
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sinema yazarı kimdir ve ne yapar? Eleştirmenlerin her görüşü bizim için önemli midir? Bu bölümde sinemanın kanayan yarası eleştirmenlikten bahsettik. İyi dinlemeler...
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar. Sinematris'te tekrar hoş geldiniz.
Geçtiğimiz programımızda Zamanı Sinema Severliği başlığı altında sinema severlerin genellikle kendi sinema dönemlerini, sinemayla tanıştıkları dönemi, daha çok sevdikleri, herkesin kendi dönemine daha fazla sahip
çıktığı üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştık.
Yani biraz sinema severlerden bahsetmiştik.
Bu programımızda tam karşı tarafa geçmeyeceğiz.
Yani sinemacılara ya da sinemanın mutfağına geçmeyeceğiz.
Sinema severlerle sinemacılar arasında kalan ve aslında sinema dünyasının da ne yazık ki kanayan yarası olmaktan bir türlü kurtulamamış olan bir olgudan ve bir kitleden bahsedeceğiz.
Eleştirmenlikten ve eleştirmenlerden bahsedeceğiz arkadaşlar.
Şimdi eleştirmen, eleştirmen diyoruz değil mi?
Yani eleştirmenler diyoruz, eleştirmen diyoruz o kitleye.
Aslında hata buradan başlıyor bakarsanız.
Çünkü normalde eleştirmen dediğimiz, şimdi eleştirmekten yola çıkarak eleştiri yapan kişi olarak incelediğimizde konuyu yanlış yapmış oluyoruz.
Çünkü normal şartlarda sinema üzerine yazılan her metin ya da yapılan her konuşma ya da sinema üzerine fikir yürüten, akıl yürüten, metin derleyen, konuşmalar yapan, sohbetler icra eden herkes eleştirmen
demek değildir. Bunu şöyle düzeltsek çok daha doğru olacak.
Sinema yazarı. Demek aslında tam olarak bahsedeceğimiz konudaki belirttiğimiz kitleyi ya da kişileri tam olarak karşılayan bir şey.
Sinema yazarı. Peki sinema yazarı ne demek?
Sinema yazarı sinema üzerine metinler derleyen, yani sinema üzerine yazan kişi demek.
Tabii adından da yola çıkarsak yanılmış olmuyoruz.
Ya da bunun üzerine konuşan, bunun üzerine fikir belirten kişi demek.
Peki bir insan herhangi bir olgu üzerine, herhangi bir tema üzerine bir şeyler yazıyorsa...
Bir şeyler söylüyorsa herhalde bir bilgi birikimi olsa gerek değil mi?
Öyle olmasını bekleriz.
Öyle olmasını kabul ederiz.
Bu anlamda da sinema yazarı dediğimiz kişinin sinema üzerine, sinemanın hem mutfağı üzerine, hem tarihi üzerine, hem kuramı üzerine, sinemanın ne olup olmadığı üzerine belli
bir bilgi birikimi, belli bir belki deneyimi...
ya da araştırmaları ayrıntılı biçimde araştırmaları olduğunu kabul ederiz.
Bu anlamda normal şartlarda bir sinema yazarı aslında otomatik olarak sinema tarihçisidir.
Tarihini bilmediğimiz bir şeyin kendisini tam olarak bilemeyeceğimiz Sizi düşünürsek bir sinema yazarının tabi bu başka mecralar içinde geçerlidir.
Yani sanat tarihi içinde geçerlidir.
Elbette bilim tarihi içinde geçerlidir.
Ya da zaten tarih başlı başına bir olgudur elbette.
Tam bir araştırma, çalışma ve bilimsel bir alandır zaten.
Bir çalışma alandır. Ancak sinema yazarı dediğimiz kişi de kaçınılmaz olarak sinema tarihini bilen kişidir aslında.
Sinema tarihini biliyordur ki sinemanın kendisini...
