
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, sinema tarihinin unutulmaz çocuk karakterlerini ve çocukları merkeze alan filmleri inceledik, yetişkin bir dünyada çocuk olmayı konuştuk. Keyifli dinlemeler
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Sinematris't'e Görkem'le birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda sinemasal açılımlar dosyamızın 11.sini sunacağız size.
Konumuz ise sinema tarihinde çocuklar.
Çocuklar bizden çok farklılar değil mi?
Dünyaya bakışları, hayata bakışları, duygusal dünyaları, hayal güçleri yetişkinlerden çok farklı.
Birçok şeyi bizden farklı gözlemliyorlar, farklı algılıyorlar, farklı değerlendiriyorlar.
Ve çocukların hayata tutturdukları bu farklı bakışla biz yetişkinlerin hayata tutturduğu farklı bakış hemen hemen her zaman bir çelişki ortaya çıkarıyor.
Ve bu çelişki de altında gerçekten çok derin anlamlar barındırıyor, çok duygusal öykülere kapı açan bir durum bu.
Sinema tarihi de ta ilk günden bugüne kadar yetişkinlerin ve çocukların hayata bakışları arasındaki bu çelişkiden, bu farklılıktan unutulmaz öyküler ortaya çıkarmış ve bize çok çarpıcı fotoğraflar
sunmuş. Peki çocuklarla biz yetişkinlerin bu farklılıkları, çelişkileri nereden besleniyor?
Öncelikle soruya şöyle bir cevap verebiliriz.
Biz yetişkinler sosyal, kültürel, politik, ekonomik, çağdaş dünyanın birçok gerekliliği nedeniyle kapana kısılmış halinde, tavırlarında, tercihlerinde çok da özgür olamayan bireyleriz.
Ancak çocuklar bu açıdan bizden çok daha özgürler, çok daha rahatlar ve aslına bakarsanız çok daha gerçekler.
Biraz daha üretilmiş kalıplara göre hareket etmek zorundayız.
Ancak çocuklar bu hareket biçiminden baya baya muaf durumdalar.
Bu anlamda biz çocukların tercihlerini ya da karşılarına gelen sorunları buldukları çözümleri pek de ikna edici bulmuyoruz belki.
Pek de çözümcü bulmuyoruz.
Pek de doğru bulmuyoruz.
Ancak... Her ne kadar yetişkinlerin çözümleri çocukların çözümlerine göre daha etkili olsa da çocukların bulduğu çözümler ve onların kendi başlarına verdikleri mücadeleler de aslında bize ayna tutuyor, bize
ışık tutuyor. Hem bireysel olarak bize hem de biz yetişkinlerin inşa ettiği dünyaya dair çok net ve derin mesajlar içeriyor.
Kavramsal konuşmayalım, örneklerden gelelim.
Örneğin insanlığın gelmiş geçmiş en büyük problemlerinden, en büyük sorundan bir tanesi nedir?
Savaştır. Dünya ne yazık ki savaşsız yaşayamıyor, bunu beceremiyor.
Ve savaş durumunda da ne yazık ki toplumların en büyük acılarını elbette çocuklar çekiyor.
Mesela savaşta tüm ailesini kaybetmiş bir çocuk ne yapar?
Korunmayı bekler değil mi?
Yetişkinler tarafından savaştan yalıtılmayı bekler, korunmayı bekler, hayatta kalmayı bekler.
Ancak bir çocuk kalkıp da bu düşman benim ailemi öldürdü, ben de ülkem için savaşıp casusluk yapacağım derse ona nasıl bir cevap vermemiz gerekir?
Güzel bir soru değil mi?
İşte Andrei Tarkovski'nin 1962 tarihli İvan'ın Çocukluğu filmindeki baş karakterimiz İvan tam da böyle bir çocuk ve bunu söylüyor, bunu yapmak istiyor.
Hadi bakalım buyurun. Şimdi biz yetişkinlere göre çok çılgın, çok anlamsız, çok gereksiz, her şekilde yanlış bir tercih bu değil mi?
