
Robert Redford, Bu Haftalık Bu Kadar 12 İyi Film Kalmadı
26 Eylül 2025 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda sinemanın büyük kaybı Robert Redford'u ve Bu Haftalık Bu Kadar dosyamızın 12. Bölümünde, günümüz sinemasında iyi filmler yapılmadığı üzerine dile getirilen eleştirileri inceledik. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Altyazı M.K.
Konuşulacak çok şeyimiz var hazırsanız başlayalım.
Ah nerede o eski filmler diye sürekli yakınıyor sinema severler.
Bu dosyamızın formatı gereği hani bu haftalık bu kadar da günlük sinema sohbeti yapıyoruz diyoruz ya.
Ama tabii ki biraz daha olaya ciddi yaklaşıp biraz daha tarihsel bilgi verip.
Bunun bir yanılsama mı?
Yoksa gerçekten öyle mi?
Eğer öyleyse bunun nedenleri nedir?
Üzerine bir fikir muhakemesi yapmaya çalışacağız.
Ancak ondan önce geçtiğimiz haftanın çok önemli bir gündemi var ki aslında bugün haftanın gündemi başında sadece ondan bahsetmek istiyorum.
Geçtiğimiz hafta sinema tarihinin en önemli sinemacılarından bir tanesini kaybettik.
Kimdi bu sinemacı?
Robert Redford.
89 yaşındaydı ve halen üretiyordu.
Daha genç sinema sever arkadaşlar Robert Redford'u Marvel sinematik evrenindeki Alexander Pierce karakterinden hatırlayabilir.
Shields'ın üst düzey yöneticilerinden bir tanesiydi.
Robert Redford sinema tarihinin 3 açıdan önemli bir isimdi.
Birincisi zaten iyi bir oyuncuydu.
Yani kariyerinde çok iyi yönetmenlerle çalıştığı çok iyi performansları var.
İkincisi Aynı zamanda iyi bir yönetmendi ve sinema tarihinin nadir ilk uzun metrajıyla en iyi yönetmen Oscar'ını alan yönetmenlerinden bir tanesiydi.
1980 yılında yaptığı Ordinary People sıradan insanlar filmi onun yönettiği ilk filmde ve bu filmle en iyi yönetmen Oscar'ını almıştı.
Bu bağlamda bir yönetmen olarak da gayet başarılı ve Prestijli bir isimdi.
Buna ek olarak bağımsız sinemayı kuramsal olarak da kurumsal olarak da tescilleyen isimlerinden bir tanesi olarak kabul ediliyordu Redford.
Peki bunu nasıl yapmıştı?
Sundance Film İstitüsü'nü kurarak ve Sundance Film Festivali'ni düzenleyerek ve ortaya çıkararak bunu başarmıştı.
Bağımsız filmlere ödül veren, onları geniş kitlelere tanıtan ve bu bağlamda da bağımsız sinemaya ve filmlere ait bir Kurumsal oluşum ortaya çıkararak bağımsız
sinemayı da hak ettiği payeye ulaştıran isim olarak anabiliriz Robert Redford'u.
Günümüz içinde halen Sundance Film Festivali sinema dünyasının en önemli ödül sistemlerinden ve organizasyonlarından bir tanesi olarak kabul edilir.
İşte Robert Redford bunu başlatmış isimdi.
Ve şöyle de bir iki detay daha var.
Birincisi aktivist bir isimdi.
Son derece politik bir kişilikti aynı zamanda.
Zaten kariyerinde oyuncu olarak...
politik gerilim, harika filmler ve performanslar ortaya çıkarmıştı.
Ve tüm bunlara ek olarak da gayet yakışıklı, sarışın, karizmatik, çok hoş da bir adamdı böyle.
Yani sinema tarihinin en yakışıklı sarışınlarından bir tanesi olarak kabul edebiliriz Robert Redford'u.
Yani ekranı çıktığında kendisini izletebilen bir yüzdü.
Ve Robert Redford'la ilgili şöyle...
çok sayıda ayrıntı var aslında.
Hayatıyla ilgili bir sürü detay var burada konuşulabilecek ama özellikle bir tanesine bir vurgu yapmak istiyorum.
2001 yılında Spy Game diye bir film yapmıştı Robert Redford.