Belli bir ölçekte anlamıştır ve bunun üzerine konuşuyordur, metinler değerliyordur, araştırmalar yapıyordur vs.
vs. Şimdi sinema yazarı dediğimiz kişiyi öncelikle sinemanın tarihini ve kuramını, sinemanın tanımını ne olup olmadığını bilen kişi olarak kabul ettiğimizi varsayalım.
Şimdi tabi ben biraz ideallerden bahsediyorum.
Yani sinema yazarlığı yapan ya da eleştirmenlik yapan herkesin bu birikimde ve yeterlilikte olduğunu iddia ediyor değilim.
Ancak şimdilik öyle olduğunu kabul edelim.
Bu anlamda aslında her sinema yazarı otomatik olarak sinema tarihisidir.
Sinemanın tarihini bilir, sinemanın gelişimini bilir, sinemanın geçmişinde yaşadığı dönüşümleri, diktiği kilometre taşlarını mutlaka bilen kişidir ki, sinema üzerine araştırma
yapmış kişidir ki, bugünün sineması için ya da sinemanın tarihinin herhangi bir dönemi için belirli...
Bir şeyler söyleme yeterliliğindedir.
Yazılar, metinler derleme yeterliliğindedir.
Ve bir anlamda da biz sinema yazarının sinema tarihi bilgisine güvenmek isteriz, güveniriz.
Belli bir sinema tarihi birikiminin ve kuramsal bilginin üzerine, filmler üzerine yorumlar yaptığı ya da çeşitli metinler değerlediğini kabul ederiz.
Şimdi buradan yola çıkarsak şöyle bir duruma, şöyle bir sonuca varıyoruz arkadaşlar.
Eleştirmen dediğimiz kişi, hani normalde...
Az önce dedim ya normalde hep eleştirmen olarak anıyoruz bu kişileri.
Geniş bir kitlede hem sinema severler de hem sinema dünyasında sanki şöyle bir algı var gibi geliyor bana.
Bazı insanlar var filmlere iyi kötü diyorlar.
Evet şu film iyi beğendim çok güzel.
Bu film o kadar iyi değil.
Çok da iyi değil. Şusu iyi değil.
Busu iyi değil. İşte görselliği iyi değil.
Oyunculukları iyi değil vesaire vesaire bir şekilde filmleri eleştiriyor bu insanlar.
Öyle mi? Yani Evet bunu yapanlar da vardır belki.
Buna bir şey diyemeyiz.
Elbette vardır. Ancak normal şartlarda eleştirmen dediğimiz kişi sadece eleştiri yapan kişi değil aslında.
Az önce söylediğim gibi o normalde sinema yazarıdır.
Sinema üzerine belli bir birikimi ve yeterliliği vardır.
Sinema üzerine metinler derler, konuşmalar yapar, araştırmalar yapar.
Ancak üzerine çalıştığı her metin...
ya da seslendirdiği her konuşma bir eleştiri değildir öncelikle.
Sadece bilgi vermek için, sadece araştırdıklarından süzülenleri insanlarla paylaşmak için de çeşitli çalışmalara girebilir bir sinema yazarı.
Peki bunu yapan bir sinema yazarına biz eleştirmen diyebilir miyiz?
Yani demek doğru olur mu?
Aslında olmaz. Yani aslında bir sinema yazarı, sinemanın tarihini ve kuramını bilen bir kişi filmlere iyi ya da kötü bizim bildiğimiz anlamda eleştiri yapmıyorsa O kişiyi eleştirmen demek çok da doğru olmaz
bu durumda. Bunu yapan var mı yok mu tabi o ayrı bir tartışma.
Dediğim gibi ben şu an ideallerden bahsediyorum.
Yani aslında eleştirmen dediğimiz kişiyi biz genellikle anladığımız şekilde filmlere iyi ya da kötü notlar verip bir şeyler söyleyen kişi olarak görmesek aslında konuyu daha doğru değerlendirmiş
olacağız arkadaşlar. Bu bahsettiğim yani bu hipotezimi de şöyle bir argüman sunmak istiyorum.
