
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu hafta, film tavsiyelerinde türümüz Savaş Konulu Filmler. Birbirinden farklı ve çarpıcı 6 savaş filmi sizlerle. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda film tavsiyelerine devam ediyoruz ve seçtiğimiz tür ise savaş filmleri.
Savaş konulu filmler arkadaşlar genellikle aynı zamanda tarihsel filmler oluyorlar.
İnsanlık ne yazık ki tabii geçmişinde çok sayıda savaşa iştigal etti, savaş çıkardığı, savaşa katıldı.
Tarihimiz ne yazık ki savaşlarla dolu ve savaş konulu filmler de...
İşin teknik, estetik ya da anti estetik diyelim heyecan verici aksiyonlu tarafını bize yansıtmaya çalışırken aynı zamanda insanlık tarihinin bu sarsıcı olaylarının perde arkasını
da iç dinamiklerin de bize iletmeye ve tabi bunları da incelemeye, işlemeye oldukça meraklı oluyorlar.
Bundan dolayı 2. Dünya Savaşı'ndan tutun, Vietnam Savaşı'ndan geçin ya da Körfez Savaşı'ndan tutun ya da şu an adını anlamayacağımız...
Çok sayıda savaşın da perde arkasını ya da o savaş hakkındaki bilgileri de aslında biz savaş filmlerinden öğreniyoruz.
Tabi savaş filmlerinin kaçınılmaz bir objektiflikle her şeyi yansıttığını da elbette iddia edemeyiz ama bu açıdan savaş filmi yapanların, bu yönetmenlerin mümkün olduğunca hemen hemen her zaman değil ama çoğunlukla
tarafsızca sunmaya ya da belli bir tarafı tutmaktansa savaşın korkutuculuğunu, ürkütücülüğünü bize yansıtmaya çalıştıklarını görüyoruz.
Genel olarak böyle bir eğilim var.
Tabi savaş filmleri üzerine çok sayıda inceleme burada ayıklama yapabiliriz ama çok lafı uzatmadan ben filmlerime geçeyim, önerilerime geçeyim.
Benim çok sevdiğim bir film bu.
Aslında izleyicilerden çok yüksek oranda ilgi görmüş ve çok başarılı bulunmuş bir film değil ama ben buna biraz şaşırıyorum.
Bence çok iyi bir film arkadaşlar.
2010 yapımı Green Zone, Yeşil Bölge.
Paul Grangras'ın yönettiği bu Jason Bourne serisini yapan yönetmen arkadaşlar.
Geçtiğimiz haftalarda Aksiyon Yıldızları dosyasını açmıştık.
Orada Jason Bourne'dan bahsetmiştik.
Paul Grangras o serinin ikinci ve üçüncü filmini yapan yönetmen.
Hatta iki, üç ve dördü yapan yönetmen.
Ve orada da Matt Damon'la çalışmıştı.
Harika bir iş ortaya çıkarmıştı.
O serinin ikinci ve üçüncü filmini yaptıktan sonra yine Matt Damon'la birlikte Green Zone filmini yaptılar.
Bence çok iyi bir film. Matt Damon'ın oyunculuğu yine çok iyi.
Paul Grangras'ın yönetmenliği inanılmaz iyi bence.
Çok iyi bir yönetmen adam gerçekten.
Yani bir savaş filmi olarak Green Zone gerçekten çok çiğ, çok sarsıcı ve aynı zamanda bir aksiyon filmi tabii ki.
Aksiyon sahneleri falan muhteşem çekilmiş.
Çok sürükleyici, çok gerçekten gergin ve aynı zamanda körfez savaşı üzerine bir film bu arkadaşlar.
Daha doğrusu... Amerika Birleşik Devletleri'nin Amerika'nın Irak'a yaptığı işgalle ilgili bir film ve o işgalde hatırlıyorsunuzdur belki hatırlayan arkadaşlar vardır.
Irak'ta nükleer silahlar olduğu iddiasıyla Amerika oraya girmişti.
O zamanki Amerikan Başkanı Bush nükleer silahları bulduk dedikten birkaç ay sonra bu nükleer silahlar bir yerlerde olmalı gibi bir demeç vermişti.
Zaten Bush'un devirdiği çamlar ve kırdığı potlar meşhurdur Amerikan siyaset tarihinde.
