
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, Nuri Bilge Ceylan'In son filmi Kuru Otlar Üstüne'yi incelemeye çalıştık. Keyifli dinlemeler.
Transkript
Nuri Bilge Ceylan'dan ve onun son filmi Kuru Otlar Üstü Neden bahsedeceğiz.
Üzerine birçok şey söylendi.
Ben de bir iki hafta önce izledim filmi.
Hemen üzerine bir program yapmak istemedim.
Biraz ben de düşünmek istedim.
Fikirlerimi oluşturmak istedim.
Biraz insanlar ne diyecek acaba dedim.
Bazı sinema yazarlarının böyle küçük bir hilesi vardır.
Hani bir filmle ilgili fikirlerinde çok net olamadıklarında şöyle bir beklerler.
Hani bakalım insanlar ne diyecek?
Beğenilecek mi? Beğenilmeyecek mi?
diye. Ama aslında benimki tam olarak böyle değildi.
Çünkü ben zaten Nuri Bilge Ceylan'ın sahip olduğu o kaygını hak etmediğini düşünmüyorum.
Ama ben genelden hem daha az seviyorum hem de filmlerinin biraz abartıldığını düşünüyorum.
Şimdi Nuri Bilge Ceylan'ın abartıldığını düşünmüyorum.
Yanlış anlaşılmasın ama filmlerinin biraz abartıldığını düşünüyorum.
Filmlerinin dikkatten kaçan bazı sorunlarının kusurlarının olduğunu düşünüyorum.
Ve de aynı zamanda...
anlatıldığı kadar da derin, işte çok felsefi, çok böyle insanı aydınlatan falan filmler olmadığını düşünüyorum.
Şimdi Kuru Otlar Üstüne filmi benim Nuri Bilge Ceylan üzerine fikirlerimi neredeyse tamamen içeren bir film.
Yani direkt Nuri Bilge Ceylan üzerine fikirlerimi söyleyecek olsam bunlar aynen Kuru Otlar Üstüne için de geçerli olacaktır ama biraz tabii filmi de anlatayım.
Ondan sonra filmi incelerken aynı zamanda Nuri Bilge Ceylan üzerine konuşmuş olayım.
Şimdi hemen filmin tabii konusundan bahsetmem gerekiyor.
Spoilerli bir inceleme olacak bu.
Onun için... Eğer filmi izlemeyi düşünüyorsanız filmi izledikten sonra sohbeti dinlemenizi tavsiye ederim.
Şimdi Kuru Otlar Üstüne'de Samet adında Erzurum'un uzak bir köyünde hizmet veren bir öğretmenin hikayesini öncelikle izliyoruz.
Bu karakter Kenan adında başka bir öğretmenle aynı evi paylaşıyor.
Tabii ki mahrumiyet bölgesi.
Samet karakteri gayet sıkılmış, umutlarını kaybetmiş.
Bir resim öğretmeni mesela hiç resim yapmayı bırakmış falan.
Hayattan neredeyse hiçbir beklentisi olmayan.
Tek düşüncesi oradan kurtulup gitmek olan bir öğretmen.
Bu fakirlik içerisinde ona biraz neşe veren, hani onun o kısıntılı sıkıntılı dünyasını biraz renklendiren bir karakter var.
Sevim adında gencecik bir kız.
Onun öğrencisi, Samet'in en çok sevdiği öğrencisi anlıyoruz ki Sevim.
Onunla diğer öğrencilerden biraz daha yakın, onunla daha böyle bir ikili sohbetlere girdiğini görüyoruz.
Şakalaştığını, esprileştiğini falan görüyoruz.
Ve kula yapılan bir aramada...
Sevim'in çantasından bir aşk mektubu çıkıyor.
Bu aşk mektubunu Samet arabayı yapan öğretmenden alıyor.
Ve Sevim öğretmeninin yanına geliyor yani Samet'in yanına geliyor.