Evet mutlaka öyle olmalı ancak konuya biraz daha ayrıntılı bakarsak, konuyu biraz daha derin düşünürsek ortaya şöyle bir gerçek çıkıyor ki bu çocuk elbette bir hayal dünyasında yaşıyor olmasına rağmen
belki de biz yetişkinlerin ortaya çıkardığı savaş ve biz yetişkinlerin inşa ettiği bu dünya o çocuğu böyle çılgınca bir şey yapmaya itiyordur.
Düşünürsek çocukların söz konusu yetişkinlerden farklı bakışları aslında biz yetişkinlerin inşa ettiği dünyada onlara başka çare kalmaması, başka yöntem
bilmemeleri, düşünememeleri, hayal edememeleri ve ellerine kalan son seçeneği ya da belki bir yetişkin olmak için ya da önemli bir kişi olmak için ya da tamamen silik
ve ne yazık ki yokla bir oldukları bir dünyada bir varlık sunabilmek için başvurduğu yöntemlerden bir tanesi haline geliyor bu çılgınca fikir mesela.
Bu anlamda çocukların tercihleri bize gayet aptalca ya da toyca ya da beyhude gelse de aslında altında gerçekten derin anlamlar barındırabiliyor ve az önce bahsettiğim gibi yetişkinlere
ışık tutan bir perspektif oluşturuyorlar.
1940'lı yıllarda İtalyan yeni gerçekçiliği diye bir akım vardı.
Ve bu akım 2.
Dünya Savaşı'ndaki yıkılmış, yok olmuş, çok zor şartlarda hayatiyetini sürdürmeye çalışan Avrupa'nın resmini sunuyordu bize.
O yıllardan kalan filmlerde çok sayıda savaşın ortasında kalmış.
Çocuk öyküsü var. Bunların da en etkileyicilerinden bir tanesi 1948 tarihli Roberto Rossellini filmi Almanya Sıfır Yılı.
O filmi izlerseniz savaş sonrası hayatta kalmaya çalışan karakterlerin içerisinde inanılmaz bir çocuk karakter olduğunu göreceksiniz.
Edmund karakteri ve bu karakterin yaptığı hemen hemen her şey biz izleyenlere yanlış gelse de aynı Ivan'ınki gibi aslında belki de yetişkinlerin ortaya çıkardığı ve inşa ettiği bu dünyada
belki de Biz çocuklara başka sıra dışı, başka yanlış, başka kaçınılası çözümler dışında çözüm bırakmıyoruzdur ki işte çocukların bu tercihleri bazen yetişkinlerin yapacağı
tercihlerden çok daha gerçek, çok daha sarsıcı, çok daha şaşırtıcı ve çok daha anlamlı olabiliyor.
Savaş atmosferinden biraz kurtulup farklı bir atmosfere girmeye çalışalım.
Hatta atmosfere girmeye çalışmayalım, atmosferin dışına çıkmaya çalışalım ve Steven Spielberg'in unutulmaz 1982 tarihli E.T.'sine gelelim.
Bir uzaylımız var dünyaya düşmüş ve o uzaylıyla tanışıp yakınlaşan ve arkadaş olan bir grup çocuğumuz var.
Muhtemelen bir uzaylı ile karşılaşıp önce arkadaş olmayı düşünecek bir kişi ve karakter varsa o karakter bir çocuk olmalı değil mi?
Evet birer yetişkin olarak bizler bir uzay gemisiyle ya da bir uzaylı ile karşılaşsak herhalde aklımıza gelecek ilk şey onunla arkadaş olmak olmayacaktır.
Ancak işte E.T.'nin o muhteşem çocukları, muhteşem karakterleri...
Bu uzaylı ile bu sevimli uzaylı E.T.
ile arkadaş oluyorlar ve yetişkinlerin ve çocukların sıra dışı durumlarla karşı karşıya geldiklerinde nasıl da farklı ve nasıl da çelişkili yaklaşımlar gösterecekleri üzerine neredeyse
anıt değerinde bir öykü sunuyorlar bize.
Evet E.T. gerçekten çok sevimli bir uzaylı ve çocuklarımız bu E.T.
ile dost oluyorlar, arkadaş oluyorlar.
