
Sinemanın Gündemi ve Küresel Felaket Öykülerinin Son Örneği: Moonfall.
29 Eylül 2022 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, sinemanın gündemini özetlemeye ve şu an gösterimde olan küresel felaket filmlerinin son örneği, Roland Emmerich imzalı Moonfall filminden bahsetmeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Sinematris't'e Görkem Öge ile birliktesiniz.
Bu haftaki programımızda sinemanın gündeminden birkaç haber, birkaç başlık vereceğiz.
Bunlar üzerine yorum yapacağız.
Ve şu an gösterimde olan Moonfall filminden ve filmin yönetmeni Roland Emelik'ten bahsedeceğiz.
Ancak önden önce şöyle bir gündeme göz atalım.
Bu haftanın sinemanın gündemine baktığımızda en öne çıkan haberlerden bir tanesinin Woody Allen'ın emekli olma kararı verdiği üzerine bir şeyler söylenmesi olduğunu görüyoruz.
...görüyoruz. Woody Allen kaç yaşında biliyor musunuz?
Woody Allen 87 yaşında...
...çok uzun yıllardır sinema yapıyor.
Zaten sinema tarihinin...
...önemli, şahsına münhasır...
...kendine ait bir alanı olan...
...çok değerli sinemacılarından bir tanesi.
Ancak... ...87 yaşında çok uzun yıllardır...
...üretken bir sinemacının...
...ben artık emekli oluyorum demesi aslında...
...zaten...
...tamam peki, eyvallah, tamam...
...hayırlısı olsun, sağ ol, bizi yeterince besledin.
Bundan sonra biraz dinlen bakalım Woody amca.
diyebileceğimiz bir haber olmasına rağmen söz konusu emeklilik haberinden çok kısa bir süre sonra hemen bu haber yalanlandı ve hayır emekli falan olmuyorum ben daha üreteceğim daha bir sürü projem var falan diye hani böyle bir Woody Allen'dan
hani emeklilik hani onun üzerine emeklilik sohbetinin yapılmasının sanki çok ayıpmış ya da çok garip bir durummuş gibi.
Görüldüğüne dair bir yalanlama haberi geldi.
Şimdi bunun üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.
Bazı sanatçılar, müzisyenler, sinemacılar, oyuncular mutlaka siz de duymuşsunuzdur ki böyle hani artık bırakıyorumcu bir yaklaşım var birçok sanatçıda diyeyim.
Şimdi artık bırakıyorum ve emekli oluyorum falan demek bir anlamda bana nasıl geliyor biliyor musunuz?
Hani işte birilerinin köprüye çıkıp da işte ben intihar ediyorum işte kameraları getirin falan demesi gibi bir şey geliyor.
Çok yapmacık geliyor.
Çok rahatsız edici bir şey gibi geliyor.
Sayısız çok değerli sanatçı hiç hani ben bırakıyorum artık işte yapmayacağım falan demeden yavaş yavaş kendi kabuğuna çekilmiştir.
Yapmamıştır ve konu kapanmıştır bu kadar.
Artı buna ek olarak da Şimdi yapmama kararı aldıysa herhangi bir sebepten dolayı 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl sonra hani yaşı yeter ya da yetmez tabi bu de onun üzere söylemiyorum bunu ama hani birçok sanatçı için diyelim
belli bir süre sonra tekrar hiçbir şey yapmayacağının zaten garantisi de yoktur.
Sadece yazıp yöneten birisi belki de 5 sene sonra sadece oyuncu olarak bir projede görev alabilir ya da sadece bir şeyler yazmak isteyebilir.
Hani bunu kendisi de bilemez aslına bakarsanız.
Ve zaten artık bırakıyorum işte artık emekli oluyorum diyenlerin neredeyse hiçbirinin de gerçekten emekli olduğunu görmemişizdir ya da çok nadiren olmuştur bu işte Quentin Tarantino da artık bırakıyorum falan dedi ama
aradan kısa bir zaman geçtikten sonra yeni projesinin işte ne olduğunu falan anlatmaya başladı bunun üzerine haberler çıkmaya başladı demeçler vermeye başladı ondan dolayı hani bu bırakıyorumculuk bu emekli oluyorumculuk hiç de ikna edici
bir şey değil nerede ben bir İşte ben bırakıyorum haberi görsem tamam işte bir hafta sonra ne bileyim bir ay sonra hayır işte bırakmıyorum veya fikrimi değiştirdim falan gibi bir haber de arkasından gelecektir diye bekliyorum artık ve
dediğim gibi çok nadiren yanıldım ben bu yorumumda ya da bu yaklaşımımda.
