.
Christopher Nolan'ın en büyük takıntısı zaman.
Hem karakterlerin hani bize anlattığı öykülerin ya da o dünyaların diyelim içerisinde bulunduğu süre gittiği zaman hem de izleyicinin filmle kurduğu ilişkideki zaman algısı.
Ne kadar uzun bir öykü anlatırsa anlatsın.
Ne kadar hani zamana yayılmış ya da çok kısa sürede süre giden bir öykü anlatsın.
Christopher Nolan o zaman zarfında o öykünün çarpıcı anlarını karşımıza getirirken aslında en önemli olayları sona bırakma, belli bilgileri başta verme ve
de o öykünün akışını o verdiği bilgilerle öykünün nereye ulaşacağı arasındaki bağlantıyı kurma bağlamında gerçekten çok çarpıcı ve sıra dışı bir yaklaşım
sergiliyor. Şöyle
söyleyeyim. Örneğin Memento'dan örnek vereyim.
Bana göre hala en iyi filmi Memento'dur.
Tam bir başyapıttır gerçekten.
Oradaki temel mesele hafızasını kaybetmiş ve karısının katilini arayan bir adamdı öykünün baş karakteri diyelim.
Hani o elindeki kanıtlarla geçmişe gitmeye çalışıyordu.
Bir şeyleri hatırlamaya ve olayı çözmeye çalışıyordu.
Şimdi çok anlaşılır bir öykü.
Ama bu öyküye baktığınızda filmin tamamen sondan başa doğru gitmesi tam olarak anlam kazanıyor.
Hatta bu şekilde anlatmazsanız aslında karakterin içerisindeki ruh halini neredeyse anlayamaz hale geliyorsunuz ki.
Filmin daha sonra çıkan DVD'sinde, DVD ekstralarında diyelim filmin sondan başa doğru yani normal öykü akışıyla biçimlendirildiği hali de vardı.
Ben onu da izlemiştim. Evet yine iyi bir film, yine güzel bir film ancak gerçekten esas orijinal hale kadar çarpıcı olmuyordu.
Bu film çok güzel bir örnek veriyor ki tüm filmler için bunu söyleyebilirim.
Esas meselesini, esas öyküsünü anlatırken öykünün çarpıcılığını ne karakterlere dayandırıyor Christopher Nolan ne olaylara dayandırıyor ne de aslında finaldeki sonuca
ya da sonuçtaki o patlamaya diyelim o final patlamasına bağlıyor.
Christopher Nolan öyküsünün ve karakterlerinin çarpıcılığını söz konusu öykünün karmaşıklığından ve karakterlerin içerisinde bulunduğu dünyayı ve öyküyü algılama biçimlerinden yola
çıkarak karşımıza getiriyor.
En büyük ayrıcalığı aslında Christopher Nolan'ın bu.
İlerleyen zamanlarda Inception diye bir film yaptı mesela biliyorsunuzdur.
En meşhur filmlerinden bir tanesi Leonardo DiCaprio'nun başlarında oynadığı kabaca bir soygun öyküsü aslında.
Ancak oradaki olay neydi mesela?
Rüya içinde rüya, rüya içinde rüya, rüya içinde rüya.
Dört katman rüyaya giriyordu orada karakterler.
Ve her birinde uykuda oldukları hayatlarındaki zamanla yaşadıkları zaman arasında gerçekten çok büyük farklılıklar oluyordu.
4 ile çarpılınca bu hatta uykuda işte tam hatırlamıyorum yanlış rakam vermiş olmayayım ama uykuda yarım saat geçiriyorsunuz ancak 4.
katman rüyada 50 yıl falan gibi bir şey geçirebiliyordunuz.
İnanılmaz bir yaşam süresine sahip oluyordunuz bu şekilde.
İşte bu zaman kavramını yönetmen o filmde gerçekten çok çarpıcı bir kurguyla karşımıza getirmişti.
Onun dışında yine Interstellar en önemli filmlerinden, en güçlü filmlerinden bir tanesidir.
Orada da tabii ki çok büyük bir öte gezegen, yaşanabilir öte gezegen arayan bir ekibin farklı gezegenlerde çok büyük kütleli...
kara deliklerle ya da çok büyük kütleli gezegenlere yaklaştıklarında yaşadıkları zamanla Dünyada süre giden zaman arasındaki dengesizlik ve farklılıktan beslenen bir öyküydü ki bir
babanın hani böyle çılgın bir yolculuğa çıkarken arkada kızını bırakması ve o kızının kendi hayatını ve ömrünü yaşarken babanın hem kendisi için hem de insanlık ve dünya için yaşadığı
mücadelenin birbiriyle nasıl bir bağlantı kurduğunu bize yönetmen harika biçimde anlatıyordu.
Farkındaysanız bütün öykülerinde hep...
