
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta Sinemasal Açılımlar dosyamızda Türk Sineması'nın en önemli yönetmenlerinden biri olan Zeki Demirkubuz'u inceledik.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
2022 yılında karşımıza gelecek olan önemli filmler ve onlara karşı duyduğumuz beklentiler derken sinemasal açılımlar dosyamızı böyle bir ikinci plana attık gibi oldu.
Uzun bir ara vermiş gibi olduk.
Bu kez ona dönüyoruz.
Ancak 14. küçük bir düzeltme yapmam lazım.
Geçtiğimiz hafta yaptığım programda Oscar ödüllerinde Will Smith'ın tokatladığı sunucu ve stand-upçu olarak Chris Rock yerine Chris Tucker dediğimi fark ettim.
Tabii bu küçük düzeltmeyi yapmış olayım.
İkisi de siyahi, ikisi de stand-upçu.
ikisi de oyuncu, ikisi de komedyen, ikisi de tanıdığım bildiğim isimler küçük bir karışıklık yapmışım.
Bunun için özür diliyorum. Ve aslında işte Will Smith tokatladı, Oscar ödülleri, siyahi oyuncu, Hollywood sineması, gündem, gişe vs.
derken işte sizi o havadan böyle tam olarak koparıp tam zıtkut...
Bu hafta Gişe'nin tam olarak karşısında yer alan daha çok entelektüel ve sanat sinemasına hitap eden bir isim Zeki Demirkubuz ve konuyu da yine diyorum Gişe sinemasından, Hollywood'dan, yurt dışından
ülkemizi ve çok da iyi tanıdığımız bildiğimiz bir isime getirmek istiyorum.
Zeki Demirkubuz gerçekten Türk sinemasının en önemli, en değerli isimlerinden bir tanesi.
Bugün onu bu payeye taşıyan en önemli özelliklerini, en önemli taraflarını konu etmeye çalışacağım.
Ancak ondan önce Zeki Demirkubuz deyince...
Şu noktaya özellikle vurgu yapmak istiyorum.
Yönetmenler dönem dönem kariyerlerinin farklı zamanlarında farklı filmlere imza atabilirler.
Yani tüm yönetmenlerin kariyeri baştan sona son derece tutarlı ve birbirine benzer filmlerden oluşmaz genellikle.
Bunu sağlamak hatta sağlamak bir kenara birçok yönetmen bunu amaçlamaz bile.
Hani Zeki Demirkubuz'dan bahsederken konuyu neden buna getirdim?
Zeki Demirkubuz bu açıdan Türk sinemasının açık ara...
En tutarlı ve bu konuda da gerçekten en istekli yönetmenlerinden bir tanesi, dünya sinemasında bile Zeki Demirkubuz kadar yaptığı sinemada istekli olan, tutarlı
olan ve sinemasını belli bir eksende ve belli temalar çerçevesinde, belli sinemasal özelliklerin çatısı altında tutarlı olan, Toplamaya bu kadar istekli, bu kadar meyilli bir yönetmen bulmak
gerçekten çok zor.
Bu anlamda sinemamızın en önemli isimlerinden biri Zeki Demirkubuz derken ilgilendiği temalar, senaryoları, oyunculuk tercihleri, görsel tercihleri, kurgu tercihleri, anlatım tercihleri vs.
hepsini bir kenara atıyorum.
Bir yönetmenin bu kadar tutarlı olması gerçekten başlı başına bir başarı ve başlı başına takdir edilmesi gereken bir durum.
Peki Zeki Demirkubuz sineması derken hangi özelliklerden bahsediyoruz?
Sinemasını neyle tanımlıyoruz?
Zeki Demirkubuz temel olarak insanın, insanoğlunun gayet zayıf yaratılışlı bir varlık olduğunu düşünen, bu zayıflıklarıyla da mücadele etme, bu zayıflıklarıyla da başa çıkma
konusunda son derece başarısız olduğunu düşünen bir insan ve sinemacı aynı zamanda.
Filmlerinin hemen hemen tamamında Kişisel zayıflıklarının kurbanı olan bunlarla mücadele etmeye çalışan ancak başaramayan ve gerçekten bir çıkışsızlığın
içerisine hapsolup burada debelenen debelenen debelenen ve aslında diyebiliriz ki sonunda da Bundan çıkamayıp hayatı mahvolan insanları anlatıyor Zeki Demirkubuz.