Ondan dolayı geçtiğimiz hafta işte bu bırakıyorumculuğun emekli oluyorumculuğun başrolünde Woody Allen vardı.
87 yaşında olan Woody Allen işte hayır bırakmıyorum böyle bir şey yok ben öyle bir şey söylemedim falan derken herhalde tamam.
Bu çok güzel bir şey tabii. Kendisini hala üretken ve daha genç hissetmesi en azından ama...
Ne emekli oluyorum haberine ne de bunun üzerine bir yalanlamaya hiçbir şekilde ihtiyacı yok zaten Woody Allen'ın.
Ki aslına bakarsanız Woody Allen'ın yakın zamanda yaptığı filmler de kariyerinin daha önceki zamanlarındaki filmlerinin yanında baya da sönük kalıyor aslında ki kendisi de bunu itiraf etti.
Hani bir türlü tam zirveye çıkamadım gibilerinden itirafları olmuştu geçmişte.
Hani belki de bu kadar fazla üretiyor ya da üretme çabasında olması bu kadar fazla yazıp yönetme çabasında olması Belki de sorunludur.
Yani küçücük bir şeyler biriktiriyor, boşaltıyor.
Küçücük bir şeyler biriktiriyor, boşaltıyor.
Belki biraz daha seyrek film yapsa, biraz daha az ve daha seçkin projelere imza atmak istese Woody Allen.
Belki de çok daha iyi filmlerle karşımıza gelebilir.
Bilemiyoruz ama yine de Woody Allen'ın sinema dünyası şöyle bir konuştu.
Artık bundan sonraki projesinde konuşacaktır.
Yüksek olasılıkla diyelim.
Geçtiğimiz haftanın önemli haberlerinden bir başkası.
Malum genç yaşta aramızdan ayrılan Barış Akarsu'nun hayatını anlatan Barış Akarsu Merhaba filminin 18 Kasım'da vizyona gireceği söylendi.
Elbette Barış Akarsu'nun genç bir müzisyen olarak, genç bir yetenek olarak ölümü tabii ki tüm sevenlerini, tüm Türkiye'yi üzmüştü.
Umuyoruz ki film Barış Akarsu'nun anısını en iyi biçimde perdeye yansıtır, severleriyle bir araya getirir merhum müzisyeni.
Ancak şöyle bir sıkıntı var bunun üzerine ne yazık ki bunu söylemek biraz üzücü bir şey ama biliyorsunuz yakın zamanda Türk sinemasında yakın tarihin önemli kişiliklerinin bazıları üzerine filmler yapıldı.
Müslüm üzerine yapıldı, Naim üzerine yapıldı, Bergen üzerine yapıldı.
Başka projelerin de sırada olduğu söyleniyor ancak Ben hemen hemen hepsini izledim.
Kaçırdığım vardır belki arada ama izlediklerimin çoğunun kötü olmasa da aslında çok da iyi filmler olmaması.
Hadi bunu bir kenara attım.
Çok iyi bir film yapmak çok daha ne bileyim başka bir şey.
Yani çok seçkin bir ekip, çok daha iyi hazırlanılmış bir proje.
Çok iyi yönetmenler, çok iyi yazarlar vs.
vs. Çok başka bir birliktelik gerektiriyor.
Onu bir kenara atıyorum ama şu çok rahatsız edici ki ne yazık ki bu filmlerin Konu edindikleri merhum ve meşhur kişinin hayata bakışını, temel duygularını başından geçen olaylara, eylemlere...
tutturdukları bakışı çok da incelikli ve çok da çalışılmış bir şekilde karşımıza getirmediklerini düşünüyorum ben bu filmlerin.
Ondan dolayı bu filmlere ne yazık ki pek de sempatiyle hani pek de hadi bakalım işte Barış Akarsu'yu çok iyi tanımıyorduk bu filmde çok da iyi tanıyacağız herhalde gibi bir iyimserlikle ne yazık ki yaklaşamıyorum.