Bu film de Amerika'nın Irak girişinin aslında tamamen kendi şahsi çıkarları üzerine olduğunu, bir petrol sömürüsü olduğunu, aslında ortada nükleer silah falan olmadığını
kayıtlara geçiren filmlerden bir tanesi.
değil tabii ki Green Zone ama çok da iyi bir öyküsü var.
Çok seçkin karakterleri var.
İşin politik tarafı var.
Gerçekten çok güçlü. Birçok insan bu filmi izlediğinde film bilmediğimiz bir şey anlatmıyor.
Zaten bildiğimiz şeyleri anlatıyor gibi bir eleştirde bulunmuşlardı ama bunları çok iyi bir senaryoya ve kurguya sığdırması, çok akıcı bir öyküyle bir arada bize sunması ve aynı zamanda sarsıcı ve düşündürücü
çok sayıda sahneye imza atmasıyla bence Green Zone son zamanlarda yapılmış.
Son 10-20 sene içerisinde yapılmış.
En güzel, en keyifli, en inceleyici savaş filmlerinden bir tanesiydi bence.
Ve özellikle orada Irak'ta bir karakter var.
Freddy diye. Adı Freddy değil de You Can Call Me Freddy diyor.
Bana Freddy olarak hitap edebilirsiniz diyor filmde.
Biz de öyle diyelim. Freddy adlı bir karakter var.
Onun filmin sonlarına doğru bir repliği var ki of yani.
Diyorum arkadaşlar Green Zone genel yargıya bakmayın siz.
Hani birçok insan iyi fena değil yani işte idare eder gibi yorum yapıyor filmle ilgili ama bence gayet de iyi bir film ve savaş filmi severlerin hem de Amerika'nın Irak'ı işgal etmesi üzerine bir şeyler
izlemek isteyen arkadaşların ilgisini çekecek ve çok da seveceği bir film olduğunu düşünüyorum.
2010 yapımı Green Zone.
Tavsiye edeceğim ikinci film oldukça farklı bir film.
Bu film 2001 yapımı arkadaşlar.
Deniz Tanoviç'in yönettiği Bosna Hersek Savaşı üzerine bir film.
No Man's Land tarafsız bölge.
Tam çeviri olarak zaten bizde de gösterilmişti No Man's Land.
O yıllarda 2001 yapımı film sanırım 2002'dir.
Şimdi bakmadım sizi yanıltmak istemem ama en iyi yabancı film Oscar'ını almıştı zaten.
Ya o kadar güzel, o kadar ince bir film ki Bosna-Hersek Savaşı'nda bir Bosnalı, şimdi Bosna ile Sırbistan tabii savaşıyor o zaman ve bir Bosnalı askerle bir Sırp asker
ait oldukları birlikten bir şekilde kopuyorlar ve tarafsız bir bölgede ikisi birlikte yalnız kalmak zorunda kalıyorlar.
Şimdi o kadar ilginç bir durum ve an ki yani savaş alanı burası tabi cephenin içerisinde bir yer.
Her an hani sağdan soldan ileriden geriden hani hemen yakınlarında değil ya 20 metre yakınlarında çatışma olmuyor ama neticede ateş altında bir bölge burası.
Ve bu ateş altındaki bölgede tarafsız bölgeler olur.
Bazı savaşlarda böyle duyarız.
İşte ikmal yapılan veya sivillerin korunduğu gibi bölgeler olur böyle.
Burası tarafsız bir bölge.
Yani kimsenin normalde ateş açmaması gereken bir bölge.
Bu iki asker resmen buraya sığınıyorlar.
Ve sağa gitseler birileri öldürecek.
Sola gitseler birileri öldürecek.
O kadar. Ve tabii ki bunlar iki tarafın askerleri.
Yani birbirleriyle de düşmanlar aynı zamanda.
Birbiriyle savaşan tarafların askerleri.
Gerçekten çok inceleyici bir ya böyle bir sanat filmi gibi değil.
Hani çok böyle sıkıcı böyle çok sizi düşündürelim savaş üzerine biraz gibi bir tavırda değil.
İşin çok böyle ince bir komedi tarafı da yok değil.
Yani komik bir film değil ama çok ince böyle mizahi tarafları da var.
Çok derin karakter analizleri var.
Hem savaş olgusu üzerine ama özellikle de sadece savaş olgusu değil.
Bosna ve Sırbistan savaşı üzerine de çok derin tespitleri var gerçekten.
İlginç bir film. Farklı bir film.
Birçok ülkenin birlikte yani bir Hollywood filmi değil yani.
