
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemasal açılımlar dosyamızın 15. bölümünde konumuz, sinemanın en oyunbaz ve gizemli alanı olan "sürprizli filmler". Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Film izlemeyi sinemayı bir nevi oyunlaştıran, heyecanını arttıran, gizemini arttıran, aslında filmle aramızda bambaşka bir bağ kurmamıza olanak veren bir alt tür bu.
Zaten bundan dolayı da sinema tarihinin en büyük filmleri listelerinde hemen hemen hep sürprizli filmler mutlaka olmuş, birden çok ana türe yayılmış bir alt tür bu.
Polisiye sinemada kendine hatra sayılır bir yer açmış durumda.
O nedenle bu haftaki programımızda hem sinema tarihinden ilginç, farklı, sıra dışı, güçlü, sürprizli film örnekleri vereceğiz.
Hem de sürprizli filmler alt türünün genel özelliklerinden bahsetmeye çalışacağız.
Ve tabii ki günümüzde de ulaştığı noktayı hatırlatmaya, özetlemeye çalışacağız.
Şimdi belirli türlerde yer alan bir alt tür dedik ancak...
Aslına bakarsanız son yıllarda özellikle 2000'li yıllardan sonra, 90'lı yıllardan sonra diyebiliriz ki sürprizli filmler hemen hemen bütün ana türlerin içerisine sızdı.
Çünkü evet dediğimiz gibi film izlemeyi bir oyuna döndürtüyor.
Daha keyifli, daha heyecanlı bir hale getiriyor.
Ancak diyebiliriz ki bu kadar çok yayılınca, bu kadar çok artınca da aslında özelliğini de eski geçmiş yıllardaki çarpıcılığını da ne yazık ki bu alt tür biraz kaybediyor.
Tabii ki bundan da programımızda bahsetmeye çalışacağız.
Şimdi sürprizli filmleri biraz tanıtacağım ama ondan önce bir sinemasal teknikten bahsetmem gerekiyor.
Bu ne? Bu da... Öyküleme dediğimiz anlatım biçimi.
Ne demektir öyküleme?
En temel tanımıyla bir filmde karşımıza gelecek olayların...
Akış sırası ya da karşımıza geliş sırasıdır.
Nasıl bazen bir film başlar, bir gizem bir düğüm atılır ve o gizemi filmin bir sonunda öğreniriz.
Yönetmen bize söz konusu gizemi filmin başında verecek olsa o gizemin nasıl ortaya çıkacağını izlemiş olacağızdır.
Ancak yönetmen o gizemi sakladığında söz konusu çözüm süreci devam ederken biz acaba bu çözüm sürecinden nasıl bir sonuç ortaya çıkacak diye meraklanmaya başlarız.
İşte bu aslında yönetmenlerden çok senaristlerin üzerine daha fazla uzmanlaştığı bir anlatım biçimi olarak karşımıza geliyor.
Yani aslında bir senaryo numarası bu.
Masa başında, klavye başında karar verilen bir şey.
Ve bundan dolayı da söz konusu gizem yaratma becerisinden dolayı da sürprizli filmler öncelikle hani birçok türün içerisinde sızdı dedik ancak öncelikle aslında Gizem
öyküleri ya da gerilim öykülerinde daha çok karşımıza çıkan bir anlatım biçimi.
Şimdi İngilizce'de mystery dediğimiz bir tür var aslında.
Hani tam Türkçe'yi çevirisiyle gizem oluyor ama aslında Türkçe'de gizem filmleri demiyoruz.
Biz daha çok gerilim filmleri diyoruz ona.
Bunun içerisinde de başka bazı alt türler var.
Mesela... Cinayet öyküleri, kiralık katil öyküleri, dedektiflik öyküleri hatta bazı böyle suç öykülerin içerisinde soygun öyküleri, banka soygun öyküleri ya da belki hapishane öyküleri dediğimiz bu tip polisiyelerde
ya da biraz böyle gerilimli filmlerin içerisinde çoğunlukla biz sürprizlere rastlıyoruz.
Onun dışında bazen aksiyon öykülerinde karşımıza sürprizler çıkabiliyor.
Bunlar da filmi bayağı oyunbaz ve heyecanlı hale getiriyor.