Ancak elbette işin içerisine yetişkinler girdiğinde söz konusu yetişkin ve çocuk çelişkisi ortaya çıkıyor.
Yetişkinler tabii ki çok daha güvenlikçi yaklaşıyorlar, çok daha antipatik yaklaşıyorlar bu uzaylıya.
Ancak Steven Spielberg'in zaten sinema tarihine dost uzaylı kavramını getiren ve yerleştiren sinemacı olarak olaya yetişkinlerin perspektifinden yaklaşması beklenemez.
İşte burada da çocukların uzaylıyla yaşadığı bu dostluk gerçekten onların hayal dünyalarının ne kadar güçlü ve geniş olduğunu ve biz yetişkinlerden farklı bir bakışa sahip olmalarının da bazen
ne kadar güzel öykülere, ne kadar etkileyici fotoğraflara da olanak verdiğini gösteren harika filmlerden bir tanesine dönüşüyor.
Biraz daha farklı bir dünyaya girmeye çalışalım şimdi.
1999 tarihli May Night Şamahla'nın 6.
his filminde ise bambaşka bir çocuk karakterimiz var.
Ve bu çocuk karakterimiz Cole bize diyor ki I see dead people.
Şimdi bu çocuğa ne yaparız?
Buyurun sayın yetişkin arkadaşlarım.
Ölüler gören bir çocuk, kabuslarla yaşayan bir çocuk, bizim için son derece normal, iyi, kötü, orta, fena değil olan bir hayat, dünya ve yaşam bu çocuk için tam olarak bir kabusa
dönüşmüş durumda ve biz yetişkinler bu çocuğa hiçbir şekilde yardımcı olamıyoruz.
Bu durumda ne yapardık, ne yapmamız gerekirdi?
Az önce söylemeye çalıştım ya çocukların...
Bize yanlış gelen tercihleri ve yaklaşımları aslında bize ışık tutuyor ve mesajlar veriyor ya.
Altıncı histeki kol karakteri de evet ölü insanlar görüyor ancak bu içerisinde bulunduğu korkunç durumu tamamen içine atmış, tamamen saklamış, hiçbir şekilde
dışarıya yansıtmamaya çalışıyor, kimseye anlatmamaya çalışıyor.
Peki neden? Anlatsın istiyoruz değil mi?
Hepimiz hani filmi izlerken dedik ki bu çocuğun ne derdi var?
Bu çocuğun sorunu ne? Bu kadar da hani sevimli de bir çocuk.
Çok tatlış da bir çocuk yani olmasa da fark etmez ama hemen duygusal bağ kurabildiğimiz bir çocuk en azından.
Ve bu çocuk içine kapanık ama hiçbir şey söyleyemiyor.
Diyoruz ki bu çocuğun ne sorunu var?
Ne derdi var? Ona ulaşmak istiyoruz.
Ancak çocuk tam anlamıyla kapalı bir kutu gibi.
İşte çocuğun bu tavrı, kolun bu tavrı da yine yetişkinlerin dünyasıyla ilgili bize çok net bir mesaj veriyor ki biz ne yazık ki farklılıklar üzerine, sıra dışılıklar
üzerine, açıklayamadığımız gerçekler üzerine hiç de anlayışlı davranmayan bir yetişkinler medeniyetiyiz diyebiliriz.
Çünkü bu çocuk kalkıp ben ölü insanlar görüyorum dese yüksek olasılıkla ona kimse inanmayacak.
Onu belki de yaftalayacağız, onu dışlayacağız, ona deli diyeceğiz, ona manyak diyeceğiz, aptal diyeceğiz, başka birçok şey diyeceğiz.
Ve çocuk da tabii... Gayet akıllı bir çocuk olduğu için bütün bunların farkında ve dışlanmamak için, toplumdan yalatılmamak için ya da belki de en çok sevdiği ve güvendiği insan olarak haliyle annesini kaybetmemek
için, onun gözünde değer kaybetmemek için diyelim belki de bu gerçeği hiç kimseye söyleyemiyor ve çocuk psikiyatristimiz Malcolm, Bruce Willis'ın canlandırdığı bu çocuğa ulaşmaya çalışıyor.