İşte Bosna Hersek.
O zaman için ondan önceki Yugoslavia diyelim hani artık dağılan.
İtalya, Fransa, İngiliz de vardı yanlış hatırlamıyorsam.
Böyle çok uluslu bir film yani.
Birçok yerden hem destek almış farklı ülkelerden teknik sinemacıların işin içerisinde bulunduğu bir film bu.
Çok keyifli, çok farklı, düşündürücü ve aynı zamanda...
Biraz da tanıtıcı da aynı zamanda hani Balkanlardaki o siyasi atmosferi, savaş atmosferi üzerine de güzel sözler söyleyen bir film.
No Man's Land 2001 yapımı tarafsız bölge, savaş filmi sevenlerin ve Bosna-Herzegovina savaşı, Bosna-Sırbistan savaşı üzerine de belge niteliğinde bir film izlemek isteyen arkadaşlara
gönül rahatlığıyla önerebileceğim bir film arkadaşlar.
Üçüncü film daha da bir farklı biraz daha uzaktan geliyor.
Geçtiğimiz haftalarda hep bundan bahsetmiştim ya hemen hemen her hafta bir Kore filminden örnek veriyoruz diye.
Bu film 2000 yapımı arkadaşlar.
Joint Security Area diye yani güvenli nokta.
güvenli bölge noktası gibi bir şey.
Yaklaşık öyle bir çeviri oluyor.
O yıllarda dünyada gösterim almış ama ülkemizde bildiğim kadarıyla gösterilmemiş bir film.
Çanvuk Park'ın filmi.
Tabii Çanvuk Park'ı yüksek olasılıkla tanıyorsunuzdur.
Geçtiğimiz programlarda birçok kez andık ve ülkemizde de daha çok Old Boy filmiyle, ihtiyar delikanlı filmiyle tanınan, genellikle dünyaya da sesini o filmle duyurdu zaten.
Onun yönettiği bir film.
Erken dönem filmlerinden bir tanesi arkadaşlar.
Bütün dünya henüz Çanvuk Park'ın adını duymamışken adam bu filmi yapmış ve o kadar iyi bir film ki, o kadar ince bir film ki.
Çok kısaca öyküsünden bahsedeyim.
Filmde bir sınır bölgesi var.
Hani böyle bir köprü hani bir tarafı işte bir ülke bir tarafı öteki tarafı başka bir ülke.
Tabi buradaki ülkeler Kore oluyor.
Güney Kore ve Kuzey Kore. Bir taraf Güney Kore bir taraf Kuzey Kore.
Arada bir köprü var ve köprünün ortasından sınır geçiyor.
Bir tarafta tabii bir gözetleme nöbet kulesi var.
Öteki tarafta da bir gözetleme nöbet kulesi var.
Kulübeler birbirine saldırıyor ve bunların bir tanesinde daha doğrusu saldırıyor demeyelim.
Bunların bir tanesinde bir cinayet işleniyor arkadaşlar.
İlginç biçimde. Ve burayı araştırmaya gelen bir askeri denetçi diyelim.
Müfettiş diyelim ya da polis diyelim.
Askeri polis olmaz ama öyle diyelim hadi.
Bunu araştırmaya gelen yani bir askeri personel var.
Olayı araştırmaya başlıyorlar. Hani burada ne olmuş?
Kim kimi öldürmüş? Neler olmuş?
Nasıl bir cinayet işlenmiş diye. Aslında saf bir savaş filmi değil.
Yani bir cephede geçmiyor.
Ama bütün tabi burası bir sınır noktası.
Askeri bölge aynı zamanda tüm karakterler askerler.
Ve bir tür dedektiflik filmi gibi bir suç öyküsü gibi aslında.
Hani bir dedektifin bir olayı çözmesi gibi ya.
İşin içinde bir gizem var. Ne olmuş acaba burada?
Kim kimi öldürdü? Nasıl oldu?
Gibilerinden bir öykü bu. Gerçekten çok...
Çok etkileyici. Karakterler harika.
Yavaş yavaş böyle geriye dönüşlerle karakterlerin öyküsünü görüyoruz, tanıyoruz.
Olayı çözmeye çalışan kişi olayı çözdükçe farklı gerçeklere varıyor falan böyle.
Yani hem gizemli hem tam bir askeri disiplin ve savaş ortamı içerisinde süre giden ve tabii Kuzey Kore ve Güney Kore'nin birbirine çok sert biçimde geçmişten beri bilendiği atmosferi
de çok iyi. Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Dediğim gibi zaten Kore'den geldiği için farklı da bir film.
