
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sinema salonları tekrar açıldı. Bakalım eski dostlar yerli yerinde mi? Bu hafta açılan sinema salonları ile sektörün durumunu konuştuk. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Diziler olağanüstü bir kaliteye çıktılar.
Eskiden yani televizyon dizisi böyle bir şey değildi.
Yine sevilen, izlenen bir şeydi ama...
Yani diziler sinema filmlerinin yanında tabii ki çok daha düşük kaliteli, çok daha mütevazi yapımlar olarak karşımıza gelirdi.
Evet belki izlerdik, severdik ama bir sinema filminin o doyuruculuğunu, o gücünü, o heybetini hiçbir dizide görmezdik.
İşte artık öyle de değil. Hiç öyle değil.
Sinema dizileri gayet sinema filmlerinden aldığımız beslenmenin fazlasını bile veren diziler var.
Ve biliyorsunuz dizi neticede evde görsel deneyimleme yöntemlerinden bir tanesi.
Yani diziyi evde izlenir.
Sinema salonunda dizi izlemek diye bir şey yok.
Bu da bunun üzerine geldi. Hani bütün bunları yazıp alt alta toplayıp bir noktaya varmaya çalışıyorum.
Şöyle bir durum arkadaşlar. Benim gördüğüm, evet şimdi sinema salonları açıldı.
Elbette şu an insanlar hani rakamlar artık çok şükür baya bir düşük olsa da birçoğumuz ve aynı zamanda tabii aşılanmış da olsak hani pandemiden birkaç ay öncesine kadar.
Çok daha iyi durumdayız şu an.
Dünyanın geneli de böyle zaten. Belki biz biraz arkadan takip ettik.
Ne yazık ki birçok alanda ve durumda olduğu gibi.
Ama yine şu an Türkiye'deki hastalığın durumu, pandeminin durumu çok da kötü sayılmaz artık.
Biraz daha günlük hayatımıza yavaş yavaş alışabileceğimiz bir duruma geldik.
Ancak, ancak, dediğim gibi bunun sebepleri olsa da ben salonların tekrar açılmasının çok da böyle büyük bir heyecan, insanlarda böyle büyük bir coşku.
Haydi toplanalım 10 kişi, 20 kişi salonlara gidelim, sinemaya gidelim.
Çok özledik o sinemanın atmosferini, o sinema salonunun dokusunu, duygusunu, ışığını, karanlığını.
Çok özledik. Hadi arkadaşlar sinemaya diyen bir kitle görmedim arkadaşlar.
Şimdi bunu sadece az önce işte sebeplerini biraz böyle hani nasıl çıktı, nereden çıktı, nasıl oldu gibi açıkladığım sebeplere dayandırmıyorum.
Elbette bunun güncel sebepleri var.
Yani hala belirli bir kesim hastalıktan korkuyor tabii ki bulaşmadan korkuyor.
Hala o pandemi tedirginliği bitmedi neticede.
O bir. İkincisi filmler gösterime girdi ama vizyon çok da zengin değil henüz.
İşte harika görmek için bayıldığımız filmler belki şu an...
Sinemalarda değil. Evet bu da bir etki olabilir.
Ya da insanlar yavaş yavaş alışıyor.
Hani biraz daha geçsin işte. Aşının ilk dozunu olduk da ikinci dozunu da olalım bari.
Veya dur işte vücut iyice bu aşıyı yesin falan diyen bir kitle de olabilir.
Bu da normal. Ama her şekilde hani bunları da alt alta yazıp toplasak da.
Ya öyle bir heyecan olduğunu.
Bilmiyorum benim gözlemim mi yanlış siz farklı bir fikirde olabilirsiniz bilmiyorum ama ben gördüğüm kadarıyla görebildiğim kadarıyla sosyal medyada takip ettiğim kadarıyla sinema salonlarını çok da büyük bir heyecanla karşıladığımızı
düşünmüyorum arkadaşlar. Bunun da bence diyorum hem hastalıkla ilgili hem vizyonun fakirliğiyle ilgili hem insanların tedirginliğiyle falan ilgili sebepleri de olabilir ama bence esas sebep gerçekten
insanların film izleme dinamiklerinin Hem işte son 10 yıldaki hem dünyadaki hem Türkiye'deki hafif bir değişimler.
