
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda güncel sinema haberlerine bir göz attık ve siberpunk bilimkurgunun vazgeçilmez motifi robotlar üzerine güncel tartışmaları ele almaya çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Herkese merhaba, Sinematris't'e Görkem Ögel'i birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda üzerine konuşulacak çok şeyimiz var.
Hazırsanız başlayalım.
Bu hafta birkaç tane sinema haberim var ve sinemanın, sanatın ya da düşünce dünyasının, bilim teknoloji dünyasının zaten çok uzun süredir ilgilendiği bir konu Robot Sofya'nın Oğuzhan Uğur
'un programına katılması ve Oğuzhan Uğur'un yorumuna göre hani biraz kibirli söylemlerde falan bulunması.
Hani artık herkes izledi, herkes gördü bunu, herkes...
Böyle bir soğuk terler döktü diyelim belki de.
Tedirgin olanlar oldu. Bunun üzerine programlar yapıldı, konuşuldu falan filan.
Olay büyüdü, büyüdü, büyüdü.
Hani herkes artık bu konu üzerine kirli dile getirme çamasına geldi.
Bu konu üzerine bir şeyler söylemek istiyorum ama önce şu sinema haberlerini bir geçelim.
Birincisi 2021 yılının en önemli, en iyi filmlerinden bir tanesi Dune Çöl Gezegeniydi.
İkinci bölümü merakla bekliyorduk.
Yeni bir efsane başlıyor.
Ve bu efsaneyi sinemada izleyen nesil olarak çok da şanslıyız diye böyle işte tweetler atmıştık, sohbetler etmiştik, sosyal medya böyle bir çalkalanmıştı falan.
İşte Düğün Çöl Gezegeni'nin ikinci bölümü 2023 yılının 3 Kasım'ında gösterime girecek diye bir süre önce duyurulmuştu.
Ama ne yazık ki filmin gösterimi ertelendi.
Ne zamana? 2024 yılının Mart'ının 15'ine.
Şimdi evet tamam bu başlı başına bir haber zaten işte Düğün Çöl Gezegeni ertelendi tamam ama...
Nedeni daha büyük bir haber çünkü geçtiğimiz programlarda yine ben bu konudan kabaca bahsetmiştim.
Hollywood'da şu an bir grev var.
2000'li yılların ortasında yazarların grevi söz konusu olmuştu ve gayet sarsıcı olmuştu bu Hollywood için.
Bu kez hem oyuncuların hem de yazarların grevi söz konusu ve grevin kapsamı da büyüyor, etkileri de büyüyor.
İşte dün çöl gezegeninin ertelenmesi de şu an Hollywood'da süre giden oyuncu ve yazarların grevi ile alakalı.
Oyuncu sendikası grev kapsamında oyuncuların herhangi bir filmin tanıtımına, galasına katılmasını engelliyor.
Oynadığın bir film olabilir ama onun tanıtımına katılamazsın.
Onun için herhangi bir reklam kampanyası yapamazsın.
Filmle ilgili demeç veremezsin vs.
vs. Şimdi Dün Çöl Gezegeni de büyük beklentilerle gösterime giren bir film olmuştu zaten.
İlk bölüm, ikinci bölüm de öyle olacak.
Ve bu oyuncular madem tanıtımlara katılamıyorlar.
Bakın düşünebiliyor musunuz?
Yani yapım şirketi diyor ki.
Ya biz oyuncuları tanıtımda kullanamayacağız.
Filmin gişesini çok kötü yönde etkiler.
Ondan dolayı biz filmi erteleyelim diyor yapım şirketi.
Bakar mısınız? Gayet etkili olduğu grevin buradan anlaşılıyor.
Ve zaten gündemde genel olarak şöyle söyleniyor.
Hani eğer bu grev devam ederse önümüzdeki yıl yani 2024'te gösterime girecek çok sayıda film yine ertelenir.