Diyor ki öğretmenim benim işte mektubum sizdeymiş.
O da diyor ki ben hani mektubu yırttım attım.
Yani ona geri vermiyor.
Öğrenci de bundan dolayı öğretmenine kırılıyor.
Aynı zamanda utanıyor tabii ki.
Ve aradan işte bir iki gün geçtikten sonra Samet ve ev arkadaşı Kenan.
Öğrencilere taciz kelimesi geçmiyor ama uygunsuz davranışlarda bulunduklarına dair bir şikayet ortaya çıkıyor.
Şimdi bu olay anlıyoruz ki Sevim öğretmeni kendisine aşk mektubunu vermediği için öğretmenini bir anlamda sinirlendirip cezalandırıyor gibi bir durum var.
Ve bu olay üzerine Samet öğrencisi Sevim'den böylesine bir tırnak içinde ihanetle karşılaşınca...
Yani içerisinde bir kötülük açığa çıkıyor böyle.
Sevimi cezalandırıyor, bağıraya çağırıyor, onu azarlıyor.
Sınıftaki öğrencilere hiç de söylememesi gereken şeyler söylüyor.
Bir nevi hakaret ediyor denebilir.
Yani öğretmen Samet karakteri böyle sıkkın, bıkkın, pasifist bir karakterden biraz kötücül bir karaktere dönüşüyor.
Şimdi filmin ilk bölümündeki ana hikaye bu.
Bu hikayeyi devam ederken bekar öğretmenler bunların ikisi.
Tabii evlilik meselesi ister istemez konuya geliyor ve Kenan'ın ailesi.
Kenan'ın bir an önce evlenmesini istiyor.
Samet de Kenan'a diyor ki işte bizim ilçedeki bir okulda görevli Nuray adında bir arkadaş var.
Sen onunla tanıştırayım onunla hani sevgili olabilirsiniz evlenilebilirsiniz belki falan.
Sonra bu üçlü buluşuyor Samet Kenan'la Nuray'ı tanıştırıyor.
Ancak işte Samet biraz içindeki kötücülükle açığa çıktı ya bir akşam yemeği tasarlıyorlar.
O akşam yemeği organizasyonu Kenan'a söylemiyor kendisi tek başına gidiyor.
Ve gittiği gece Nuray'la yakınlaşıp onunla sevişiyor.
Diyebiliyoruz ki işte o kötücülük açığa çıkmıştı ya biraz daha kontrollü bir karakterken hani belki de bu kontrolünü biraz daha kaybediyor.
Bu öyküler içerisinde sürekli bir psikolojik açılım, sürekli bölge insanıyla ilgili tespit, insan doğasıyla ilgili tespitler var.
Birçok güzel konuşma sahneleri falan var ve bir de şöyle bir durum var.
Söz konusu baş karakter öğretmen Samet şimdi filmde biraz entelektüel bir tipleme gibi sunuluyor.
Ama biraz pasifist olmuş, apolitik olmuş hani ne memleket umurunda ne insanlar umurunda hani dünya umurunda değil.
Nuray karakteri ise Ankara'da yaşanmış bombalamada bacağını kaybetmiş ve hani zaten biraz aktivist bir tip biraz politik bir tip.
İşte o Samet karakterinin bütün o pasifliğini umursamazlığını umutsuzluğunun biraz antitezini oluşturuyor.
O baş başa yemek yedikleri gecede bir politik bir sohbete giriyorlar falan.
Hani bir anlamda Samet öğretmenin eksikliklerini ve zaaflarını onun biraz yüzüne vuruyor.
Samet'in aksine Nuray karakteri bir hani çıkış arayan bir şeyleri iyiye götürme çalışma konusunda daha ısrarcı daha istekli.
Ancak o da işte bacağını kaybettiği için engelli bir karakter olmuş.
Ve aynı zamanda biraz da böyle ruhunun bir parçasını kaybetmiş gibi yaralı bir karakter.