Hem sosyal medya dünyasının hani görselleri artık diyeyim.
Hemen hemen çok çeşit görseli sadece sinema filmi değil.
Hem diziyi hem yani işte internet dizilerini düşünün.
Youtube'un etkisini düşünün.
Ya atıyorum veya işte TikTok gibi veya başka ufak tefek böyle video hani kısa video uygulamaları gibi.
Ya da ya Caps'lere kadar ya da Gif'lere kadar diyeyim hani.
2-3 saniyelik küçük hareketli görüntülere kadar hareketli fotoğraf deneyimleme dinamiklerinin biraz eve bilgisayar başına ekrana hapsedilmesi ya da hapsedilmesi demeyeyim biraz oradan
besleniyor olmamızın da salonlara karşı sinema salonlarına karşı eskiden duyduğumuz heyecanı törpülediğini düşünüyorum.
Ve aynı zamanda şöyle söyleyeyim arkadaşlar film izliyoruz tamam sinema filmi izliyoruz peki çok seviyoruz işte karakterler öyküler vesaire tamam her şey tamam.
Bazı türler iyiden iyiye şey olmaya başladı.
Hani eskiden çok böyle karşımıza gelip bol bol izlediğimiz bazı film türleri artık karşımıza gelmemeye başladı.
Ve insanlar artık sinemadan başka şeyler bekler oldular.
O yüzden hemen onu söyleyeyim o zaman öyle konuya gireyim.
Şöyle günümüzde artık bütün film türleri birbirine girdi arkadaşlar.
Sinema salonundan yani sinema salonunda izleyeceğimiz filmden.
Geçmiş yıllara göre çok daha fazla şey bekler olduk.
Örneğin hasılat rekoru kuran filmleri düşünelim.
Son 10 senede en çok izlenen filmleri düşünelim.
Bu şeylerden sonrasını kastediyorum.
En son Harry Potter veya Yüzgün Efendisi falan gibi büyük bütçeli ölçekli filmlerden sonra şöyle bir akım geldi.
Bir, çizgi roman ayarlamaları geldi zaten.
Buradaki sohbetlerimizde bol bol konuyu dinledik.
Anlattım zaten. Aynı zamanda bu James Cameron'un Avatar hadisesi zaten.
Avatar evreni ikincisi, üçüncüsü, beş bölümü olacak.
Hani bilmeyenler için söyleyeyim.
Toplamda beş bölüm yapacak James Cameron'ın.
Şu an onu netleştirmiş durumda.
Hatta birçoğunun gösterim tarihi bile belli.
Avatar evreni diyeyim.
Onun dışında işte Jurassic Park, Star Wars falan gibi bakın hep yüksek bütçeli.
Türlerin iç içe girdiği ve böyle anormal teknik işçilikli.
Çok çok büyük filmler arkadaşlar bunlar.
Acayip büyük filmler.
Şimdi bunu gerçekten sinema salonunda deneyimlemek evet yani bayağı geniş kitlelerin isteyeceği bir şey.
Zaten öyle olduğu için filmler çok yüksek hassas rakamlarına ulaşıyorlar.
Bunda bir gariplik yok okey.
Ama ne bileyim şık, düzgün, güzel bir aile dramı.
Güzel bir gerilim filmi.
Tatlı, sevimli bir romantik komedi falan.
Evet böyle filmler yok değil. Ama bunların hepsini evde deneyimleyebildiğimiz için hem dizilerde hem de filmlerde, televizyon filmlerinde, Netflix filminde de Gayet böyle hani bizi doyuracak çok yüksek
bütçeli böyle diyorum hani Avengers'larla, Avatar'larla, Jurassic Park'larla, Star Wars'larla hani denk olmasa da temel sinema deneyimi işte biliyorum bir aile dramı, bir karakter dramı atıyorum işte bir hapishaneden kaçış filmi, işte bir
korku gerilim filmi, işte perili ev filmi gibi filmleri biz zaten...
