
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Merakla beklenen Matrix Resurrections öncesi, eşsiz Matrix evrenini tekrar konuşmaya ve onu bu kadar değerli kılan neydi hatırlamaya ne dersiniz? Keyifli dinlemeler.
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar arkadaşlar, Sinematris''e hoş geldiniz.
Bu haftaki programımızda Sinematrix yapacağız arkadaşlar.
Matrix evreninden, Matrix dünyasından, Matrix gerçekliğinden, Matrix efsanesinden bahsedeceğiz.
Biliyorsunuz yakın zamanda, önce Kasım olarak açıklandı, şimdi en son 22 Aralık olarak netleştirildi.
Belki tekrar değişir bilmiyoruz ama...
Bundan sonra değişmez diye tahmin ediyorum.
Matrix Resurrections dirilişler filminin gösterime giriş tarihi belli oldu ve fragmanı ortaya çıktı.
Heyecan dorukta. Yani tekrar tabii Matrix hiçbir zaman unutulmamıştı aslına bakarsanız.
Her zaman gündemde olduğu, her zaman konuşulduğu, üzerine kitaplar yazıldığı, tezler yazıldığı.
Ve gerçekten sinema tarihinin en büyük, en önemli, en değerli filmlerinden biri oldu zaten ilk film.
Ve ilk filmin üzerine inşa edilen Matrix evreni de unutulmaz ve 21.
yüzyılın ilk ve en büyük başyapıtlarından biri olarak kabul edildi.
Sinema tarihinin de en azından o gün için son büyük başyapıtlarından bir tanesi olarak kabul edildi.
Oscar'larda kendisini gösterdi.
Bambaşka alanlarda, mecralarda hep düşünce dünyası.
Matrix üzerine bir şeyler yazdılar, bir şeyler söylediler.
Hayranların sevgisi hiçbir zaman bitmedi.
Filmler tekrar tekrar üzüldü.
Olağanüstü bir şeydi Matrix gerçekten.
Sinema sektörünün sinema severlerine, takipçilerine yaptığı en büyük kıyaklardan bir tanesiydi.
Dediğim gibi hiçbir zaman gündemden düşmedi ama bir yandan da hep böyle tartışmalar da oldu.
İlk filmin iyi bir film olduğu konusunda neredeyse kimsenin şüphesi yok.
Hemen herkes iyi diyor ama ardından gelen Reloaded ve Revolutions filmleri üzerine iyi de diyen oldu, kötü de diyen oldu, eleştiren oldu, yeren oldu, linç eden oldu, neler neler oldu ama...
Her şekilde o ilk filme olan aşk var ya arkadaşlar o ilk Matrix yani 1999 yılındaki gerçekten çok da çarpıcı bir filmdi.
Çok değerli çok özel bir filmdi.
Neyse sözü uzatmayayım Matrix'i öbe öbe bitiremeyiz tabii ki ama bugün size şimdi Resurrections'dan bahsetmeyeceğim.
Şöyle ki ben fragman izlemeyen bir sinema severim arkadaşlar.
Hele hele merakla beklediğim böyle çok heyecan duyduğum filmlere dair hiçbir ön bilgi edinmek istemiyorum.
Bu filmle ilgili yani fragmandan bahsetmeyeceğim size ancak yavaş yavaş Matrix'in...
Hani dördüncü bölümü diyelim artık hani bundan sonrası olur mu olmaz mı?
Bana bu evren hiç bitmeyecek gibi geliyor.
Ben size geleceğinden değil ya da Resurrections'dan değil geçmişten bahsedeceğim.
Hani son bölüme, dördüncü bölüme doğru yavaş yavaş yaklaşırken Matrix neydi, ne değildi?
Ne bu kadar rüzgar yarattı?
Özelliği neydi? Sinema tarihindeki değeri, önemi neydi?
Biraz size bundan bahsedeceğim.
Hani biraz daha böyle en azından eski bölümlerle ilgili.
Yani Matrix'in esas ruhu, esas hani o Matrix kafasıyla ilgili.