Ve bunu anlatma konusunda da gerçekten son derece ısrarcı ve aynı zamanda son derece de başarılı bir isim.
Onun karakterlerine baktığımızda eziliyoruz, üzülüyoruz, kırılıyoruz.
Yani sanki o karakterlerin içine düştükleri durumdan çıkmasını istiyoruz aslına bakarsanız.
Ancak Zeki Demirkubuz bize...
Bu konuda hiçbir ümit, en küçük bir çıkış vermiyor.
Bunu kabulleniyoruz filmlerini izlerken.
Bunu yaparken de aslında insanoğlunu bir anlamda inceleme ve bunun nasıl bir psikolojiye, nasıl bir ruh haline sahip olduğunu bize göstermeye çalışıyor.
Ancak burada Zeki Demirkubuz'un bir farkı var.
İncelemeci bir sinema gibi görünürken aslında son derece duygusal bir sinema yapıyor.
Bakınız Zeki Demirkubuz'un en büyük farkı bu.
insan psikolojisini inceleyen ve entelektüel bir bakış ya da yaklaşım tutturan başka yönetmenler hani biraz psikolojik açılımlar, biraz felsefi açılımlar, biraz sosyolojik kültürel açılımlar yapmaya soyunur
genellikle ve bu konuda da başarılı birçok yönetmen var.
Hani öyle görünse de aslında Zeki Demirkubuz bu noktaya odaklanmıyor.
Son derece duygusal bir sinema yaptığını görüyorsunuz.
Karakterleriyle bizi özdeşleşmeye çalıştırıyor.
Her ne kadar bu pek mümkün olmasa da Aslında karakterlerine hak vermemizi değil ancak o karakterleri en azından anlamamızı sağlamaya çalışıyor.
Şimdi bakın bu çok ince bir nokta.
Normal şartlarda gişe sinemasında baş karakterin macerasına katılırız ve o karakteri...
Bir anlamda kendi temsilcimiz gibi görürüz.
Bu hem duygusal sinemadır hem de gayet ahlaki olarak tırnak içinde ediyorum bunu erdemli olarak gördüğümüz değerleri koruyan bir sinemadır.
Şimdi Zeki Demirkubuz bizim karşımıza birçoğumuzun kabullenmeyeceği tercihler yapan karakterler getirir.
Evet yani biz şunu diyemeyiz yani Zeki Demirkubuz karakterlerine karşı.
Evet ben olsaydım ben de böyle yapardım.
Ya da eğer karakter bir tercih yapmıyor da elinde olmadan bazı durumların içerisine düşüyorsa da o duruma genel olarak düşmek istemeyiz.
Yani o duruma düşecek olsak da o durumdan kurtulacağımıza inanırız en azından mümkün olduğunca ya da elimizden geldiğince diyelim.
İşte şimdi Zeki Demirkubuz ne yapıyor?
Karakterlerini bir durumun içerisine sokup onları orada hapsediyor.
Onların çıkışsızlığını bize anlatıyor.
Şimdi bu çok cesur bir hamle.
Benzeri de aslında çok sık görülmeyen bir hamle.
Türk sinemasında bildiğim kadarıyla bu temaya bu kadar ısrarca yaklaşan, bu temayı bize anlatmak ve bu temayı işlemek konusunda bu kadar ısrarcı olan bir yönetmen aklıma gelmiyor.
Dünyadan ise kim geliyor biliyor musunuz?
Bir Michael Haneke geliyor.
Ancak Demirkubus sinemasıyla tabii farklılıkları var ama ortaklığı da var.
Bu açıdan oldukça ortak.
Bir de Darren Aronofsky geliyor.
Zeki Demirkubuz'un özellikle bu iki sinemacıyla ki biliyorsunuz ikisi de çok değerli çok çok önemli sinemacılar gerçekten.
Dünya sineması için günümüz için hatta sinema tarihinde bile önemli sinemacılar.
Zeki Demirkubuz bu iki sinemacıyla ortaklıklar barındıran bir sinemacı.
Ancak şöyle de bir farkı var.
Zeki Demirkubuz bize hani o karakterin çıkışsızlığı dedim ya o karamsar ruh hali dedim ya.
Bunu anlatırken son derece estetikten kaçınan, son derece karanlık ve karamsar ve aynı zamanda izlemesi gayet zor bir sinemasal dünya inşa ediyor.