Netflix'ten, diğer işte sinema kanallarından falan ve hatta internetten deneyimleyebildiğimiz için bu film türleriyle yani biraz daha düşük bütçeli, daha mütevazi filmlerle sinema salonu filmi diyebileceğimiz
hani o diyorum büyük yüksek bütçeli filmlerin arasındaki şey açılmaya başladı.
Aralık açılmaya başladı.
Daha çok şey bekliyoruz sinema salondan.
Çok daha yüksek bütçe bekliyoruz.
Daha ihtişamlı türlerin iç içe işte girdiği.
5 tane 10 tane böyle yıldız statüsündeki oyuncunun aynı zamanda filmde olduğu falan.
Böyle şeyler bekliyoruz sanki sinema salonlarından.
Ve böyle filmler de yılda yani Hollywood yani dünyanın sinema fabrikası Hollywood neticede.
Hollywood'da bile böyle film yılda ne bileyim ben 3-5 tanedir.
Hadi en fazla atıyorum 10 tane zaten böyle film geliyor.
Hollywood'dan da dünyanın zaten başka bölgelerinden böyle filmler gelmiyor da.
Hollywood'da az sayıda böyle film yapıyor arkadaşlar.
Bu durumda biz görece daha düşük bütçeli, daha mütevazi, daha ölçeksiz filmleri izlemek için sinema salonuna ihtiyaç duymamaya başlıyoruz.
Yani önceden basit bir, dediğim gibi daha düşük bütçeli, daha mütevazi bir filmi izleyebilmek için de hadi bu hafta sinema salonuna gidelim dediğimizde gidip öyle bir film izleyip de sinema salonundan gayet mutlu ayrılabiliyorduk
önceden. İşte artık böyle bir şey yok çünkü onu evde deneyimleyebiliyoruz.
Öyle bir gereklilik hissetmiyoruz.
Sinema salonuna gideceksek biraz da zahmet çekiyoruz artık.
Çok büyük çoğunluğumuz artık büyük şehirlerde yaşıyoruz.
Ve dediğim gibi filmlerin çok büyük çoğunluğunu AVM'lerin içerisindeki sinema salonlarından deneyimleyebiliyoruz.
Yani bir filmi izlemek için 10 sene öncesine göre, 20 sene öncesine göre, 30 sene öncesine göre çok daha fazla hem emek, hem zaman, hem enerji, hem de para harcamak zorunda kalıyoruz.
Bu durumda da... Avatar 2'yi sinemada izlemek istiyoruz veya işte ne bileyim Avengers'ı tekrar sinemada izlemek istiyoruz.
Daha düşük bütçeli, daha mütevazı bir filmi evde de deneyimleyebiliyor iken tekrar sinema salonuna gitmek ve dediğim gibi o zahmeti, o enerjiyi, o çabayı harcamak istemiyoruz.
Ancak çok yüksek bütçeli evde izlediğimiz takdirde ya yazık ya hani bu film de salonda izlenir denir ya hani bazı filmler için.
Çok ölçekli filmler için.
Böyle bir durum, böyle bir denge çıktı açıkçası ortaya.
Yani hem az önce saydıklarım hem de bu özellikle son söyleyeyim en önemli nokta bu bence.
Bu hani daha ölçeksiz filmlerle daha ölçekli filmler arasındaki farkın...
Giderek açılması ve evde film deneyimleme olgusunun çok daha fazla güçlenmesi sebebiyle bence bu pandemi de işin tozu biberi olduğu insanların sinema salonuna olan ilgisi, sevgisi bitti demiyorum.
Tabii ki yine sinemaları gidilir, gidilecektir falan ama bence arkadaşlar hiç eskisi gibi olmayacak.
Yani pandemi öncesinde dediğim gibi biraz başlamıştı zaten o sinema salondan soğuyan kitle artık eskisi kadar fazla sinema salonuna...
istekli, meraklı, çok böyle düşkün olan kitlere bir azalma böyle bir şey vardı.
