
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu haftaki programımızda, yılın öne çıkan ve oscarların da çok konuşulan filmlerinden Minari'yi konuştuk. Keyifli dinlemeler...
Transkript
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda yine yılın öne çıkan filmlerinden bir tanesini konuşacağız.
Minari. Minari Oscar'larda da boy gösterdiği en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar'ı filme gitti.
Onun dışında birçok dalda da Oscar'a da yoldu Minari.
Baya bir kutsandı, baya bir sevildi.
Ki yani internet sitelerindeki notları, eleştiri sitelerindeki notları falan acayip yüksek.
Yani yılın en iyi filmlerinden biri gibi böyle.
Hani işte 100 üzerinden 90'lar, 85'ler falan.
Yıldızlar, notlar böyle havada uçuşmuş.
Hem biraz bundan bahsedeceğiz.
Hani filmin bu kadar kutsanmasından, bu kadar kutsanmayı hak eden film mi?
Hayır. Ondan bahsedeceğiz.
Kötü bir film değil yine iyi bir film minare tabii ki kötü bir film diyecek kadar ileri gidemem ama bu kutsamanın bu böyle ittirmenin ooo süper harika muhteşem başyapıt hani böyle bu kadar pohpohlanmasının
sebebi ne bunu biraz inceleyeceğiz ve aynı zamanda geçtiğimiz haftalarda da biraz bahsettiğimiz hem biraz siyahi sinema hem biraz politik doğruculuk hem bazı filmlerin sadece işlediği konularla Yani merkeze
aldığı temalarla kutsanması ve peşinen iyi bir film olarak görülmesi üzerine de bir şeyler söyleyeceğiz.
Çünkü Minari tam olarak buna olanak veren film.
Bu konuyu konuşmamızı ve incelememize meyil veren bir film.
Onun için de çok önemli bir film olduğunu düşünüyorum.
Bazı şeyleri çok net gösteriyor yani.
İşin o tarafına biraz daha eğilmeye çalışacağım.
Tabii filmden de kabaca bahsedeyim.
Film 1980'li yıllarda Amerika'nın...
biraz daha böyle taşrası diyebileceğimiz, kırsalı diyebileceğimiz bir bölgesine taşınan bir Koreli ailenin hayatta kalma mücadelesinden bahsediyor.
Kabaca bu. Şimdi biraz böyle bir göçmenlik üzerine veya göç etmiş ailelerin içerisinde bulundukları durumu anlatan filmlerin kapsamında ve onların arasında anılabilir bir film.
Aynı zamanda farklı kültürlerin farklı bölgelerdeki yaşama zorluklarından bahseden bir film.
Ya da bahsetmeye çalışan bir film ya da bahsediyor gibi görünüp aslında hiç de bahsetmeyen bir film.
Ya bir aile dramı tam olarak bir dram.
Koreli bir aile Amerika'ya geliyor ve burada ayakta kalmaya çalışıyor.
Peki tamam. Güzel bir öykü.
Güzel bir öykü ama bilinlik bir öykü.
Yani bunun üzerine çok fazla film var.
Gerçekten çok fazla film var.
Olmasın da olsun elbette bu dünyadaki tüm ülkelerin...
Tüm coğrafyaların sorunudur zaten.
Köyden indim şehire.
Bizim sinemamızda da bunun üzerine sadece mizahi değil dramatik olarak da çok güzel örnekler vardır.
Değerli örnekler vardır. Züğürt Ağa demek yeter herhalde.
Ülkelerin belli dönemlerdeki yaşadığı ekonomik, sosyal, kültürel çalkantıları ve aynı zamanda sadece ülke içinde değil dünyanın genelinde de çok net bir kültürel, sosyal, ekonomik bir çalkantıdır bu.
Bir problemdir göç etme ya da farklı kültürlere ait ülkelerin insanlarının farklı kültürlere adapte olması her zaman bir sosyal sorundur zaten.
Sinemada bunu incelemesi gayet normal.
Ancak Minari'ye geldiğimizde hani yılın dediğim gibi böyle en çok sevilen böyle Oscar'larda boy gösteren hatta Oscar alan filmlerinden biri olarak Minari'de şimdi böyle bir konu odağa alınmış gibi görünüyor ama değil arkadaşlar.
Film bu açıdan sanki böyle hani mesaj adresine gitmemiş gibi ya da aslında bir konuya odaklanılmak istenmiş de bu başarılamamış, becerilememiş ve proje elde kalmış gibi bir durum var ortada.