Artı yeni projeler de zaten baltalanır.
İşte yapım şirketleri özellikle gişe gelirlerinin düşmesinden çok korkuyorlar.
Bakalım ne olacak diyorum takipte olacağız.
Bununla ilgili gelişmeler olursa sizinle paylaşmaya çalışacağım.
Geçtiğimiz hafta Venedik Film Festivali Altın Aslan dağıtıldı ve Yorgos Lantimos'un Poor Things filmi aldı.
Şimdi haber bu kadar.
Yani şöyle söyleyeyim.
Ben son yılların en balon, en abartılmış yönetmeninin Yorgos Lantimos olduğunu düşünüyorum.
Ben 3 tane filmini izledim ve bence benim fikrim...
Üç filmin her biri birbirinden kötü.
Filmler inanılmaz yapay, inanılmaz yalan, inanılmaz böyle ne izledim ben diye bir şok içerisinde oldum.
Üç filminde de Yorgos Lanthimos'un.
O söz konusu entelektüellik, kutsanma işte yeni nesil bir sinema geliyor işte.
Ya kalkıp ne bileyim bir tane kübriklerle falan karşılaştıranlar var.
Yani bunu söylemiş olmak bile benim canımı acıtıyor.
Öyle dolu, öyle değerli, öyle güçlü bir yönetmen olduğunu düşünmüyorum.
Dediğim gibi aksine... Gayet de yapay aslında neredeyse hiçbir şey anlatmayan kısa kesim abartılmış bir yönetmen olduğunu düşünüyorum.
Ama izlemediğim hiçbir film üzerine de yorum yapmam ben yapmaktan da hoşlanmam.
Peşinen yapacak olsam Yorgos Lentibos'tan neredeyse diyebilirim ki asla iyi bir iş beklemiyorum.
Şimdi Venedik dünyanın en önemli film organizasyonlarından bir tanesi çok prestijli bir festival.
Orada da altın aslanın sahibi olan bir filmin kötü olması.
Ya da altın aslan alan bir yönetmenin kötü olması.
Zaten benim kafamı allak bullak eden şeylerden bir tanesi.
Diyebilirim ki Yorgos Lanthimos'un bu kadar onore edilmesini, bu kadar sevilmesini bir türlü anlayamıyorum.
Kendi içimde çelişkiye düşüyorum dürüst olmak gerekirse.
Ama bu gayet güzel bir şey.
Herhalde benim göremediğim bir şeyler var diye düşünüyorum.
Hemen oturup işte incelemeleri okuyorum.
Yorgos Lanthimos üzerine söylenenleri falan incelemeye çalışıyorum.
Bugüne kadar hani bu fikrimi değiştirecek bir şey pek göremedim.
Diyorum ben göremiyorum galiba.
Poor Things'i özellikle izleyeceğim.
Tarafsızca izlemeye çalışacağım.
Biraz zor olacak benim için ama dediğimde de mutlaka sizinle fikrimi paylaşmak istiyorum.
Buraya bir şerh düşmüş olayım.
Üçüncü haberim de Nuri Bilge Ceylan'ın yeni filmi Kuru Otlar Üstüne.
Gösterime girecek ki elbette bekliyoruz.
Salonlara gelecek. Cannes Film Festivali'nde gösterildi.
En iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.
Kuru otları üstüne filmi Türkiye'nin bu yılki Oscar aday adayı oldu.
Bu konuda yanlış anlaşılmalar var.
Hemen onu da söylemeye çalışayım.
Çünkü Google yapsanız hemen şöyle bir araştıracak olsanız şu ifadeyi göreceksiniz.
Kuru otları üstüne Oscar adayı oldu.
Hayır bu ifade yanlış.
Oscar adayı olmadı. Çok sayıda film her sene Oscar komitesine yollanıyor.
Diyor ki ülkeler bu bizim bu yılki Oscar aday adayımız.
Yani Oscar'a yollanıyor, Oscar bunu izliyor.