Bir zaman kavramı ve bu zaman kavramıyla bir oynama böyle bir hani onu esnetme ve bu esnetilen zamanın da karmaşık ve farklı bir öyküleme ile karşımıza gelmesi
yaklaşımı var. Christopher Nolan hemen hemen bütün projelerinde.
Şimdi buna ek olarak yine bununla sınırlı değil tabii ki şöyle bir şey var ki hiçbir Christopher Nolan karakteri saf, temiz, pürüzsüz, iyi insan değil.
Hemen hemen bütün filmlerinde karakterler...
Bir anlamda bakarsanız ya kötü adam aslında kendi içinde ya çok çarpışık bir psikolojik halleri, hayata bakışları, dünya görüşleri var.
Ya da bir anlamda çok garip veya kabul edilemez çok büyük hatalar yapıp onların faturalarını ödüyorlar diyelim cezalarını çekiyorlar.
Zaten işte bu karmaşık öyküleme ve karmaşık zaman kullanımı derken aslında Christopher Nolan bize bu karakterlerin işte bu karmaşık dünyalarını, psikolojik durumlarını, hayata bakışlarını,
zaman algılarını vermeye çalışıyor.
Bunu da yaparken gerçekten izleyicisini filmin içerisinde çekmekte hiç zorlanmıyor.
Şimdi bütün filmlerinde böyle bir karmaşık öyküleme falan dedik ama zaten öyküleri de hani bu karmaşık öykülemeyle anlatılmaya müsait öyküler dedik.
Ancak Christopher Nolan'ın ilginç farklı öyküler ve karakterler kullanmasının Aslında sinemanın temel silahı olan o dramatik yapı, o drama, o karakterlerle
izleyicisinin özdeşleşmesi, duygusal bir etkileşime girmesi silahını diyelim.
Sinemanın bu silahını aslında garip karmaşık öykülemeler kullanabilmek için Bir malzeme olarak kullandığından şikayet etmiştir aslında Christopher Nolan'ı eleştiren sinema severler.
Hani biraz karmaşık anlattık şöyle anlatmaya çalışayım.
Aslında Christopher Nolan'ın uyguladığı bu ilginç hikayelemeler altında çok da bir anlam barındırmıyor.
Hani olsa da olur olmasa da olur.
Maksat yönetmen böyle hani bir öyküyü böyle karmakarışık anlatmak istiyor da altına karmakarışık anlatılabilecek aslında çok da mantıklı çok da duygulu olmayan bir öykü yazıyor.
Gibi bir şikayet vardır Christopher Nolan'ın hemen hemen bütün filmleriyle ilgili.
Örneğin hani şöyle bir internette Caps'i falan da yapılmıştı zaten.
Çok komik bir eleştiriydi o.
Hani Inception'da mesela başlangıç filminde işte baş karakter polis güçleri tarafından aranıyordur.
Amerika dışına çıkmıştır, çıkmak zorundadır.
Çocukları Amerika'dadır falan.
Kendisi bu sebeple Amerika'ya giremiyor ve işte girmek için çok çılgın bir plan yapıyor falan filan.
Hani Caps'ini yapmışlar ya hani çocukların oraya gelse ya sen niye uğraşıyorsun bu kadar falan diye.
Hani gerçekten Christopher Nolan'ın...
öykülerinde aslında bir dramatik eksiklik, bir duygu eksikliği bol miktarda gerçekten aslında mantık hatası.
Bunun üzerine internette çok fazla yazı yazıldı gerçekten.
Ararsanız bulabilirsiniz. Hani çok duygulu çok böyle gerçekten güçlü öyküler anlatıyor gibi görülse de Christopher Nolan Aslında sadece anlatım biçimiyle izleyiciyi çok cezbettiği, aslında
öykülerinin o kadar da çarpıcı, o kadar da düşünsel, o kadar da üzerine kafa yorucu öyküler olmadığı eleştirisi hep dile getirilmiştir.
Şimdi bu eleştiriye katılıp katılmadığınızı tabi bilemem.
Herkesin kendi görüşü diyebilirim.
Farklı sinema severler farklı görüşlerde olabilir.
Ancak, ancak bu görüşün gerçekten haklı olabileceği ne yazık ki...
Tenet filminde yani bu şu an için son filminde 2020 yılında yaptığı Tenet filminde karşımıza geldi.
Gerçekten film çok zayıftı.
Öyküsü hani bir anlamda böyle kimilerinin söylemiyle diyeyim deli saçmasıydı.
İşte bir tersinim hani işte zamanın terse gitmesiyle ileri gitmesi gibi bir fikir vardı orada.
İşte geçmişten bir şeyler bulunmuş da terse hareket ediyormuş falan filan.
Hani bu fikir zaten hiç kimseyi ikna etmedi bence bana öyle geldi.
En azından beni etmedi. Ve film yine karmakarışık bir öyküleme, karmakarışık bir yapı.
Hani bir öykü anlatıyor ama insanlar hani izleyenler ne izlediği konusunda tam olarak bir türlü ikna olamadılar.