Hafif bir soğuma vardı. Pandemi de onu körükledi ve iş biraz daha böyle tadı kaçtı.
Yani sinema salonları buna karşı nasıl bir önlem alır veya nasıl bir girişimde bulunur artık onu bilmiyorum.
Onu biraz zaman görecek. Hepimiz takip edeceğiz ama evde sinema deneyimleme, evde film deneyimleme olayı hem pandeminin etkisiyle hem de sinema salonlarının bazı yanlış stratejileri hem de aynı zamanda sinema dünyasındaki
Hem dönüşümler hem Netflix etkisi vesaire böyle birçok farklı değişkenin bir araya gelmesiyle bayağı bir değişti.
Pandemi de dediğim gibi bunun tuzu biberi oldu.
Bakalım önümüzdeki günlerde nasıl olacak?
Tabii ki umuyoruz ki yine salonlar eski neşesine ve o enerjisine kavuşsun diye umuyoruz ama dürüst olmak gerekirse ben pek sanmıyorum.
Belki yanılırım. Bakalım hep birlikte göreceğiz.
Bu haftalık bu kadar. Önümüzdeki hafta sinema salonlarının devamında görüşmek üzere.
Teşekkürler. Selamlar arkadaşlar.
Sinema Atresi'ne hoş geldiniz. Bu haftaki programımızda sinema salonlarından bahsedeceğiz.
Sinema salonları açıldı tekrar biliyorsunuz.
1 Temmuz itibariyle ülkemizde pandemi kısıtlamaları kaldırıldı.
Sinema salonları açıldı. Filmler gösterime girmeye başladı.
Ve işte artık matine takip etmeler, bilet almalar.
Hadi şu filme gidelim. Aa şunu mu görelim.
Bu hafta pek de bir şey yokmuş.
Demeler başladı biliyorsunuz.
Sosyal medyada zaten bunun üzerine hemen sohbetler de başladı.
Tabii herkes bunu konuşuyor. Şu filmi gittim.
Aa çok güzeldi. Ama tabii ben biraz böyle pozitif yaklaşıyorum gibi görünebilir ama aslında bu konudaki fikrim çok da olumlu değil.
Aksine olumsuz biraz bundan bahsedeceğim.
Çünkü bence insanların film izleme dinamikleri pandemideki hani sinema salonlarının kapatılması ve kısıtlaması durumundan önce de bence değişmeye başlamıştı.
Malum Netflix'in özellikle ve başka tabii özel kanalların yani sinema veya film kanallarının.
Çok yükselmesi, güçlü bir şekilde piyasaya girmeleri, çok güçlü iyi filmler gösterime sokmaları.
Aynı zamanda hatta Roma'ydı galiba bunun en böyle top yaptığı nokta.
Netflix yapımı bir filmin en iyi film Oscar'ını alması, artık Netflix filmlerinin Oscar'larda boy göstermesi.
En meşhur, en güçlü oyuncuların hani böyle A sınıfı oyuncuların ve yönetmenlerin hem dizi yapması yani televizyona film üretmeleri hem de...
Böyle televizyon yapımlarında çok yüksek bütçeli filmlerde çok önemli özel böyle seçkin filmlerde rol almaları ve bunların birer televizyon filmi olması aslında bakarsanız.
Hani televizyon filmi şeyde bitti artık aslında öyle söyleyelim.
Hani televizyon filmi önceden yani 80'lerde 90'larda hatta 2000'lerde televizyon filmi ve sinema filmi diye bir ayrım vardı.
Artık bu ayrım da ortadan kalktı.
Normal şartlarda B filmi veya A filmi gibi bir ayrım da vardır sinema tarihinde.
A sınıfı film deyince işte en yüksek kaliteli en parlak sinemacıların bulunduğu falan filmler denir.
B filmi deyince biraz daha düşük kalite, ikinci kalite.
Hani onların da kendi yönetmenleri, yıldızları falan vardır böyle ya.
O hani daha çok kalite filmleri, dövüş filmleri, uzak doğu filmleri falan.