Başrolünde kendisi oynamıştı ve başrolde rol arkadaşı da Brad Pitt'ti.
2000'lerde de Brad Pitt dövüş kulübünü falan yapmış.
Biraz daha prestijli bir aktöre dönüşüyordu.
İşte bu filmde Redford CIA'de kıdemli ve üst düzey bir ajanı canlandırıyor.
Brad Brad Pitt ise biraz daha genç ve Redford'un veliahtı gibi bir ajanı canlandırıyordu ve o filmdeki bu öncü ve takipçi dengesi biraz da bir
oyuncu olarak da Brad Pitt'in Robert Redford'un veliahtı olduğuna dair de bir alt metni vardı filmin.
Şimdi birbirine biraz da benzeyen aktörler yani işte ikisi de sarışın, ikisi de yakışıklı, ikisi de karizmatik ondan dolayı hani Robert Redford'un sinema dünyasındaki yeni nesil veliahtı Brad Pitt gibi görünmüştü
o zamanlar ama şimdi kariyerlerinin devamına bakarsak pek de bu...
alt metnin devam ettiğini görmüyoruz.
Çünkü Robert Redford bir yönetmen olarak da birçok film üretti.
Yani 10 kadar film yönetti yanlış hatırlamıyorsam.
Ve bir yönetmen olarak da bir prestiji vardı ama Brad Pitt yönetmenliğe pek soyunmadı.
Bundan dolayı bugün için Brad Pitt'i Robert Redford'un velatı olarak görmek pek doğru sayılmayabilir ama işte o filmdeki o alt metin hala benim aklımda kaldı yani.
Böyle bilmiyorum hani hala ne kadar geçerli değildir ama neyse yani özetle Robert Redford gerçekten çok değerli bir isimdi.
Sinematik tarihine ve dünyasına yaptığı katkılar elbette unutulmayacaktır ve Robert Redford her zaman saygıyla anılacaktır.
Evet şimdi bugünkü konumuza gelelim.
Bu haftalık bu kadarın 12.
bölümünde artık iyi film kalmadı.
Artık sinema iyi değil, sinema kötü, Hollywood film üretemiyor.
Peki böyle mi? Peşinden kendi cevabımı vereyim, hayır değil.
Hala çok iyi filmler üretiliyor.
Dünya sineması halen çok üretken ve çok güçlü hala harika yönetmenler var.
Ancak bütün bu kitleler yanılıyor da ben mi haklıyım?
Elbette hayır. Sinema dünyasının ve sinema severlerinin bu şikayetinin haklı tarafları da var ancak bunun altında bazı açıklamalar var.
Şimdi bunları biraz inceleyelim.
Birincisi geçtiğimiz sinematristlerde ben bir program yapmıştım.
Sosyal medyanın sinema üzerine etkileri diye.
Şimdi sinema neticede görsel bir sanat ve görsel bir anlatı biçimi değil mi?
Bir medyum, bir ortam.
İnsanların görsel anlatılardan beslenme kanalları artık o kadar zenginleşti ve çeşitlendi ki sinemanın Geçmiş yıllara dönemlere göre önemi azaldı
ve çok daha küçük bir pasta dilimine indirgendi.
Peki bu medyumlar hangileri?
Birincisi evet elbette sosyal medya.
Artık biz sosyal medyayı çok yoğun kullanıyoruz.
Kısacık videoların paylaşıldığı sayısız ayrı uygulamalar.
TikToklar, geçmişte Vine'lar vardı falan.
Özellikle bugün için en popüler olan ortam hangisi?
Instagram elbette. Instagram, Twitter ya da artık pek bir popülerliği kalmamış olsa da Facebook'a.
göre ya da diğer başka sosyal medya ortamlarına göre farkındaysanız çok daha görsel bir ortam.
Yani sadece fotoğraf ve video paylaşım ortamı diyebiliriz biz Instagram'a.
İşte Instagram çok ciddi bir görsel tüketim ortamı.
Bu bir. İkincisi YouTube elbette.
YouTube inanılmaz büyüdü yani.
Bunun detayına inmeme gerek yok.
Şimdi Özellikle bunlar ve başka tabii sosyal medya ortamları kendilerine ait anlatım biçimleriyle sinemayı hem etkilediler hem de ona...
rakip haline geldiler arkadaşlar.