İzledikten sonra eğer seçerse o film Oscar adayı oluyor.
Yabancı dilde en iyi film dalında.
Hani o yanlış anlaşılmayı düzeltmiş olayım.
Yani Nuri Bilge Ceylan'ın Kuru Atlar Üstüne filmi Oscar adayı değil, Oscar aday adayı.
Şunu da hatırlatmış olayım.
Bugüne kadar birçok film yolladı Türkiye Oscar aday adayı olarak.
Ancak hiçbir filmimiz bugüne kadar Oscar adayı olamadı ki hani Oscar'ın ayıpları falan diye böyle birçok başlık veya derlemeler yapılmıştır biliyorsunuzdur ama hani bu biraz yerel bir Oscar ayıbı olacağı
için hani bunu Oscar'ın ayıpları arasında saymak ne kadar hakkaniyetli olur bilmiyorum ama bence Oscar'ın ayıplarından bir tanesi de bu.
Çünkü ben da yabancı dilde en iyi film dalına aday olmuş hatta tabii ki ödül almış birçok film izledim.
Oscar'ın belli beklentileri var belli...
Bir bakışı var böyle. Yani biraz seçmeye çalışıyorlar filmleri.
Herhalde tahmin ediyorum ki kendi uygun gördükleri kıstasa göre pek bir film yollamamışızdır belki de bugüne kadar.
Emin değilim ama bence Nuri Bilge Ceylan'ın hani henüz filmi izlemedim ama hani son birkaç filmdir.
Nuri Bilge Ceylan gerçekten ilk filmleri belki teknik olarak falan biraz yetersizdi bence.
O ilk dönem filmleri ama özellikle bir zamanlar Anadolu'dan sonraki tüm filmleri.
Dünyanın tüm festivallerine yani Oscar dahil elbette ya da tüm ülkelerine yollanabilecek kalitede, güçte, teknikte, olgunlukta filmler bence yani.
Hani hiçbir eksiklerinin olduğunu düşünmüyorum.
Umuyoruz ki elbette yabancı dille en iyi film dalında Oscar adayı olur.
Ve hani biz de elbette bir anlamda Nuri Bilgeceler'in ismi daha geniş kitlelere ve Türk sineması da tabii bu yola daha geniş kitlelere ulaşma şansı bulur diyelim.
Gelelim Sofia meselesine.
Bu iş o kadar şey ki arkadaşlar böyle nasıl diyeyim yani böyle ya çok paşkın ve sivri yorumlar yapmak istiyorum ama bir yandan da istemiyorum şöyle söyleyeyim size zaten teknoloji dünyası
işte düşünce dünyası bilim dünyası felsefe dünyası sanat dünyası zaten bu konuyu çok uzun süredir konuşuyor yani 100 senedir diyeyim mesela niye neden 100 sene?
1927 yapımı Alman yönetmen Fritz Lang'in yönettiği Metropolis adında bir film var mesela.
Tarihe bakın 1927.
Metropolis gerçekten bir sinema tarihi başyapıtıdır.
İnanılmaz iyi bir filmdir yani sinema tarihinin.
Hem en büyük bilim kurgularından bir tanesidir hem de en büyük filmlerinden bir tanesidir ve o filmde bir robot var.
Bakın düşünün sinema o zamanlar robot meselesini.
Hani o zaman yapay zeka falan filan adı yoktu elbette iş çok daha erkelendi robot bile yoktu o zamanlar ama bakın robot fikri var robot korkusu var bilim kurgunun içerisinde gayet böyle sinema
tarihinin en büyük filmlerinden birinin konusu olabilecek seviyede önemli bir olgu olmuş zaten.
Onun üzerine ne filmler yapıldı yani 1968-2001 uzay macerası ki sinemada bilim karşılığı bir program yapmıştım ben dinlemiş arkadaşlar vardır.