Sinemanın tarihine baktığımızda.
Neredeyse arkadaşlar sinemanın tüm tarihinde eleştirmenler olmuş, var olmuş.
Sinema tarihinin bildiğimiz kadarıyla en eski, en köklü ilk eleştirmeni Fransız Louis Belluc 1918 yılında ilk eleştirisini yazmış.
Mesela tabii kendisi yönetmenlikle yapmış bir sanatçı.
Ancak öncelikle sinema eleştirileriyle, sinema yazılarıyla tanınmış ve sevilmiş.
Fikirlerine ve sinema üzerine tespitlerine büyük saygı duyulmuş bir isim.
Ve bir sinema yazarı sinema eleştirmeni.
Şimdi daha ilerleyen dönemlerde tabii ki sinema tarihinin belki de en büyük sinema kuramcılarından ve sinema yazarlarından eleştirmenlerden bir tanesi de André Bazin'dir.
André Bazin hiç sinema filmi çekmemiş.
Hiç sinema filmi yapmamış.
Hatta sinemanın mutfağında bu üretim anlamında diyorum.
Hiç bulunmamış bir kişi olmasına rağmen birçok kitap yazmış tabii ki.
Ve Fransız yeni dalgasının ortaya çıkmasına önayak olmuş kişidir.
Bir sinema eleştirmeni olarak, sadece bir sinema yazarı olarak, bir sinema kuramcısı olarak sinema tarihine çok büyük katkı yapmış ve çok güçlü bir etki bırakmış isimlerden bir tanesidir.
Ve dediğim gibi bir sinemacı değildir aslında André Bazin.
Ve benim okuduğum kitaplarında da tabii bunun üzerine notlar vardı.
Başka yerlerden de duymuşluğumuz var.
Anmıştı çeşitli sinema yazarlarının.
Derlediği dotlarda da benzer şeylerle karşılaşıyoruz ki kendisi de sinema yazarlığı ve sinema eleştirmenliği olgusunun gerekliliğini ve haklılığını da insanlara anlatmaya çalışmıştır.
Yani çok basit bir yaklaşımla hani sen hiç film çekmedin sinema üzerine nasıl konuşabiliyorsun gibi bir argümanın ne kadar yanlış olduğunu ısrarla anlatmaya çalışmıştır ki bu çabalarında
da şöyle bir arka plan vardır diyebiliriz.
Sinema eleştirmenliğini biz ya da sinema yazarlığını eleştiriyoruz ancak sinema yazarlığı ve sinema eleştirmenliği aslında başka bir uzmanlığın bir alt başlığı gibi.
Nedir bu? Tabii ki sanat tarihçiliği, sanat eleştirmenliği.
Eğer sinema eleştirmenliği çok da gerekli olmayan ya da insanların genel olarak çok haz etmediği, çok da saygı duymadığı bir alan ve mecraysa sanat eleştirmenliği de öyle olması lazım o zaman.
Ama öyle değil. Tarihte de çok büyük sanat eleştirmenleri var tabii ki.
Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz.
Sinemanın madem geçmişinden bugüne her zaman sinema eleştirmenleri var oldu.
Her zaman sinema üzerine onlara ihtiyaç duyuldu.
Demek ki sinema eleştirmenleri zaten bir şekilde sinema dünyasının bir parçası arkadaşlar.
Peki bunu hani sadece sinema tarihine bakarak böyle bir yorum yapıyorum ben ama tabii biraz da kuramsallaştıralım.
Biraz işin altını.
doldurmaya çalışalım. Bunu nasıl yapacağız?
Şu şekilde bir açıklamam var arkadaşlar.
Şimdi normalde sinemayı tabii birçok açılardan tasnif edebiliyoruz.
Hani çok farklı başlıklar altında tasnif edebiliyoruz ama bu tasnif başlıklarının ilk akla gelebilecek iki tanesi geleneksel sinema ve avantgard sinemadır arkadaşlar.