Şimdi bu birincisi. İkincisi televizyon 1940'larda 50'lerde sinemaya çok büyük rakip olmuştu.
80'lerde video kaset 2000'lerde DVD'ler sinema salonlarına çok büyük rakip olmuştu.
İşte günümüzde de dijital ortamlar evde sinema deneyimleme teknolojisi sinema salonlarına çok büyük rakip oldu ama Bu rekabet tek bir açıdan değil, bir açıdan
daha çok daha büyük bir rekabet söz konusu.
O da diziler, filmleri geçti iddiası.
Diziler o kadar güçlendiler, o kadar harika üretimler ortaya çıkardılar ki diziler, uzun metrajları birçok açıdan geçtiler.
Sinema deyince aslında dizi de sinemanın ta 1910'larda bile dizi filmler üretiliyordu.
Yani dizi çok yeni bir şey değil.
Televizyonla ya da... Dijital platformlarda ortaya çıkmış bir format değil.
Ancak günümüzde bir sinema salonda dizi tüketmiyoruz değil mi?
Öyle bir şey yok yani dizi izleyecekseniz dijital platformlarda evinizde televizyonun karşısında izleyeceksiniz.
İşte sinema salonu deyince aklımıza uzun metraj filmler geldiği için diziler de sinemaya yani sinema salonlarına çok büyük bir rakip haline geldiler.
Şimdi bakınız rakipler artıyor.
Sosyal medya var, Instagram var, YouTube var, dijital platformlar var, diziler var.
İşte tüm bu üretimler bizim görsel anlatı ihtiyacımızı çok yüksek seviyede karşıladığı için bu kadar fazla medyumla anlatım dinamikleri sürekli
geliştiği, sürekli ilerlediği için artık uzun metraj film biraz arkayık ve hatta basit kaldı diyebiliriz.
Şimdi bakınız. Birinci konu bu.
Neden artık iyi film üretilmiyor?
Çünkü biz uzun metraj filmlerden ve sinemadan çok daha fazla şeyi bekliyoruz.
Ancak sinema filmleri bize...
Bu beklediklerimizi veremiyor o kadar da dinamik bir ortam değil sinema salonları ve uzun metraj üretim fabrikası diyelim.
Buraya kadar anlattığım az çok bilinen şeyler yani ben bir tekrar tazelemiş oldum bu konudaki bilgilerimizi ve yaklaşımımızı.
Bunu zaten biliyoruz diyebiliriz ancak pek de bilinmeyen ya da farkında olunmadığını düşündüğüm başka çok önemli bir husus var.
Sinema dünyası ve sinema tarihi...
Elbet sürekli atılımlar yaşıyor.
Hemen hemen bütün ülke sinemalarında zaten bu var.
Yani gidin işte İspanyol sineması, İtalya sineması, Sovyet sineması, Alman sineması tarihini şöyle bir okursanız.
Alman sineması işte 20'lerde şöyle bir patladı.
İşte sonra Hitler geldi biraz düştü.
İşte 70'lerde bir daha bir yükseliş yaşadı falan gibi böyle bir hani bir iniş çıkış dinamiği izler.
Neredeyse tüm ülke sinemaları.
Ve tabii dünya sineması da böyle.
İşte Hollywood da bunu yaşadı ve yaşıyor arkadaşlar.
İniş çıkış dönemleri yaşıyor.
Peki çıkış dönemleri dediğimizde nasıl bir çıkış sergiliyor bir ülke sineması?
O dönemde ya çok parlak yönetmenler ortaya çıkıyor, yeni sinemasal üsluplar ortaya çıkıyor.
Sinema bir silkiniyor böyle bir güçleniyor.
Şimdi günümüz gişe sinemasının formülleri daha önce birçok kez sinematristler sizin de paylaştığım gibi 1970'li yıllarda Sakallılar diye isimlendirdiğimiz 5
yönetmenden oluşan bir sinemacı ekibiyle ortaya çıktı.
Şimdi hemen sayayım daha önce çok kez saydım.
Francis Ford Coppola, George Lucas, Brian De Palma, Steven Spielberg ve Martin Scorsese'den oluşan bu beşli ekip Hollywood sinemasını bir güncellemişlerdi.
Müthiş filmler yapmışlardı.