İşte tam bir kapalı kutu çocuk portresi, içine kapalı çocuk portresi.
Biz ona yetişkinler olarak belki bir dert vermedik.
Yani onun sahip olduğu dert yetişkinlerin suçundan, kabahatinden, eksikliğinden kaynaklanmıyor belki ama çocuğun kendi iç dünyasındaki problemi çözme konusunda da ona yardımcı olması gereken biz yetişkinler
bu konuda pek...
Yeterli ve başarılı olamıyoruz ve çocuğun bize verdiği o sessizlik mesajı da gerçekten bizim için apayrı bir sorun ve problem teşkil ediyor.
Bu probleme karşı da çok da etkili ve güçlü ne yazık ki olamıyoruz.
En azından film öyle söylüyor, öyle gösteriyor bize.
Bir başka Holly Joel Osment'ın oynadığı diyeyim, Cole karakterini oynayan oyuncu.
2001 tarihli Artificial Intelligence filmi gerçekten bize o kadar farklı, o kadar etkileyici bir çocuk poşeti sundu ki buradaysa çok farklı bir dünya var, bir bilim kurgu filmindeyiz,
artık gelecekteyiz ve gelecekte insanların ulaştığı robot teknolojisi diyelim filmde meka olarak isimlendirilen robotlar artık insanlara hizmet eden birer metaya dönüşmüş durumdalar ve
bir gün bir meka şirketinin yöneticisinin aklına şöyle bir fikir geliyor.
Biz neden çocuğu olmayan ailelere bir çocuk vermiyoruz?
Bir robot çocuk, bir meka çocuk üretme fikri belki de çok parlak bir fikir olmasına rağmen en azından bunu aklına getiren robot şirketinin yöneticisi için çok ilginç ve parlak bir fikir olsa da
aslında... Çok derin felsefi tartışmalara ve aynı zamanda duygusal çalkantılara yol açabilecek bir fikir.
Robot bir çocuğunuz olsun ister miydiniz?
Ya da robot bir çocuğu gerçekten kendi çocuğunuz gibi görebilir miydiniz?
Robot bir çocuğu evlat edinebilir miydiniz?
Ve onunla yaşayacağınız ebeveyn evlat ilişkisi acaba nasıl olurdu?
Merhum Stanley Kubrick'in uzun yıllar üzerine çalıştığı ve Steven Spielberg'e çekmesini rica ettiği gerekçe olarak da hani benim film yapım dinamiklerim çok farklı, çok sıra
dışı. Yani ben bu filmi çekene kadar bu çocuk büyür, ben bu filmi gerçekten çekemem.
Lütfen sen çek diye Steven Spielberg'e sunduğu proje olan Artificial Intelligence gerçekten çocuk olma, çocukluk ya da çocuklar ve yetişkinler ilişkisi üzerine öyle
çalışıyor. Öyle değerli, öyle sıradışı bir film ki gerçekten üzerine programlar yapılabilir ve verdiği mesajlara ya da sunduğu duygusal ayrıntıları incelemek gerçekten programımıza
sığmaz. Ancak çok etkileyici bir film gerçekten.
İzlememiş arkadaşlara tabii ki hararetle izlemelerini öneriyorum.
Çocukların dünyası üzerine fikir muhakemesi yapmak istiyorsak bu filmi izlemek de kaçınılmaz oluyor.
Son olarak bir de şu konuya girelim ve sohbetimizi öyle tamamlayalım.
Çocuklar neticede boş birer kap değil mi?
Bu anlamda yetişkinlerin, dünyanın, o çocuğun ebeveynlerinin o kabı neyle dolduracağı, o çocuğun gelecekte nasıl bir birey ve nasıl bir yetişkin olacağını ortaya çıkaran en önemli etmenlerden
bir tanesi. Geçtiğimiz haftalarda yine sinemasal açılımlar dosyamızda seçilmiş kişi diye bir program yapmıştık hatırlayanlar vardır.
Orada demiştik ki 50 yaşında seçilmiş kişi olduğunu fark eden bir karakter hatırlamıyoruz.
Neticede seçilmiş kişi bir...
karakterin, kişiliğinin de dünyaya bakışının da belirlendiği ya da ortaya çıktığı yaşlarda ortaya çıkan bir vasıf.