Ondan dolayı işin içerisinde bir hani heyecan katmaya çalışıyorsak bir şeyleri gizleyip yönetmen bir şeyleri bize veriyorsa ve hani neyi gizleyeceğini ve neyi vereceğini biraz bilinçli biçimde
tercih ediyorsa orada sürprizi filmden bahsetmek gayet anlaşılır bir durum haline geliyor.
Sinema tarihinin en iyi filmi olarak genellikle Yurttaş Kane kabul edilir.
Birçok listede karşımıza çıkmıştır.
İşte Yurttaş Kane bile aslında finalde karşımıza bir sürprizin çıktığı film.
Yani düşünsenize sinema tarihinin en iyi filmi bir sürprizli film aslında.
Onun dışında edebiyatta da örneğin Agatha Christie...
amatör dedektiflik romanları yazan meşhur İngiliz yazarın hemen hemen bütün öykülerinde bir sürpriz karşımıza çıkar.
Hani katil uşak deriz ya hani kim?
Ortada bir katil var. Peki kim?
İşte onun ortaya çıkış süreci tam olarak bir gizem öyküsüdür ve finalde çoğunlukla elbette en beklemediğimiz, bizi en şaşırtacak olan karakter katil çıkar.
Bu da buna güzel örneklerden bir tanesi.
Tabi şimdi sinema tarihinde gerilim deyince aklımıza hangi yönetmen geliyor?
Tabi ki Alfred Hitchcock geliyor.
Alfred Hitchcock Alfred Hitchcock çok erken dönemlerde 20'li yıllarda sinema yapmaya, 30'lu yıllarda sinema yapmaya başlamış bir sinemacı.
Ancak onun ismi daha çok 40'lı yıllardan sonra tüm dünyaya yayıldı.
1940'dan sonra Hollywood'a geldi.
Daha önce İngiltere'de çalışıyordu.
İngiliz bir yönetmen zaten. İngiltere'deki öyküleri de gayet başarılı bir güçlüydü ama esas Alfred Hitchcock Hollywood'daki yaptığı filmlerle tüm dünyaya kendini sevdirdi.
Ve elbette Alfred Hitchcock deyince ilk akla gelen film hangisidir?
Psycho'dur değil mi? Sapık.
İşte sinema tarihinin en muhteşem gerilim öykülerinden ve tabii ki sürprizli filmlerinden bir tanesi Psycho diyebiliriz.
Tam olarak da işte bir gerilim öyküsü.
Onun dışında aksiyon dedik.
Aksiyon filmleri deyince sinema tarihinde...
En fazla hatırlayacağım aklımıza gelen filmlerden bir tanesi hangisi?
Star Wars tabii ki ve Star Wars serisinin en önemli baş iki karakteri kim?
Luke Skywalker ve Darth Vader değil mi?
Elbette. Ve tabii ki yine sinema tarihinin en güçlü, en sarsıcı sürprizlerinden bir tanesi neydi?
Darth Vader, Luke Skywalker'ın babasıydı.
Bu da aksiyon filmleri içerisindeki sürprizlere verebileceğimiz en güzel örneklerden bir tanesi.
1980'lere geldim ama aslında 80'lerden önce bir önceki...
Önceki dönemden bir film daha örnek vermek istiyorum.
Spoiler yiyebilirsiniz.
Eğer yemek istemiyorsanız lütfen programı dinlemeyin.
Uyarmış olayım. Maymunlar cehennemi gezegeninde malum astronotlarımız bir zaman atlaması yaşayarak bir gezegene düşüyorlardı.
Bu gezegende insan evrimsel olarak en gelişmiş canlı değildi.
Maymunlar gezegenin hakimiydi.
Söz konusu astronotlarımız işte bu gezegende bazı mücadeleler yaşıyorlar vs.
En sonunda oradan kaçmayı başarıyorlar diyelim.
Kaçarlarken bir kumsalda böyle artık kurtulduk diye yürürlerken...
Karşılarına özgürlük anıtının heykeli çıkıyordu.
Yani yani evet o bilinmeyen gezegen dünyaydı.