Hem bedensel hem ruhsal eksikliklerinin.
Onun için ne anlama geldi o eksikli haliyle durumunu konumunu tanımlayabilmek için Samet'le yakınlaşıp sevişiyor gibi bir durum var.
Ve aynı zamanda tabii Samet zaten hani ev arkadaşına Kenan'a ihanet etmiş oluyor.
Nuray da Kenan'la bir yakınlaşma yaşarken o tip bir yakınlığı olmamasına rağmen Samet'le sevişiyor.
İkisi hani bir anlamda Kenan'a ihanet etmiş oluyorlar.
Ve bütün bu öykülerin sonunda üç karakter her nasıl oluyorsa...
Birlikte işte karlar erimiş, yaz gelmiş falan birlikte bir tatile gezmeye gitmişler.
Kendi aralarında bu konuyu konuşup sindirdiler mi?
Ya da üzerini kapatıp dostane başka bir ilişki mi kurdular?
Ne yaptılar? Onu pek anlamak mümkün değil.
Çünkü filmde ona rağmen bir şey yok.
Ve bir de bu öykünün sonunda Samet öğretmene sinirlenip onu tacizle suçlayıp şikayet eden Sevim öğretmenine gelip bir nevi onun tekrar gönlünü alma.
Hani sanki yaptığından pişman olmuşçasına bir tavır sergiliyor ve onunla da Kendi aralarında küçük bir hesaplaşma yaşadıkları demeyeyim aslında yaşamıyorlar da yaşıyormuşçasına bir sahne yaşıyorlar bir sohbet yaşıyorlar.
Ve aslında oradan da çok da anlamlı bir sonuç çıkmıyor.
Yani sanki Samet öğretmen öğrenci sisteminden bir özür bekliyor.
Yo hiç öğrencinin öyle özür dilediği falan yok öyle bir durum yok.
Neyse olay kapanıyor ve tüm bunlar üzerine filmin sonunda Samet olan bitenin değerlendirmesini yapıyor.
Şimdi filmin hemen hemen... Çok mu uzun anlattım bilmiyorum ama biraz da detaya girmem gerektiğini.
Yani kabaca film bu. Birincisi benim Nuri Bilge Ceylan'la en büyük dertlerimden bir tanesi bu.
Filmden çıkan temel bir mesaj yok aslında.
Bana deseniz görken bu film ne anlatıyor gerçekten size net bir cevap veremem.
Şu mu? Umutlarını kaybetmiş insanlar kötücülleşir.
Mesela şimdi bir cümle tekniği diye bir şey vardır.
Yani bütün işte yapımcılar, yönetmenler, senaristler bunu ister ya.
Bu filmin, bu senaryonun tek cümlelik hali ne?
Nuri Bilge Ceylan filmlerinin çok azının, bana göre hemen paransız için en iyi filmi bir zamanlar Anadolu'dadır.
Neden iyi? Çünkü gerçekten hem düşünsel, hem tartışmalı, hem de bir cümleyle hemen hemen özetlenebilecek bir öyküye, derde, probleme sahip, bana göre Nuri Bilge Ceylan
'ın tek filmidir. Bu filmin derdine ne anlatıyor kardeşim bu film?
Bunun pek de net ve anlaşılır olmadığını düşünüyorum.
Birinci sorum bu. İkincisi...
Filmin olası birkaç şeyi var ve bence bunların hiçbiri gerçekten beni böyle aydınlatan, üzerine kafa yorduran, düşündüren şeyler değil.
Evet doğuda bir öğretmen işte çok ücra bir köyde bu öğretmen umutlarını kaybetmiş sadece oradan gitmek istiyor.
Tamam ve Türkiye'de bu şekilde on binlerce yüz binlerce memur öğretmen vesaire var.
Evet bu insanların hani biraz daha böyle görece umutlarını kaybetmesi biraz karamsarlaşmaları falan normal.
O dünyada kendisine...