Bu anlamda ya çocukken ya gençken kişi çoğunlukla hayata bakışını belirliyor, netleştiriyor, karaktere oturuyor, kişiliğe oturuyor.
Bu anlamda da biz yetişkinler ya da o çocuğun ebeveynleri o çocuğa yardımcı oluyoruz.
Mümkün mertebe elimizden geldiğince onun iyi erdemli, saygıdeğer bir insan olmasını istiyoruz, arzuluyoruz ya da o yönde çocuklarımızı yetiştiriyoruz değil mi yetişkinler olarak?
Ancak bu anlamda da eğer çocuklarımızı çok da doğru yetiştiremezsek, onlara çok da doğru birer kılavuz olamazsak durumlar biraz karışıyor ve bu durumda haliyle yetişkin
ve çocuk ilişkisi açısından bakarsak çok da önemli bir konu haline geliyor.
Farklı bir perspektif ortaya çıkarılması gereken bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Bu konuda da sinema tarihi nefis örnekler getirmiş karşımıza.
Örneğin 1990 tarihli Martin Scorsese'nin unutulmaz başyapı Sıkı Dostlar.
Nefis bir çocuk öyküsü diyebiliriz aslında.
Ama biraz da sıra dışı bir çocuk öyküsü de diyebiliriz bu film için.
Şöyle ki burada bir çocuk karakterimiz var ve bu çocuk karakterimiz...
Çeşitli açılardan biraz eksikli bir ailenin çocuğu.
İşte ekonomik sorunlar çeken, sosyal kültürel sorunlar çeken, hayatta kalma mücadelesi veren bir ailenin çocuğu.
Ve bu çocuk da tabii hemen hemen herkes gibi, her birey gibi hayatta kalmak istiyor, başarılı olmak istiyor, zengin olmak istiyor, mutlu olmak istiyor.
Ve aslında daha da çok kendi ifadesiyle saygınlık istiyor.
Bu saygınlığı da nasıl elde ediyor?
Çevresine bakıyor, çevresindeki yetişkinlere bakıyor ve o yetişkinlerin bu saygınlığı elde ediş yöntemini de aynı o yetişkinleri taklit ederek belirlemeye çalışıyor.
Ve ne yazık ki bu Martin Scorsese öyküsünde de bu yöntem...
yasa dışı faaliyetlere, mafyöz faaliyetlere meyil etmek oluyor.
Şimdi bakınız az önce demiştim ya çocuklar bizden çok daha gerçekçi, çok daha kültürel, sosyal, ekonomik, politik kısıtlamalardan soyutlanmış, daha sahici çözümler buluyor sorunlara dedik ya.
Buradaki karakterimiz Henry Hill karakteri gerçekten çok gerçekçi bir karakter.
Çünkü çevresi mafya üyesi dolu ve çevresindeki herkes...
Bu yolla zengin olmuş, saygınlık elde etmiş.
İşte çocuk o toy aklıyla, o naif bakışıyla yani aslında o kişilerin nasıl elde ettiklerini elde ettiğini bilmiyor, görmüyor ya da belki de umursamıyor.
Ve o yönde ilerleme sağlayarak yetişkinlerinin kendi üzerindeki etkisizliklerini ya da yetersizliklerini bu şekilde dünyaya ve hayata yansıtarak gerçekten sıra
dışı bir çocuk öyküsü ortaya çıkarıyor.
Ancak az önce İvan'ın çocukluğu filminde söylemeye çalıştığım gibi belki de biz yetişkinler o çocuğun bu yöntemini saptığı bu yolu yanlış buluyor olsak da belki de o çocuğa biz başka
fırsat vermiyoruz ya da o çocuğun böyle bir çözümü gayet haklı ve normal görebileceği bir dünya yaratıyoruz ki o çocuk böyle bir yola sapıyor ve saptığı yoldaki ilerleyişini
film boyunca bakın artık bir yetişkine dönüştüğü zaman dahi Gayet de haklı görebiliyor.
Gerçekten çok çelişkili bir durum.