Hani umuyoruz ki Barış Akarsu Merhaba filmi daha incelikli bir proje olur.
Daha fazla çalışılmış ve Barış Akarsu'yu hani bize mümkün olduğunca hem tanıtarak hem onun hani diyorum Hem müziğe hem çevresiyle olan ilişkilerine hem hayata hem en azından kendi dünyasına ve gerçek
dünyasına bakışını mümkün olduğunca sadık ve gerçekten ne diyelim tarafsızca karşımıza getirme becerisinde olan bir film olur.
Yeterliliğinde olan bir film olur diye umuyorum.
18 Kasım'da vizyonda olacak.
İzlemeye çalışacağız. Ben de zaten Sinematrist'e o film üzerine ve Barış Akarsu üzerine bir program yapmaya çalışacağım.
Bir başka haber, bu çok sevindirici bir haber ama biraz da ilginç bir haber diyebiliriz.
Hani son yılların, 2000'ler sonrası sinemasının en büyük, en önemli, en güçlü projesi olan Avatar...
Biliyorsunuz 2009 yılında aslında gösterime girmişti ve o yıllar için sinema tarihinin en çok izlenen ve en çok hasılat elde eden filmi olmuştu.
İşte şimdi Avatar 2 aradan kaç yıl oluyor?
13 yıl mı oluyor? 13 yıl sonra Avatar 2 Way of Water yani Suyun Yolu filmi 16 Aralık'ta sinemalarda gösterime girecek.
Bu yılın başında 2022'nin merakla beklenen projeleri diye ben bir program yapmıştım.
Orada da Avatar 2'yi özellikle anmıştım.
Hatta yılın en merakla beklenen filmi yüksek olasılıkla Avatar 2 olacak demiştim.
Bence halen öyle. Ondan dolayı Avatar artık baya böyle son düzlük mü denir, son dönemeç mi denir, son dönemeçe son düzlüğe geldik.
Ancak ondan önce tabii James Cameron ve yapım şirketi çok akıllıca bir şey yapmışlar.
Aradan 13 yıl geçtiği için Avatar'ın ilk bölümünü de...
23 Eylül'de tekrar gösterime soktular.
Yani şu an sinemalarda Avatar'ın ilk bölümü Avatar.
O zamanki adıyla Avatar.
Tekrar gösterimde hani izlememiş olan ya da unutmuş olan ya da hani gerçekten çok iyi bir film.
Muhteşem bir film bence. İşte Avatar'ı o meşhur harika Avatar'ı tekrar büyük perdede izleme şansını izleyicilere veriyor.
James Cameron ve yapım şirketi tabii ki.
Ancak tabii hani bir yandan da bu hem hatırlatma oluyor hem Avatar 2 için bir hazırlık gibi bir şey oluyor.
tabii ki güzel bir kişi geliri elde edeceklerine hiç şüphemiz yok ki.
Avatar'ı tekrar sinema salonunda, sinema perdesinde izlemek isteyecek ciddi bir kitle olacaktır diye tahmin ediyorum.
Bunu da hemen hatırlatmış olayım.
Tekrar söylüyorum 23 Eylül'de Avatar'ın ilk bölümü, birinci bölümü vizyona girdi.
Şu an sinema salonlarında ve Avatar'ın devam filmi olan Avatar 2 Suyun Yolu da 16 Aralık'ta sinemalarda olacak.
Tabii ki merakla bekliyoruz Avatar 2'yi.
Son olarak şöyle bir haber vermek istiyorum.
Benim için daha bir ilginç bir haber bu.
16-21 Eylül tarihlerinde ilk kez Ayvalık'ta uluslararası bir film festivali düzenlendi.
Festivalin içeriği de gayet iyi.
Benim hani gayet bildiğim ve çok sevdiğim bazı isimler var.
Çok iyi filmlerde seçkiye alınmış.
Tabii hiç duymadığımız, bilemediğimiz isimler de var.
Zengin bir festival içeriği olmuş.
Çok da güzel geçmiş diye duydum internetten bakabildiğim kadarıyla.
Hani benim için önemli ne?
Ben aslında Ayvalıklıyım. 11 yıl kadar önce İstanbul'a taşındım.