Çünkü hemen çok kısacası bunun sebebini söyleyeyim.
Koreli bir aile Amerika'ya taşınıyor.
Peki okey. Ama burada başarılı olamıyorlar.
Yani sonunda daha doğrusu başarılı olamıyorlar demeyeyim.
Hani ilk girişimleri ya da ilk denemeleri diyeyim.
Ya da yaşadıkları ilk yıl öyle söyleyeyim.
Başarısız oluyor. Ancak ilginç olan şu.
Söz konusu Minare filminde madem Koreli bir aile Amerika'ya geliyor ve orada yaşama ve tutunma mücadelesi veriyor.
Ailenin burada tutunmakta zorluk çekmesinin...
Problem yaşamasının sebebi kültürel farklılıklar değil arkadaşlar.
Yani buraya bir Koreli aile taşınmış, Hint bir aile taşınmış, Türk bir aile taşınmış ya da İtalyan ya da ne bileyim ben Rus ya da fark etmez yani dünyanın hangi coğrafyasından gelen bir
aile olsaydı bu Minari'deki ailenin yaşadığı problemleri...
Öyle bir sorun seçilmiş sanki.
Şimdi normalde öyle değil midir?
Farklı kültürlerin, farklı coğrafyaların problemlerini işlerken, bu coğrafi ve kültürel farklılıkları işlerken, birbirine uyum sağlamaya çalışan farklı kültürleri incelerken onların kültürel
özelliklerini öne çıkarmamızı beklenir değil mi?
İşte Minari'de ben öyle bir şey göremedim açıkçası.
Hatta aksine Koreli bir aile oraya taşınıyor.
Orada bazı dostluklar ediniyorlar.
Çocuk okulda gidiyor. Orada bir arkadaş ediniyor falan.
Hiç kimse bu Koreli aileye bir ayrımcılık yapmıyor.
Tamam tabii ki bu güzel bir şey olması gereken bir şey de.
Yani kültürel bir sıkıntı çekmiyor bu aile.
Oraya aslında bir adaptasyon sorunu çekmiyor.
Adaptasyon sorunu çekmiyorsa o zaman siz kültürel ya da sosyal ya da bu göçle ilgili bir problem...
Anlatmış olmuyorsunuz yani bununla ilgili bir derdiniz olmuyor.
Peki diyelim ki Minari filmimiz ve yönetmenimiz böyle bir kaygı gütmüyor ya da böyle bir olaya odaklanmak istemiyor diyelim ki.
Olabilir bunda da bir sıkıntı yok.
Ama o zaman da bu film...
Kültürel farklılıkları inceleyen, işleyen ya da dünyanın farklı coğrafyalarından gelmiş insanların farklı coğrafyalara yerleşmesiyle ilgili bir problemi işlemiş olmuyor.
Ya da belki de bu aile, Koreli bir aile dedik ya atıyorum Kore'de yaşadıkları şehirden başka bir şehire gitselerdi de belki buna benzer bazı sorunlar yaşayacaklardı.
Belki adaptasyon sorunları çekeceklerdi.
Yani aslına bakarsanız filmin kültürel sosyal bir tespit yapmadığını görüyoruz.
Şimdi bu bir. Filmdeki temel sorunlardan bir tanesi bu.
Şimdi ikincisi filmde güzel bir işçilik var arkadaşlar.
Güzel. Oyunculuklar düzgün, yönetmenlik temiz.
Bir sıkıntı yok yani. Filmi izlerken teknik olarak, sinematografik olarak antipatik bir şey gelmiyor insana.
Ancak senaryosu o kadar fakir ki.
İnanın o kadar fakir ki.
Yani fakir derken neyi kastediyorum?
Çok kısaca yine söyleyeceğim size.
Filmde bir aile bir yere taşınıyor.
Orada işte bir karavanımsı bir evde yaşamaya başlıyorlar.
İşte adam tarım yapmaya başlıyor.
Aynı zamanda civciv çiftliği gibi bir yerde çalışıyorlar falan.
Peki tamam bunda da sıkıntı yok.
Ancak burada yani neticede bir çatışma ortaya çıkması lazım değil mi?
Hani bu ailenin bir şeylerde zorluk çekmesi lazım.
Ve o zorluğu aşmaları ya da aşamamaları vesaire.
Bunun öyküsünü izleyeceğiz biz tamam.
Daha çok bize film...