Diyorum biraz umut veren sevdiği güzel tatlış bir öğrencinin kendisine tırnak içinde ihanet etmesi ki bence ben bunu hiç de hak görmüyorum.
Çünkü çocuk ya. Garip değil mi?
Bence çok garip zaten. Yani Samet öğretmen aslına bakarsanız bana göre hem gayet zayıf bir karakter hem de biraz hani şey böyle.
E hocam ne yapıyorsun ya?
Yani bu küçücük çocuk zaten bu ergen yani ergen bile değil.
Tabii ki çok tutarlı, akıllı.
Şey davranmasını bekleyemezsin bence.
Çok saçma gördüm yani ben Samet öğretmenin o tavırlarını.
Hani kötücül bir tipe dönüşüyor bir öğrenci ona tırnak içinde ihanet etti diye.
Çok saçma. Ha tabii taciz gibi veya uygunsuz olmayan davranışlar gibi bir şikayet.
Bu tabii üzücü, sarsıcı bir şey.
Bunu kabul ediyorum ama yine de kötücül bir karaktere dönüşüp öğrencilere kalkıp da siz şöylesiniz, siz böylesiniz, beş para etmezsiniz falan demenin, çık dışarı ayakta dur falan.
Ne oluyor ya yani? Bunu zaten bu dengeyi çok ikna edici bulmadım ama sohbeti şuraya getireceğim.
Evet Samet öğretmen gibi bir sürü insan var.
Evet insanlar öyle bir dünyada öyle bir durumda umutlarını kaybeder.
Bu da normal. O dünyalarına renk veren tek öğrenci dediğim gibi ben çok o dramatik dengeyi haklı bulmasam da hani öyle bir şey yaşadıklarında evet bir taşkın hale gelebilirler.
Böyle daha kötücül şeyler yapabilirler.
Okey. Tamam arkadaşına...
Hani aralarını yapmaya çalıştığı kadına kendisi meyil etmesi falan.
Tabii elbette çirkin bir şey.
Yani film zaten bunu aklıyor falan değil.
Hani ne olacak normal bir şey falan demiyor da.
Hani tamam onu da yaptı diyelim.
E peki tamam. Yani ortada çok şaşılacak.
Çok incelenecek.
Kafaya olacak. Yani Allah Allah ya bu çok...
Çok ilginç bir durum hani hiç karşılaşmadığımız bir durum.
Üzerine böyle bir fikir jimnastiği yapayım falan.
Yoo yani öyle bir ana hikaye olduğunu da düşünmüyorum ben ortada.
Filmdeki hiçbir şey beni çok da şaşırtmadı ya da üzerine çok da düşündürmedi dürüst olmak gerekirse.
Ama ama şöyle söyleyeyim.
Yani filmde çok fazla detay var.
Çok fazla sahne var.
Bir sürü karakter var. Ya bu ana öyküyle ilgisi olmayan bir veteriner karakteri var.
Bir ipsiz sapsız. Yani bir işini gücünü bulamamış.
Daha çıkacağım sanki gibilerinden.
Hani daha ne demek? Bir anlamda teröristlik demek.
Kanunun dışına çıkıp bayağı böyle kötücül eylemlerde bulunan.
Hani yolunu iyice kaybetmiş.
Ahlaki dengelerini de kaybetmiş.
O tip bir karakter var. İşte başka öğretmenler var falan.
Hani bir sürü başka yan karakter var.
Ve bütün bu yan karakterlerin hemen hepsi...
Bir şeyleri sembolize ediyor olsa da aslında size anlatmaya çalıştığım bu ana öyküyle neredeyse hiçbir alakası yok.
Yani ya da çok dolaylı anlamları olabilir.
İşte Samet öğretmen orada tutunacak bir dal bulamıyor ya hani unutsuz tamamen hani sadece oradan çekip gitmek istiyor ya okey.
Bak işte orada bir eğitimli veteriner bir karakter var.