Zeki Demirkubus filmlerini izlemek gerçekten zordur.
Görselliği biraz karanlıktır, estetikten kaçınır, akıcı bir sineması yoktur çünkü...
Zaten karakterinin çıkışsızlığını, karakterin hayatında hapsolduğu bu labirenti diyeyim, çıkamadığı labirenti bize anlattığı için zaten filmlerinin bir gişe
sineması örneği gibi akıp gitmesini beklemeyiz.
Bu anlamda Zeki Demirkubus hem görselliği açısından hem de hikaye anlatımı açısından, akışı açısından diyeyim son derece dürüst bir sinemacı.
Yani bize bir şeyleri anlatmaya çalışıyor elbette ama öyküsünün akıp gitmesine hiçbir zaman izin vermiyor.
Karakteri nasıl sıkıcı ve üzücü bir ruh halindeyse...
İzleyicisini de bu sıkıcı ruh haline davet etmekte hiçbir beis görmüyor.
Şimdi bilirsiniz genel olarak sanat sinemasını izlemek biraz zor deriz ya.
Sıkıcı deriz yani sıkılırız sanat sinemasını izlemekten.
Biraz sabırlı olması gerekir izleyicinin.
Evet doğru. İşte Zeki Demirkubu sinemasında bu tavır bu yaklaşım.
gerçekten yerine oturuyor ve haklı bir tercih olarak karşımıza geliyor.
Bu anlamda da yani Zeki Demirkubuz bize demiş oluyor ki evet sineman biraz zor belki ancak yapacak bir şey yok.
Ben size böyle bir şey anlatıyorum.
Gerçekten böyle bir şeye ilginiz varsa da oturup sabredip izleyeceksiniz diyor bir anlamda.
Şimdi filmlerine baktığımızda dedim ya bir karakterin çıkışsızlığını ve zayıflığından kurtulamama durumunu resmeder.
Filmlerinin büyük çoğunluğunda çok varoşlar denir.
Hayatı büyük şehirde süre giden insanların öykülerini anlatıyor bize.
Ya da büyük şehir demesek de şehir diyelim en azından.
İşte bu şehrin hem ekonomik olarak hem kültürel olarak hem eğitim seviyesi olarak diyelim.
Biraz daha alt tabaka insanlarının yaşadığı bölgelerde süre gidiyor öyküleri.
Ancak sanıldığı gibi o coğrafyanın, o mahallelerin, o kültürün bir incelemesini bize sunmaya çalışmıyor Zeki Demirkubus.
Yani diyelim ki... Bir filminde işte bir varoşta yaşayan genç bir çocuk var.
Var yani. Direkt olarak hani filminden örnek vermek istemiyorum.
Ve filme özellikle yoğunlaşmak istemiyorum.
Böyle bir genç var diyelim ki.
Hani o genç işte işsiz ya da ekonomik sorunlar yaşıyor.
Ailevi sorunlar yaşıyor vesaire.
Hani bu genç o varoşlarda yaşadığı için bu sorunları yaşıyor aslında.
Gibi bir mesaj vermeye çalışmıyor bize Zekir Demirkubuz.
Daha çok. O varoşlardaki hayatın fakirliği diyelim sadece ekonomik anlamda demiyorum.
Hem kültürel hem sosyal hem felsefi hem psikolojik fakirliği bize resmediyor.
Ve o durumun aslında karakterin o yaşadığı içinden çıkışsız durumu yalınlaştırmak için sanki böyle bir coğrafyanın öyküsünü bize anlatıyor gibi bir durum var.
Biraz kavramsal konuşmuş oldum.
Şöyle açıklamaya çalışayım. İşi gücü olan bir kişiden bahsediyoruz.
İş yerinde de bazı sorunlar yaşıyor diyelim ki.
Şimdi o karakter bir çıkışsızlık yaşasa biz izleyiciler o çıkışsızlığı o karakterin iş yerinde yaşadığı bazı sorunlara bağlayabiliriz.
Ya da evinde yaşadığı bazı sorunlara...
Çevresindeki olan insanlarla iletişim sorunu çeken bir karakteri anlatıyorsak çevresindeki insanların o karakterin bazı çıkışsızlıklar yaşıyor olmasına sebep görebiliriz.