Ailenin çevreyle yaşadığı çekişmeleri ve çatışmaları değil kendi içerisinde yani aile bireylerinin arasında yaşadığı çatışmayı ve çekişmeyi anlatıyor daha çok film.
Şimdi o zaman bir aile dramıysa bu film öyle evet o açıdan da iyi bir film olduğunu düşünüyorum ben.
Ama bu sefer o ailenin Amerika'da olmasının ya da göç etmiş olmasının ya da farklı bir coğrafyada olmasının...
Ne anlamı kalıyor? Ya da en azından Amerika'da olmasının ne anlamı kalıyor?
Dediğim gibi Kore'nin bir şehrinden başka bir şehrine ya da Kore'nin köyünden şehrine ya da Kore'nin şehrinden köyüne taşınmış bir aile olsa da benzer aile içi çatışmalar karşımıza çıkacak belki de.
Yani bunun aksini gösteren fazla bir şey görmüyoruz filmde.
Kültürel çatışma filmi gibi görünüyor.
Tam da istediğim noktaya geleceğim şimdi.
Yani film Oscar'larda bir sürü ödül almış.
Yani başka ödüllerde, başka festivallerde de ödül almış.
Sadece Oscar'larda boy göstermiş bir film değil yani.
Dışarıdan baktığınızda bir göç filmi, bir kültürel çatışma filmi, bir sosyal uyum filmi gibi biraz daha böyle hem politik hem geniş tüm dünya insanlarının ilgisini çekebilecek ve dikkatini çekebilecek.
Bu konu üzerine doğru tespitler yapmış ya da ince noktaları değinmiş falan bir film gibi görünüyor böyle.
Öyle söyleyeyim. Ama değil arkadaşlar.
Yani filmin meselesi bu değil.
Sanki teknik işçilere falan bakarsak işte senaryo tekniğine, oyunculuğuna falan bir proje olarak bakarsak gayet kaliteli, iyi bir proje ya, iyi bir film o anlamda.
Ama sanki bu konuya eğilmemiş gibi yani eğilmek isteseymiş bunu başarabilirmiş gibi görünüyor.
Bunu becerememiş anlamında söylemek çok yani hiç haddim değil onu söyleyemeyiz ama derdi bu değil gibi filmin.
Daha çok ailenin dediğim gibi iç çatışmalarına yani ailenin...
Annesiyle babası arasındaki çalışmalara belli kararları verip vermeme gibi hani işte kadın erkeğe sözünü geçirecek, erkek kadına sözünü geçirecek gibi böyle bir aile içi dengelerden falan bahsediyor.
Daha sonra büyük annelere eve geliyor.
Onların kendi arasındaki yine ilişkileri işte büyük anneyle anne, büyük anneyle damat falan gibi böyle biraz daha böyle gelip görünce durumları var işin içerisinde.
Diyorum kötü değil yani bunları kötü anlamda söylemiyorum ama film göründüğü gibi bir film değil yani.
Ve bir de şöyle bir noktaya geleceğim.
Geçtiğimiz haftalarda dediğim gibi bahsetmiştim.
Biraz işte siyahi sinema falan, işte biraz politik sinema, belli konuları işlediğinizde hayranınız hazır, ödülünüz hazır, seveniniz hazır.
İşte Minari'yi ben biraz bu kapsamda gördüm arkadaşlar.
Kore'den Amerika'ya gelmiş bir ailenin öyküsünü anlat, Oscar'ı kap veya ödülü kap.
Düşünürsek Kore şu an hani dünyanın en böyle yakın zamanda son 10-20 senede falan böyle en serpilmiş, güçlenmiş dünyaya...
Ekonomik anlamda hitap edebilmiş, çok büyük varlık göstermiş bir ülke çok yakın zamanda.
Aynı zamanda ve aynı zamanda bu hani ekonomik işte ticari başarısının yanında sinemada da arkadaşlar Kore gerçekten son yılların en güçlü ülkelerinden bir tanesi, en iyi ülkelerinden bir tanesi.
Yani Kore'den öyle filmler çıktı, öyle güzel örnekler karşımıza geldi ki.
Ve şunu da belirteyim hani belli türler Hollywood'un hakimiyetinde.
Neden? Çünkü bazı film türleri özellikle hemen onları da söyleyeyim yani bilim kurgu, aksiyon, tarihsel filmler, dönem filmleri gibi türler, alt türler veya ana türler hemen hemen çoğunlukla yani %90
diyeyim Hollywood'un egemenliğinde.