Hani şu laf vardır ya hani bir zamanlar buralar hep dutluktu.
Ya ben Ayvalık'tayken oralar hep dutluktu arkadaşlar.
Hiç ne festival ne bir şey hiçbir şey yoktu.
Şimdi Ayvalık'ta bir film festivali olmuş olması beni o kadar şey yaptı ki.
Aa işte hani yine gidebilirdim belki de gerçekten çok sonra öğrendim.
Gidecektim de hatta çok istiyordum.
Ve Ayvalık Film Festivali'nin açılış filmi de.
Bana göre 21. yüzyılın diyeyim yani son 20 yılın en büyük, en güçlü, en önemli yönetmeni olan Chan Wook Park'ın son filmi Decision to Leave ayrılma kararıyla başlamış, açılmış
yani festival. Ya o kadar kıskandım, zoruma gitti ki.
Ya ben Ayvalık'tayken niye böyle şeyler olmamıştı falan diye böyle kıskandım.
Çok... terk edilmiş hissettim.
Kendimi çok üzgün hissettim.
Ayvalık tabii ki ben oralı olduğum için saatlerce Ayvalık üzerine konuşabilirim tabii ki de.
Genel olarak nasıl bilirsiniz Ayvalık'ı?
Güzel, sevimli, tatlış bir sahil kasabamızdır.
Turistik tarafı, işte zeytinyağı, güzel kumsalları, yeşilliği, doğası vs.
Okey. Ayvalık gibi bir yer, uluslararası bir film festivalini rahatlıkla kaldıracaktır, rahatlıkla sırtlanacaktır diye düşünüyorum.
Söz konusu organizatör arkadaşları, tüm festival ekibini tebrik ediyorum buradan.
Umuyorum ki bundan sonra Sonra Ayvalık Film Festivali geleneksel hale gelir ve her sene böyle güzel güzel filmlerle, güzel güzel içeriklerle, sohbetlerle sinema dolu günleri Ayvalıklılara yaşatır diye umut
ediyorum. Evet bu hafta kabaca gündemden bu haberleri size anlatmaya, üzerine bir şeyler söylemeye uygun gördüm.
Şimdi gelelim hani haftanın önemli filmlerinden bir tanesi olan şu anda da gösterimde olan Moonfall filmine.
Şimdi Moonfall...
Aslında bayağı daha önce benim sinematristlerle bahsettiğim bir türün, alt türün gayet klişe bilinen tanıdık örneklerinden bir tanesi Roland Emmerich'in yönettiği bir film.
Şimdi Roland Emmerich kim diyeceksiniz?
Aslında belki de demezsiniz hani Cem Yılmaz emerik diyordu ya işte oha o emerik bu, bu emerik.
Roland Emmerich daha çok Alman bir yönetmen aslında.
Hani kariyerinin başlarından beri Hollywood'da film üretiyor.
Daha çok aksiyon filmleri yönetir.
İyi aksiyon filmleri yönetir.
Hani çok yüksek bütçeli, bol efektli, boylu oyuncu kadrolu böyle kocaman kocaman filmler yönetir.
Ancak bir aksiyon yönetmeni olmasının yanında biz Roland Emmerich'i daha çok küresel felaket filmleri, kıyamet filmleriyle tanıyoruz.
Hani işin içinde Roland Emmerich varsa...
dünyaya böyle devasa bir dalga gelir.
Milyonlarca, milyarlarca insan bir anda ölür.
Dünya patlar, ay yok olur.
İşte güneş sistemi tehdit altında olur falan.
Yani devasa ölçekli filmler yapıyor.
Filmlerinin çoğunun dramatik tarafı da biraz zayıf.
Şimdi onun sinemasının hem de aynı zamanda tabii bu alt türün belli klişelerinden, kalıplarından da size bahsetmiş olacağım.
Roland Emmerik'ten bahsederken.
Ancak şöyle ki hani adamın filmleri hiçbiri aslında çok iyi değil.
Hani ben filmografisinin büyük bölümüne hakimim diyebilirim.
Hani belli bir standarda tutturuyor.
Hani yeterince sürükleyici, bol efektli, aksiyonlu böyle hani izle geç filmleri.
ortalama gişe filmleri yapıyor.