Sıra dışı bir durum. Genellikle hani çocukken bir hata yaparız da yetişkinken bu hatamızı fark ederiz.
Ya hatadan döneriz ya da pişman oluruz vs.
değil mi? Normalde öykünün böyle olması gerekir.
Ancak hayır. Sıkı dostlarda bu çocuk karakterimiz yetişkin bir birey olduğunda da...
Tutturduğu yolun gayet de haklı ve doğru bir yol olduğunu iddia etmeye devam ediyor ve bize de tabii bu başyapıtın üzerine oturmak, düşünmek ve üzerinden 30 yıldan fazla zaman geçmiş
olsa bile onu bir sohbet programına konu etmek düşüyor.
Buna benzer son bir örnek vererek artık konuyu bağlayalım.
Sinema tarihinin en büyük, en güçlü, kötü adamlarından bir tanesi kimdir diye soracak olursak ciddi bir sinema sever kitlesi muhtemelen Darth Vader karakterinden bahsedecektir.
Peki Darth Vader karakteri Yıldız Savaşları evreninde bizim karşımıza nasıl çıkmıştı?
1999 tarihinde 6 yaşında bir Anakin Skywalker olarak çıkmıştı.
Çok sevimli bir çocuktu, çok yetenekli bir çocuktu, istekli bir çocuktu ve kanındaki bir şey bir şeyler fazlalığı sebebiyle Jedi olmaya çok müsait bir çocuktu Anakin Skywalker ve
unutulmaz karakterimiz Qui-Gon ve onun öğrencisi yine bir başka unutulmaz karakter olarak Obi-Wan Kenobi onu...
Güce denge getirecek olağanüstü Jedi savaşçısı olarak yetiştirmeye ant içmişlerdi ve onu yanlarına almışlardı.
Ancak ne yazık ki evet Anakin Skywalker güce dengeyi getirdi ama ne yazık ki bu pek de bizim isteyeceğimiz ya da tercih edeceğimiz şekilde olmadı.
Bu anlamda diyebiliriz ki aslında...
Bazen de o boş kabı neyle doldurduğunuz bir yana o çocuğun karakterini, kişiliğini, zayıflıklarını analiz ederek, inceleyerek o çocuğun gelecekte nasıl bir
yetişkin, nasıl bir birey olacağını öngörerek belki de o kabı biz bir şeylerle doldurmak zorundayız yetişkinler olarak.
Çünkü bazen de...
istediğimiz ya da ortaya çıkmasını beklediğimiz kişiliği bir çocuğa yüklerken belki de çok büyük bir hata yapıyoruz.
İstediğimiz kadar biz o kabı bir şeylerle dolduralım, kendi beklentilerimizle dolduralım.
O çocuk kendi burnunun dikine gidiyor ve ortaya bambaşka bir karakter çıkıyor.
O hiç de bizim istemediğimiz, hiç de tercih etmeyeceğimiz bir karakter çıkıyor ve bu durumda bize yetişkinlerin çocuklara olan yaklaşımlarıyla ilgili Bambaşka mesajlar ve bambaşka gerçekler gösteriyor.
Evet bu haftaki programımızda çocukları anlatmaya çalıştık.
Çocukları özetlemeye çalıştık.
Onların dünyasında bir pencere açmaya çalıştık.
Her ne kadar yetişkinler olarak bu konuda çok da başarılı olamasak da...
Onları düşünmek, onların üzerine konuşmak, onların dünyasına pencere açmak gerçekten biz yetişkinleri de besliyor.
Her ne kadar biz onları beslemek zorunda olsak da ve belki de itiraf etmeliyiz ki yetişkinlerin ve çocukların karşılıklı ilişkileri sandığımız gibi her zaman bizim onları yönlendirdiğimiz
ya da o kabı bir şeylerle doldurduğumuz sanrısı.
ile dolup taşıyorsa da aslında belki de gerçekler öyle değil.
Belki de biz yetişkinler de çocuklardan birçok şey öğreniyoruz ve belki de biz yetişkinlerin çocuklardan öğreneceği daha çok şey var.
Evet bu haftalık da bu kadar.
Önümüzdeki hafta başka bir programda tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