Orada da 2001 uzay macerasını Cyberpunk bir film olarak andığımı söylemiştim.
Hani o film Cyberpunk değil Cyberpunk'ın ilk örneği 1980 yılında Ridley Scott'ın yönettiği Blade Runner filmidir diyenler oldu bana.
Bu başka bir konu hani neden elbette ben onu biliyorum az çok sinema tarihi çalışmış biri olarak.
Neden 1968 yapımı yani Cyberpunk'ın ortaya çıkışından önce yapılmış bir filme Cyberpunk dedim?
Onu ayrıca açıklayabilirim.
Diyorum o ayrı bir konu ki bana göre 1927 yapımı Metropolis bile bir Cyberpunk.
Diyorum bu konuyu şimdilik geçiyorum.
68'de ekibimin uzay macerası bu konuyu detaylı bir şekilde inceledi.
O zamanlar isimler aynı değildi yani.
Hani yapay zeka ismi kullanılmıyordu.
İşte bilgisayar deniyor.
İşte ana bilgisayar falan filan.
Aynı şey aslında. Ne isim verdiğinizin çok önemi yok.
Ondan sonra sayısız film zaten bu konuyu inceledi.
E tabii insanların oturup böyle...
Ekran veya perde karşısında işte Terminatör'dür, Matrix'tir falan.
Hani kurmaca filmlerde robotu yapay zekayı falan izleyip de ya vay ne güzel filmler vay veya harikaymış falan demesi güzel.
Şimdi Oğuzhan Uğur'un karşısına sahneye Sofya çıkıp da asla işte insani duygulara sahip olmak istemezdim.
Siz zavallısınız falan deyince hayda bir insanlar böyle bir şey oldu.
Bir kırılmalar böyle bir yani işte rahatsız olmalar falan onu bir bastırmaya çalışmalar falan.
Arkadaşlar bu baştan aşağı bir saçmalık.
Neden saçmalık? Bir kere şöyle bir şeyde bulunayım, iddiada bulunayım.
Bugüne kadar bilim kurgu tarihi robottur, yapay zekadır, makineleşmidir, bilgisayarlaşmadır falan bunun üzerine böyle bir sürü karanlık gelecek öngörüsü bizim önümüze sunmamış olsaydı hiç kimse
şu an iddia ediyorum ki Sofia'ya böyle antipatik yaklaşmazdı.
Ya bugün söylediklerini söylemiş olsa bile Sofia'nın o filmlerde izlediğimiz o yapay zekalarla, bilgisayarlarla, robotlarla falan Gerçekten alakası yok.
Evet onları müjdeleyen hani müjde kelimesi ne kadar doğru ya da hani öncüsü diyelim hani pozitif ya da negatif bir yorum yapmış olmayayım ama hani onların öncüsü olduğu kesin ama Sofya Ölüm robot değil.
Yapay zeka bizim filmlerde izlediğimiz o bilgisayarlar robotlar falan tırnak içinde kendileri irade sahibi olan bir şeyleri biçimlendiren fikir yürüten elindeki
veriyi bilgiyi kendi zekasıyla biçimlendirip çözümler vesaire üretebilen robotlar.
Sinema dünyasında, bilim purguda bizim karşımıza gelenler onlar.
Yani insan için herhangi bir tehdit oluşturabilecek olan robotlar Sofya gibi robotlar değil.
Sofya'nın bir hesap makinesinden neredeyse hiçbir farkı yok.
Hesap makinesi nasıl? Yani bir algoritma ona yüklüyoruz.
Hesap yapıyor. Elinde veriler var.
Dört işlemdir, işte trigonometridir, kare köktür vesaire vesaire.
O verileri biçimlendirip bizim sorumuza cevap veriyor.
Sofyanın tek farkı biçimlendirip bize cevap vereceği veri havuzunun çok büyük olması.
Bu havuz da internet havuzu zaten.
Çok daha büyük bir havuzdan veri çekiyor ve işlemcisi de bir hesap makinesine göre çok daha hızlı.