Geleneksel sinema nedir?
Geleneksel sinema tanınmış, bilinen, daha önce yapılmış ve Başarılı olunmuş yöntemlerle yapılan sinema diyebiliriz kabaca geleneksel sinemaya.
Avantgard sinemaysa avantgard zaten kelime anlamıyla öncü demek.
Avantgard sinemada daha önce denenmemiş, yapılmamış, anlatım biçimlerini kullanan yönetmenlerin ve üretimlerin içerisinde bulunduğu alana avantgard
sinema diyoruz. Şimdi şöyle bir nokta var burada.
Geleneksel sinema filmini normal bir sinema izleyicisi...
Yani bir gişe filminin karşısına geçtiğimizde biz oturup onu keyifle izleriz.
Severiz ya da sevmeyiz, başarılı buluruz ya da bulmayız.
Üzerine yorumlar yaparız, yapabiliriz.
Bu konuda sıkıntı yok. Ancak onu anlamakta...
Onun üzerine yorum yapmakta çok da zorlanmayız arkadaşlar.
Çünkü zaten geleneksel sinema ta 1895'lerde başlayan, 1910'lardan sonra uzun metreje geçen, 1920'lerden sonra bir sanat olduğu kabul edilen sinemanın söz konusu birikiminden yararlanarak
insanların sinemayı yani izleyicilerin yani bizlerin sinemayı deneyimlerken pek de zorlanmayacağı izlediğimiz eserin içerdiklerini deneyimlemekte,
anlamakta, sindirmekte zorlanmayacağımız bir yapıya sığdırılmıştır zaten geleneksel sinema örnekleri.
Yani izleyici rahatça anlasın ve izlesin diye yapılmış filmlerdir zaten.
O yüzden de birçok insan bunları izlemekten zaten keyif alır.
Anlayabildiği için keyif alır.
Rahatlıkla deneyimleyebildiği için keyif alır.
Bu filmleri keyifle tüketiriz hepimiz.
Tüm sinema severler. Burada sorun yok.
Ancak avantgard sinemaya geldiğimizde işte bu iş bu kadar kolay olmuyor.
Nasıl oluyor? Avangard sinema yönetmenleri ya da avangardlar dediğimiz kitle daha önce görmediğimiz anlar...
Örneğin kurgu, farklı görsel uygulamalar, farklı anlatım biçimleri, farklı oyunculuklar ya da katarsis dediğimiz arınma ya da özdeşleşme, izleyiciyle özdeşleşme yapısını geleneksel
sinemadaki gibi kurmuyorlar.
Yani genel izleyici kitlesi çoğunlukla, her zaman demeyelim tabii ama çoğunlukla bir avantgard sinema örneğiyle karşı karşıya geldiğinde izlediği eseri...
Deneyimlemekte de zorlanır.
Tabii o da vardır ama aynı zamanda çözümlemekte ve incelemekte de zorlanır.
Çünkü normal şartlarda avantgard sinema ne dedik az önce?
Öncüdür dedik, farklı anlatım biçimleri kullanılır dedik.
Bakın farklı diyoruz.
Neye göre farklı? Elbette geleneksele göre farklı.
Yani sinemanın ilk günlerinden bugüne kadar yapılmış bir şeylere göre farklı.
İşte bu farkı anlayabilmek için sinema tarihini bilmek gerekmez mi?
Örneğin hayatında ilk kez hiç sinema izlememiş bir sinema sever varsayalım arkadaşlar.
Diyelim ki bir sinema sever.
Gerçi evet o kişiye de sinema sever diyemeyiz ama o kişi hayatında hiç film izlememiş ve onu herhangi bir filmle karşı karşıya getiriyoruz.
Eğer o film geleneksel sinema örneği ise hayatında hiç film izlememiş bir insan o filmi deneyimlemekte ve anlamakta çok da zorluk çekmez.