Ancak hani ortalama bir yönetmen demek de biraz haksızlık olur.
Dediğim gibi hani Roland Emmerich kadar büyük bütçeli, büyük ölçekli film yapan Hollywood'da bile yani dünya sinemasında bayağı az yönetmen var.
Ondan dolayı önemli bir yönetmen olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.
Ancak filmleri diyorum çok iyi değil.
Özellikle dramatik derinlik olarak diyeyim aslında.
Anlam olarak, fikir olarak, mesaj olarak hani duygu olarak falan biraz daha zayıf.
Peki şimdi nasıl yapıyor daha çok filmlerini?
Tüm dünyayı, işte tüm insanlığı böyle riske eden devasa bir sorunla karşılaşıyor dünya.
Böyle bir durumda işte bilim adamları hemen bunu fark ediyorlar.
Bunun üzerine önlemler alınmaya çalışılıyor falan ancak ne yazık ki insanoğlu tabii karşısına gelecek olan bu kadar büyük bir küresel felakete ne yazık ki hazır değil ve yeterince birikimli,
yeterince güçlü, yeterince yetkin değiliz biz insanoğlu bu konuda.
Zaten Roland Emmerich filmlerinin hatta Kıyamet filmlerinin temel...
mesajlarından bir tanesi de hani artık biz çok geliştik, insan medeniyeti çok ileri hale geldi gibilerinden bir burnu büyüklüğü.
Bu kibrini biraz ezen filmlerdir bunlar.
Hani işte bir kibrit çakar, işte bir dalga gelir, bir kıyamet olur, bir deprem olur, bir uzaylı gelir, bir şey olur.
Hoppa bütün medeniyet, insanlık yerle bir olur, perişan olur.
Diyorum zaten bu hani küresel felaket filmleri temel olarak bu mesajı içeriyorlar.
Bu güzel aslında, bu kötü değil ancak dramatik tarafının zayıf olması da biraz şundan kaynaklanıyor.
Bu kadar devasa böyle işte milyarlarca insanın hayatını riske eden bir öykü anlatıyorsanız olayı sürükleyen kişiler genellikle ne oluyor?
Çok hani daha böyle büyük güce sahip kişiler oluyor.
Ne bileyim Amerika Savunma Bakanı, Amerikan Başkanı işte NASA'nın Genel Müdürü falan böyle bilmem nereye İklim Komisyonu Başkanı falan değil mi?
Hani böyle büyük küresel olayları çok daha...
Yetki, etki sahibi, para, pul, güç sahibi insanlar bu tip olaylarla muhatap olur.
Filmde de başroller genellikle öyle kişiler oluyorlar.
İzliyoruz o kişilerin ya da söz konusu filmin anlattığı büyük sarsıcı olayla başa çıkma çabalarını izliyoruz zaten.
Ancak her zaman Roland Emmerich de aslında bu filmlerin büyük çoğunluğu da aynı numarayı yapar.
Paralel bir öyküde de...
Sokaktaki insanın dramını, durumunu anlatmaya çalışır.
Hani biz izleyicilerin, biz zavallı gariban sokaktaki izleyicilerin özdeşleşebileceği karakterlerin de paralel öyküsünü anlatır.
İşte atıyorum işte bir tane pizza dağıtıcı bir çocuk falan oradan dünya yok olacak, New York yok olacak.
Hani o çocuk ne yapacak? Hani o da o kurtulabilecek mi?
Tamam işte genelkurmay başkanı ne bileyim ben işte NASA'nın genel müdürü helikopterini bilip kaçabilir dağlara.
Kendisini kurtarır. O işte sokaktaki insan ne olacak?
İşte onun da öyküsünü aynı zamanda anlatır Roland Emmerich.
Ancak onun öyküsünü de hep şöyle yapar.
Hani böyle bir küresel felaket durumlarında...
Küçük kırgınlıklar, ufak tefek böyle toplumsal ayırımlar, aile küslükleri, eş dost arkadaş küslükleri, işte babasıyla konuşmayan kız falan durumları bu tip olaylarda hep böyle ikinci plana gider de insanlar bir kaynaşma yaşar
ya böyle. Benim en sevmediğim mesajlardan bir tanesi işte ne bileyim anne baba boşanmış işte baba ailesiyle kopuk çocuklarını falan fazla aramıyor veya kötü bir baba hop oradan bir dalga geliyor bir anda iyi baba oluyoruz falan bu hani birçok
filmde vardır bu filmde de var aynı klişe ne yazık ki.