Çünkü çok daha büyük bir havuzdan veri çekip onları yorumlayıp bize cevap verecek yeterlilikte.
Bu ne demek? Bu şu demek.
Biz bugüne kadar hangi bilgileri ürettiysek ve internete sunduysak ancak onları kullanabilir demek.
Sofia fikir üretemez.
Sofia daha önce söylenmemiş, insanın dile getirmediği, insanın üretmediği hiçbir fikri, hiçbir düşünceyi üretemez demek.
Yeni bir şey yok onun söylediklerinde.
He diyeceksiniz ki internette birbiriyle zıt fikirler de var.
Hani onları nasıl seçiyor, neye göre seçiyor?
O da bir algoritma.
Arada hiçbir fark yok.
Yani Çak GBT ile Sofia'nın arasında hiçbir fark yok.
Yani teknolojik, yapay zeka açısından söylüyorum.
Ya da bir fikir üretme, bir soruya cevap verme açısından söylüyorum.
Şimdi insanlar kalkıp da vay insanlara zavallı dedi.
Vay işte bizim gibi olmak istemiyormuş falan diye böyle bir alınganlık.
İşte Oğuzhan Uğur'un o programda Sofia'ya bir ayar vermesi o kadar garip bir şey ki.
O kadar bence anlamsız ve saçma bir şey ki.
Diyelim ki bu fikirleri Sofia kendisi üretiyor.
Diyelim ki bizimle böyle bir zeka yarışına giriyor.
Diyelim ki böyle bir şey yok aslında diyorum.
O bir ayna sadece bizi bize yansıtıyor.
Yani aslında Sofia üzerine dile getirdiğimiz eleştiriler kendi üzerimize dile getirdiğimiz eleştiriler.
Yani bir çocuğu büyütüp ona belli bir görgü, fikir, ahlak vesaire kazandırıp sonra onu ailesine yansıtan çocuğa kızmak gibi bir şey bu.
Sofya'nın kendi fikri yok yani kendi düşüncesi yok.
Kendi ürettiği bir yaklaşım için falan filan vesaire yok.
Neyse şimdi başka bir şeyler daha söylemek istiyorum.
Bunu kenara atıyorum. Bu böyle bu bir.
İkincisi şimdi ona ayar veriyoruz ve Oğuzhan Uğur orada şey dedi ya esas mesele kontrol dedi işte Matrix'te de bu hani söylenir falan dedi kontrol.
Ben seni kontrol ederim diyor hani telefonu çıkarıp şak kapattı ya.
Şimdi bu o kadar yanlış bir yaklaşım ki.
Şunu sorayım. Şimdi Oğuzhan Uğur'a istinaden söylemiyorum.
Ben çok severim. Çok hani işini iyi yapan bir insan, düzgün bir adam falan bana göre yani.
O ayrı konu ama işte seni kapatırım dedi.
Oğuzhan Uğur üzerine konuşmayalım.
Herhangi bir kişinin bunu söylediğini düşünelim.
Bu durumda bir robotun kapatma düğmesi olmazsa eğer, ona ulaşamayacak olursak ya da kapatma düğmesi olsa da robot bizim o kapatma düğmesine ulaşmamızı engelleyecek yeterlilikte olsa ne yapacağız?
Demek ki bizi yenecek. Bizden daha akıllı o zaman.
Lafı koyuyor böyle. O bize ayarı veriyor.
Tek çaremiz kapatmak oluyor öyle mi?
Bu şey yani bükemediğin bileği kırmak oluyor.
Bizden daha zeki. Evet zaten öyle.
Olabilir. Kapatırım demek bence utanç verici bir şey.
Ben seni yenemiyorum. Sana zeka ile seni alt edemiyorum.
Seninle tartışamıyorum. Beni yeniyorsun.
Ben de gelip seni kapatıyorum diyorum.