Sürekli izlediğimiz o çılgınca aksiyonlar içeren aksiyon olsun diye yapılmış savaş filmlerinden bir tanesi değil.
Oldukça farklı bir film.
Keyifli bir film. İzlemenizi öneririm.
Bir sonraki filmim daha da farklı bir film.
Bayağı sarsıcı, bayağı da farklı bir film.
Arkadaşlar 2004 yapımı Downfall, düşüş denebilir.
Hani düşme, düşüş diye isimlendirebiliriz.
Oliver Hitchbigel'in yaptığı film bir Alman-Avusturya ortak yapımı.
Arkadaşlar filmin... Konusu ve bütün olayı aslında gayet öz yani.
Adolf Hitler'in son günleri.
Yıl 1945, İkinci Dünya Savaşı sürmekte ya da bitmek üzere.
Çok tabii hiçbirimiz şu an için yaşamış, o günleri yaşamış dinleyicimiz herhalde çok yoktur ya da çok azdır diyeyim.
Bizim için tabii ki tarihten parçalar bunlar ama bu filmi izlediğinizde resmen İkinci Dünya Savaşı'nın son anlarını Ve bir de Almanya tarafından yani yenilen tarafın gözünden
öyle bir soluyorsunuz, öyle bir yaşıyorsunuz ki çok özenli bir film, çok ince bir film ve Adolf Hitler'in sekreterinin gözünden anlatılıyor.
İşte Adolf Hitler artık hani insanlık tarihinin en büyük canisi ve katili denebilir herhalde Adolf Hitler için.
Korkunç bir lanet yaymış bir tabii ki lider olarak, faşist bir önder olarak.
Onu tanıtabiliriz ve onun son anlarını film anlatıyor ve ilginç biçimde dediğim gibi sekreterinden gözünden anlatıyor.
Ancak elbette film Adolf Hitler'i karşı en küçük bir sempati yaratmaya falan çalışmıyor.
Yani onun öyküsünü anlatıyor, onu odağa alıyor.
Ancak çok soğuk, çok tarafsız, sadece o zamanlar için olan biteni resmetme amacı gütmüş, çok ince bir...
Çizginin üzerinde yürümeyi başarmış bir film gerçekten arkadaşlar Dan Foll.
Ve filmde elbette Hitler'le özdeşleşme söz konusu değil ya da bir sempati duyma gibi bir durum söz konusu değil.
Ancak onun sekreterinin gözünden anlatılması ve o ortamda olan bitenin tedirginliği ve o karakterler için en azından ürkütücülüğü o kadar güzel, o kadar ince yansıtılmış ki.
Anlıyorsunuz yani bu kadar büyük bir egonun tüm dünyayı yani kan gölüne çevirebilen bir hissiyatın bir ruh halinin çöküşünü seyretmek aslında bir anlamda film gayet soğuk ve mesafeli
olsa da izleyene şimdi zevk veriyor ya da keyif veriyor demeyeceğim ama hani sinematografik olarak çok doğru biçimde resmedilmiş ve bize sunulmuş olması gerçekten göz okşuyor.
Bu filmi izlemek hem tedirgin edici hem çok sarsıcı hem de...
Böyle yani dediğim gibi karakterlerle bir duygusal bağ kuramıyorsunuz ama onları anlıyorsunuz.
Bu hak vermek demek değil elbette dediğim gibi ama anlıyorsunuz ve onların dramına da film sizi tarafsız bir göz sunsa da ortak ediyor bir şekilde ediyor neticede bizi onlarla özdeşleştirmese
de. Bu anlamda film gerçekten çok ince bir çizgide yürümeyi başarmış.
2004 yapımı Downfall düşüş çok farklı bir savaş filmi.
İkinci Dünya Savaşı'nın genellikle elbette tabii haklı olarak lanet okunan Yani Hitler tarafına da bir pencere açan ve orada da olan bitenleri çok güçlü bir sinematografiyle
ancak elbette tarafsız ve mümkün olduğunca ince bir çizgide işleyerek bize yansıtan gerçekten çok iyi bir film.
Çok seçkin bir film. Tabii birçok ödül aldığı çok sevildi.
Tüm dünyada izlendi ve takdir edildi gerçekten.