Dediğim gibi en sevmediğim en nahoş tarafı işin ama işte o da dedim ya çok büyük ölçekli öyküler anlattığınızda çok ölçekli kişilerin öyküsünü anlatıyor gibi oluyorsunuz.
Hani biraz daha küçük ölçekli biraz daha sokaktaki insanın hayatını da filme enjekte etmeye çalışırken Roland Emmerich işte bu bahsettiğim zayıf dramatik yapılı yan öyküler filmlerini ekliyor.
Ne yazık ki burada da o var.
O çok can sıkıcı bir şey.
Moonfall'daki öyküne şimdi diyorum daha önce uzaylılar geldi dünyayı yok ettiler.
İşte küresel ısınma oldu. Küresel soğuma oldu.
Şu oldu. Hep böyle küresel ölçekteki olaylar.
Moonfall da biraz adından da anlayabileceğiniz gibi.
Yani hani tam çevresiyle ay düşüşü, ayın düşüşü gibi bir adı var filmin.
Burada da ay yörüngesinden çıkıp dünyaya düşüyor.
İşin özü bu. Tabii ki tam bir küresel felaket filmi.
Yani ay yörüngesinden çıkıp dünyanın üzerine düşse ne olur?
Dünyada bir canlı kalır zaten.
Ay da paramparça olur. Dünya da paramparça olur.
İşte böyle bir durumda...
İşte yine işin içerisinde NASA var, Amerika ordusu var, haberciler var falan filan.
Bir sürü yan öyküler var.
Bir sürü sokaktaki karakterler de var falan ama genel olarak bakarsak Moonfall bence Roland Emmerich'in filmografisi içerisinde orta seviye veya ortanın biraz daha iyisi.
Yani ben filmi o kadar da kötü bulmadım.
Yeterince güzel karakterler var yine.
Film yine akıcı ilerliyor. Pek sıkılmazsınız yani filmden.
Hani bu kadar küresel ölçekli filmler yapılınca...
Roland Emmerich'te hani benzer yönetmenler de ufak bir bilimsel böyle bir dayanak yapmaya çalışıyorlar.
Yani film biraz böyle bilimselmiş gibi, bilimsel bir dayanağı varmış gibi bir senaryo detayları ekliyorlar mutlaka filme.
Ancak temel olarak diyebiliriz ki aslında neredeyse bütün Roland Emmerich filmlerinin öyküleri deli saçmasıdır aslında.
Hani hiçbir gerçekliği yoktur.
Hani bilim kurgu diyeceğimiz yerine aslında fantastik filmler desek bile çok da yanılmış olmayız.
Belki de gerek yoktur yani. Bence çok da gerek yok dediğim gibi.
Zaten hiç kimse bu filmleri hani böyle bir bilimsel şey açıklama filmi gibi izlemiyor.
Çok daha özenli filmlerde bile aslında hani çok deli saçması öykülerle karşı karşıya kalıyoruz.
Celal Şengör bile Nolan'ın Interstellar'ı için deli saçması falan demişti ya.
Mesela Christopher Nolan'ın filmleri o Interstellar falan hani bilimsel gerçeklere, öte gezegen olgusu falan.
Hani onlara biraz daha dayanmaya çalışan, biraz daha gerçekçi bilim kurgu havası yaratmaya çalışıyordu ki onda da tabii.
Bilimsel değil bu filmlerin, bilim kurgularının neredeyse hiçbiri.
Hele bu ölçekteki filmlerin hemen hemen hiçbiri bilimsel değil.
Ondan dolayı Moonfall'u da hani eğer izlemek isterseniz tabii bir serüven filmi, fantastik serüven filmi falan gibi izlemeniz lazım bence.
Onun dışında bir gerçeklik beklediğini düşünmüyorum zaten ben kimsenin.
Ama dediğim gibi bunu pek bir zayıflık olarak da görmüyorum ben.
Film kötü değil arkadaşlar. Birçok insan filme çok kötü not vermiş.
Çok kötü hiçbir olayı yok.