Bu filmler hem gişede çok başarılı olmuştu hem de entelektüel kitlenin saygısını kazanmıştı.
Ve özellikle bu ekibin içerisinde iki yönetmenin iki filmi gişe sinemasının formüllerini tekrar yazmıştı.
Hangi filmler ve yönetmenler?
George Lucas'ın Star Wars filmi, Steven Spielberg'in de Indiana Jones filmi.
İşte bu iki film Hollywood gişe formüllerini yenilemişti.
Şu an bakınız biz 2025'teyiz.
Star Wars 1977'ydi, Indiana Jones da 1980'di yanlış hatırlamıyorsam.
İşte bakın bunun üzerinden neredeyse 45-50 yıl geçmiş.
Hollywood halen...
Spielberg ve Lucas'ın gramerini kullanıyor arkadaşlar.
Yani neredeyse bir sinema severler ki zaten bugünün sinema severlerinin çok büyük bir çoğunluğu Bu anlatım dinaminin içine doğdu zaten.
Yani bundan öncesini zaten hiç görmedi ki ben de buna dahilim.
Benim sinemada izlediğim ilk film 1982 yapımı E.T.
filmidir. Ya ben de Spielberg çocuğuyum yani öyle söyleyeyim.
Bugün hepimiz aslında Lucas ve Spielberg sinema severleriyiz.
Ondan öncesini hiç görmedik.
İşte bu formül...
45-50 yıldır aynen kullanıldığı ve devam ettiği için bizim için hiçbir yenilik ve çarpıcılık teşkil etmiyor arkadaşlar.
Yani neredeyse aynı formülü yüzlerce binlerce kez biz tekrar tekrar deneyimledik.
Bu bağlamda sinemanın yeni bir atılıma ihtiyacı olduğu iddiası yani çok da yeni bir şey üretilmiyor iddiası evet.
Doğru ve haklı bir iddia.
Şimdi bu belirteceğim birinci nokta.
İkinci nokta ama hemen bir önceki maddedeki iddiayı biraz sarsmaya ve çürütmeye çalışacağım.
Evet aynı formül devam ediyor ama tamamen de aynı değil.
Bu süre içerisinde Lucas ve Spielberg formülüne iki büyük katkı yapıldı arkadaşlar.
Kim tarafından?
Birincisi... 80'li ve 90'lı yıllarda James Cameron tarafından çok büyük bir katkı yapıldı.
Neydi bu katkı? Hem Lucas ve Spielberg gramerini biraz daha mükemmelleştirdi.
Ve bir de bu formülü 3 saatlik uzun metraj ve büyük prodüksiyon formülüne...
James Cameron'ın yaptığı 90'lı yıllarda Titanic'ten bahsediyorum elbette.
O zamanlar stüdyoların hiç sıcak baktığı bir proje türü değildi.
Sinema tarihin geçmiş dönemlerinde yani ta 1920'lerde, 30'larda, 50'lerde 3 saatlik büyük prodüksiyonlar var evet.
Ama 60'larda özellikle Cleopatra adlı filmin sinema tarihinin en büyük hayal kırıklığı ve...
gişe çöküşünü yaşatmasından sonra kendi şirketine 3 saatlik çok büyük bütçeli prodüksiyonlara Hollywood pek de sıcak bakmıyordu.
Ondan sonra işte 70'ler 60'lardan sonra 70'lerde 80'lerde çok da fazla 3 saatlik çok büyük bütçeli prodüksiyona rastlamıyoruz.
İşte James Cameron Titanic'le Lucas ve Spielberg formülünü 3 saatlik büyük prodüksiyon formatına sığdırmayı başardı.
İşte bakın ve zaten bununla da başarılı oldu.
İşte onun üzerine Avatar, Mavatar şu an sinema tarihinin en çok izlenen 3 filminin ikisi James Cameron'ın yani bu bağlamda sinema tarihinin en büyük yönetmeni James Cameron desek aslında gişe başarısı açısından çok da yanılmış olmayız.
Şimdi bakınız bu birinci atılımdı.
Yani Lucas ve Spielberg formülünün üzerine yapılan katkılardan bahsediyorum.
Birincisi James Cameron.
İkincisi kim? Christopher Nolan.
Christopher Nolan da 2000'li yıllarda Lucas ve Spielberg formülüne iki katkı yaptı.