Biraz daha donanımlı olarak 4.
filmin karşısına geçmenize yardımcı olmaya çalışacağım.
Şimdi arkadaşlar Matrix'in özelliği neydi?
Matrix'i bu kadar büyük ve güçlü kılan neydi?
Bunun aslında ilk gözden kaçan nokta şu arkadaşlar.
Quentin Tarantino ile başlayan 90'lar sinemasının En büyük özelliklerinden bir tanesi sinema üzerinden sinema yapma akımıydı.
Sinematrisin eski programlarımızda, bizim eski programlarımızda bunun üzerine bir şeyler anlatmıştım ben.
90'lar sinemasının ayırt edici özelliği falan diye.
Bu sinema üzerinden sinema yapma akımı diye bir şey çıktı 90'larda.
Önceden hani sinema tarihinde böyle bir şey yoktu.
Filmlerin üzerine referanslar verme, filmlere göndermeler yapma...
Hatta filmlerden hani bir anlamda araklama diyoruz biz.
Araklama önceden yani 90'lar öncesinde araklama.
İşte utanılacak bir şey değil, güzel bir şey değildi.
Bir filmin başka bir filmden bir şey arakladığını görsek hemen işte linç ederdik, kızardık.
Aa işte ondan kopya çekmiş, şunu araklamış olur mu öyle şey.
Hiçbir özgünlüğü yok, hiçbir kendine haslığı yok vesaire vesaire derdik.
İşte Quentin Tarantino arkadaşlar bunu meşrulaştırmıştı biraz ama elbette Quentin Tarantino çok özel, değerli bir yönetmen.
Aldığı, arakladığı, kopyaladığı her şeyi başka bir şey için kullanabilen ya da onlara hani alakladığı şeylere ne kadar çok sevgi duyduğunu, ne kadar çok saygı duyduğunu filmlerin içerisine yedirebilen ve bize bu ruhla yeni bir
şeyler anlatabilen bir yönetmendi.
Bu açıdan değerli bir yönetmen elbette Quentin Tarantino.
İşte o sinema üzerinden sinema yapma akımı 90'ların başında başlayınca nereye kadar gidecekti biliyor musunuz arkadaşlar?
İşte Matrix'e kadar. Ne demek bu?
Şu demek. Matrix filmi arkadaşlar ilk bakışta Özgün ya da farklı ya da böyle çok kendine has görünse de arkadaşlar ilginç biçimde Matrix hiçbir özgün öge barındırmayan belki de
sinema tarihindeki ilk filmlerden bir tanesi.
Belki de ilk filmdir. Hiçbir özgün öge bağrındırmayan eğer çok dikkatli bir sinema gözüyseniz sinema tarihinin tamamına tabi bu kolay bir şey değil mesela hani ben bir sinema yazarı veya bir sinema tarihçisi
olarak elimden gelince sinema tarihine belli bir ölçüde hakim bir insanım ama hani o derece hakimiyeti birçok kişi iddia edemeyebilir ben de edemeyebilirim ama çok ayrıntılı Matrix'in üzerine çok değerli sinema yazarları çok ayrıntılı
incelemeler yazdılar. O sinema yazarlarının hani ben tabii ki hepsini okudum.
Hepsi tırnak içinde zaten benim çok sevdiğim okuduğum sinema yazarları.
O kadar ince ayrıntıda filmi incelediler ki ortaya şöyle bir sonuç çıktı arkadaşlar.
Matrix'in tamamen özgün, tamamen kendine az yani daha önce hiç yapılmamış hiçbir karesi yok neredeyse.
Yani bir anlamda Matrix sinema tarihinde var olan önemli güzel sayısız ögeyi hem tematik yani içerikle ilgili hem de görsel ögeyi Alıp bir arada
yepyeni bir yapıda izleyiciye sunabilmiş bir film arkadaşlar.
Şimdi bu konuya ayrıntılı girmeyeceğim çünkü onun üzerine 10 tane program yapılır.
Yani işte Smith, Agent Smith, Bond, James Bond.
geliyor mesela. Hani o kadar ince repliklere kadar.