Ancak... Hayatında hiç film izlememiş bir insanı çok uç bir örnekle, deneyimlemenin ve anlamanın çok zor olduğu bir örnekle karşı karşıya getirirsek o kişinin o filmi hem deneyimlemesi
hem de anlaması çok da kolay olmayabilir.
Bu fark yani geleneksel ve avantgard farkı normal şartlarda izleyicilerin filmleri...
inceleme, yargılama, iyi ya da kötü bulma demeyelim.
Yani bu biraz da kişiden kişiye değişen bir şey tabii ki.
Ancak bir filmi deneyimleyebilmek ve inceleyebilmek, üzerine yorum yapabilmek için belli bir sinema birikimi gerektiğini iddia etmek çok da yanlış olması gerek.
İşte az önce söylediğim konuya geliyor arkadaşlar.
Sinema yazarı için ne demiştik?
Kaçınılmaz olarak sinemanın tarihini, gelişimini, diktiği köşe taşları ve kuramını yani sinemanın ne olup olmadığını Belli bir ölçekte ve belli bir yeterlikte bilen kişidir dedik sinema yazarı
için. İşte avantgard sinemayı geleneksel sinemadan bir parça daha farklı, kendine has bazı özellikler barındıran filmleri biz anlayabilmek için çoğu
zaman... Belki her zaman değil ancak bazen sinema yazarlarının ve hatta sinemacılarında çünkü bazı sinemacılarında sinema üzerine fikirler sunduğunu, eleştiriler yaptığını hatta metinler derlendiğini de geçmişte görürüz.
Şimdi örnek vereceğim. Bir şekilde biraz daha genel izleyici kitlesinden biraz daha deneyimli, sinema dünyasını biraz daha iyi bilen gözlere ihtiyaç duyduğumuzu inkar etmek çok da anlamlı
değil bence. Şöyle bir durum var.
Geçmişte az önce Andre Bazen dedim ya.
Fransız yeni dalgasının öncüsüdür.
Fransız yeni dalga yönetmenlerin Jean-Luc Godard'ın veya François Truffaut'un bir anlamda hocasıdır.
Zaten Fransız yeni dalgası yönetmenleri de hepsi birer eleştirmendi.
Amerikan sinemasını inceleyerek çok ciddi incelemeler, araştırmalar yapmışlardı.
Hayranlardı zaten Amerikan sinemasına.
Örneğin Alfred Hitchcock'a ve Amerikan sinemasını inceleyerek bir anlamda sinemayı öğrenmişlerdi.
Ve bunun üzerine, geleneksel sinema üzerine...
Farklı bir yorum getirme yaklaşımıyla Fransız yeni dalgasını ortaya çıkarmışlardı ki Fransız yeni dalgası sinema tarihinde gerçekten en önemli kuramsal atılımların yapıldığı akımlardan bir tanesidir.
Ve bu akıma imza atan, bu akımı ortaya çıkaran, bu akım dahilinde film çeken yönetmenlerin hemen hemen hepsi de aynı zamanda sinema yazarıdır.
Ve sinema yazarlıklarında da sadece hani İşte az önce bahsettiğim olay.
Yani birer eleştirmen değildir aslında o kişiler.
Sinema yazarıdır. Bu film iyi, o film kötü, o biraz daha iyi, bu biraz daha kötü değildir onların sinema metinlerinin içerikleri.
Sinemayı incelemişlerdir arkadaşlar.
Kuramsal olarak kurguyu, ışığı, gösterge bilimi diyoruz buna kabaca.
Sinemayı gösterge bilimsel olarak eleştirmişlerdir, incelemişlerdir.
Başarılı ve çok da başarılı olmayabilecek örnekler üzerine yorumlar yapmışlardır.
Başarılı örnekleri öne çıkarıp dünyaya tanıtmışlardır ki Alfred Hitchcock bunun en önemli örneklerinden bir tanesidir.
François Truffaut ile...
yaptığı çok uzun röportajlar sinema tarihine geçmiş kayıtlardır.