Bunların birincisi karmaşık öyküleme dediğimiz anlatım biçimini Spielberg ve Lucas gramerine eklemeyi başardı.
Karmaşık öyküleme ne demekti?
Bize anlatılan öykünün bir başından bir sonundan bir ortasından bir onun gerisinden bir daha da sonra ilerisinden falan.
öyküsünü karmakarışık anlatıyordu Christopher Nolan.
Nolan'dan önce bu karmaşık öyküleme vardı ama biraz daha sanat filmi diyebileceğimiz ya da o kadar geniş kitlelere hitap eden çok büyük prodüksiyonlarda rastlamadığımız bir
anlatım biçimiydi bu.
İşte Nolan birincisi bunu yaptı.
İkincisi de çok hızlı kurgu dediğimiz kısa planlarla çok akıcı bir anlatımı benimsemek.
Şimdi Nolan'ın yaptığı bu kısa planlarla çok hızlı anlatım sinema tarihinin geçmiş dönemlerinde var.
Yok değil. Hatta ta 1920'lere kadar gidiyor bunun tarihi.
Fransız yönetmen Abel Gans ilk formalist yönetmen olarak kabul edilir ve o kısa planlar kullanarak filmler yapmıştı.
Ondan sonra 1980'li yıllarda bir grup İngiliz yönetmen Hemen paranızı çıkayım.
Kimdi bunlar? Ridley Scott, kardeşi Tony Scott, Alan Parker ve Adrian Lyne.
Bu dört yönetmen İngiltere'den Hollywood'a taşınmışlardı ve video klip estetiği diye isimlendirdiğimiz kısa planlar kullanarak çok hızlı akıcılıkta sahneler
çekme tekniğini Hollywood'a kazandırmışlardı.
İşte Christopher Nolan...
Bu anlatım tekniğini daha da ileriye taşıyarak Lucas ve Spielberg formülüyle birleştirmişti.
Lucas ve Spielberg grimeğine yapılan bu katkıların zaten çok başarılı olduğu ortada ki günümüz sinemasının en büyük birkaç yönetmenini sayacak olsak James Cameron'ı ve Nolan'ı da saymamak eksiklik olur.
Ancak evet katkılar yapıldı bu formüle ama yine de bakınız böyle ısrarla söylüyorum yine de aslında bugünün gişe filmleri Halen Lucas ve
Spielberg'in formülü kullanıyorlar.
İşte bundan dolayı bize günümüz gişe sineması çok çarpıcı gelmiyor.
Onun için biraz arkayık geliyor.
Evet kısmen haklı sinema sever kitleleri artık iyi film yapılmıyor şikayetini dile getirirken.
Ancak şimdi bakınız evet önce bu normal dedim ama hayır bakın katkılar da yapıldı dedim.
Sonra evet yine haklı olabilirler diyorum.
Böyle bakın inişli çıkışlı bir sohbet izliyoruz ama fikir yürütme yapıyoruz değil mi?
Bir karşıt görüşü bir iddia edilen görüşü bir savunmak lazım onları bir incelemek lazım böyle.
Şimdi bakınız bir de karşıt bir başka görüş sunmaya çalışayım.
Bu arada... Bu 45 senelik süre dedik ya hani hala aynı yemek ısıtılıp önümüze veriliyor.
Ama bu arada bir yönetmen daha var.
Adını anmadığımız çok önemli bir yönetmen.
Dönem Kavramı diye bir program yapmıştım ben.
Orada bu yönetmenden zaten bahsetmiştik.
Elbette Quentin Tarantino.
Quentin Tarantino sinema tarihinin sinema üzerinden sinema yapma bence bu bir akım.
Akımını başlatan ya da en azından yükselten diyeyim geniş kitlelere tanıtan yönetmendi ve aynı zamanda da sinemada da bir dönem başlatmış bir yönetmendi bence de.
Sinema üzerinden sinema yapma dönemi de diyebiliriz buna 90'lardan bugüne gelen.
Tarantino'nun Spielberg ve Lucas'ın formülünü uygulayan bir yönetmen olduğunu iddia edemeyiz.
Ama bakın o da gişe sineması yapıyor.
Buradan da şu noktaya geleceğim yani evet.
Ana gişe sineması Lucas ve Spielberg formülü uyguluyor ama başka gişe sinemaları da var aslında.