Zaman atlaması yaşamışlardı ve çok ileri tarihlerde insan hakimiyetini dünyada kaybetmiş ve maymunları bırakmak zorunda kalmış.
Kendisi dünyanın ikinci en gelişmiş canlısı ve evrim sıralamasında da ikinci basamağa düşmüş.
olarak karşımıza çıkıyordu burada.
Gerçekten çok etkileyici bir finaldi.
Şimdi geçmişten böyle birkaç örnek vermeye çalıştım ama aslında sürprizli filmlerin sinema tarihine damgasını vurduğu dönem 90'lı yıllarda diyebiliriz.
90'lı yıllarda gerçekten çok büyük çok güçlü, çok önemli sürprizli filmler yapıldı.
Hangileriydi bunlar? Örneğin David Fincher 90'lı yıllarda sinema yapmaya başlamış.
Sinema tarihinde en büyük, en güçlü, en önemli yönetmenlerinin arasına girmeyi başarmış bir yönetmen olarak sürprizli filmlere gerçekten çok yatkındı, çok istekliydi.
Seven mesela onun ikinci filmi gerçekten olağanüstü bir filmdi ve müthiş bir sürpriz içiriyordu.
Ondan sonra The Game oyun bir dönemin sinema severlerine sinemayı sevdiren film olarak anabiliriz o filmi.
İnanılmaz bir sürpriz finalde karşımıza gelmişti ve tabii ki David Fincher'ın ve aynı zamanda sinema tarihinin de en büyük en güçlü filmlerinden biri olan Dövüş Kulübü hep sinema yazarları tarafından baş döndürücü
sürpriziyle diye anılmıştır o zamanlar.
Biz de öyle anladım. Dövüş grubu yine kendisini sürprizli filmler tarihine yazdırmış.
Önemli filmlerden bir tanesi.
Tabii ki yine sürprizli film deyince May Night Şamahlan imzalı 6.
his gerçekten muhteşem bir finalle bir sürprizle karşımıza geliyordu.
Hatta diyebiliriz ki belki de 6.
his. 90'lı yıllardaki sürprizli filmlerin hani böyle ilk akla geleni diyebiliriz belki de.
Çünkü hani elbette çok iyi bir filmdi ama bunun dışında andığım filmler hani başka açılardan çok iyi filmlerdi, çok başarılı filmlerdi.
6. His'in ise aslında en büyük numarası, esas gücü finaldeki sürprizden geliyordu diyebiliriz.
Ondan sonra yine 2000'lerin başında Memento, Akıl Defteri filmi Christopher Nolan 2000'li yılların en büyük yönetmenlerinden bir tanesi olarak anabiliriz kendisini.
Akıl Defteri filmiyle adını geniş kitlelere duyurmuştu ve Akıl Defteri filmi gerçekten...
Olağanüstü bir film, muhteşem bir film.
Filmde meydana gelen olayı tam olarak sondan başa doğru bize anlatıyordu.
Ve sinema tarihinde de bir ilkti bu aynı zamanda.
Bu ilginç öykülemesinin yanına tabii ki gerçekten yine baş döndürücü, çok sarsıcı bir sürpriz ekleyerek adını yine sinema tarihine altın harflerle yazdırmış filmlerden bir tanesiydi.
Ve bir tane de çok geniş kitle bilmiyordur bu filmi ama yine sürprizli filmler deyince mutlaka anılması gereken filmlerden bir tanesiydi.
Bir tanesini sizle tanıtmaya çalışacağım.
Alejandro Amnebar'ın diğerleri tam çevirisiyle Nicole Kidman'ın başlarında oynadığı bir korku gerilim filmi bu.
Ve gerçekten o kadar iyiydi ki sürprizi.
Ki hani 6. His ile yakın dönemde izlediğimiz filmlerden bir tanesiydi.
Herkes 6. His'in olağanüstü sürprizini hep böyle anıyordu.
Üff ne kadar şaşırdık. Ne kadar olağanüstü bir film.
Müthiş bir sürpriz. Hiç beklemiyorduk falan.
Ben de hep diyordum ki evet 6.
His bu açıdan çok iyi ancak...
Diğerleri filmi bence bu açıdan 6.
histen daha iyi diye böyle diretiyordum.