Hani filmde duygusal, dramatik anlar var tabii ki.
Hani işte karakter, karakter çatışmaları, iyi adam, kötü adam, işte kurtarılacak bir kadın vs.
Hani Christopher Nolan'ın başka filmlerin gibi ya da başka iyi gişe filmlerindeki hemen hemen bütün malzemeler vardı filmde.
Ancak işte o Christopher Nolan'ın takıntısı olan o karmaşık kurgulama, farklı zaman kullanımı talebi bu filmde gerçekten çok yapıştırma duruyordu.
Geniş kitleleri film en azından...
Eski filmleri kadar, Christopher Nolan'ı eski filmleri kadar ikna etmedi.
İşte Christopher Nolan'ı az önce bahsettiğim nedenle eleştiren sinema severler ve sinema yazarları da aslında bir anlamda tenette haklı çıktılar.
Bir şey yoktu filmde, gerçekten bir şey yoktu.
Oturup çok dikkatli, ben kendi adıma söylüyorum.
Mesela iki kez izledim filmi, çok dikkatli izledim.
Hiçbir şey kaçırmayayım diye.
Yani... Gerçekten o farklı anlatımı garip anlatımı işte terse akan ileriye akan yapıyı o kurguyu vesaireyi hani hiçbir dramatik derinliği olmadığı hani filme aslında görsel
ilginçlik dışında diyeyim öykü bağlamında karakter bağlamında ya da işte öykünün duygusal ya da düşünsel tarafını besleme anlamında neredeyse hiçbir şey katmadığına emin oldum.
En azından benim fikrim böyle.
Yani o nedenle hani acaba Christopher Nolan ta en başından beri bizi yiyor muydu yani?
Hani aslında filmlerindeki o çarpıcılık tamamen altı boş.
Aslında çok da gerekli olmayan bir yapıda mıydı?
Sadece bize biraz ilginç geldi de hani böyle kandık mı gerçekten?
Yani bu kadar basit olduğunu zannetmiyorum tabii ki.
Elbette çok iyi filmler olduğunu düşünüyorum yönetmenin.
Ancak... en azından Tenet filmi dediğim o karmaşık öykülemenin ve Christopher Nolan'a özgü karmaşık yapının eski cazibesinde olmadığını söyleyebiliriz belki de.
Hani ben söyleyebiliyorum. Bilmiyorum katılır mısınız bana?
Ki onun dışında da bence Memento haricinde filmleri evet Çok iyi filmleri var okey ama hani anıldığı kadar da güçlü olmayan filmler olduğunu düşünüyorum ki hemen bir örnek
vereyim. Mesela Inception filmi hemen işte Matrix'e falan denk tutulmuştu böyle işte olağanüstü bir çağdaş zaman başyapıtı falan.
Yoo hayır bence iyi bir filmdi ama o kadar da iyi bir film değildi.
O kadar da bir başyapıt değildi.
Bugün hala dönüp o filmi izleyen sinema severler olsa da hani...
çok büyük bir iz bıraktığını ve insanların hani gözünde bir efsane yarattığını falan düşünmüyorum.
Hatta Christopher Nolan'ın hiçbir filminin bu kadar büyük bir efsane yarattığını düşünmüyorum ben şahsen.
İyi filmler olsa da hani o anlamda kabaca toparlarsak Christopher Nolan'ın çarpıcı sinematografisi vesaire işte öykü akışı hani kendine has bir sinemaya sahip olsa da Aslında o sıra dışılık
o farklılık ne kadar düşünsel ne kadar dramatik ve sinemanın temel hani izleyicisiyle kurduğu ilişkiye diyeyim ne kadar büyük katkı yaptığı sorusu aslında hala ortadadır
bence. iddia edildiği kadar o kadar büyük ve önemli olduğunu düşünmüyorum bu yeniliğin ya da farklılığın.
Hani olduğunu düşünenler olabilir.
Bunun üzerine düşünebiliriz, konuşabiliriz, tartışabiliriz.
Ancak işte ölçeyi, karakterleri diyorum işte öyküsü, hani o çarpıcı yapısı vesairesi her şey bir yana evet Christopher Nolan'ın son 20 yılın en önemli yönetmenlerden bir tanesini olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak hani diyebilirim ki Bu kadar büyük sükse yaratıp bu kadar büyük sansasyon yaratıp da hani bir anlamda kuramsal anlamında bile hani sanatsal anlamda bile sinemaya katkı yaptığı iddia
edilen yönetmenlerin arasında hani bir balon olduğu da düşünülen çok az yönetmen vardır gerçekten.
Onun için hani her ne kadar sevsek de takdir etsek de ya da filmlerini merakla beklesek de Hani biraz da şüpheli hani biraz da göründüğü kadar dolu olmayan bir isim olarak anmak bilmiyorum hani
haksız bir eleştirimi olur.
Artık bunun takdirini de size bırakıyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