Ya da ucuz aksiyon filmleri vardır bu B sınıfı filmler içerisinde.
İşte 80'lerin yamyam filmleri, bazı korku filmleri, korkunun alt türlerinde falan bazı filmler B filmidir.
Bunun üzerine sinema tarihinde birçok şey yazıldı, çizildi falan ama önceden hani A filmi, B filmi diye bir ayrım vardı.
Televizyon filmi ve sinema filmi diye bir ayrım vardı.
Bunlar bir anlamda hem biraz böyle mertebeydi, bir kalite farkını da işaret ederdi.
Sadece hani hedef kitle veya sunulan mecrayı belirten şeyler değildi bunlar.
Filmlerin kaliteleriyle de. Tüm kaliteleriyle ilgili ayırımlardı.
Ama şimdi günümüzde bütün bu dengeler değişti.
2000'li yıllardan sonra diyorum özellikle Netflix'in patlayıp büyümesi, yükselmesi.
Onun dışında başka bazı sinema dizi kanallarının olması.
İnsanların bunlara çok yüksek oranda ilgi göstermesiyle.
Yakın zamana kadar da dediğim gibi pandemi öncesinde özellikle Roma filminin en iyi film Oscar'ını alması, Oscar'larda boy göstermesi, başka Netflix yapımlarının Oscar'larda boy göstermesi ve hatta Oscar'ların Netflix yapımlarına
mecburen onları da aday kapsamına ve ödül kapsamına alması durumları gibi böyle pandemi öncesinde hani televizyon yani evde daha doğrusu televizyon demeyelim artık evde film...
Deneyimiyle ve dinamiğiyle sinema salonlarında film izleme dinamikleri arasında böyle bir denge bozumu olmuştu zaten.
Biraz da bundan bahsedeceğiz.
Şimdi dünya böyle, durum böyle.
Yani Türkiye'de tabii bu anlamda dünyanın bir parçası ama Türkiye'de başka dinamikler de söz konusu arkadaşlar.
Sinema salonlarına karşı diyorum pandemi öncesinde yavaş yavaş böyle bir sinema salonlarından soğuma, sinema salonlarına karşı tepki başlamıştı bence.
90'lardaki 2000'lerdeki hani ondan çok daha öncesi tabii ki.
Yani sinema salonları her zaman ta hani Vizontele filmlerini düşünün.
Yani 1900 işte Türkiye'de 70'lerden itibaren, 60'lardan itibaren sinema salonu diye bir şey vardı zaten de.
Esas odaklanmaya çalışacağım nokta şu pandemiden önce sinema salonlarının yaptıkları.
Bazı şeyler böyle tercih ettiği bazı uygulamalar işte promosyonlar, bilet fiyatları vs.
insanların film izlemi dinamiğini, filmlerin hasılatlarını, kazandıkları parayı vs.
etkilemeye başlamıştı. Ciddi biçimde etkilemeye başlamıştı ve hatta bazı filmlerin gişesini ya da filmlerin hani genel olarak sinemalarda göstereme gelen filmlerin gişesini belirleyen şey filmlerin iyiliği, kötülüğü ya da sevilen sinemacıların
elinden çıkmış filmler olması kadar sinema salonlarının bazı uygulamaları işte promosyonları falan olmaya başladı.
Bunun üzerine geçmişte bazı tartışmalar da yaşandı.
Şimdi Türkiye'de şöyle bir dinamik var.
Hani bir bilet parasının ne kadarı saloncunun, ne kadar işte yapımcının, ne kadar dağıtımcının falan gibi böyle dengeler var.
Çok ayrıntılı bilgi vermeme gerek yok.
Bunlar teknik şeyler ama şöyle.
Yapımcılar, Türkiye'deki film yapımcıları...
Bilet parasının yaklaşık işte üçte birini falan alıyordu.
Bundan dolayı şey yapıyorlardı yani şikayetçi oluyorlardı.
Hani biz az para kazanıyoruz fazla para kazanamıyoruz.
Film maliyetleri çok yüksek seviyelere geldi.