Şimdi bakınız eskiden bu pek yoktu.
Ya da sinema tarihinde çok nadir örnekleri vardı.
Yani ta gitseniz 1940'lara, 1950'lere hatta 30'lara.
Mesela Victor Fleming Rüzgar Gibi Geçtiği yapıyor.
İşte David Lane Arabistanlı Lawrence'ı yapıyor falan.
Bunlar o zamanların enfes gişe filmleri.
Entelektüel kitle tarafından da sevilen saygıdeğer filmler ama aslında bir gişe filmleri ve o zamanın gişe formüllerini kullanıyorlar.
Ama mesela Orson Welles de Yurttaş Kane'i yapıyor.
Şimdi o gişe filmi midir Yurttaş Kane değil midir?
Hollywood'da üretilmiş bir filmdir.
Aynı formülleri uygulamıyor ya ama...
Hani o farklı çarpıcı filmler aynı zamanda gişeye de oynayabiliyor.
Bunun örnekleri her zaman oldu.
Yani gişe sineması deyince Lucas ve Spielberg'in formülünü uygulayan gişe sineması.
Çok böyle şey, çok etiket bir gruplama bu.
Çok basit bir tasnif.
Yani gişe sineması aslında sadece ondan da ibaret değil.
Bugün Lucas ve Spielberg formülünü uygulamayan gişe sineması diye de bir şey var.
Mesela hemen size bir örnek vereyim.
Donnie Villeneuve. En son Dune serisini sinemaya uyarladı mesela ve muhteşem bir iş çıkardı ki ikinci film 700 milyon doların üzerinde asılat yaparak gişede de gayet başarılı oldu.
Ama Donnie Villeneuve'un Spielberg ve Lucas Gramer'in uyguladığını iddia edemeyiz.
O başka bir gişe.
Şimdi buradan da şu sohbete geleceğim.
Yani gişe sineması derken aslında bu dinamiği illa her yönetmenin de istisnasız uygulamak zorunda olduğu bir anlatım biçimi de değil bu.
İşte buradan artık güzel film üretilmiyor diyen sinema sever kitlelerini şu açıdan eleştirmek istiyorum ki.
Artık güzel film yapılmıyor diyen sinema severler işte o Lucas Spielberg formülünü uygulayan Geşe sinemasını biraz eleştiriyorlar aslında.
Ama ben de diyorum ki.
Başka bir gişe sineması da var.
Christopher Nolan'ın son filmi Oppenheimer enfes bir filmdi.
Gişede de zaten çok başarılı olmuştu.
Ama eksiksizce bir Spielberg formülü filmi diyemem mesela Oppenheimer için.
Yani sınırlar o kadar da net değil.
O kadar keskin çizgilerle de...
Bahsettiğimiz gişe sinemasını bir kalıba sığdıramayız.
Gişe sineması da kendi içerisinde Cameron ve Dolan gibi güçlü yönetmenlerle çeşitlenmiş olsa da Donnie Villeneuve gibi farklı gişe yönetmenleriyle de farklı
gişe sinemaları ve farklı sinemasal üsluplarla da Farklı filmler karşımıza getiriyor.
O Spielberg ve Lucas'ın formülünü ileriye taşıyabildiği için zaten.
Bu kadar güçlü bir sinemacı oldu.
Hala James Cameron. İşte Avatar.
Way of Water yaptı yani.
İkinci bölüm. Sinemadan en çok izlenen ikinci, üçüncü film oldu.
Bakın. Yani. Şimdi de buradan zaten hani sohbetimizin sonuna geleceğim artık.
Toparlıyorum. Herkes diyor ya artık iyi film kalmadı.
E iyi de nasıl hala James Cameron'ın.
En temel gişe formüllerini eksiksizce uygulayan Avatar ve Avatar ve o Water filmleri sinema tarihinin en çok izlenen filmleri oluyor.
Nasıl oluyor bu? Yani Star Wars'lar işte Jurassic Park'lar bakın bunlar hep Lucas'ın ve Spielberg'in başlattığı seriler ve projeler.
Hala bunların dönemler ötesi devam filmleri yapılıyor ve bu filmler hala para kazanıyor arkadaşlar.
Bakın az önce hani sinema tarihi bir yükselir dedim ya böyle.