Çünkü bu türler çok yüksek bütçeler gerektiriyor, çok ciddi teknik altyapılar gerektiriyor, çok ciddi...
Yani işte böyle efektler, post çalışmaları, acayip teknik ekipler yani.
Hani işte aksiyon filmi için ipçiler, patlamacılar, bir araba kovalama sahnesi çekmek.
Örneğin bir Hollywood, geleneksel sıradan bir Hollywood filmi diyelim.
Hani çok böyle öne çıkan böyle Avengers'lar, Avatar'lar gibi böyle çok büyük bütçeli filmleri falan bir kenara atıyorum.
Orta karar böyle fena değil işte güzel bir akşam geçirelim dediğiniz bir Hollywood aksiyon filminde bile karşınıza gelen bir aksiyon sahnesi neredeyse dünyanın başka hiçbir ülkesinde kolay kolay çekilemiyor.
olmayacak özelliktedir. Yani çok ciddi bir teknik altyapı gerektirir.
İşte Kore sineması geçmişte pek benzerine rastlamadığımız biçimde neredeyse Hollywood'a ait olduğunu düşündüğümüz bazı türlerde bile müthiş örnekler verdi arkadaşlar.
Özellikle aksiyon türünde.
Kore bu anlamda sinemada da çok serpilmiş bir ülke yani yakın zamanda.
Şimdi hem ekonomik gelişmesi hani dünyada Kore'nin çok daha fazla konuşuluyor olması.
Hem de sinema dünyasında da Kore'nin bayağı bir öne çıkması, bazı örneklerle açıkça Hollywood'u bile sollaması, Avrupa sinemasından da öne çıkması falan.
Şimdi Kore'yi biraz daha önemli bir konuma getirdi dünya konjonktürüne.
Bu filmi biraz öyle okuyacak olursak, yani Kore bu kadar güçleniyor, hani Hollywood'da...
Amerika'da Hollywood dediğim Amerika'nın sinema sektörü de Kore'ye pek sırtını dönmüyor.
Koreli insana, Kore'nin insanına biraz daha böyle bir pencere açıyor.
Onun Amerika'daki tutunmasını, Amerika'ya yaşadığı göçleri falan inceliyor gibilerinden bir şey çıkarıyor ortaya açıkçası.
Hani bu konuda bir ihtiyaç yaratıyor sanki.
Çünkü Kore'de de ciddi bir şey pardon Amerika'da da belli bir Koreli nüfus var.
Kore'den göç edip Amerika'da yaşamış insanlar var.
Biraz buna hitap etme biraz onların yaşadığı sosyal kültürel...
durumları inceleme gibi bir mail gördüm ben bu filmi yaparken.
Ya da bu filmin hani Oscar'da aday gösterilmesi, bir süre ödülde aday gösterilmesi, belli bir izleyici kitlesine ulaşabilmiş olmasının altında da böyle bir alt metin görüyorum.
Ki normaldir bu. Bunda da garip bir şey yok.
Aradan 20 sene geçer çok fazla Hintli ya da atıyorum çok fazla ne bileyim ben işte Faslı, çok fazla İsveçli, İsveç'ten pek olmaz yüksek olasılıkta ama Amerika'yı göç etti diyelim ve orada belli bir Amerikalı
Türkiye dışından gelmiş bir kitle oldu.
Onların da içerisindeki durumlarını, konumlarını inceleyen filmler yapılır.
Geçmişte de zaten işte İrlandalılar, İtalyalılar, işte Uzakdoğullar gibi bu hani etnik kökenli veya coğrafi kökenli insanların Amerika'daki yaşantılarını anlatan bazı filmler yapılmıştır zaten.
Bu da normal. Aslında bunu biraz da sektör refleksi diyoruz.
Yani ülkedeki sosyal, kültürel, politik, ekonomik gelişmelerin belli sektörlerce dikkate alınarak bunların üzerine bazı üretimlere imza atılıyor.
atılması kabaca olarak tanımlanabilir sektör refleksi.
Hollywood'un da hem Kore'nin son dönemdeki işte son 20 yıldaki dünyadaki durumuna göre hem de Amerika'daki Koreli, Amerikalı vatandaşların durumlarına pencere açma açısından minare filmini yapması
ve hani biraz da böyle perspektifte ilgi görmesi gayet normal.
Ancak dediğim gibi film aslında kültürel çatışma filmi değil.
Ekonomik çatışma filmi de değil.