O zamana kadar Alfred Hitchcock gayet yani sıradan demesek de başarılı bir geçe sinemacısı olarak görülürken Fransız yeni dalgıcıların Alfred Hitchcock'u övmesinden sonra gerçek bir sanatçı
olduğu iddiasıyla ortaya çıkan Fransız yeni dalgıcılarından sonra Alfred Hitchcock gerçekten sinema tarihinin en önemli yönetmenlerden bir tanesi olduğu geniş kitlelerce anlaşılmıştır.
Yani özetle bir şekilde sinema yazarı dediğimiz kişi.
Bakın dikkat edin eleştirmenden ayırıyorum onu.
Sinema yazarı dediğimiz kişi gerçekten sinemayı hem tarihi açısından hem de kuramları açısından bilen kişidir arkadaşlar.
Bilmesi beklenen kişidir.
Ve buradan yola çıkarak da şöyle bir tespite ulaşabiliriz.
Bu anlamda şimdi eleştirmenle sinema yazarını bir an birleştirelim.
Yani aynı kişi olduğunu düşünelim.
Yani bir eleştirmen bir film üzerine eleştiri yapıyorken aslında hem sinema tarihi hem de sinema kuramı bilgisinden yola çıkarak ortaya bir yorum sunuyordur
arkadaşlar. Her sinema eleştirmeni için dediğim gibi bunu yaptığını iddia edemem.
Her sinema eleştirmeninin bu yeterlilikte olduğunu iddia edemem.
Ancak idealde olması gereken de...
Sinema eleştirmenleri, sinema yazarları sinema tarihi üzerine bilgilerini, sinema kuramı üzerine bilgilerini üzerlerine yorum yaptığı filme giydirerek diyeyim ya da oradan yola çıkarak bir
film yorumu ortaya çıkarırlar.
Buradan yola çıkarak filmleri iyi ya da kötü ya da başarılı ya da değerli ya da değersiz derler.
Ve kaçınılmaz olarak da yine olması gerekeni söylüyorum.
Sadece iyi ya da kötü diyerek.
Sözlerini bitirmezler.
Bir filme neden iyi ya da neden kötü dediklerini hem sinema tarihi bilgileri hem de sinema kuramı bilgilerinden yola çıkarak açıklamaları beklenir.
Açıklamaları beklenir ki o kişinin, o sinema yazarının biz neden o filmi iyi ya da kötü, başarılı ya da başarısız bulduğunu anlayabilelim.
Şimdi bu noktadan sonra belirtilmesi gereken birkaç nokta daha var.
Şimdi arkadaşlar normal şartlarda Birçoğumuz eleştirmenlere tepki gösteriyoruz değil mi sinema yazarlarına?
Yani işte şu filmi beğenmiş, ben şu filmi çok seviyorum ama şu sinema yazarı beğenmemiş diyoruz hemen hemen hepimiz.
Bunu demeyen neredeyse sinema sever yoktur.
Ve bir yandan da sinemacıların sinema yazarlarına çok ciddi tepkiler gösterdiğini görüyoruz.
Şu kişi şöyle bir film yapmış, şu sinema yazarı onun filmini gömmüş.
Şimdi şu nokta çok önemli arkadaşlar.
Sinema yazarı hem fikir olmak zorunda değil, fikrini merak ettiğimiz kişidir.
Yani siz bir sinema yazarının bir filmi başarılı bulmasını veya başarısız bulmasını doğru bulmayabilirsiniz.
Fikriniz o kişiyle aynı olmayabilir.
Bunda gerçekten hiçbir mahsur yok.
Hatta argümanların da yeterince güçlü bulmayabilirsiniz.
Ya da argümanlarına katılmıyor da olabilirsiniz.
Burada bir problem yok. Ancak...
Her şekilde sinema yazarı fikrini merak ettiğiniz kişidir.
Acaba şu sinema yazarı şu filmi nasıl bulmuş?