Mevcut sinema üretimlerinin ortak özellikleri artık sinema severleri ikna etmiyorsa, tatmin etmiyorsa da işte sinema bir düşüş yaşar.
Bir silkiliş olmak için bir düşüş olması lazım.
İşte 70'li yıllarda sakallılar dediğimiz yönetmen grubu nasıl bir patlama yaşamışlardı?
Çünkü öncesinde 60'lı yıllarda Hollywood zaten bir çöküş içerisindeydi.
İşte örnek olarak bahsettiğim Kleopatra filmi.
3 saatlik devasa bir prodüksiyondu ve gişede çökerek başarısız olmuştu.
Ve 60'lı yıllara bakarsak Hollywood'un 50'lere ve 40'lara göre daha az iyi film ürettiği yıllar olduğunu görürüz.
Sinema tarihinde ve Hollywood tarihinde 60'lar bir duraklama dönemi gibiydi.
İşte bundan dolayı zaten 70'lerde bir patlama yaşanabiliyor.
Şimdi bu tarihsel deneyimden yola çıkarak bugünün sineması üzerine konuşacak olursak şu lazım.
Bir çöküş yaşaması lazım ki Hollywood'un yeni bir patlama yaşasın.
Ancak gişe getirilerine bakarsak eleştirel yıldızlara bakarsak.
Marvel filmleri mesela herkes sövüyor sayıyor.
Ay Marvel hep aynı şeyi sunuyor.
Ay Marvel kötü Marvel kötü.
Endgame 3 milyar dolar hasılat yaptı.
Kişisel zevklere hiçbir şey demiyorum.
Hani siz sevmiyor olabilirsiniz okey.
Ama yıldızlara bakarsak, eleştirel puanlara bakarsak, hasılatlara bakarsak Endgame'in çok iyi bir film olduğunu iddia etmemiz gerekir.
İşte Avatar'lar, Star Wars'lar, Jurassic Park'lar, Avengers'lar bakın hala bunlar.
Görece 70'li yıllardaki formülleri uygulayan yeni nesil gişe aksiyonları, gişe filmleri ve hepsi başarılı.
Sinemadan yeni bir şey bekliyorsak artık Hollywood iyi değil bir silkiniş yaşaması lazım, bir yenileme yaşaması lazım diyorsak Hollywood'un bir çöküşe girmesi lazım.
Bizim bu filmleri beğenmememiz...
Eleştirmemiz, gidip izlemememiz ve bu filmlerin batması ve sonra Hollywood'un bir çıkmaza girip bizim yeni bir şey yapmamız lazım diyerek yepyeni bir sinemasal
üslup ve yeni bir sinemacı kuşağı ortaya çıkartması lazım.
Bu olmadığı sürece yani Hollywood çöküşe geçmediği sürece yeni bir atılım yapmasını beklemek biraz hayalcilik olur.
Bugün her ne kadar Hollywood eleştiriliyor olsa da Hollywood patronlarının, yapım şirketlerinin, hatta Hollywood'daki bağımsız şirketlerin keyfi gayet yerinde.
Çünkü Hollywood'un gişe getirileri bayağı yüksek.
Dünyanın her yerinde başarılı oluyor yani.
Başka başka sinemalar yeni yeni filmler üretiyor.
Bakın Çin geliyor bir yandan.
Fransa arada bir güzel filmler üretiyor.
Kore sineması çok yükseldi.
Hindistan'dan, Japonya'dan animeler bakın yeni yeni filmler gösterime giriyor.
Yani sinemada aslında...
Her şey yolunda. Hem eleştirel anlamda hem gişe anlamında.
Bu bağlamda hani artık iyi film üretilmiyor diyen arkadaşlar yani sanki biraz kendi sinema zevklerine hitap eden ya da bambaşka işlerle çok karşı
karşıya gelemiyoruz türünden bir şikayeti dile getiriyor olduklarını düşünmeye başlıyorum ben.
Çünkü dediğim gibi sinema dünyasına genel olarak baktığımda hiç de çöküşte olan bir sinema sektörü ve dünyası görmüyorum ben arkadaşlar.
Evet umarım konuya biraz olsun farklı bir bakış getirebilmişimdir.
Evet bu haftada her hafta olduğu gibi fikirlerimi sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