James Bond'a göndermelerden tutun.
İşte Ghost in the Shell'ler, suç öyküleri, karanlık filmler, kara film denen hani film noir'lar işte ta 1930'da 20'li yıllara gidin işte Alman dışı vurumculuğundan tutun da Hong Kong aksiyon sinemasından geçin de
işte sanal dünya dedik işte Ghost in the Shell dedik, Japon animelerine, temel aksiyon formüllerine, westernlere ya o kadar çok yere gönderme yapan, o kadar çok yerden tırnak içinde söylüyorum hani araklamış, kopyalamış
bir film ki Matrix ama bütün bunları da alıp inanılmaz bir bütünlük içerisinde inanılmaz bir akıcılıkta diyorum yeni diyeceğim aslında yeni değil ama bir anlamda da yeni.
Yani hani tamamen aynısı da yok neticede.
Hani neticede sanal bir dünya ve evren filmi daha önce izlememiştik Matrix'den önce.
Birçok şeyi ustaca araklamış, kopyalamış ama ortaya da yepyeni bir şeyi çıkarabilmiş.
Bu anlamda Quentin Tarantino'nun başlattığı sinema üzerinden sinema akımını da...
Neredeyse sonlandırmış.
Bitmedi ama en üst seviyesine ulaşabileceği, bu akımla ulaşabileceği son noktayı temsil eden film olmuştu arkadaşlar.
Bu anlamda sinemanın herhangi bir alanına bir parça ilgi duyan, seven bir insan Matrix'ten kendisine hitap eden bir şeyler bulabilmişti.
O yüzden zaten çok geniş kitlelerin ilgisini çekebilmiş bir filmdi.
Hani sadece aksiyon filmi değil, sadece bilim kurgu filmi değil.
Başka birçok film türünü seven insan da Matrix'in içerisindeki kendine hitap eden bir şeyler bulabilmişti.
Aslında Matrix'in ilk güçlü tarafı, en güçlü tarafı buydu arkadaşlar.
İşte hani tamam süper aksiyon var, çok karizmatik tipler var.
İşte sanal dünya, işte internet dünyası, haberleşme dünyası, siber uzay vesaire tamam okey ama bunları...
Bundan sonra anmak lazım.
Yani Matrix neden bu kadar başarılı oldu?
Neden bu kadar efsane oldu?
Diyorsak aslında ilk belirtmemiz gereken madde sinema üzerinden sinema yapma akımının en büyük, en güçlü ulaştığı son nokta olması diyebiliriz aslında.
Şimdi ikincisi Matrix.
Ta 80'lerde başlayan bir Cyberpunk kültürü var.
Cyberpunk bir bilim kurgu alt türü.
Makineleşmenin ve bilgisayar...
Dünyasının bilgisayar teknolojilerinin insan hayatının etkilerini anlatan ve genellikle de karamsar bir gelecek öngörüsünde bulunan bilim kurgu alt türüne Cyberpunk deniyor arkadaşlar.
Bunun sinemadaki ilk...
Ve hala bugün için bile en önemli örneklerinden bir tanesi Ridley Scott'ın yönettiği Blade Runner filmidir arkadaşlar.
Yapay insanlar, işte insan makine birlikteliği ya da ayrımı hangi noktada insan biter, hangi noktada makine başlar veya tam tersi diyeyim.
Hani bunun üzerine nefis filmler var sinema tarihinde.
Çok önemli bir bilim kurgu alt türü, çok düşünsel, politik, eleştirel bir sinema alt türü, bilim kurgu alt türü aynı zamanda.
Ridley Scott'ın Blade Runner filmini 1982'de göstermek için çok sevilmişti.
O zaman için çok sevilmemişti tabii.
Önce ne oluyor olmuştu, bu ne biçim film falan denmişti zamanında.
Çok da yüksek kar etmemişti falan ama daha sonra o filmin değeri anlaşıldıktan sonra Cyberpunk alt türünde...
Olağanüstü güzel filmler yapıldı.
Terminatör yapıldı mesela. Nefis bir cyberpunk örneği.