Yani sinema sever dostlarımla bunun sohbetini yaptığımızda gerçekten sürprizli film deyince The Others'ı anmamak ayıp olur diyorum.
Ve bu şekilde anmış oluyorum.
Şimdi örnekler verdim.
Evet sürprizli filmler güzel, keyifli, eğlenceli çok güzel örnekleri var.
Ancak bir de şöyle bir durum var ki.
Evet çok yayıldı.
Harika filmler karşımıza geldi ancak 2000'lerden sonra Hani sürprizli filmlerin içerisinde olduğu ana türler tabii varlıklarını sürdürmeye devam ettiler.
Ancak bir son bir tane film bence sürprizli filmlerin böyle hani şahı şahbazıydı diyeyim aslında.
Ve bir anlamda da yine sürprizli filmler tarihine de kendisinden bir şeyler katan bir filmdi.
Bu film James Wan'ın...
Testere filmiydi. Tabi çok sayıda devam filmi yapıldı testerenin ama ben özellikle birincisinden bahsediyorum ki aslında devam filmleri de aynı efsaneyi sürdürmeye çalıştılar.
Testere filminin olayı neydi biliyor musunuz arkadaşlar?
Genellikle sürprizli filmlerde bir tane sürpriz olur ya da hadi bilemedin abartalım iki tane sürpriz olur değil mi?
İşte testere filmi sürpriz dediğimiz olguyu Anlatımın bir parçası haline getiren filmdi.
Ve aynı zamanda devam bölümleri de artık sayısız sürprizle karşımıza gelerek neredeyse baştan sona sürprizden ibaret olan filmler.
Hani alt türünü diyelim mi artık bilmiyorum o bir alt türü dönüşmüş müdür?
Aslında dönüşmemiştir belki ama en azından anlatımının bir parçası haline getirmişti.
Testere filmi ve serisi.
sürpriz dediğimiz olguyu. O anlamda The Soul filmi de, testere filmi de Hani hem sinema tarihinde bu anlamda gerilim filmleri tarihinde hem de sürprizli filmler tarihinde mutlaka anılması gereken filmlerden bir
tanesi. Şimdi bence testereden sonra hani o testere filmi de tabi çok başarılı olmuştu.
Ondan sonra nadir iyi örnekler olsa da piyasada o kadar fazla sürprizli film karşımıza gelmeye başladı ki artık sürpriz işi biraz biraz biraz biraz aşınmaya başladı
ve özelliğini kaybetmeye başladı.
Şimdi bu noktada peki iyi bir sürprizli film nasıldır, nasıl olmalıdır?
Bunun üzerine size çok ince anahtarlar vermeye, böyle çok incelikler, nüanslar sunmaya çalışayım.
Şimdi bir filmin iyi bir sürprizli film olması için aslında o sürpriz olmadığı zamanda Yani o sürpriz karşımıza gelmediği durumda da o filmin iyi bir
film olması lazım. İlla bütün şaşırtıcılığını, bütün çarpıcılığını bir film eğer sürprizine dayandırıyorsa yüksek olasılıkla o filmin zaten hadi şu sürpriz gelsin de bakalım neymiş
diye izlemeye başlıyorsunuz.
Dediğim gibi zaten 2000'lerden sonra ne yazık ki çok sayıda film bu hale dönüşmeye başladı.
Bu birinci gereklilik. İkinci gereklilik şöyle ki film...
Tüm süresi boyunca bir sürprize doğru ilerlediğini hiç fark ettirmemesi lazım.
Yani bir sürpriz gelecek kesin burada bir gariplik var bir şeyler olacak dedirtmemesi lazım ki.
Bu hani andığım filmlerin inanın hepsinde izlememiş arkadaşlar için bunu söylüyorum zaten izleyenler biliyordur.
Bu filmlerin hiçbirinde biz bir sürpriz falan beklemiyorduk zaten.
Yani bu filmler zaten iyi filmlerdi.
Finalde ya da filmin önemli bir anında karşımıza gelen sürprizse tam olarak işin tuzu biberi oldu bizi bambaşka bir film izlemeye zorladı diyebiliriz.
O anlamda hani özetleyeyim bir film zaten iyi bir film olup bunun üzerine sürprizi eklediğinde gerçekten çok iyi bir film ve çok iyi bir sürprizi film haline geliyor.