Bak o orada bulunmanın orada hayata tutunmanın bir şekilde yolunu bulmuş.
Kendi kabuğuna çekilmiş olsa da bir şekilde hayatını devam ettiriyor.
Demeye çalışıyor Nuri Bilge Hoca.
Okey olabilir ama bu olmasa da yani hani şu yüzden bu karakter var.
Bak Samet öğretmen kötü yani bunu başarabilen insanlar var.
Kötücül birine dönüşmeyen bir insan var.
O yüzden Samet kötü demeye mi çalışıyor bize Nuri Bilge Hoca bilmiyorum.
Belki de böyledir.
Bunun sorunu ne biliyor musunuz arkadaşlar?
Herkes o karakterlerden söylediklerinden yaptıklarından ayrı anlamlar çıkarıyor ya da çıkarabilir.
Normalde sinemada mesela bir senaryo yazımında şöyle bir temel prensip vardır.
Hani çıkarabileceğin her şeyi çıkar.
Fazlalık olmaması lazım.
Çünkü her türlü fazlalık kafa karıştırır, ayrı anlamlar çıkar.
Ve gerçekten bu temel prensibin ben neredeyse bütün Nuri Bilge Ceylan filmlerinde geçerli olduğunu ve Nuri Bilge Ceylan'ın bu harikalıkta yönetilmiş, yazılmış filmlerine zarar verdiğini düşünüyorum.
Neden? Hani bir kesimdeyim, herkes demeyeyim tabii ama.
Neden Nuri Bilge'nin filmlerinden birçok kişi tırnak içinde kaçınıyor?
Niye sıkıcı buluyoruz?
Çünkü çok fazla karakter var.
Filmler çok yavaş akıyor.
Ana öykü bir türlü ilerlemiyor.
Nuri Bilge Ceylan'ın bütün o yan karakterlerle, yan öykülerle gerçekten filmler çok zengin.
Ama bu zenginliğin içinde, bu yan öykülerin, bu yan karakterlerin içerisinde ana öykü kayboluyor.
Bir de şöyle bir olay var.
Filmin sonu bence hiç ikna edici değil.
Bu üç karakter nasıl çekti?
Ya Samet ve Nuray sevişerek Kenan'a ihanet ettiler.
Ve tüm bunlardan bir anlam çıkarıyor ya Samet Hoca.
Çok da derin anlamlar çıkaramadım filmin ana öyküsünden.
Ama genel olarak biz ne deriz Nuri Bilge Ceylan'ı?
Biraz yüksek fikirleri konu eden, üzerine kafa yormaya, düşünmeye değer bir yönetmen olarak görüyoruz ya.
Gerçekten ben Nuri Bilge Ceylan'ı o şekilde görmüyorum.
Filmlerinin ana mesajı açısından yalnız bakın.
Ancak detaya indiğimizde ise bana göre bu dağınık ve çok da şaşırtıcı, çok da düşünsel, çok da derin olmadığımı düşündüğüm ana yapının içerisinde gerçekten
çok etkileyici, muhteşem detaylar var.
Çok küçük bir iki detay vermek istiyorum.
Şöyle ki o yan karakterlerin söyledikleri, yaptıkları gerçekten çok incelikli replikler, bakışlar böyle Samet Öğretmen sevdiği sevimin Başka bir
erkek çocuğuyla sanki böyle bir flörtleştiği bir an bahçede onları görüyor falan.
Orada mesela dönüp bir bakışı var.
Şimdi bakın sadece o bakış üzerine bir film yapılır.
Taciz meselesi var ya mesela.
Şimdi öyle bir şey görmüyoruz biz filmde gerçekten.
Evet Samet öğretmen Sevim'le biraz daha sen ve onunla sohbet ediyor falan filan ama asla böyle hani cinsel çok da uygun olmayacak bir yakınlık falan öyle bir şey görmüyoruz.
Ama bakın hani Sevim orada bir erkekle flörtleşti ya sanki içten içe bir kıskanıyor mu?