Siz de izlerseniz en azından konuya azıcık bile ilginiz varsa çok izlediğinizi sevineceğiniz bir film olacağını tahmin ediyorum.
2004 yapımı Downfall.
Vereceğim diğer film arkadaşlar biraz daha farklı bir film.
Bu da 2. Dünya Savaşı filmi.
Ancak işin içerisinde biraz farklı bir doku var.
Şöyle ki 2. Dünya Savaşı'nın artık sonları.
Biliyorsunuz Almanlar hani işte bütün Avrupa'yı tarumar etti ve Rusya'ya doğru giriyorlardı.
Leningrad'da yenildiler ve ondan sonra zaten çöküş başladı.
Downfall'daki gibi bir önce andığım film gibi.
Burada arkadaşlar filmde Leningrad'da normal bir şekilde yani savaş devam ederken bir anlamda da...
Bu savaş ortamında tetikçiler var sniper denen hani uzaktan böyle dürbünlü tüfekle birilerini öldüren askerler var.
Ve o kadar ilginç ki Rusya tarafında bir tetikçi var ve çok fazla sayıda Alman askerini öldürüyor.
Hiç kimsenin tabi ruhu bile duymadan yani.
Açıkça savaşmıyor çünkü bir yerlere gizlenip öldürüyor böyle hani uzaktan tak diye indiriyor kimsenin haberi olmuyor falan.
O kadar çok sayıda asker öldürüyor ki bu asker yenilmeye yüz tutan ya da güçleri oldukça zayıflamış Rus tarafının moral kaynağı oluyor ve bu cephede böyle bir dedikodu gibi bir
kahramanlaştırılıyor öyle söyleyeyim.
Herkes bunu duyuyor ve Alman askerleri çok ciddi biçimde savaşı kaybetmekten değil bu sniper tarafından, bu tetikçi tarafından öldürülmekten korkmaya başlıyorlar ve morallerini yitiriyorlar.
Ve bu moral bozukluğu neredeyse Almanların cepheden mağlup ayrılmalarına sebep olacak seviyeye geliyor.
O kadar ilginç ki. Ve bunun üzerine Alman hükümeti bunu duyuyor, Alman askeri birlikleri genel kurmayı bunu duyuyor ve bu tetikçiyle mücadele etmek üzere buraya başka bir tetikçi yolluyorlar.
İşte filmde bu iki tetikçinin mücadelesini izliyoruz arkadaşlar.
Elbette 2. Dünya Savaşı atmosferi.
Leningrad'dayız. Çok ciddi bir savaş var ortada.
Ama hem o savaşı anlatıyor film.
Ama o cephede, o savaşın içerisinde bu iki tetikçinin birbirini avlama çabasını da resmediyor aynı zamanda.
Gerçekten çok etkileyici bir film arkadaşlar.
Atmosfer zaten çok iyi.
Filmin yönetmeni Jean-Jacques Annot.
Fransız bir yönetmen.
Ve aynı zamanda Hollywood'la böyle yani şey bu şimdi bir Hollywood yapımı aslında.
Yani ortak yapım Hollywood'dan geliyor.
Ama Jean-Jacques Annot çok böyle Hollywood'la çalışmış Tibet'te 7 yıl gibi bir film yapmıştı mesela.
Brad Pitt'le çalışmıştı. Yani Hollywood'da biraz gevşek ilişkileri olan bir yönetmen.
Hollywood'da da bir ofisi var ama tam bir Hollywood yönetmeni değil.
Biraz böyle o Avrupalılığını çok kaybetmemiş bir yönetmen.
Film de böyle tam bir melez film olmuş yani.
Biraz böyle bir Avrupa sineması, Fransız sineması, Alman sineması hisleri var.
Bir yandan da Hollywood etkisi de yok değil.
Mesela başrolde Jude Law var, Ed Harris var, Rachel Waits var.
Böyle Hollywood'un bayağı sağlam güçlü Amerikalı oyuncuları var ama dediğim gibi biraz melez bir film.
Çok güzel bir dokusu var. Filmin sanat yönetimi, özellikle ses işçiliği olağanüstü.
Gerçekten o kadar iyi ki. Yine 2.
Dünya Savaşı üzerine Almanlar, Ruslar falan böyle iki tarafı üzerine de çok güzel tespitleri var.
Aksiyonu, vuruşma sahneleri gayet tedirgin edici, gayet gergin.
Ama dediğim gibi daha çok bu iki tetikçinin birbirini avlama gerilimi üzerine.