Patla çatla bıktık artık yeter bu filmleri falan demiş herkes.
Ben bu fikre katılmıyorum.
Çok iyi bir film olduğunu idare etmiyorum ama yeterince keyiflice böyle işte çok da sıkılmadan bazı anlarda böyle hani heyecanlanarak böyle sarsılarak hani güzel sahneler var, güzel efektler var.
Gayet iyi bir aksiyon filmi, iyi bir aksiyon serüven filmi ya da bir kıyamet filmi olduğunu düşünüyorum.
Filmin ilginç taraflarından bir tanesi şu aslında pek Roland Emmerik filmlerinde çok karşı karşıya kalmadığımız bir şey bu.
Filmdeki öykü... Hani başlarda beklenmeyen noktalara geliyor aslında.
Öyle söyleyeyim. Çünkü bu kıyamet filmlerinin hani genellikle şöyle bir şey olur.
İşte insanların başa çıkamayacağı böyle inanılmaz diyorum bir küresel felaket durumuyla karşı karşıya kalınır.
Bunda önce başa çıkılmaya çalışılır, uğraşılmaya çalışılır.
Olmaz falan. Ama bir şekilde dünya kurtulacak değil mi?
Elbette kurtulacak. Hiç de beklenmeyen birinden, hiç de böyle hani dikkat edilmeyen, o da çok da önemli görülmeyen bir...
mucizevi bir fikirle falan olay çözülür böyle.
Genellikle öyle olur bu filmler.
Burada da aynen öyle bir şey var.
Ama burada öykü gerçekten beklenmedik noktalara gidiyor.
Yani başta hiç aklınıza gelmeyecek noktalara gidiyor.
Ve o gittiği nokta Bence çok güzel.
Ondan çok hoşlanabilirsiniz.
Yani hani ay neden dünyanın üzerine düşüyor?
İşte yörüngeden çıkıvermiş, gelivermiş.
Yok öyle bir şey değil işte.
Hani o kadar basit değil. Daha güzel şeyler var.
Orayı beğeneceğinizi düşünüyorum.
Ondan dolayı hani her ne kadar Ronald Emmerich çok böyle hani yiyiliş edilse de, linçlense de, çok kötü bir yönetmen olarak görülse de.
Ya arkadaşlar 5 milyar insanın öleceği bir öykü yazmak, çekmek bile aslında büyük bir cesaret işi.
Ondan dolayı ben de çok seviyor bayılıyor değilim ama bu kadar böyle küresel ölçekte öyküler karşımıza getiren çok da fazla yönetmen olmadığı için bu da bir alt tür.
Bu da gerekiyor.
Yani ne bileyim yılda bir tane böyle bir film izlemek şahsen beni çok da mutsuz etmiyor.
Ondan dolayı çok da iyi bir yönetmen olduğunu düşünmesem de Roland Emmerich'in ya da ona benzer yönetmenlerin çok da fazla yok zaten.
Hani sektörde belli bir alanı Hani doldurduklarını belli de bir önemleri olduğunu düşünüyorum.
Ondan dolayı Roland Emmerich'e ve bu tip böyle küresel felaket filmleri çok sevmiyor olsanız da çok da sırt dönmemenizi öneriyorum.
Ondan dolayı da Moonfall bence fena olmayan, yeterince sürükleyen, yeterince duygulandıran, bazı anlarda güldüren, ilginç bir karakter galerisi sunan ve hani klişelere hani...
Birçok noktada dayanıyor olsa da o klişeleri çok da kötü kullanmayan yani hani makul ve kabul edilebilir ölçekte klişe barındıran diyeyim.
Güzel bir serüven böyle işte aksiyon işte küresel kıyamet filmi olarak karşımıza gelmiş.
Az çok türe ilginiz varsa ve bu tip bol efekli, bol ölçekli, büyük ölçekli filmlere ilginiz varsa filmi izlemenizi öneririm.
Bence izlediğinize pişman olmazsınız diyorum.
Evet bu hafta hem sinemanın gündeminden birkaç haber vermeye, başlık vermeye, yorumlar yapmaya çalıştık.
Hem de şu an gösterimde olan Roland Emelik'in yönettiği küresel felaket filmi Moonfall'dan bahsetmeye çalıştık.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