Çok güzel değil mi? Yani bakın sadece bunun üzerine film yapsaydı Nuri Bilge Ceylan bence çok daha güzel olurdu.
Yani bu çok nefis bir şey mesela.
Ama film ana meselesi o değil ki.
O oluyor geçiyor, devam ediyor.
Diyor ki mesela Samet işte şimdi bu taciz meselesi çıkınca tabii bir sürü dedikodu falan oluyordur elbette konuşuluyor.
Samet diyor ki benden odası sahnesi vardı.
Bir öğretmen anlıyoruz ki biraz daha böyle seküler falan bir tip.
Biri biraz daha muhafazakar, biri biraz daha pasif falan bir tip.
Biri biraz daha disiplinli falan gibi böyle.
Hani her biri Samet için başka şeyler söylüyordur.
Evet doğru. Samet hakkında dedikodu yapılmıştır Kenan hakkında.
Peki bunun ana öyküle ne ilgisi var?
Hiç Samet umursamıyor ki dedikoduları falan filan.
Zaten oradan çekip gidecek. Zaten o insanları meslektaşlarını, okulun müdürünü falan bir arkadaşı, dostu, yakını falan gibi görmüyor ki.
Ama o öğretmenlerle yapılmış upuzun bir öğretmenler odası sahnesi var.
Okulun müdürüyle bu taciz meselesi üzerine uzun bir tartışma sahnesi var.
Yani işte okul müdürü hemen.
Bu taciz meselesi çıkmış hemen gitmiş ilçe milli eğitim müdürüne falan iletmiş o tacizi.
Ya o diyor ki sen hemen hani öyle bir şey var mı ki gittin hemen ilettin falan.
Ya kendi aranına bir kavga ediyorlar böyle tartışıyorlar.
Bunların bakın bu ek sahnelerin bu yal sahnelerin ana öyküyle gerçekten ilgisi yok.
İşte böyle bu şekilde ortaya dağınık bir durum çıkıyor.
Ve dediğim gibi tekrar aynı sohbete döneceğim.
Ne anlatıyor kardeşim bu film?
Bu kadar dağınıklık olunca ana öykü kayboluyor.
Ama diyorum detaylar çok keyifli.
Gerçekten çok güzel. Bir sürü güzel karakter.
Nefis çekilmiş.
O sohbet sahneleri, oradaki mimikler, oyunculuklar.
Oyuncularını o kadar iyi yönetiyor ki.
Bakın bir de şöyle parantez açayım.
Elbette sinema tarihinde veya günümüz sinemasında sayısız iyi oyunculuk performansı var.
Nefis oyuncular var. Ama Nuri Bilecikler'in filmlerinde farklı.
Bir sürü filmde oyuncular muhteşem oynar.
Yönetmen o oyunculukları yakalar.
Tamam burada da oyuncular iyi oynuyor yani bütün payeyi Nuri Bilge Ceylan'a yazacak değilim ama Nuri Bilge Ceylan'ın o sahneleri gerçekten çok özenle, çok detayla, çok böyle düşünerek hani bir sürü
tekrarlar alarak yani oyuncularını en üst seviyede yöneterek o performansları aldığını izlerken görebildim.
Yani Nuri Bilge Ceylan şahsen benim ve birçok kişinin de böyle düşündüğünü biliyorum.
O uzun konuşma sahnelerinden sıkılmadığımız nadir yönetmenlerden bir tanesi.
Ve buradan da şu konuya geleyim.
Diyorum ana öykü olarak fazla uzun, fazla detaylı işte ana meselesini kaybeden karmaşık filmler anlatıyor olsa da teknik olarak mükemmel, görsel olarak çok iyi.
Teknik olarak bence Türk sinema tarihinin en iyi yönetmeni yani ben onun kadar sinematografik filmler ortaya çıkan başka bir yönetmen görmedim.
Dünya standartlarında da bence çok iyi.