Türkiye'de bir filmin kar edebilmesi için ya da en azından kendi maliyetini karşılayabilmesi için gereken belirli rakamlar vardı.
İşte en az en düşük bütçeli film formatı için mesela atıyorum işte.
Korku filmleri hemen hemen böyledir.
Türkiye'deki korku filmlerin hepsi değil ama büyük çoğunluğu düşük bütçelidir.
Bunların en az işte 100 bin kişi yapması, 150 bin kişi yapması lazım ki kendini çıkarsın.
İşte en az 300 bin kişi yapması lazım ki biraz para kazanabilsin, kendini çevirebilsin sektör gibi böyle bazı kıstaslar vardı.
Çizgilerin çekildiği yerler vardı.
Tabi dedim ki bu küçük...
Bütçeli filmler için, düşük bütçeli filmler için geçerli olan rakamlar bunlar yaklaşık olarak.
Ya da öyleydi. İnanın son rakamları ben de bilmiyorum.
Hani son güncellemelerle nasıl bir gişe getirisi bekleniyor.
Hani ne kadar gişe filmin kendisini karşılıyor falan.
Bunun ötesinde tabi işte Cem Yılmaz gibi, Yılmaz Erdoğan gibi, Atatürk gibi falan.
Böyle Çağan Irmak gibi daha yüksek bütçeli.
Türk filmlerini yapan yapımcılar ve sinemacılar bu konudan çok şikayetçilerdi.
Biz hani yapımcılar olarak fazla para kazanamıyoruz.
İstediğimiz gibi film yapamıyoruz.
Yapmaktan çekiniyoruz, korkuyoruz.
Çünkü Türkiye'de en fazla izlenecek film, yani izlenen film işte Recep Öbedik falandı yanlış hatırlamıyorsam.
7,5 milyon civarı izlenmişti.
Çok yüksek bütçelide film yapsanız böyle en meşhur oyuncuları da oynatsanız belli bir miktarda şey yapabiliyorsunuz.
Para kazanabiliyorsunuz ve kar marjı artmadıkça yapımcıların böyle filmlere girilmesi çok riskli oluyor.
Lafı getireceğim nokta şu bu konuda yapımcılar şikayetçi olmuştu ve Sinem Aksimum'un yanlış hatırlamıyorsam yöneticilerinden bir tanesi hani o bize film vermezse biz de başka Cem Yılmazlar çıkarırız gibi bir laf etmişti bir ara.
Şimdi orada Türkiye'de bir olay bir patlamıştı böyle çok yani çirkin bir duruma gelmişti.
İşte bilet alıyorsunuz işte atıyorum Cem Yılmaz'ın filmine yanında mısır veriyorlar işte ne bileyim kola veriyorlar falan ya arkadaş mısır afa almak istemiyorum ben yani böyle bir durum yok.
Şimdi bu bir tarafı işin bir tarafı işletme tarafı ikinci tarafı salonların kaliteleri zaten.
Daha eskilerdeki kocaman geniş böyle kaliteli ses sistemli büyük kocaman perdeli salonlar falan.
Bu AVM yapısıyla biraz aynı anda daha çok filmi gösterime sokalım.
İşte şu film Cem Yılmaz'ın filmi gösterime girdiği Hızlı ve Öfkeli mesela şu an gösterimde.
Hızlı ve Öfkeli'ye çok seyirci gelir.
Onu işte 3 salonda birden sokalım.
5 salonda birden sokalım. Her yarım saatte bir matina olsun ki daha çok izleyici gelsin gibi.
Sinema salonları büyük gösterişli ve film izleme zevkini yükselten salonlardan vazgeçip daha böyle küçücük.
Kötü ses sistemli, kötü ışıklı, daha kötü koltuklu falan böyle ne bileyim çok iyi havalandırması falan çok iyi olmayan yani film izleme konforunu biraz törpüleyen küçücük çok sayıda salonlardan oluşan sinema
kompleksleri inşa etmeye tasarlamaya başladılar.
Ama bir yandan da bir yandan da bu böyleyken de böyle ortamda filmi izlemek istemeyen sinema severlerin de böyle cebinden hani o sinema parasını tutup çekme yaklaşımıyla.