Ve öyle bulurken bunu hangi argümanlarla, hangi açıklamalarla bezemiş?
Bunu merak etmek zaten sinema yazarının ve eleştirmenin sinema dünyasındaki yerini tescilleyen ve gerekli göstermeye yetecek bir şeydir arkadaşlar.
Bu birincisi. İkincisi de şimdi sürekli sinema yazarlarını koruyorum gibi bir durum ortaya çıktı.
Ancak fikrim aslında bu değil.
En başından beri söylüyorum ya ideallerden bahsediyorum ben.
Her sinema yazarının bu yeterlikte olduğunu iddia etmiyorum.
Bir yandan da sinema yazarlarının da şu tip bir yanılgıya çok sıkça düştüğünü görüyoruz.
Normal şartlarda sinema yazarının biz bilgisi için mi ona ilgi duyuyoruz?
Yoksa beğenisi için mi?
Burada da ciddi bir ayrım söz konusu arkadaşlar.
Şu sinema yazarı şu filmi çok beğenmiş.
Aslında samimiyetle söyleyebilirim ki kendi adıma bir sinema sever olarak hangi sinema yazarının hangi filmi beğendiği gerçekten çok da umurumda değil.
Önemli olan o sinema yazarının o filmi başarılı bulup bulmadığı.
Yani az önce söylediğim gibi hem sinema tarihi hem de sinema kuramı bilgisinden yola çıkarak o filmi nasıl değerlendiriyor o sinema yazarı?
Bakınız bu bilgi beğeni demek değildir.
Çünkü beğeni gerçekten başka bir şeydir.
Bilgi, inceleme, eleştiri, yorum hatta film okuma bambaşka bir şeydir.
Sinema yazarlarından normal şartlarda biz bilgilerini istiyoruz.
Deneyimlerini istiyoruz.
Sinemasal yeterliliklerini istiyoruz.
Beğenilerini istemiyoruz.
Örneğin ben kendi adıma söylüyorum.
Bir sinema yazarı olarak hemen örnek vereyim.
Star Wars filmi.
Ben kendi adıma söylüyorum.
Star Wars filmini çok beğenmiyorum.
Kendi adıma çok sevmiyorum. Ancak Star Wars'un sinema tarihinin en büyük filmlerinden ve en iyi filmlerinden de aynı zamanda biri olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim.
Bir filmi çok sevmiyorsam, çok beğenmiyorsam nasıl onu bir başyabıt kılabiliyorum?
İşte sinema tarihi bilgim ve sinema kuramı bilgim, sinemanın gelişimi üzerine yaptığım araştırmalar, incelemeler Star Wars filminin sinema tarihinin en büyük ve en önemli filmlerinden bir tanesi
olduğunu kabul etmemi mecbur kılıyor arkadaşlar.
Ben istediğim kadar sevmeyeyim Star Wars'ı.
Bu çok önemli değil. Örneğin siz dinleyici arkadaşlar benim, Görkem'in fikirlerini mi?
Yoksa beğenilerini mi merak ediyorsunuz?
Benim beğenilerimi merak etmenizde de bir sakınca yok.
Hani bu da konuşulabilir. Bunun üzerine de sohbetler gerçekleştirilebilir.
Burada da bir problem yok. Ancak normal şartlarda idealinde bir sinema yazarının, bir sinema tarihçisinin bilgisini, birikimini ve sinemasal yeterliliğini deneyimlediğimizi,
deneyimlemek istediğimizi varsaymamız aslında sinema yazarlarına ve eleştirmenlere tutturacağımız bakışı daha doğru.
daha verimli bir platforma çekecek bir bakıştır diye düşünüyorum.
Evet bugün biraz konuyu özetlemeye çalıştık ancak sanırım yetmedi.
Başka bir programda eleştirmenler üzerine tekrar konuşuruz gibi geliyor bana.
Şimdilik çok teşekkürler dinlediğiniz için görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