İşte makineleşme, makinelerin insana ayaklanması, savaş, dünyanın yok olması, makinelerin bizi geçmesi vs.
Biliyorsunuz yani buna çok ayrıntılı anlatmayayım şimdi.
Başka birçok örnek var. İşte Matrix.
O makineleşmenin, o bilgisayarlaşmanın, işte sanal dünyanın, internet dünyasının buna siber uzay deniyor zaten.
Bu internet dünyasının ulaştığı noktayı gösteriyor arkadaşlar.
Artık çoğumuz internet başındayız ya, sokağa çıkıp bir konuyla ilgili bir eyleme, bir yürüyüşe katılacağınıza oturup ne bileyim Twitter başından, sosyal medya başından, bilgisayar başında bir şeye destek verebiliyoruz.
Dostluklarımız sosyal medya üzerinden, sohbetlerimiz sosyal medya üzerinden, görüşmelerimiz sosyal medya üzerinden, politik, sosyal, kültürel birçok konuyu sosyal medya üzerinden veya internet üzerinden takip ediyoruz, inceliyoruz, eleştiriyoruz,
katılıyoruz, uzak duruyoruz vs.
Yani neredeyse hayatlarımızın çok büyük bir çoğunluğunu sosyal medya ve internet üzerinden geçiriyoruz.
İşte Matrix bunun hangi noktaya varabileceğine dair olağanüstü bir alegoriydi arkadaşlar.
Yani geleceği gösteren bir anlamda sanki yakın geleceği gösteren hani öyle bir seviyeye varacaktı ki artık bu sanal internet dünyasındaki yaşamlarımız artık resmen gerçek dünyaya gözlerimizi yumup
kendimizi bir sanal dünyanın içerisinde var etmeye başlayacaktık.
Tabi bunu yaparken de kontrolü kaybetmiş ve aslında kontrolü makinelere, bilgisayarlara, yazılımlara bırakmış olacaktık.
Bunun nefis bir temsiliydi arkadaşlar Matrix.
Hemen 3. maddeye geçiyorum.
Nefis bir aksiyon filmiydi arkadaşlar.
Teknik olarak görsel olarak çok yenilikçiydi.
Çok çarpıcıydı. Slow motion denen bir aksiyon çekim tekniği kullanıyordu.
100 tane falandı yanlış hatırlamıyorsam.
104 kamera mı ne anlatılıyordu o zaman filmin çekimleri tanıtımında falan.
104 tane kamerayı yan yana böyle diziyorsunuz.
Siz bir hareket yapıyorsunuz. Kameralar ardışık olarak fotoğraflar çekiyor falan.
Hani kamerayı o hızla hareket ettiremiyorsunuz.
Aksiyonun çevresinde. ve hani o Neon'un kurşundan kaçtığı yavaşlatılmış sahneler falan vardı ya arkadaşlar veya Ajan Smith'le o metroda dövüştüğü sahnede böyle kamera çevresinde geziniyordu falan.
O işte o teknikler o yıllarda aslında 0 km değildi yani o teknikler daha önce biliniyordu ama Matrix filminde o kadar güzel, o kadar muhteşem bir şekilde kullanılmıştı ki hepimiz
büyülenmiştik gerçekten. Yani aksiyon tekniği olarak, görsel olarak falan çok çarpıcı, çok iyi.
Hong Kong aksiyonu sinemasından etkilenen.
telciler denir ona arkadaşlar.
Artık çok ucuz aksiyon filmlerinde bile kullanılıyor.
Hani oyuncuyu bir telle böyle yukarıdan rayla hani uçuruyorsunuz, hoplatıyorsunuz, zıplatıyorsunuz falan.
Telciler deniyor onlara.
Bir Hong Kong aksiyon tekniği o.
Hong Kong'da keşfedilmiş ve orada daha çok işte karate filmlerinde falan işte uzak doğu dövüş filmlerinde kullanılan bir teknikti.
Matrix bunu muhteşem biçimde kullandı gerçekten.
Aksiyonu çok keyifliydi yani.
İzlemesi çok keyifli bir filmdi.