Zeki Demirkubuz bunu özellikle istemiyor, özellikle yapmıyor.
Çünkü Zeki Demirkubuz karakterlerinin o çıkışsızlığının temel sebebi çevresel etkiler falan değil.
İnsanın yaratılışındaki eksiklikler, yaratılışındaki zaaflar.
Zeki Demirkubus tam olarak bunlara odaklanmaya çalışıyor.
İşte o varoşları inşa eden şey ya da o varoşlarda yaşayan karakterin içinde bulunduğu çıkışsızlık insanın içinden kaynaklanıyor.
O nedenle öyle coğrafyalar, öyle psikolojik durumlar, öyle çıkışsız ya da sıkıntılı ilişkiler inşa ediliyor demeye çalışıyor Zeki Demirkubus.
Bu noktadan sonra da şöyle şimdi hep övdüm hep incelemeye çalıştım.
Çünkü bu konular gerçekten Zeki Demirkubuz'un mükemmel biçimde karşımıza getirdiği konular.
Yani hangi filmini açıp baksanız bu ana temaları bu yaklaşımları gayet yalın ve güçlü biçimde karşımıza getirdiğini görüyoruz.
Ancak bize varoşları anlatırken ya da çıkışsız hayatları çağdaş dünyayla uyum sağlamamış kişilerin grupların hayatlarını anlatıyor.
Ancak sineması...
O gruplara hitap etmiyor.
Daha çok entelektüel kitleye ya da böyle hani izlediği sinemanın inceliklerine, derinliklerine, felsefi açılımlarına, diyorum kültürel, sosyal, psikolojik açılımlarına
ilgi duyacak olan izleyicilere hitap ediyor.
Ancak bize son derece yalın, son derece duygusal bir sinemaya ilgi duyacak izleyicilerin öyküsünü anlatıyor.
Bu istemeden ortaya çıkmış bir durum gibi geliyor bana.
Yani Zeki Demirkubuz'un bu konuda çok ince bir tartı.
Hani kim benim filmimi izler, kim benim filmimi izlemez.
Ben daha çok toplumun şu kesimine hitap ediyorum gibi bir hesap yapmadığına neredeyse eminim.
Eminim diyorum kusura bakmayın ama yani sinemasından aldığım ya da işte okuduğum röportajlarından, konuşmalarından, seminerlerinden, tavrından, yaklaşımından aldığım benim enerji böyle.
Hiç hesapçı bir sinemacı değil gerçekten.
Gerçekten Zeki Demirkubuz son derece dürüst, kendi içinden gelen projeleri olduğu gibi bize aktarmaya çalışan bir sinemacı olduğuna diyorum yine neredeyse eminim.
O anlamda hitap edilen, hitap eden ya da anlatılanla ilgilenen izleyici ya da sinema sever bağlantısı açısından böyle küçük bir tutarsızlık da yok değil sinemasında
diyebilirim. Ben kendi adıma söyleyeyim, Zeki Demirkubuz'un ya onu çok seven, Ya da gerçekten ondan uzak duran iki tip sinema sever yarattığını neredeyse
iddia edebilirim.
Türk sineması adına. Bu anlamda da zaten bu durum bile, bu denge bile onu özel kılıyor.
Son derece kendine has, son derece tutarlı, sinemasında son derece ısrarlı ve gerçekten kendi dünyasını, kendi sinemasını, kendi tavrını oluşturabilmiş.
Çok değerli, çok önemli bir yönetmen Zeki Demirkubuz.
Bir anlamda otör yönetmen denebilir kendisi için zaten.
Hani bu tanımı tam olarak karşılayan yönetmenlerden bir tanesidir.
Ortalama 2-3 yılda bir film yaptı bugüne kadar.
11 filmi var toplamda.
Ve hani 2022 itibariyle 6 yıllık bir ara verdi.
Kendisini çok özletti gerçekten.
Yeni filmi Hayat yakın zamanda gösterime girecek diye bekliyoruz 2022 yılı içerisinde.
Bu anlamda yeni filmini heyecanla bekliyoruz diyeyim.
Hani eğer onun sinemasına uzaksanız, eğer çok fazla filmini izlemediyseniz bu sohbet bağlamında da eğer bunu sağlayabilirsem, Zeki Demir Kubus sinemasına sizi bir adım daha yaklaştırabilirsem gerçekten çok
mutlu olurum diyorum.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