Aynı zamanda bir gerilim filmi gibi.
Yani arkadaşlar gerçekten geriyor insana böyle çok tedirgin oluyorsunuz.
Kim kimi hani avlayacak hani savaşı bir kenara bırakmıyorsunuz.
Çünkü atmosfer gerçekten tam bir savaş atmosferi.
Bu iki tetikçinin birbiriyle olan inceliği, mücadelesi, işin hileleri falan böyle çok çarpıcı gerçekten.
Çok iyi. Enemy of the Gates 2001 yapımı öneriyorum arkadaşlar.
İlginç, farklı ama aynı zamanda tam bir savaş filmi.
Önereceğin son film? Evet 6.
film oluyor. Bugün 6 tane film seçtim.
5'e indiremedim hangisini eleyim bir türlü karar veremedim.
Onun için 6 tane film tavsiye etmiş olacağım.
Kısa kesmeye çalışacağım. Son filmimde bunu anmasam olmazdı gerçekten.
Savaş filmleri içerisinde bir tane de anti savaş filmi anmam galiba yerinde olacaktır.
2005 yapımı Jarhead arkadaşlar.
Sam Mendes'in yönettiği Sam Mendes baya böyle hepinizin aslında tanıdığı adını bir an aklınıza gelmese de Amerikan güzelini yapan yönetmen arkadaşlar.
İlk filmiyle en iyi yönetmen Oscar'ını almış yönetmen.
Aslında bir tiyatro yönetmeni Sam Mendes ama sinemaya geçişi gerçekten çok iyi oldu.
Yaptığı filmlerin hemen hemen hepsi iyi yani.
Gerçekten güçlü bir giriş yaptı sinemaya.
Jarhead de Körfez Savaşı üzerine arkadaşlar.
Amerika'daki... Askerlik seçimlerinden başlıyor yani öyle söyleyeyim.
Bu insanlar askere gidecekler.
Ülkeleri için savaşmak isteyen gayet böyle vatansever, patriot askerler savaşa gidiyorlar.
Körfez Savaşı'na. Ama ilginç bir şey var arkadaşlar.
Savaşamıyorlar. O kadar söyleyeyim.
Savaşılamayan bir savaş filmi arkadaşlar.
Tam bir psikolojik inceleme.
Tam bir böyle hem Körfez Savaşı üzerine de çok güzel tespitler var ama hani Yani şunu düşünün hani çok uzun süre neyse şimdi bir yandan da spoiler vermiş olacağım.
Bunu da yapmak istemiyorum. O kadar söyleyeyim arkadaşlar.
Ülkeniz için bir şeyler yapmak istiyorsunuz.
Savaşmak istiyorsunuz ama savaşmaya fırsat bulamıyorsunuz gibi.
Böyle çok ilginç bir film gerçekten.
Bu karşı taraf falan yok burada.
Yani hani işte o taraf iyi bu taraf kötü ya da herhangi bir taraf iyi ya da kötü.
Burada iyilik kötülük falan yok. Bütün film Amerikan askerlerinin...
Çadırında, gezilerinde, eğitimlerinde, seyahatlerinde geçiyor.
Körfez Savaşı'na gitmiş olan Amerikalı askerlerin psikolojik durumlarını inceleyen bir film.
Çok çarpıcı bir film arkadaşlar.
Yani bir savaş filmi ama şuna rahatlıkla bir psikolojik inceleme filmi denebilir.
Savaş psikolojisi, askerlerin psikolojisi, askerlik psikolojisini inceleyen bir film olarak.
Carhead benim gördüğüm, bildiğim en çarpıcı filmlerden bir tanesi.
Tam bir dram, tam bir psikolojik inceleme filmi, tam bir aksiyon sahneleri falan da var.
Ufak tefek böyle çarpışma anları falan var filmde ama ondan çok dediğim gibi askerlerin psikolojisine içerisinde bulundukları ruh hallerine odaklanan bir film.
Çok iyi bir film. Çok çarpıcı bir film ve biraz da farklı bir film.
Klasik bir savaş filmi de değil.
O nedenle gönül rahatlığıyla size 2005 yapımı Jarhead yani Kavanoz Kafa tam çevirisiyle filmini öneriyorum arkadaşlar.
Evet bu haftalık bu kadar.
Diğer programımızda başka film tavsiyeleriyle birlikte olacağız.
Teşekkürler. Görüşmek üzere.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