90-100 lira falan gibi böyle rakamları işte uzanarak yanında sehpa işte masa lambası böyle işte süper lüks.
Ona çeşitli isimler veriyorlar.
Yani VIP işte. Very Important Personal falan kafası.
Başka sinema salonları inşa edilmeye başlandı.
Ve bunların da ücretleri bambaşka.
Çok daha pahalı. Ve bu pahalılığın yapımcı ile falan çok ilgisi yok.
Yani filmi yapan kişi, emeği veren kişi, sinema sanatçısı ya da zanaatçısı bundan bir para kazanmıyor.
Sinema salonları para kazanıyor mesela.
Bazı salonların ses sistemleri çok kötü.
Bazı salonların ışığı yani hani perdedeki filmi izlediğimiz ışığı çok kötü.
Ve bir anlamda da Türk sinema severinin salondaki...
Nasıl diyeyim buna disiplini mi diyeyim çevresine saygısı mı diyeyim işte salon gereklilikleri ne kadar karşılayıp karşılamadığı sonunu zaten ayrı bir problem birçok sinema severi için.
Bunun dışında geçtiğimiz 10 yıl içerisinde iyice peydahlanan tam olarak böyle bir su problem haline gelen tüm sinema salonlarının AVM'lerin içerisine tıkılması ve...
Bağımsız bireysel sinema salonlarının birer birer kapanması, sinema severlerin bunlara tepki göstermesi.
İşte Rex kapanıyor, şurası kapanıyor, burası kapanıyor.
Kapanmasın, bu salonlar yok olmasın.
Yeşilçam sinemasının sohbetlerini mutlaka duymuşsunuzdur.
İşte İstiler Caddesi'nin ne hale döndüğü falan vesaire.
Yani böyle birçok konu sinema salonlarıyla ilgili sinema severlerin genel görüşlerini etkileyen çok fazla örnek yaşadık şu son 10 sene içerisinde.
Bundan dolayı... Örneğin benim de içerisinde olduğum bir sinema sever grubu hani sürekli film izleyen sinemayı en yüksek seviyede seven izleyiciler olsak da açıkçası sinema salonlarından biraz sıkıldık.
Soğuduk artık yani sinemaya gidip film izleme deneyimi eskisi kadar heyecan verici değil.
Dediğim gibi benim de içerisinde olduğum belirli bir kitle için.
Hoppa! Bunun üzerine pandemi geldi arkadaşlar ve biz sinema salonunda izleyeceğimiz en kral, en kaliteli, en güçlü, en özemli böyle yani çok önemli, değerli filmleri evimizdeki...
ekranlarda deneyimlemeye başladık.
Arabaya binip trafik çekmiyoruz.
Araba kullanmıyoruz. Otopark yeri aramıyoruz.
Bir sürü saçma sapan paralar vermiyoruz.
Sıra beklemiyoruz. Hiçbir şey yapmıyoruz.
Zaten teknolojiyle gelişti.
Evimizdeki ekranlar yani gayet böyle 100 santimleri 150 santimleri falan geçti.
Evde de çok daha düzgün ses sistemlerimiz var.
Çok daha rahat, konforlu ve iyi bir görselle yani öyle söyleyelim kaliteli bir görselle sinema perdesini aratmayan bir görselle film izleyebilir hale geldik.
Dediğim gibi tüm bu şeylerin üzerine bir de pandemi geldi zaten mecbur kaldık yani sinema salonları kapandı ve insanlar baya böyle evde sinema salonuna gitmeden tüm sinema gündemini işte sinemanın en öne çıkan filmlerini değerli
filmlerini falan evde deneyimlemeye başladılar ve bu bir artık şeye dönüştü artık böyle yani sinemayı evden takip edebilirsin kardeşim.
Sinema başka bir şey sinema salonu başka bir şey.
Gibi bir durum ortaya çıktı. Çok küçük bir parantez açayım.
Burada şöyle de bir nokta var.
Çok ince bir nokta daha var. Diziler arkadaşlar.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