Bu kadar alt metne rağmen dönemin işte ruhunu yakalamasının yanında bir gişe filmi olarak çok eğlenceli, çok heyecan verici, nefis sahnelere, nefis bir teknik işçiliğe, akıcılığa sahip bir filmdi.
Çok keyifliydi izlemek. Bütün bunları bir kenara koyuyorum.
Her şeyi bir kenara koyuyorum. Bir felsefi tarafı da vardı arkadaşlar.
İnsan nedir? Makine nedir?
Hangi aşamadan sonra insan, şimdi cyberpunk alt türünde zaten vardır.
İnsanın makineleşmesi, makinenin insanlaşması.
Yani artık hepimiz çalışma hayatını işte kapitalist dünyada ezilen bireyler olarak işte işe git, eve gel, yat, uyu, ye, iç, işte paranı git, harca, tüketim toplumu bireyi olarak AVM'lere git, sürekli alışveriş
yap falan artık monotonlaşmış, resmen makineleşmiş birer.
İnsan haline gelmiştik.
Ancak makinelerde giderek akıllanarak biraz biraz duygu kazanmaya biraz nasıl diyeyim insana yaklaşmaya artık o eski ilkel makine veya bilgisayar teknolojilerinden kurtulup makinelerin artık
giderek akıllanması insana yaklaşmasının temsiliydi aynı zamanda Cyberpunk alt türlü.
Matrix da bunun son ve en iyi örneklerinden bir tanesiydi.
İnsan makineleşiyordu.
Makine resmen insanlaşıyordu.
Hatırlayın Terminator filminde işte özellikle Terminator 2'de bu çok işlenmiştir.
İşte T-800 Arnold Schwarzenegger'in canlandırdığı karakter gelir ve John'un bir nevi hani var olmayan babasının yerine geçer falan işte.
Ben işte ağlayamıyorum ama işte ağlayabilseydim şu an ağlardım falan filan böyle güzel replikleri falan vardı ya.
Hani makine yavaş yavaş duygulanır.
İnsanı anlamaya başlar falan.
İşte onun... tapıydı, dibiydi Matrix resmen.
Onun son ve o zaman için en güzel örneksi bir tanesiydi ve hala belki en güzel örneği bilmiyorum yani onu incelemek lazım ama en iyi örneklerinden bir tanesi olduğu kesin hala.
Şimdi işte 4 madde mi saydım artık 5 madde mi saydım bilmiyorum.
Yani Matrix özetle hem o zaman için hem bugün için hala günümüz için bile Çok özel bir film.
Çok değerli bir film. Çok çok önemli bir film.
Bugün bile açıp izlediğiniz değerli Matrix'i hala çok iyi arkadaşlar.
Dün yapılmış gibi yani. Ben birkaç gün önce tekrar izledim.
Hatırlamak istiyorum o günkü heyecanımı tekrar.
Ki ben üniversitedeydim Matrix gösterime girdiğinde ve sinema salonunda 11 kez gitmiştim arkadaşlar.
11 kez sinemaya gitmiştim bu film için.
O kadar iyi hatırlıyorum ki.
Olağanüstü bir şeydi yani. Matrix'i tekrar tekrar izlemekten.
Tabi bir de sadece ilk film değil şimdi.
Esas ilk film başyapıt yani sinema tarihine bu büyük yumruğu vuran böyle damgasını vuran film Matrix'ti.
İlk bölüm 99. Ondan sonra iki tane devam filmi yapıldı.
Reloaded ve Revolutions. Bence o filmler de çok iyiydi.
İlk film kadar çarpıcı değillerdi elbette normal olarak genelde olduğu gibi ama belli bir kesim arkadaşlar hiç iyi değil bu filmler falan demişti.
Hatırlıyorum kötü notlar verildi, linç edildi filmler falan ama bence bu yaklaşım doğru değildi.
O filmler de gayet iyi filmlerdi.
Ve onun üzerine zaten Matrix...
10 tane animasyon yapıldı.
Bunun üzerine işte bilgisayar oyunları yapıldı.