Ama Yine muhabbeti şuraya getireceğim.
3 saat 20 dakikalık bir şey yok bence ortada.
Yani esas o hani daha sade bir öykü anlatıyor olsa ya da şöyle söyleyeyim aynı öyküyü anlatsın da daha da sadeleştirilir.
O kadar yan karaktere bence ihtiyaç yok.
O kadar uzun konuşma sahneleri her ne kadar çok iyi çekilmiş diyorum yazılmış görsellenmiş olsa da o kadar uzun konuşma sahnelerine gerek yok.
Başka karakterlere yan öykülere fazla alan açan.
Aynen bakın tam işte bunu arıyordum.
Bunu söylemeye çalışıyordum.
Yani ana öyküyle hiç ilgisi yok demiyorum ama çok küçük katkılar yapan çok fazla süreler harcıyor Nuri Bilge Hoca.
Ve ben de bu tercihinin onun sinemasını zayıflattığını düşünüyorum.
Bakın bütün bu... Fikirlerime şöyle bir katkı yapmak istiyorum.
Bu fikrimi bir de şöyle açıklamak istiyorum.
Şimdi internette var küçücük bir aramayla görebilirsiniz.
Nuri Bilge Ceylan'a göre sinema tarihinin en iyi 10 filmi listesi var.
Şimdi o listede Nuri Bilge Ceylan birkaç yönetmenin 10 tane filmini sıralamış.
Ve ilginç bir durum var.
Şöyle ki andığı bütün filmler ve o filmlerin yönetmenleri Nuri Bilge Ceylan'ın bir anlamda takipçisi olduğu yönetmenler.
İşte Yasujiro Ozu var, Robert Bresson var, Andrei Tarkovsky var, Ingmar Bergman var.
Şimdi bu biraz benim canımı sıkıyor aslında.
Çünkü Nuri Bilge Ceylan'a göre sinema tarihinde kendi takipçisi olduğu sinema dışında kimse yok demek ki.
Yani Chaplin'ler, Hitchcock'lar, Rossellini'ler, Godard'lar falan bunlar yok yani.
Ne bileyim işte Kubrick'ler falan yok.
Bunlar o kadar önemli değil. Sadece kendi sinemasını görüyor Nuri Bilge Hoca.
Okey o bir önemli bir sanatsal akımın bir anlamda takipçisi son iyi bir temsilcilerinden bir tanesi.
Tamam bir yönetmen öyle görüyor olabilir.
Bunda çok eleştirecek bir şey yok. Ya bana göre var da hadi bunu boş verin.
Ama takipçisi olduğu akımın en güçlü yönetmenleri filmlerinde o kadar sadedir ki.
Anlattıkları o kadar nettir ki.
Öyle bir sürü yan karakter bir sürü yan öykü hiç öyle bir şey yoktur o yönetmenin filmlerinde.
Çok netlerdir.
Açıklardır ve çok da düşünsellerdir.
Genel olarak filmin ha onu da söyleyeyim o zaman.
Kuru Otlar Üstüne film bence iyi bir film.
Ama çok iyi değil bence.
Vay işte muhteşem öldük bittik geberdik.
Yok bence öyle değil.
Bana göre hala Nuri Bilge Ceylan'ın en iyi filmi.
Bir zamanlar Anadolu'da onun da üzerine geçebilir mi bilmiyorum.
O çok iyi bir film bence gerçekten.
Ama bu film oturup izlerseniz hani yüksek olasılıkla sıkılırsınız ama.
Kılmadan da izleyeceğiniz birçok şey var.
Yani diyorum biraz böyle derin nefesler alındı yani benim izlediğim salonda.
Ama bu kötü demek değil elbette.
Nuri Bilge Ceylan'da böyle bir anlatım tarzı var.
Nuri Bilge Ceylan ve kuru otlar üzerine fikirlerim kabaca böyle umarım özetleyebilmişimdir.
Bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Teşekkürler. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