Şimdi bir de şöyle bir nokta var hemen o konuda da sizi uyarmaya çalışayım.
Bizim filmi izlediğimiz bakışı belli bir karakterin gözüne hapsederek genellikle sürpriz olgusuna sırtını dayıyorlar.
Nasıl yani? Şöyle örneğin işte baş karakter diyelim ki ailesini kaybediyor.
Ama işte yanında ailesi var.
Diyelim ki meğersem ailesi ölmüş.
Filmin sonunda biz bunu anlıyoruz ama işte o karakter ailesinin öldüğünü kabullenememiş.
Hala onlarla birlikte yaşıyormuş falan filan.
Diyelim ki böyle. Hani bir ölüm değil mi elbette çok acı bir olaydır ve hani filmde genellikle karakterlerin yaşadığı travmalarla karakterin hayatı bakışının değiştiğini hani
biraz çarpıklaştığını bize hissettirmeye çalışır.
Bunu da kabaca aslında hani o sürprizin altyapısı tohumu gibi hani sonunda hasat edilecek tohumu gibi ekmeye çalışır.
O anlamda da bakıyoruz sürprizi filmler özellikle son yıllarda.
İzlerken hani süresi boyunca tam olarak anlam veremediğimiz çok sayıda olay içermeye başlıyor.
E tabii ki biz izleyiciler olarak aptal mıyız?
Hayır. Bunu hemen fark ediyoruz.
Yani diyebiliyoruz ki hani 5.
10. dakikada burada bir patlama oldu.
Burada bir hani karakter bir gerçeklik algılaması çarpıklığı yaşadı.
Kesin burada bilinmeyen bir şey var.
Kesin burada bir sürpriz var demeye başladık biz artık.
Bu da ne yazık ki hiç de iyi bir şey değil.
Çünkü izleyicinin belli bir sürpriz beklentisine girmesi durumunu yaratıyor.
Ve tabii ki dediğim gibi izleyiciler bizler aptal değiliz.
O sürprizi artık...
Bekliyoruz, fark ediyoruz.
Hatta o sürprizle karşılaşmadan önce o sürprizin ne olduğunu anlamaya bile başlıyoruz.
Birçoğunuz hani bu durumda olmuşsunuzdur eminim.
Sürpriz görmeden önce yani sürprizi fark ettiğiniz olmuştur.
İşte artık madem sürprizli filmler böyle bir kalıba, böyle bir alışıldıklığa düştüler.
Ne yazık ki artık sürprizli filmlerden işte 50'lerde, 60'larda, 80'lerde, 90'larda olduğu gibi haz...
Alamıyoruz ne yazık ki sürprizli filmler artık bizi o kadar da etkilemiyor.
Çünkü çok klişe halde kullanılmış durumda.
Şimdi iki tane daha filmden örnek vereceğim.
Bir tanesi 2005 yapımı Robert Schwentgen'in yönettiği ve Jodie Foster'ın başrolünde oynadığı Flight Plan adlı bir film.
Şimdi iyi bir film çok önemli bir film değil ama genel olarak hani...
İzleyiciye keyif veren, yeterince geren bir gizem öyküsü diyebiliriz buna.
Zaten Judy Foster'ın olduğu hemen her film bir şekilde izleme isteği uyandırıyor zaten sinema severlerde.
Şahsen bende de öyle. Şimdi bu filmin olayı ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Şöyle, tam olarak sürprizli filmlere alışmış izleyicilerin klişelerini yıkmaya çalışan bir film.
Yani ortada bir sürpriz olduğuna dair hemen hemen tüm gereklilikler, tüm klişeler filmde var.
Filmde sürpriz yok. Daha doğrusu yani sürpriz var ama hani beklediğimiz sürprizin üzerine başka sürprizler inşa eden bir film diyebiliriz.
Hani o anlamda hani bu filmden yola çıkarak şu yorumu yapmak istiyorum.
Artık sürprizli filmler hani izleyiciyi şaşırtma amacı, heyecanlandırma amacı güdüyor demiştik ya.
Okey böyle ama...