Bu da şuna benziyor. Çok bilmiş laflar edip ebeveynini sıkıştıran çocuğa ebeveynin dövmesi gibi bir şey bu.
Hakkaniyetli mi? Doğru mu? Bunu geçiyorum.
Başka bir şey daha söyleyeceğim.
Hadi buyrunuz Google'ı kapatınız.
Google'ın kapatma düğmesi var mı?
Yok. İnternetin kapatma düğmesi var mı?
Yok. Olay o mu yani?
O şekilde mi yeniyoruz biz veya yenebileceğiz bir yapay zekayı?
Ya o kadar yanlış.
Bir sürü YouTube videosu yapılmış.
İşte Sofya'nın bu verdiği cevapların altında hangi felsefi açılımlar var?
Ya o felsefi açılımlar biziz arkadaşlar biziz.
O bizi bize yansıtıyor.
Sofia'nın bir fikri olamaz o fikir üretemez öyle.
Diyorum internet havuzundan veri çekiyor onu yorumluyor onu yorumlama algoritmasında biz yüklemişiz.
Ya o kadar diyorum yani kusura bakmayın bu kelimeyi kullandığım için ama o kadar saçma ki bizim Sofia ile bir zeka yarışına girmemiz.
Onun söylediklerinden alınmamız.
Hani bak sen deyip gülüp geçmemiz lazım ya.
O kadar basit bir şey.
O bizim tırnak içinde yaratma kelimesi de zaten hemen böyle şeye giriyor olay.
İşte insanın yarattığı falan.
İşte insan kendi tanrısına, yaratıcısına işte isyan eder.
İşte tanrı öldü niçeler falan.
Olay nerelere gidiyor? İşte Sofya da şimdi bize mi isyan ediyor falan.
Yok öyle bir isyan.
Yok öyle bir zeka yarışı.
Yok öyle bir kıyas.
Onu kapatmamıza falan gerek yok.
Yani onun söylediğinden alınmamıza.
Ne bileyim işte bak ne kadar bilmiş falan.
O kadar komik ki bunlar yani.
Gerçekten çok mantıksız.
Ve tekrar söylüyorum.
Bütün bu antipatinin.
Sofya'nın bu söylediklerinin birilerinin zoruna gitmesinin.
İşte kapatırım seni ha falan diye böyle tehdit edilmesinin falan.
Tamamen yani gerçeklikten kopuk bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.
Ve bunun aslında gerçekten temel sebebinin de bilim kurgu tarihindeki.
O teknofobi, o makine, yapay zeka, bilgisayar fobisi, bugüne kadar bunların bize gazlanmış falan olması, şu olur ama ilerleyen zamanda yani 10 sene, 20 sene, 50 sene, 100 sene,
200 sene neyse ne kadar olacaksa onu da öngörmek zor.
Bir insan başka bir insana zarar vermek üzere bir robot üretirse tamam o zaman olabilir.
Şu an böyle bir şey yok.
Şu an böyle bir şey olamaz zaten.
Hiçbir robot, hiçbir yapay zeka, hiçbir bilgisayar, Bizim üretmediğimiz fikri üretemez.
Bizim üretmediğimiz bilgiyi üretemez.
Bizim ürettiklerimizin ötesine geçemez.
Sadece bizim ürettiklerimizi bizden hızlı yorumlayabilir ya da bizden hızlı kullanabilir.
Bakınız ikisi çok farklı şeyler.
Bunları çok iyi anlamak lazım.
Ya bilmiyorum hani bu gidişle...
Biz göremeyebiliriz ya bence o kadar da çabuk olmayacak yani o felsefi tartışmalara girilecek bir bilim kurgusal dünyaya adım attığımızı ben henüz düşünmüyorum ama dediğim gibi onun öncüleri bunlar
yani ataları diyeyim ama daha çok var korkmayın yani öyle çok da felsefi kafalara falan girmemize henüz gerek yok.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