Bildiğiniz bir aile dramı arkadaşlar.
Herhangi bir aile dramı denebilir film için.
O anlamda çok da böyle diyorum sanki hedefine ulaşamamış diyeceğim ama yanılıyorum gibi hissediyorum.
Sanki film bunu hedeflememiş gibi görünüyor.
Sadece Amerika'da geçen bir Kore filmi gibi veya Koreli bir ailenin Amerika'daki yaşantısını anlatan bir film gibi bir şey ortaya çıkarıyor.
Ama bir yandan da illa sanki işte Orada onların yaşadığı bölgedeki bazı Amerikalılar çok böyle yobaz atıyor.
Muhafazakar olsunlar da işte uzakdoğulları sevmiyor olsunlar.
Onlara ayrımcılık yapsınlar.
Eziyet etsinler falan. Şimdi bu da çok mu klişe olurdu?
Evet belki de çok da klişe olurdu.
Buna da bir şey demiyorum ama şöyle ince bir nokta var arkadaşlar.
Normal şartlarda daha önce birçok kez böyle özet olarak türlediğimiz filmleri diyelim.
Hani işte bir göç filmi. Atıyorum bir sosyal çatışma filmi.
Bakın birer cümleyle hani filmlere özetliyoruz ya.
Bu şu tip bir film diye.
Aslında bunları yaparken bazı türleri ve alt türleri küçümsemiş ve aynı zamanda biraz daraltmış, onlara biraz dar bir pencereden bakmış oluyoruz arkadaşlar.
Çünkü göç filmi dediğimizde ya da kültürel çatışma filmi dediğimizde aslında onlarca yüzlerce farklı öykü yazılabilir o tema üzerine.
Öyle düşünelim. Yani kültürel çatışma filmi deyince, sosyal uyum ya da uyuşmazlık filmi deyince sanki hepsi birbirinin aynası mı ya da birbirine illa benzemek zorunda mı?
Belli alt başlıklar altında filmler yapıyor olabilirsiniz.
Ancak yine de çok farklı, çok ilginç öyküleri imza atıyor olabilirsiniz.
Bunun hemen çok kısa bir örneği vereyim.
Geçtiğimiz haftalarda Metalin Sesi filminden bahsetmiştim size arkadaşlar.
Dinlememiş arkadaşlar olabilir. Dinlemenizi öneririm.
Orada çok ince bir şey vardı işte.
O film hani çok bilinen bir öykü anlatıyor gibi görünüyordu.
Ama çok ince bir noktayı bulup çıkarabilmiş ve onun üzerine gerçekten dramatik yapı inşa edebilmiş bir filmdi.
İşte Minari'den dürüst olmak gerekirse ben bunu bekledim.
Yani evet bir göç filmi, sosyal ya da kültürel çatışma ya da uyum filmi gibi görünüp böyle ince bir şeyler yakaladığını düşünmüştüm.
Ya da yakalayabileceğini fark etmiştim.
En azından bunu beklemiştim diyeyim.
Hani herhalde bu açıdan bu film ince bir şeyler yakaladı da.
Herhalde bu kadar işte Oscar'larda boy gösterdi.
Bir sürü ödüller aldı falan. Bu kadar yüksek eleştiren notlar aldı diye düşünmüştüm.
Ama gerçekten öyle bir şey yok arkadaşlar.
Gerçekten öyle bir şey yok. Tamam izledik güzel fena değil ama.
çok da izleyicisine bir şey katmayan, üzerinde gezindiği alanın, üzerinde gezindiği türün, alt türün, yani dediğim gibi bu işte göç, sosyal, kültürel adaptasyon filmleri dediğimiz alt türün
içerisinde çok da özel bir durumda ve konumda olmayan, o nedenle hani biraz da böyle bekleneni verememiş bir film olduğunu düşünüyorum ben Minare'nin açıkçası.
Yine de belki izlemek isteyebilirsiniz, bir göz atmak isteyebilirsiniz.
Dediğim gibi kötü bir film değil ama bence bekleneni verememiş ve yılın biraz da böyle yani parlatılmış filmlerinden biri gibi geliyor bana öyle söyleyeyim.
O anlamda yani Minari yılın biraz ittirilen biraz öne çıkarılan ama öne çıkarıldığı kadar da parlak olmayan filmlerinden biri olduğunu düşünüyorum arkadaşlar.
Evet bu haftalık bu kadar.
Önümüzdeki hafta tekrar görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