Artık sürprizli filmler bunu yapamadıkları için artık sürprizli film klişeleri üzerine sürprizli filmler yapılmaya dahi başlanmış durumda.
Artık bu bize net bir şekilde sürprizli filmlerin ne yazık ki eski güçlerinde olmadığını artık birer klişe malzemesine dönüştüklerini gösteriyor.
Evet son bir filmden daha bahsedeceğim ama bunu Flight Plan gibi artık sürprizli filmlerin döneminin bittiğine örnek olarak vermeyeceğim.
Hala nadir örneklerle de olsa devam edebildiklerine örnek olarak göstereceğim.
Evet hani ben de birçok sürprizli film izledim son yıllarda ve gerçekten büyük çoğunluğu pek de iyi değildi ne yazık ki.
Ancak bir tane film var ki bu açıdan bence çok özel.
Predestination 2014 yapımı.
O kadar özel, o kadar sıradışı bir film ki zaten 2000'li yıllardan sonra, 2010'lu yıllardan sonra bilimkurgu sinemasında küçük bir kıpırdanma oldu.
Düşük bütçeli bağımsız bilimkurgu sineması biraz daha hareketlendi ve çok güzel örneklere imza attı.
İşte Predestination... Bağımsız, düşük bütçeli, küçük hani ölçekli bir bilim kurgu filmi ancak çok yaratıcı, çok sarsıcı ve gerçekten adını hani sinema tarihinin önemli sürprizli
filmlerinin arasına yazdıracak kadar da gerçekten şaşırtıcı, gerçekten beklenmez hani bir sürpriz içeren bir film.
Tabii ki bu konuda spoiler vermeyeceğim.
Eğer izlemediyseniz mutlaka izlemenizi öneriyorum.
Hani sürprizli filmlere gayet aşina da olsanız iddia ediyorum ki bu filmin sürprizini...
Fark edemeyeceksiniz, anlayamayacaksınız.
Ve inanıyorum ki filmin sürprizi sizi de şaşırtacak.
Evet, şimdi sürprizi filmleri anlattık, örnekler verdik ama son olarak şöyle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.
Hani çok alıştık artık sürprizi filmlere.
Hani bir oyunbazlık istiyoruz, bir şaşırtıcılık istiyoruz.
Film bizi eğlendirsin, sürüklesin vs.
istiyoruz. Ancak iyi bir sürprizli film nasıl olmalıdır derken dedim ya ortada bir sürpriz olmasa da o film iyi bir film olarak izlenebiliyor olması lazım diye aslında sürprizli filmlerin
bizim film izleme dinamiklerimize bir anlamda zarar verdiğini de iddia edebilirim ki Bir şekilde filmle illa bir oyunbazlık, illa bir bizi kendisinin içine çekme
yaklaşımı, illa bir hani böyle izleyiciyle film arasında bir mücadele, bir zeka savaşı ortaya çıkarıyor olmalarından dolayı da aslında geleneksel sinemaya
hani hiçbir sürpriz ya da hani böyle gizem içermeyen işte dramlar, aksiyonlar ya da Korku filmleri belki de.
Hani bunların da bir sürpriz içermesi gerekliliğini ortaya çıkarmaya başladı bu sürprizli filmler.
Örneğin yakın dönemin diyorum en önemli yönetmenlerinden biri olan Christopher Nolan'ın neredeyse bütün filmlerinde illa sürpriz var.
Yani hani sürprizsiz film yapamayan yönetmenler diye bir seçki yapmalıyız belki de.
Aslında bu da çok iyi bir şey değil.
Çünkü sinema... illa sürprizler sunarak bizi kendi içerisine çekmek zorunda olmayan bir anlatı bence.
Bir film hiç sürpriz içermese de hiç oyunbazlık yapmasa da aslında gayet güçlü, başarılı bir film olabilir diye düşünüyorum.
Bunun elbette çok sayıda örneği var.
Her ne kadar sürprizli filmleri seviyor olsak da illa her sinema filminin de bir sürpriz ya da bir gizem içermesinin gerekmediğini hani bu olmadan da karşımıza harika filmlerin dönemleri
dönem geldiğini ve zaten gelmeye devam edeceğini de hatırlatarak bu programı da sonlandırıyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