Çizgi romanlar yapıldı vs. Matrix evreni giderek büyüdü, büyüdü, büyüdü.
Mesela Animatrix 10 animasyon da arkadaşlar ben birçok kez izledim.
Hem fikrim olsun diye izledim.
Hani fikrim olsun diye izlerken filmlere kapıldım gittim.
Çok iyi animasyon kısa filmler.
Yaklaşık 10'ar dakika her biri.
10 tane film. Onlar da çok iyi.
Yani Matrix evreni zenginleşe, zenginleşe, zenginleşe artık resmen vazgeçilemez.
Böyle hani unutulamaz.
Sürekli göndermeler yapılan.
Sürekli anılan. olağanüstü bir evren haline geldi ve işte artık 22 Aralık'ta da Resurrections'la Matrix evreni daha da zenginleşecek, daha da büyüyecek, güçlenecek ve evet
heyecanla bekliyoruz. Ancak şunu da söylemeden edemeyeceğim arkadaşlar artık programımı hani sohbetimizi o şeyle kapatayım.
Ben sürekli sosyal medyada işte Twitter'da arkadaşlarla konuşurken falan veya hani her zaman aktivitem içerisinde hep şunu hatırlatmışımdır.
Lütfen lütfen tüm sinema sever arkadaşlar şunu söylemişimdir.
Hiçbir filmi Çok büyük heyecanla beklemeyen arkadaşlar.
Ben bir hani hem bir sinema sever hem de sinema yazarı olarak geçmişte sayısız film böyle heyecanla merakla bekleyip sonunda devasa bir hayal kırıklığına uğradığım olmuştur.
Onun için ay geberiyoruz falan.
Hele bir de o heyecan artık bir de şuna varıyor yani.
Kesin çok iyi bir film gelecek.
Aynı yönetmen yönetiyor. İşte aynı oyuncular var.
Olağanüstü bütçe var. İşte nefis bir senaro yazmışlar.
Çekimler şu kadar sürmüş.
İşte fragman da çok güzel.
Filmden gelen kareler de çok güzel.
Reklamları çok güzel. Kesin mükemmel film.
Değil arkadaşlar. Hiçbir filmle ilgili diyorum izlemeden önce lütfen bir fikir oluşturmayın.
Hele hele yüksek fikirler oluşturunca böyle artık şey oluyor bir de.
İyi bir film bile gelse çok iyi olmadığı için ya da çok iyi bir film bile gelse bir başyapıt olmadığı için en azından böyle bir küçük bir hani beklediğim gibi değildi kafası oluşuyor ve insanlar biraz filmlere kötü bakmaya başlıyorlar.
O nedenle çok yüksek beklentilerde olmayın.
Elbette hepimiz heyecanlıyız yani Matrix'in son bölümü için ama çok iyi bir film olacak ded...
Ben demiyorum. Siz de demeyin diyorum size.
Ama yüksek olasılıkla iyi bir film olacak.
Bu kadar söylüyorum. O kadar olur değil mi?
O kadar olur. Yüksek olasılıkla iyi bir film gelecek arkadaşlar.
Umuyorum ki Matrix evreni...
Artık böyle bundan sonra sürekli bizimle birlikte olur.
Bakın Star Wars taa 1977'den beri bizimle bitmedi.
Bitmiyor, bitemiyor yani. Çünkü o kadar zengin, o kadar güzel bir dünya.
Matrix evreni de bir nevi Star Wars evreni gibi artık böyle sürekli var olmaya ve sinema severleri bizleri böyle oh gani gani bol bol beslemeye, mutlu etmeye devam edecekmiş gibi görünüyor.
Umarız bir sekteye uğramaz bu filmle birlikte.
Evet heyecan içerisinde bekliyoruz diyelim.
Artık tabii ki filmin üzerine tekrar bir program yaparız.
Elbette birçoğumuz izleyeceğiz filmi.
Onun üzerine Merçiks sohbetine devam etmek üzere şimdilik ara veriyorum arkadaşlar.
Evet bu haftalık bu kadar.
Tekrar görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
